Bir de bu çıktı başımıza; hetox... Yani erkeklerden arınma gibi bir şey...Neymiş efendim, kadınlar arada sırada hetox yapmalıymış.Bu onlar için bir kendine gelme, erkek sıkıntılarından kurtulma dönemi olurmuş.Ben şimdi size bu hetox'un aslında ne olduğunu ve manasızlığını anlatacağım.İyi oldu aslında; kadın-erkek ilişkilerinde, daha da önemlisi, insanın kendisiyle olan ilişkisindeki en büyük hatayı ortaya çıkaran bir turnusol kağıdı gibi ortaya çıktı bu hetox.Önce kadın erkek ilişkileri açısından bakacak olursak;Şimdi kızlar ya da yeni kadınlar, abuk sabuk ilişkiler yaşıyorlar ya...Daha doğrusu ilişki yaşadıklarını sanıyorlar ya...Evet öyle tabii; adam yalandan iki iltifat etse bir yemeğe çıkarıp hemen o akşam da işi pişirince, bizim kızlar ilişki yaşadıklarını zannediyorlar.Aslında içten içe bir şeylerin yanlış olduğunu seziyorlar. Seziyorlar da anlamazlıktan geliyorlar.Artık tekmeyi yiyinceye kadar da bu tutumlarına inatla devam ediyorlar.Hatta bazıları tekmeden sonra da devam ettirmeye çalışıyor.Hep bahsettiğim, "Fatal attraction" kadınlar...Kabus gibi erkeğin hayatından çıkmayı bilmeyen kadınlar. Onların nasıl bir nedenleri var bilmiyorum ama bir erkeğin hayatından çıkmayı kendilerine yediremiyorlar.Halbuki ilişkileri daha başından yanlıştır. Ya yanlış adamdır ya yanlış zaman. Aklı başında herhangi biri bunu görür. Söyler ama nafiledir.Bu kadınlar söz de dinlemezler.Sonra iki aya kalmaz size gelip ağlamaya başlarlar.Onların hırsları da göz ardı edilemez.ikincisini bulur bulmaz o ağladığı adamdan eser kalmayıverir.İşte bu tür kadınlar, üç dört denemeden sonra ancak yorulurlar. Ve işte bu ismini yeni koydukları, "hetox" moduna geçerler."Bir süre hayatıma erkek girmeyecek"Bu da yalandır ya neyse...Sanki "girmeyecek" deyince, girmeyecek.Ne olacak yani? Tam sen hetox'dayken karşına mis gibi biri çıktı; "Kusura bakmayın ben hetox'dayım da..." mı diyeceksin?Yoo...Apar topar soluğu kuaförde alacaksın.Niye?Çünkü bu hetox'lu kadınların en belirgin özelliği bakımsız olmaları...Erkek yükünden kastettiklerinin içinde kendi bakımları da var.Onlar genellikle bir erkek için temizlik ve süs yaptıklarından, hetox'lu halleri berbat olacaktır.Gerçi o halde hoş birinin onları fark etmesi de zor ama...Çünkü onlar hayatlarında erkek olmayınca ağda yaptırmazlar, pedikürleri yoktur, saçlarına takmazlar.Kız kıza yemeklere çıkıp erkek düşmanlığı yaparlar. Ama gözleri etrafta birilerini arar.Bu yüzden hetox, kadının kendisiyle ilişkisiyle de bağlantılıdır diyorum.Hetox, erkek endeksli yaşayanların ürünüdür.Hayatlarındaki erkeğe göre mutlu ya da mutsuz olurlar. Ona göre giyinir, ona göre kendilerine bakarlar.Halbuki kendisi için yapsa bütün bunları, erkek için yorulmasına da gerek kalmayacak.Tam tersi, erkek onun için yorulmaya başlayacak.Ne gerek var hetox/a falan.Şimdi bir daha düşünün bakalım, hangisi daha keyifli;Erkeklerden arınmak mı, onlara sarılmak mı?
MAZHAR-BİRİCİK HANGİ ALEMDELER?Onların bu fotoğrafları gözünüzden kaçmamıştır. Uzakdoğu dinlerine merak salmışlar gibi...Bir tuhaflık var ama ne?Bu tuhaflığın ne olduğunu çok düşündüm. Galiba sonunda buldum.Aslında Mazhar Alanson'da Budizm mudizm ya da bu durumlar yadırganmıyor..."Ondan beklenir", "O uçuktur", "Şimdi belli ki buna merak salmış" yorumları rahatlıkla yapılır.Dedim ya, yadırganmaz.Tuhaflık nerede biliyor musunuz?Yakışmıyor.Onun daha özgür olması gerekiyor gibi...Ateist olsa mesela...Ne bileyim; asi bir hali var ya, onu eğitmeye, bir yerlere bağlamaya çalışmasa, şekil yapmasa daha iyi olmaz mı?Tıpkı eskisi gibi...BOŞANDIKTAN SONRA ZUHAL OLCAY HEP BÖYLEBoşandığından beri yani aylardır neredeyse hergün, onun bu fotoğrafını en az bir gazetede görüyorum.Gördükçe de irkiliyorum.Fenalık geldi.Üzerindekilerin oyunun kostümü ve makyajı olduğunu bile bile kırmızı peruklu bu hali ona yapıştı sanki.Öyle kaldı sanki...Bundan sonra da hep öyle kalacak sanki...Alıştığım cool kadını arıyorum."Siz karıştırıyorsunuz. Ben aldatılmadım ki..." diyen kırmızı saçlı Zuhal Olcay'ı sevmiyorum.Kısacası onun bu fotoğrafından bıktım. Çok kötü.Hiç Zuhal Olcay değil."Ne yapayım, gazeteler bu resimleri kullanıyor" demesin. Yeni fotoğraflar verirse yenileri çıkar.Ha, oyunun promosyonuysa eğer ki, bir hayat kadınını canlandırıyor; o da kötü...Hiç hayat kadını gibi değil.O yine suskun, mesafeli, ulaşılmaz olsun...Ama biz ona ulaşalım...
Hani erkeklerin klâsik, "Bu kadınları anlayamıyoruz" muhabbetleri vardır ya, bir kez daha bakalım neleri anlayamıyorlar... Ben yardımcı olmaya çalışayım. Çeşitli sorular var akıllarına takılan. Mesela...KADINLAR NEDEN SEVİŞTİKTEN SONRA SARILIP UYUMAK İSTER? ERKEKLER İSTEMEZ...Aslında haklıdır erkek Adamın canı çıkmış. Kaç saattir uğraşıyor zaten (Saat dediysem tavlama süreci de dahil) yorulmuş. Hormonları düşmüş, dokunmaktan gına gelmiş.Burada asıl sorulması gereken soru "Kadınlar neden seviştikten sonra sarılmak ister" olmalı.Bu sorunun da cevabı var tabii...Şimdi kadınlar sevişmeyi, sevişmek, yani seks için yapmadıklarından...Peki ne için yapıyorlar?Sevgilerini göstermek için sevişmeye katlanıyorlar. Evet, kadınlara kalsa sadece ön sevişmede kalırlar.E, hal böyle olunca da, adam kendine geldiğinde, "Hadi sıra bende. Sen de bana sevgini göster" demenin bir yolu yani...Zaten seksi seks için yapan kadınlarda bu huy yoktur Bırakın sarılmayı, gözü adamı madamı görmez. Hatta gitsin isterKADINLAR YATAK MACERALARINI ARKADAŞLARINA NEDEN ANLATIR?İşte erkeklerin en büyük korkusu...Doğrusu, "evet" anlatılıyor.Ama bu biraz yeni bir kadın adeti. Niye anlatıyorlar biliyor musunuz? Bu aslında "Beni de beğenenler var"ın başka türlü bir ifadesi. Zira artik o kadar çok güzel ve geniş kızlar var ki...Burada önemli olan, "Hangi kadınlar, ne olursa konuşur"u tespit etmek...En tehlikelisi (erkek için) yeni boşanmış kadındır. Boşanmış kadının ilk erkeği olmak büyük talihsizliktir. Herkese anlatır. Arkadaşlarına, arkadaşları hem başkalarına hem kocalarına derken duymayan kalmaz.Kadınlara önerim; kocalarına anlatmamaları... Kınasa, dalga geçse bile fantezi kurmaya başlarlar, ona göre...Ha, ne anlatırlar?Gece çok iyi ya da çok kötü geçtiyse anlatırlar.Biz de kahkalarla güleriz...Ne var canım bunda?Bir soru daha alalım:KADIN KENDİNİ UMURSAMAYAN ERKEĞE NEDEN BAĞLANIR?Bu sorunun cevabı da basit: Kaçan balık kovalanır hesabı...Ama bu durum son zamanlarda değişik bir boyuta geçti."Fatal attraction" kadınlar çoğaldı. Kabus gibiler. Onları ayrı bir yazıda anlatırım size...En iyisi çok fazla soru sormadan, geldiği gibi, olduğu gibi yaşamak galiba...Hadi o kadar kati olmayalım;Biraz da icab ettiği gibi...
- Onur bana ait Sayın Koizumi.- Siz Yunanlılar'a hayranım. Sizi kıskanıyorum.- Sağolun, ama neden?- Seks yüzünden... Duyduğuma göre çok iyi seks yapıyorsunuz. Sekste üzerinize yok. Keşke biz de öyle olsak.- Öyleyizdir. Ama ben bu işleri bıraktım. Artik evliyim.- Ben de gençken çok hızlıydım.- Tabii ki ben de öyle... Gençken ilk seferden sonra hemen kendime gelir, ikincisini isterdim.Herhalde bu diyalogu okudunuz. Belki atlayanlarınız vardır diye bir daha yazdım.Ayrıca okuyanların bir daha okumasında da fayda var.Çünkü bu diyalogdan çıkarılacak çok ders var.Atlamayın...Birinci ve en önemli ders; erkek, erkektir. Başbakanı, şoförü, Yunanlısı ya da Japon'u fark etmez... Hele seksten bahsediyorlarsa... Ekonomi ya da uluslararası ilişkilerin araşma bir şekilde seksi sıkıştırmak erkeklere özgü bir marifettir. Bunun gibi daha pek çok maharetleri vardır. Ancak bu yetenekleri bir yere kadardır. Nereye kadar mı? Yukarıda okuduğunuz yere..."Ben bu işleri bıraktım. Artik evliyim."Haaa, demek ki çıkarılacak ikinci ders nedir? "Evliler seks yapmaz." Yani en azından eşleriyle...Bu tabii çok klasik bir sonuç ama Yunanlılar'da bile durumun bu olduğunu başbakanın ağzından öğrenmek yüreğinize su serpebilir diye vurguladım.Bu arada gecen bahar yaşadığımız bir olay aklıma geldi. Sitenin içindeki bütün kedilere dişi-erkek, yaz-kış demeden tecavüz eden komşunun kedisi... Sahibi, şikâyet üzerine onu kısırlaştırmıştı. Bir ay sonra onu bahçede kozalaklarla oynarken görmüştük. İçimiz acımısti. Yazık!Kıssadan hisseyi siz çıkarın artik."Herkesin bir kozalak zamanı vardır", "Ona buna saldırırsan sonun kötü olur", "Bari çaktırmadan yap" gibi...Bu öldüren diyalogda Japon başbakanının su sözlerine de dikkat etmek gerekiyor;"Keşke biz de öyle olsak" diyor ya, oraya...Bir ülke insanları için, bir başbakanın daha anlamlı ve samimi bir dileği olabilir mi?Bunu yazarken gayet ciddiyim."Mutluluklar dilerim", "Bize mutluluğun sırrını verir misiniz?" gibi bir şey bu. Karşılıklı bir anlaşmaya kadar gider bu iş. Düşünsenize seks yapıp mutlu olan bir sürü Japon. O gerginlikleri, yüksek sesli nidaları bir anda yok olmuş... Fotoğraf çekmeyi bile bırakırlar.Bırakabilirler mi? Bu sefer de birbirlerini sevişirken çekip durmasınlar! Alışana kadar olur o kadar canım...Zaman tanımak lazım.Bu arada konuyla ilgili olduğu için bir de dipnot koymuşlar habere; bir araştırma sonucuyla ilgili. Buna göre, Yunanlılar yılda ortalama 135, Japonlar 45 kez seks yapıyormuş. Türkler ise yılda ortalama 111 kez...Rakama bak; 111Bunlar hesabı şaşırmışlar; onun aslı, l+1+l'dir. Yani yılda üç kere falan. Onların tarihleri de bellidir zaten; ikisinin doğum günü ve yılbaşında...Yok gerçekten sonuç 111 çıktıysa da detaylı bakmak lazım. Bu 111'in içinde tecavüz ve mastürbasyonlar da dahildir.Bu rakamın yüzde 70'i mastürbasyon olsa, 38'i de tecavüz, iste geriye kalıyor, 3. Hesap tutuyor.O halde, ortaya ders alınacak bir durum daha çıktı:Evlenirken hesabınızı kitabınızı iyi yapın...
Kadınlar 13'üncü erkekte aradıklarını buluyorlarmış.Rakama bak; 13. insana hiç güven vermiyor. Sanki 12'ye kadar olanı veriyor da...Ya da 13'den sonrası...12'sinde bulamayıp aradığımızı 13'üncüde mi bulacağız yani? Aslında benim başka bir fikrim var da onu sonra söyleyeyim.Önce, bu kanıya nasıl varmışlar, neden 13 bakalım?..Berlin'de Humbolt Üniversitesi'nde görevli iki psikologun yaptıkları araştırmaya göre kadınlar ancak bir düzine erkekle birlikte olduktan sonra karşı cinste hangi özelliklerin kendileri için önemli olduğuna karar verebiliyormuş.Hata!Bunun aslı nedir, biliyor musunuz? Ben biliyorum.Bu kadınlar, bir düzine erkekle birlikte olduktan sonra beklentilerini azaltmaya başlıyorlar.Razı oluyorlar yani...Hatta biraz daha açık konuşacak olursak, elindekilere fit oluyorlar.Yani olay şöyle gelişiyor; ilkinden sonra üçüncüye kadar büyük bir şevk veazimle süren ideal erkek arayışı, dördüncüden sonra ivme kaybeder."3-4, eee, nereye kadar, herkesinki çok mu iyi canım? Hepsinin kötü tarafları var" düşüncesiyle aranan özellikler teker teker azalmaya başlar.Hani bir de yeni boşananlar tarif ederler ya, "Bundan sonra artık paralı biri olsun isterim. E, kıro da olmasın. Göbekli falan da istemem. Biraz da sosyal olmalı tabii. Kıymetimi de bilsin." Aradığı özelliklerin içinde adamın hem romantik, hem komik, hem felsefik olması da vardır.Hıı...Oldu. Bulursan haber ver, gelip bakalım neye benziyor diye... Yani iki ayaklı mı, elleri, gözleri var mı!İşte böyle beklentileri olduğu için kadınlar aradıklarını doğal olarak bulamazlar.Bulamadıkça da bu özelliklerden yavaş yavaş vezgeçmeye başlarlar.Her erkekle bir tane azaltsa eder size 12 özellik. Beklenen, arzu edilen özelliklerden 12 tanesini çıkarırsanız ki bu normal erkeğe tekabül eder, onu da bulmak aslında hiç zor değildir.Yani aradaki 12 erkeğe yazık etmekten başka, yorulmak yıpranmaktan başka bir işe yaramaz.Ama bu arada eğlendiyseniz o ayrı... O zaman sayıyı daha çoğaltabilir ya da niteliğine göreazaltabilirsiniz de...Araştırmaya dönelim isterseniz...Uzmanlar araştırmada denek olarak kullanılan kadınların, partnerlerini partilerde flört ederek ya da bir gecelik ilişkilerde tanıma fırsatı bulduklarını belirtmişler.E, tamam işte...Ondan bulamıyorlar.Yahu partide ya da bir gecede adamı nasıl tanıyacaksın?Çalıştır kafanı.Sen 13 değil 23'te de bulamazsın. Hatta idealini bırak, normalini de bulamazsın.Zaten bulamıyorsun değil mi?Ya evli, ya yaşı küçük değil mi?Öyle tabii...Hatta ertesi gün aramıyor ve galiba başkaları da var, hı?Yaaa...Bakın iki seçeneğiniz var; evlenmek veya sakin bir hayat istiyorsanız beklentilerinizi azaltırsınız.Yook, ben ille de idealimi istiyorum diyorsanız, o zaman...Hani bir fikrim var demiştim ya, onu yapacaksınız:"Ayrı özelliklerde 13 erkek bulacaksınız..."
Ama her seferinde de yeni bir unsuru daha çıkıyor ortaya.Haftalık Dergisi, bu hafta aldatılan kadınlarla konuşmuş. Hepsi tanıdığımız isimler... Al işte, gel de yazma.Yazarım, bir de üzerine cevap verme hakkımı kullanırım...Lale Manço "Aldatmayı insani bir şey olarak kabul ediyorum" demiş.Tabii, aldatılacaksın ki, anlayacaksın. İnsanlığın kıymetini anlayacaksın. Yoksa öyle kuru kuru aldatılmadan yaşa, ne anladık bu hayattan? Ayrıca herkes çatir çatır aldatılırken sizin ne eksiğiniz var da aldatılmayacaksınız? Hı? Ben aldatilmasam, gider kocama çatarım; "Ne aldatmıyon lan sen beni? Kadın değil miyim ben?"Emel Acar "Çapkınlıklanna kafayı taksaydım, şimdi akıl hastanesindeydim" demiş.Aklıma eski fıkra geldi. Hani adam bağırsakları bozulunca yanlışlıkla psikiyatriste gitmiş. Doktor ilaç yazmış. Bir hafta sonra kontrole gittiğinde, "Hâlâ altima kaçınyorum ama artik kafama takmıyorum" demiş ya, o fıkra...Aysun Kayacı "Sağlıklı insan aldatılmayı affeder" demiş.KAFALAR HÂLÂ KARIŞIKTabii, dinçliğimizi buna borçluyuz. Adam bir iki hafta aldatmasın bak gör; hoşaf gibi oluyorum. Böyle, elim ayağım tutmuyor. Pelte gibi oluyoruz Vallahi... Halbuki, aldatınca, bir hareket, bir enerji geliyor ki... Hatta aldatıldığımızı oradan anlıyoruz. Antioksidan sanki... Allah herkese nasip etsin. Aldatılmayanların işi zor.Zuhal Olcay, "Ben kendimi aldatılmış görmüyorum".Hıı... Şokta. Henüz farkında değil olayın. Allah zihin açıklığı versin. Daha ne olsun yaaa? Aşkın Nur Yengi kim? Hâlâ kızı mı? Böyle aniden söyledim ama ikinci şokla ayılırsınız diye... "insanlar akıllı olsunlar, birbirlerini aldatmasınlar" da demişsiniz. Tabii Zuhal hanım, aldatılmadınız. Zaten öyle olsa bile sağlınıza iyi gelir, takmayın kafanıza... Böyle düşünün.Aysel Gürel, "24 saat içinde ben de onu aldatırım".İşte bu! Kadın neden hâlâ hayat dolu, genç anlaşıldı. Anlaşıldı mı bayanlar?Banu Alkan, "Erkek çaktırmadan günübirlik ilişki yaşayabilir".Önemli olan bu; ilişki iki-üç güne çıkarsa kötü olur değil mi? Yoksa gitsin her gün farklı biriyle yatsın, gıkımı çıkarmam. Hatta günübirlik olsun, ben yardımcı olayım. Yatağını hazırlarım, içki kahve servisi yaparım. Ama... Günübirlik olacak, ona göre... İki güne çıkarsa, gözlerini oyarım...Nefise Karatay, 'Yalan söylemediği sürece sorun yok, aldatan aklanandır" gibi manâlı bir söz söylemiş. Ne demek aldatan aldanandır? Çatir çatir aldatıyor işte... Ha, yalan meselesine gelince, doğru söylüyor; gelsin, "Hayatim bu akşam beni bekleme seni aldatacağım" desin, canımı yesin. Feda olsun. Ama öyle yok, arkadaşlarla çıkıyoruz, yok toplantım var falan deyip sinirimi zıplatmasın.Deniz Pulaş, "Kız arkadaşına söyle, parmak izi bırakmasın".Deniz hanım, erkek arkadaşının vücudundaki timak izlerinden aldatıldığını çözmüş. Zeki, hafiye gibi kadın! Ama bu zamanda timak izli erkek görmek de zor ha, bunu da es geçmeyelim. Ben erkeğin sırtina tirnak geçiren kadınların filmlerde olduğunu sanıyordum. Helal olsun...Bu kadar. Gördüğünüz gibi aldatılma konusunda kadınların kafası hâlâ karışık.Peki benim kafam yerinde mi?Yoo...
Onlar da çaldıkları enstrümanlarla kadınları kıyaslamışlar.Bence dördünün de cevabı çok enteresan;Çünkü aralarında, "kadın" diyen yok.Hiçbiri "kadın"ı seçmemiş. Dördü de, çaldıkları bir enstrümanı tercih etmişler.Doğru düzgün kadına mı rastlamamışlar, o kadınlar bu sanatçılara mı vermemişler kalplerini?Yoksa bir bildikleri mi var? Yani biz de erkek yerine bir enstrüman arayışına mı girsek, bilemedim.Allah, Allah...Niye ki?Niyesine de bakacağız ama...Ama önce bu soruya biraz alındığımı söylemem lazım. Çünkü soruyu gördüğümde, "Nasıl yani?" dedim kendi kendime; "Kadın ne zamandan beri bir enstrüman olarak kabul ediliyor?"Benim bildiğim, "enstrüman" kelimesi, erkeklere ait bir dünyanın jargonunda yer akdi.Kendi enstrümanlarını bırakıp, bizi mi suçluyorlar şimdi de?Alınmayayım mı? Öylesine fantezi mi yapıyoruz?Peki, yapalım o zaman...Levent Yüksel'den başlayalım."Hiçbir kadın bas gitarın verdiği hazzı vermedi" demiş.Bu durumda o kadınlara da bir bas gitar verseymiş!Madem iyi bir şey! Birlikte basarlardı...Burhan Öçal biraz daha iddialı."iyi bir sevişme, iyi bir konserin yanından bile geçemez. İyi bir konser, en güzel orgazmdır. Darbukanın göbeği kadınınkinden güzel"O zaman darbuka öpsün sizi, ne diyeyim?Ayrıca kadın göbeğine de öyle davranıyorsanız aynı karşılığı alamazsınız tabii...Sıra geldi, Kerem Görsev'e..."Bir yerden sonra öpüşmek rutinleşiyor ama müzik asla!" diyor.Bir dakika... Hergün aynı şarkıyı çalarsanız müzik de rutinleşir. Gma gelir.Kadına hergün ayrı şekillerde dokunun bakın, neler oluyor... Yani ona çalıştığınız kadar kadına çalışsanız... Çoook daha farklı sesler duyarsınız gibime geliyor.ASIL HİKÂYE NE?Hüsnü Şenlendirici'nin yorumu devrim niteliğinde... Önemli bir açıklamada bulunmuş:"Klarneti öper gibi üflerim" demiş. Hm...Şimdi biraz duralım. Nefesli çalgılar grubu kritiktir. Yıllarca kadınların endeksinde kalan saksafon kültürünü nihayet bir erkekle paylaştığımızın ifadesidir bu. Bilmem anlatabiliyor muyum? Hüsnü Bey bir de şunu söylemiş: "Müzikal sevişmenin yanında dünyanın en seksi kadını hikâye kalır" Asıl hikâye ne biliyor musunuz? Arkadaşlar, seçim yapmak zorunda mıyız? Kıyaslamak şart mı? Yani mesela Haftalık Dergisi aynı soruyu erkeklere değil de kadınlara sorsaydı: "Enstrüman mı, erkek mi?" diye...Ben her zaman kadınların daha dürüst ve renkli olduğuna inanmışımdır, şu cevabı alırlardı;"Enstrümanh erkek"Yani ben isterdim ki, bir sanatçı çıksın, şöyle desin: "Hepsi bir arada olsun. Enstrüman eşliğinde erkek ve kadın...Verin ikisini de bana... İkisini de..."
"Bizim zamanımızda" diye başlayan cümleler kurmaya başladık ya, haydi hayırlısı...Ama en azından biz bu yaşlarda da "in"iz.İdeolojik olarak "kayıp kuşak" olarak da adlandırılan bu nesle, ben bütün ideologlara meydan okuyarak "şanslı nesil" demek istiyorum.Tamam, bir zamanlar siz görmediğiniz için kayıp zannedebilirsiniz ama hâlâ arıyorsanız, şimdilerde onlan bulabileceğiniz adresleri vereyim:Bu kayıp kuşağın iktidarı ele geçirmeye başladığı dönemi yaşıyoruz şu sıralarda.iktidardan kastim, hükümet falan değil tabii ki.Bütün sektörlerdeki üst düzeylerden tutun da, sanat, spor gibi bütün alanlarda bu kayıp kuşağın sözü geçiyor.Buralardalar yani...Daha gençler acemi, daha büyükler ise yaşlı...ERTESİ GÜN ARAYAN ERKEKLERÜniversite yıllan 80 sonrasına denk geldiğinden apolitik olmakla aşağılandığı için neslinin başına "kayıp" yaftası yapıştırılan bu kuşak aslına bakarsanız o kadar da fazla bir şey kaybetmedi.Hatta kazandıklanyla kaybettiklerinin muhasebesini çıkarırsak...Ayrıca zannedildiği kadar apolitik bile değillerdi.O zamanlar bir tarafta sağcılar öteki tarafta solcular ortada margarita vardı.Hepsini deneyip, margaritayı içtiler.Margaritayı seçenlerden bazdan bunu hiç itiraf etmediler. Hep eski solcu olmak istediler.Kimbilir? Margarita içtiklerini söyleseler belki de kaybolacaklarından korktular. Utandılar.Halbuki 16 yaşında neyin solcusu olabilirlerdi ki? Yalan.Şimdi onlar da, ağabeyleri 68'lilere özenip margaritalarını yudumlarken sözde eski solculuklarından söz ediyorlar.Bazdan ise hiç gocunmaddar. Gençtik dönemleri Özal dönemine denk geldiği için herkeste bol para vardı. Satiyor, alıyor, harcıyor, yiyor, içiyor ve geziyorlardı.Hemen nefret etmeyin. Türk filmlerindeki kötü zenginlerden bahsetmiyorum. Orta halli insanlardan söz ediyorum.Cdkını çdormadan bunları yapıyorlardı. Ve bu arada öğreniyorlardı da.Hayati, kaliteyi, iyiyi, kötüyü...Şansbyddar...İşte o zamanlar...O zamanlar kadın-erkek dişkderi çok farklıydı.Kadınlar değerliydi.Nasd mı?Yani mesela, erkekler kadınların peşinden koşarlardı. Bir sürü alternatif olurdu, kadın seçerdi.Mesela, erkeğin kadına kaba davranması ayıpti."Ertesi gün" aramayan erkek yoktu.Hatta kadınların üzerine gereğinden fazla düşerlerdi.Erkeklerin, 'Ya beni bırakırsa" korkulan vardı.Birden fazla kadınla birlikte olan erkeklere kötü gözle bakdnrdı.Yemeğe çdddığında hesabı erkek öderdi.Yeter mi?Ya ne bdeyim, aklıma gelmeyen daha bir sürü şey...Şimdi tek tek aklıma gelmiyor ama yeni kadınlardan çok önemli bir farkları vardı:Değerliydüer...Peki o halde şu soruyu sormaya hakkımız yok mu?"Biz nerede kaybolduk?"