Mülteciler için zirve

2 Eylül 2014

Adli Yıl açılışı nedeniyle yapılan açıklamalar yargının ağır hasta olduğu alârmını veriyor.Bu durum devletin en yüksek katlarında teşhis ediliyor. Ama ya tedbir önerilmiyor veya önerilen yöntemler çatışmayı derinleştiriyor.Adli Yıl açılışı nedeniyle yapılan konuşmalar ve yayınlanan mesajlar sadece yaranın ne kadar derin ve müdahale gereğinin ne kadar acil olduğunu ispatlıyor.Mesela Yargıtay Başkanı Ali Alkan, “yargıyı isteğe göre dizayn etmek” için baskı kurulmak istendiğini belirterek şunu ekliyor:“Yargıtay ve HSYK Kanunu’nda yapılan değişiklikler, sorunları arttıracak niteliktedir.”Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç devlette asla paralel yapı kabul edilemeyeceğini beliterek “Ancak bunun belgesi, bilgisi varsa ortaya konulmalı” diyor.Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, sorunun temelinde keyfilik olduğunu ifade ederek ekliyor;“Sorun ‘Benim istediğim gibi karar vermez benim işime geldiği gibi düşünmez, istediğimi yapmazsan seni hain ilân ederim, hedef gösteririm’ keyfiliğidir.”Sorun o kadar büyümüş ki, epeydir askeri olmayan meseleler üstünde fikir açıklamayan Genelkurmay Başkanı bile konuşuyor ve...“Türkiye’nin hukuka ihtiyacı olduğunu” söylüyor.Sözü olan sözlüyor fakat muhatap adreste değil; sözler uçup gidiyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan törende olmasa da kendisine borç çıkaran bir mesajı gönderdi.“Yargı içine sızarak örgütlü şekilde hareket eden ve yargı sistemini felce uğratmaya çalışan girişimler karşısında hepimiz eşit derecede mesulüz” dedi.Yargıdan razı bir Allah’ın kulu görülmüyor ortada.Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek görevi çerçevesinde acaba Cumhurbaşkanı yargı konulu bir zirve düzenleyemez mi?Yetkilerini sonuna kadar kullanma kararlılığı için bundan daha önemli sebep bulunabilir mi?Mülteci kabul etmenin ayarı kaçtı!İngiltere’yi örnek almalıyız.Son yıl adaya göç eden insanların sayısı 243 bine çıktı diye Başbakan Cameron yönetimi adeta topa tutulmuş halde.Onlar göçmen kabul etmenin, bedeli vatandaşlar tarafından ödenen bir özveri olduğunu biliyorlar ve ona göre tedbir arıyor.Bizde Suriye kökenli mültecilerin sayısı neredeyse 1,5 milyon kişiye yükseldi. Kontrolsuz yerleştikleri kentlerde barış tehlike yaşıyor.Sızacak terörist unsurların vereceği kalıcı hasar hiç hesap edilmiyor.“Artık yeter” deme zamanı geçiyor bile.Taşıyamayacağımız sayıda göçmen kabul etmenin sevap değil günah üreteceğini görmeyecek miyiz?

Devamını Oku

Devlette küslük olmaz

1 Eylül 2014

Adli yıl açılış törenleri yüksek seviyeli boykot altında yapıldı. “Adalet Mülkün Temelidir” sözü yine yargıyla ilgili yapıların duvarlarında kaldı.Cumhurbaşkanı Erdoğan Danıştay’ın kuruluş yıldönümü toplantısında koyduğu şartı gerekçe göstererek gitmedi törene..Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’nun konuşma yapacağı adli yıl açılış törenine katılmayacağını önceden ilân etmişti.Yargıtay Başkanlar Kurulu hem geleneği bozmamak, hem de ifade özgürlüğünü korumak adına Cumhurbaşkanı’nın koyduğu şartları sağlamak yoluna gitmedi.Yargının savunma kanadı yani barolar altında örgütlü avukatlar hiçbir bahane ile boykota feda edilemezdi.Cumhurbaşkanı 1 Eylül mesajında “Yeni Türkiye, adalet ve özgürlükler üzerinde yükselecektir” dedi.İfade özgürlüğüne özel olarak vurgu yaptı.Cesaret telkini!..Cumhurbaşkanı Erdoğan, cemaati sebep gösteren bir tehlikeyi de işaret ederek şunları söyledi:“Tüm yargı kurumları ve mensupları adeta yargıyı teslim almaya çalışan, siyasi ideolojik ve zümrevi gruplara karşı son derece hassas, dikkatli ve cesur olmak zorundadır.”Yargıtay Başkanı Ali Alkan da tablodan hoşnut olmadığını ortaya koyarken şöyle konuştu:“Yargıtay Kanunu ve HSYK Kanunu‘nda yapılan değişiklikler ile yargıya müdahale girişimleri, sorunları çözmekten çok arttıracak niteliktedir.”Tarafsızlık ve bağımsızlıkla ilgili sorunların yargıyı sıkan ortak problem olduğu, yeni adli yılın açılışında saptanmıştır.TBB Başkanı Prof. Feyzioğlu da sorunun başka bir kaynağına dikkat çekti:“Düşmanımız kin ve keyfiliktir. Yargıya yönelik açık ve yakın en büyük tehlike ‘devlet benim, ben ne dersem o olur’ keyfiliğidir!”Atatürk.. Nihayet..Parlamenter sistem gücünü iki tarafsız oyuncudan alır. Bunlar tarafsız Cumhurbaşkanı ve tarafsız Meclis Başkanı’dır.Dünkü toplantıya bu iki “güvence” çalışmadı. Yoktular çünkü.Daha fenası Meclis Başkanı, Adalet Bakanı da katılmadı.Hatta iktidardan bir temsilci...Anayasamızın Cumhurbaşkanı’na yüklediği en hassas görev şudur:“(Cumhurbaşkanı) devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir!”Cumhurbaşkanı enerjisini ve yeteneklerini “devlette küslük olmaz“ gerçeğine hizmet için değerlendirmeli.Halkı küçük jestler bile mutlu ediyor.30 Ağustos törenleri sırasında Cumhurbakanı Erdoğan, Atatürk’e Mustafa Kemal demekten vazgeçtiği ve Atatürk dediği için mutlu olduklarını yazan bir çok okuyucu mesajı aldım.Biraz uyum ve çaba, pek çok sorunu çözmeye yetiyor. Esirgemeyelim...

Devamını Oku

Mültecileri unutmayalım

30 Ağustos 2014

AKP’deki lider ve hükümet değişikliği “Hızır gibi” yetişen bir kurtarma vakası olabilir.Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olarak elde ettiği büyük başarıların karşılığı olarak yükselmedi Başbakan koltuğuna.Belki Başbakan Erdoğan’ın yönlendirdiği Suriye siyasetinin günahında payı olmadığı halde bedelini ödeyerek mağdur duruma düştüğü için kısmet kapısı açıldı.Ve Başbakan tarafından korumaya alındı.Yoksa Dışişleri Bakanlığı koltuğundan düşer, biterdi.Hatırlamak lâzım Suriye macerasını.Güney komşumuzla, birleşik bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar yakınlaşmıştık. Suriye’nin güçlü arka planını görerek yanlış adımlar Davutoğlu tarafından önlenmeliydi. Olmadı.Bu durum Başbakan’la Dışişleri Bakanı’nı sorumlulukta birleştirdi.Stratejik körlükDin ve mezhep boğuşmasının vahşi terör örgütlerini Suriye’ye çekeceğini, oluşacak kanlı bataklığın pek çok açıdan Türkiye’ye bedel ödeteceğini görmemek mümkün değildi.Dış politikamız o imkânsızı da başardı!Dünyanın en vahşi terör örgütü ile komşuyuz şu anda.Bir buçuk milyon Suriye vatandaşı, insanoğlunun başına gelebilecek en elim sorun olan mülteci durumuna düşmüştür.Bu çaresiz insanlar parklarda yaşıyor, trafik lâmbasının durdurduğu kavşaklarda dileniyor, gençleri suç işliyor..İki üç ay sonra yağmur mevsimi geldiğinde ne olacak?Can ve mal güvenliğine, asayişe yeni bir tehdit oluştuğunu internetteki trafiğe bakılırsa vatandaşlar görüyor ve uyarmaya çalışıyor; ülkeyi yönetenler ne zaman fark edip harekete geçecekler?Sınıra kamplar...Mülteci faciası kendini ihbar etmişti. Sayılar 500 bini bulduğunda Türkiye BM’e başvurarak, bu insani yardımın yükünü paylaşacak ülkeler bulunmasını isteyebilirdi.Olmadı, sayı 1,5 milyonun üstüne çıktı.Kış geldiğinde mülteciler büyük kentlerimize girememeli, ama onları doyacakları ve güven içinde yaşayacakları kamplar beklemelidir.Bu kamplar Türkiye’ye komşu Suriye topraklarına kurulmalı, güvenlikleri de BM şemsiyesinde oluşturulacak askeri ortaklıklar eliyle garanti edilmelidir.Yeni Cumhurbaşkanımız ile yeni Başbakanımız için vicdani bir borçtur bu aynı zamanda.Bu borç ödenmezse milli güvenlik ve huzur tehlike altında olacaktır.

Devamını Oku

30 Ağustos helâl vatan

29 Ağustos 2014

Atatürk ve emanetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin en değerli manevi sermayesidir.Bu değerin kazanımlarından son yıllarda mahrum bırakıldık.Çünkü Aatürk’e ve askere milletin şükran duygusu frenlenmeliydi.Genelkurmay Başkanı’na kadar uzanan kumpasın hedefine ulaşarak birikmiş intikam duygusunun tatmin edilmesi böyle mümkün olacaktı.Ulus bilincini zindeleştiren milli bayramlara yönelik tasfiye hareketi ne mutlu ki amacına ulaşamadı. Halk kurtuluş savaşının ve devrimlerle yücelen cumhuriyetin mucizelerini unutmadığı gibi o mucizeleri yaratan Atatürk’ü, fedakâr ve kahraman silâh arkadaşlarına duyduğu minneti de unutmadı.30 Ağustos bir meydan muharebesidir. Kesin hesabın görüldüğü bir kapışma, boğazlaşmadır.Egemen bir devlet kurmak için daha kutsal, daha helâl bir yer olamaz. Özgürlüğü hak eden daha fedakâr, daha kahraman askerler olamaz.Aslan yürekliCumhurbaşkanı’nın beğendiği ve sık sık okuduğu o şiir:Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!Ay yıldızlı al bayrağımız 30 Ağustos’ta Afyon’da daha çok bayrak oldu, Oradaki toprak, kahraman askerlerin o meydan muharebesini kazanmak için döktükleri kanlar sebebiyle daha çok vatan oldu!Başta Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silâh arkadaşlarını minnet duyguları ile anıyor yüce ruhları için rahmet diliyoruz.Atatürk şöyle anlatıyor:Ebedi muhafızlar“30 Ağustos muharebesi tarihimizin en mühim bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz büyük ve parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.Hiç şüphe edilmemeli ki yeni Türk devletinin , genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı.Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır.”Atatürk 30 Ağustos zaferini kazanan ordunun başkomutanı olduğundan dolayı daima mutlu ve bahtiyar olduğunu söylüyor.Yarattığı kurtuluş mucizesi sebebiyle, bize özgür topraklar, özgür semalar bıraktığı için biz de onu saygı, sevgi ve minnetle anıyor 30 Ağustos zaferini kutluyoruz.Sonsuza kadar da milletçe kutlanmasını diliyoruz!

Devamını Oku

Ayran içmedi ant içti...

28 Ağustos 2014

Cumhurbaşkanı Erdoğan yemin ederek görevine başladı. Hayırlı uğurlu olsun..Erdoğan, üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücü ile çalışacağına Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namusu ve şerefi üzerine andiçti.Tarafsızlık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekçi bulmadığı, hatta sevmediği bir kimlik.O bitaraf olanın bertaraf olacağına inanan biridir. Bunu şimdiye kadar hiç saklamadı.Hedefi, Gülen cemaati ile giriştiği savaştan kısa zamanda sonuç almak;Kürt sorununa kalıcı çözüm elde etmek;.. ve başbakanın yetkilerini cumhurbaşkanı yetkileriyle birleştirmek için anayasayı değiştirecek meclis çoğunluğunu 2015 seçimlerinde kazanmak..Geçmişe özlemBu hedefler AKP iktidarına neden lâzım?İtibarlı İngiliz gazetesi Financial Times, müstakbel Başbakan Davutoğlu’nun düşlerine gönderme yaparak şu cevabı veriyor:Davutoğlu’nun bu bölgede Türkiye’ye liderlik rolü biçen bir vizyonu olduğunu, ülkesini küresel bir güce dönüştürmek ve İslâm medeniyetini Türk liderliği altında birleştirmek istediğini yazıyor.AKP Genel Başkanı seçildiği kongrede Davutoğlu, bu hayalinin ipuçlarını verdi ama yaptığı açıklamanın yetersizliği kafaları karıştırdı.Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığından Başbakanlığa başarılarla yükseldiğini söylemek doğru olmaz. Ama son günlerin siyasi zeminleri Davutoğlu’nun devlet adamı kalitelerine sahip biri olduğunu ispata yetmiştir.AKP Kongresinin yapıldığı gün bir yorumcu günün bence en can alıcı değerlendirmesini bir TV kanalından yaptı ve kayboldu.Davutoğlu’nu nasıl bulduğunu sordular, o da şu cevabı verdi:“Ahmet Davutoğlu, Tayyip Erdoğan’ın entellektüeli..”Yeni Türkiye nerede?Davutoğlu seçmen tabanını idealize etmek, onlara ülkü kazandırmak istiyorsa daha açıklayıcı olmalıdır. Aksi halde Yeni Türkiye’yi uzak geçmişte arayan bir anlayışın temsilcisi gibi bakılacaktır.Kendine bu haksızlığı yapacak çevrelere fırsat vermesin.Çünkü AKP’nin ideolojik hamlelerinden hep kötü sürprizler çıktı. Halk iktidar tarafından iğfal edildiği inancına kapılıyor.İşte son eğitim karmaşası.. İsteği dışında imam hatip liselerine savrulan çocuklar, tepki gösteren aileleri...İnançlı gençlik böyle yaratılmaz!Bu kadar kapsamlı bir yapı değişikliği iyiliğe dönük yenileşmeler bakımından fırsattır.Cumhurbaşkanı tarafsızlık yeminini tutmalıdır.En azından yeni anayasa denemesi sonuçlanana kadar.

Devamını Oku

Yeni Türkiye için ne eksik?

27 Ağustos 2014

Tayyip Erdoğan, yeni genel başkanın seçildiği kongrede partisine veda etti.Buna “sözde veda” demek daha yerinde olur.Çünkü bir yere gitmedi, sadece bir üst kata çıktı!Konuşmaya başladığında seçim meydanlarından ezberlediğimiz mesajları tekrarlayan duygusal bir veda dinleteceği tahmini yapanlar yanıldılar.Çünkü daha sonra örgütün ve hükümetin içinde daima var olacağını bunun için Anayasa değişikliğini dahi beklemeyeceğini belli etti.Yani yarı başkanlık sistemi emri vaki olarak dayatılacak, zorlanırsa iktidarın karar oluşturduğu süreçlere yeni cumhurbaşkanı “evine girer gibi” dahil olacaktır.Erdoğan’nın konuşması, hiç değilse balkon konuşmaları kadar sevgi, hoşgörü ve güven duygusu taşımalıydı, olmadı.Vazgeçmeyecek...Yeni cumhurbaşkanı partideki nöbet değişiminin gerçekleştiği günün Yeni Türkiye’nin doğum günü olduğunu söyledi.Ama yargı ve paralel yapı, sorunlar listesinin en üst sıralardaki yerlerini koruyor.Yaklaşımı ile yeni Cumhurbaşkanı anayasanın şart koştuğu tarafsızlığa bağlı kalacağını söylemiyor. Tersine seçim sürecindeki tutumu ve konuşma üslubu bu konuda gerilimi sürdüreceğini belli ediyor.Erdoğan’ın yeni hükümete devrettiği ve Davutoğlu’nun da inanarak kabul ettiği iki misyon açıkça vurgulanmıştır.Biri terör meselesi, çözüm süreci ikincisi ise paralel yapı ile mücadele..Yeni hükümeti kuracak olan Ahmet Davutoğlu her iki misyon konusunda Tayyip Erdoğan’a güvence vermiştir.Yalnız şu sorulabilir:Tarihi bir görev değişimi töreninde paralel yapı olgusuna değerinden fazla zaman ayrılmadı mı?Bu öfke, paralel yapı ile başetmekte sistemin sıkıntıya düştüğü endişesini halkta uyandırmaz mı?Ver yargıya bitsinTayyip Erdoğan dün şunu söyledi:“Kimin çıkarları uğruna ülkesine ihanet ettiği artık belli olan Pensilvanya, hukuk sistemine emir veremez, talimat veremez. Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sistemi Hasan Sabbah benzeri tehlikeli meczupların oyuncağı olamaz. Vatansever hakim ve savcılar, inanıyorum ki aralarındaki haşhaşileri temizleyecektir.”Evet, cemaat ve paralel yapı ile mücadelenin dozu, iktidar emanetini taşımanın ölçüsü olmaya devam etmesin. Adalet yere düşmesin.Daha önce bu kavgayı Başbakan götürüyordu. İddianın sahibi Cumhurbaşkanı oldu, fazladır.Yeni Türkiye fırsatı hukuk devleti için değerlendirilmelidir.Paralel yapıya cezasını bağımsız yargı vermelidir!

Devamını Oku

Farkı yaratma fırsatı önünde

26 Ağustos 2014

Halkın eski Türkiye’den memnun olmadığına karar vermiş olmalılar ki Yeni Türkiye sloganı yarattılar.İçinin doğru dürüst doldurulması şartıyla aklı başında kimsenin itirazı olmaz Yeni Türkiye’ye.Ama yeni sözcüğü uygarlığın parasal üstünlüklerine sahip olmakla hak edilmiyor; asıl zor sınav hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları kalitesinde farkı yaratmaktır.Eski Türkiye ekonomik büyüklüğü ile dünyanın ilk yirmisine girip demokraside ilk ellide olmayan ülkedir.Hali hazır Türkiye bile Meksikalı şair Octavio Paz’ın Üçüncü Dünya tarifine maalesef uyuyor.Octavio Paz’a göre “Üçüncü Dünya güçlülerin zayıflara sürekli egemen olduğu, siyasetin ekonomiye, hiyerarşinin yeteneğe, gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği, eleştirinin mutlaka bir şekilde cezalandırıldığı, insanın hor görüldüğü yerdir.”Bağımsız yargı görüntüsüPadişahların tahta çıkış törenlerini hatırlatan debdebe olumlu bir yenilik sağlar mı?Türkiye’yi yenileştirir mi?Hayır ama özenilen bir yenilikle Yeni Türkiye’yi inşa etmeye başlamak için bir fırsat önümüzde duruyor.Danıştay’ın geçen Mayıs’ta yapılan kuruluş yıldönümü törenine katılan Başbakan Erdoğan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’nun konuşmasına sinirlenmiş, yerinden kalkarak “edepsizlik yapma” diye bağırmış ve töreni terk etmişti.Tayyip Erdoğan’ın 1 Eylül’deki adli yıl açılış törenine Prof. Feyzioğlu’nun gelmesi halinde katılmayacağını açıklaması ile olay yeni bir boyut kazandı.Gelişme Yeni Türkiye’ye gereken değerlere olumlu katkı sağlayacaktır.Çünkü Yargıtay Başkanı bu açmazı Yargıtay Başkanlar Kurulu’na götürmüş kuruldan da yeni Cumhurbaşkanı’nın hoşuna gitmeyeceği belli olan bir karar çıkmıştır.Yeni Türkiye’ye doğruKurul yeni Cumhurbaşkanı’nın törene gelmesi için TBB Başkanı’nın davetiyesini hükümsüz kılar mı endişesi günlerce çekilmiştir ama korkulan şükür ki olmamıştır.Yargıtay’ın tutumu olumlu bir yeniliktir. Kararda Türkiye Barolar Birliği yargının savunma kanadı olarak tanımlanırken ifade özgürlüğüne de güçlü bir gönderme yapılmıştır.Yargı erki Yargıtay’ın verdiği karar sayesinde son yılların itibar erozyonu yaşattığı yargı kurumuna saygınlık kazandıracaktır.Üçüncü dünya kalitesizliğine son verme fırsatı önümüzde.Adli yıl açılış töreni, yeni Cumhurbaşkanı’nın katılacağı ilk büyük toplantı olacaktır.Eski Türkiye’nin alışkanlıklarını terk eden bir karar iyi bir başlangıç olur.Yeni Cumhurbaşkanı yeni bir şey yapmalı, törene gitmelidir!

Devamını Oku

Değişen kazanır

25 Ağustos 2014

Değişim ve yenilenme gibi kavramlar yeniden moda oldu.Bu kötü bir şey değil; yeter ki doğru tanımlansın.Zira bu konuda biz ülke olarak iyi bir şöhrete sahip değiliz.Mesela New York Times gazetesinde çıkan şu yorum..Yorumun yazarı İngiliz Birleşik Kraliyet Enstitüsü uzmanı Aaron Stein Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” ve “komşularla sıfır sorun” politikalarının başarısızlığa uğradığını savunurken yeni bir şey söylemiyor.Endişe verici yenilik şu ki “Türkiye’nin başarısız olan dış politikasında değişiklik beklememeliyiz” diye yazıyor; “Davutoğlu Başbakan olduktan sonra da Türkiye muhtemelen onun inşa ettiği dış politikayı sürdürecektir” tahmini yapıyor.Siyaset, damar sertliğinden muzdariptir.Yazık ki ilişkiler de aynı:Boykot ne halletti?Halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu katılmayacak.Bu karar da değişmeli.Çünkü Cumhurbaşkanı Gül’ün yemin töreni de CHP tarafından boykot edilmişti.Her şey bir yana, şimdiki boykot Erdoğan’ın, aylar ve yıllardır bağlı kalmayacağını tekrarlaya durduğu Anayasa’ya “Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda” nasıl bağlılık yemini edecek; bu merak bile boykot kararını değiştirmeye değmez mi?Seçim bir arınma fırsatıdır. Hiç bir toplum sorunlarını bir seçimden ötekine taşıyamaz.CHP çalıştı ama başaramadı. Yolsuzluk iddiaları, yargı sürecine girmiş suçlamalar bile iktidara zarar vermedi.Bunun suçunu CHP halkın değer yargılarında bozulma olduğuna yormasın, eksiği kendi anlatma yetersizliğinde arasın; orada bulacaktır!Değişim “işte şimdi oldu“ dedirtecek kalitede olmalı.Adayları halk seçsinBaşarısızlık değişimin kapısını ne zaman çalmalı?CHP lideri ölçüsünü açıklıyor:“Ben eğer anlamlı bir oy kaybı yaşatırsam giderim.”- Anlamlı oy kaybından kastınız ne?“Yani öyle sıfır noktalı falan değil. Birkaç puanlık bir kayıptan söz ediyorum..”Kılıçdaroğlu başarısızlık sayılacak kayıpların milyon milyon oylarla tarif edilmesi gerektiğini savunuyor.Bu anlayış da değişmeli.Çünkü 12 yıllık bir iktidarı üstelik yolsuzluk dosyalarına rağmen indiremeyen bir muhalefet başarılı kabul edilemez.Kendi içinden yükselen eleştirilere karşı adaletine de itimat edilemez.Böyle partiler en azından gelecek seçimin milletvekili adaylarını merkezde seçmemeli, bu hakkı sahibine, yani partinin üyelerine tanımalıdır.

Devamını Oku