Evet, evet... 40'ından sonra insanlarda bir huysuzluk başlıyor.Dikkat edin, bir lokantada, bir mağazada ya da herhangi bir yerde sorun çıkaranlar hep bu yaşlardakilerdir.Garsonla ya da tezgahtarla çen çen kavga edenlerde...Gelen yemeği beğenmeyenler, servisi iyi bulmayanlarda...Hep 40+'lar...Daha doğrusu gördüğü yanlışları insanların yüzüne vurma yaşı da diyebiliriz buna.Yani insanın üzerine bir hayat arsızlığı geliyor.Ayrıca o yaşlarda para gelmeye başladığı için onun yarattığı şımarıklık ve kendine güveni de unutmamak lazım."O da işini yapsın ama... Ben enayi miyim?" dönemi.Bu insanların ortak özelliği çok soru sormalarıdır. Bir de hep iğneleyici konuşurlar. Ses tonlan ve vurguları da azarlar gibidir.Yıllarca korktukları, çekindikleri garsonlardan adeta intikam alırlar.Gerginlerdir yani...Olaylar şöyle gelişir:Bir lokantaya gidilir; önce masanın üzerindeki eksiklikler göze batar. Garson gelince önce bunlar ikaz edilir.Sonra menüden seçilen yemek sorgulanır."Nasıl yapıyorsunuz bunu?" Çok biliyor ya, detaylara iner:"Tereyağında çeviriyorsunuz di mi?"Vurucu darbeler servis sırasında gelir. Allah'ım, garsonun en ufak bir ihmali gözden kaçmaz.Sanki yemeğe değil, ombudsmanlık yapmaya geldi.Bu yaştakiler Tüketici Hakları'nı da iyi bilirler."Bu pantolonu geri almak zorundasınız. Bir yıkamada çekti kardeşim. Şikayet ederim" çiler de onlardır.40'in ortalarını geçince biraz agresiflik başlar. İyice rahatlamışlardır artık.Şöyle bir örnek vereyim; bir arkadaşım oturduğu masada kül tablası yoksa artık eskisi gibi kavga çıkarmaya son vermiş. Sigarasını direkt yere silkiyor.Aslında iyi bir taktik.Değil mi?Bu yüzden 40+'lar şelf servislerden hiç hoşlanmazlar. Çünkü ne dalacak biri vardır, ne kapris yapacak...Niye gitsinler ki oraya?Genç işidir oralar...Oysa 40+'lar...Huysuz olurlar, huysuz...Gülşen'in yeni okuma kitabıBilin bakalım Gülşen'in yeni okuma kitabı kim?Gülsen Hanım da çok okuyor. Sonunda hatim indirecek. Ama ne tür kitaplardan hoşlandığını tam anlayamadım. Birkaç seçenek çıkardım ama... a- Duygusal-macera, b- Trajikomik-macera c- Romantik- macera d- Erotik macera (konulu...)Eniştede tuhaflık varİşte beklenen an geldi... Hülya Avşar birini buldu.Ama bizim içimize pek sinmedi.Yani anlamadık ne iş yapıyor, ne yapmıyor? Evli mi, değil mi? Boşanmış mı? Ne?Cavalli'nin arkadaşıymış. Nereden bildik?Ben işinin tam adı bulunmayan adamlardan korkanm. Manejer mi, iş adamı mı? Nedir yani?İsmi güzel ama...Tam ünlü sevgilisi ismi. Kolay okunur, akılda kalır...Ama şöyle bir araştırma yaptık da hakında pek iyi referanslar almadık. Bizimki 40 yaş dedikodusu işte...Yok, yok... Düşündük de...Enişte pek itimat telkin etmiyor.
Albert Einstein çapkınmış. Evliyken 6 sevgilisi daha varmış.Peki niye şaşırdık?Einstein'in kafasını kaldırmadan çalışması gerektiğine inandığımız için mi?Onun değil 7 kadınla, hiçbir kadınla olmaması gerekiyordu değil mi?Bir de tabii yakışıklı olmaması, dağınık beyaz saçları ve yuvarlak gözlükleriyle komik görüntüsü de bu tezimizi destekliyordu...Ama ne oldu?Haşırt...Rahmetli zamanında iyiymiş...Hem insanlığa hem de kendisine büyük katkılarda bulunmuş yani...Zaten zeki adam farklıdır.Zeki adamdan korkulur.Her şeyden önce yaratıcıdır. E, onun bu özelliğini sadece bilime endekslemesini kimse isteyemez. İstese de yaptıramaz.Neden?Çünkü adam zeki... Zeki adamın aklı sürekli çalışır. Bu aklı da erkek olduğu içinneye çalıştıracağı belli...Ya, kimdi o? Hani kadınlardan arda kalan zamanda bir şeyleri bulmuştu.Buldum:Dr. Watson.50 yıl önce DNA'yı bulan adam. Genetiğin babası.Birkaç sene önce şöyle bir itirafı olmuştu:"Erkekler ikiye ayrılır. Zamanının yüzde 90'ını kadınlan düşünerek geçirenler ve zamanının yüzde 99'unu kadınlan düşünerek geçirenler. Ben ikinci gruptanım."Düşünebiliyor musunuz? DNA'yı bulan adam zamanının yüzde 99'unda kadınlan düşünüyormuş.Yüzde 1'inde de DNA'yı bulmuş...Einstein'in bir eşi, 6 sevgilisi olmuş çok mu?Artık zeki adamların ne düşündüklerini anladık herhalde...Çapkın olduklarını da...O halde şimdi sorumuz şu olmalı:"Bundan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?"Bilim adamları akıllarını kadınlardan biraz alabilselerdi yani hiç olmazsa yüzde 90'a inebilselerdi kimbilir daha ne keşifler yapabilirlerdi!Yoksa kadınlar olmasa hiçbir şey yapamazlar mıydı?Onlar yani zeki adamlar, kadınlarla mı besleniyor?Yoksa kadınlar mı onların beynini yiyor?Daha açık konuşursak; aşk ve seks yaratıcılığı kamçılıyor ve insan zekaâsını üst seviyelere mi çıkarıyor?Yoksa tam tersi mi?Aşk ve seks insan yaratıcılığını engelliyor mu?Ne olursa olsun...Sonuç aynı:Zeki erkek çapkın olur.Yakışmıyor kızlar!Önce Yeşim Salkım söyledi, hani eşinin eski kız arkadaşını gördüğünde...Hatırlıyor musunuz o fotoğrafı? Güzide Duran a bakışını...İşte orada, "Tapusu bende" demişti.Ben de çok şaşırmıştım.Hele ki, bütün kadınların, "iyi koca bulma" konusunda brifingini beklediği Yeşim Salkım'dan busözleri duymak daha da şaşırtıcıydı. Yaşlanıyor mu ne?Şimdi de genç bir kadından aynı sözleri işittim.Evlenmiş de...Türkiye Güzeli Tuğba Karaca.Sevinçten, "Tapusunu aldım" diye bağınp havalara uçuyor.Nedir bu kızlar?Kendinize gelin. Büyük konuşmayın. Adamın canı isterse tapu mapu dinlemez ha!Elinizde tapu dediğiniz evlilik cüzdanıyla kapı kapı dolaşır, ağlayıp durursunuz.Aynca benden size tavsiye, kendi tapunuza da sahip çıkın. Kimseye satmayın.Yakışmıyor. Tıh... Hiç yakışmıyor.Hele sizin gibi hanımlara...Ayrıca ayıp oluyor...
Onlar hep ayrılıyorlardı ve ben Sezen Aksu'nun ya konserindeki bir sözünden, ya bir hareketinden barıştıklarını anlıyordum.Seviniyordum.Ha, bana mı ne?O da doğru. Ama ne bileyim, Sezen Aksu benim hayatıma bu kadar girince ben de onunkine girmeye hak mı görüyorum ne?Saçma değil mi?Evet, saçma ama gerçek.Yine ayrılmışlar...Ama bu sefer biraz farklı çünkü Önder Fırat'ın gazetelerde bir fotoğrafını gördüm. Bodrum'da çekilmiş. Yanında sansın genç bir kadın vardı: Çıtır yani...Hm...İşte o zaman işin şekli değişti.Ortada bir çıtır var.Adı üzerinde, çıtır. Ne desem ki? Henüz sadece dinler o. Anlatacak, seni aşacak neyi olabilir?Ama diğer tarafta Sezen Aksu var.Sezen Aksu ha, öyle sıradan biri değil. Yani zeki, yaratıcı, duygusal, eğlenceli ve her telden..."En" yani...Şimdi düşünelim, soralım:Sezen mi, çıtır mı?Bir erkek ne ister?Hangisini?"Ben Önder Fırat olsam..." dediğinizde nasıl devam edersiniz?Bilemezsiniz tabii, mutlaka bir sürü neden vardır..Hatta belki çıtır da o kadar çıür değildir. Ama bir prototip oluşturması bakımından diyorum, kişisel değil yani...Olay, Sezen Aksu, Önder Fırat ve yeni hanımı aştı benim gözümde.Ben diyorum ki...Hadi bakalım, bir daha düşünün:Sezen mi sazan mı?Not: Bu ayrılıktan en azından güzel bir-iki şarkı çıkar. (Buna da, dinleyici deformasyonu deniyor herhalde...)Netekim yazmış bile. Bakar mısınız?Kimsenin kimse üzerinde ipoteği yok, özgürsünAma bana bir gerekçe söyle, perini bulsun düşündürsünBir hatam mı, bir kusurum mu var?Ya da herhangi bir ihmalim?Bir iş karıştırıyorsun sen yo/c başka ihtimalinYani hakikaten mi gidiyorsun?Kısmet bu kadar mı diyorsun?Yani bir de görüyorsunYani anlayamadım kiYine de sana kızamadım kiSen böyle istiyorsunYani, yani hiç acıman yok, iştahın ne kadar çokYaşamak istiyorsunBen zannetmiştim ki beraber yaşlanırız İpler bizde değil ki niye telaşlanırızHem çok üzgünüm, hem çağırıyor hayatBaşka çaremiz mi yok?Biz de yeniden başlarızYani hakikaten mi gidiyorsun?Kısmet bu kadar mı diyorsun?Yani bir de görüyorsun yani.om...Of.Sigara öldürürUzatmaya gerek yok: Türk'ün biri, sigara paketlerinin üzerinde "korkutucu" ifadeler var ya, onlardan "sigara iktidarsızlık yapar" yazanına rastlamış.Ne demiş?"Ben öldürenini alayım."Aman al. Al da öl. E mi?Arınç kızmış!TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Felaket haberlerinden, paranoyaya dönüşmüş baş örtüsü haberlerinden bıktık artık. Sorumlu bir basın istiyoruz. Basının iğneyi kendine batırması gerek" demiş. Nasıl yani?Biz de mi türbanlaşalım? Yok, olmaz.Bu yüzden yazıp duruyoruz Sayın Arınç. Yoksa yeni moda türban şekillerini sevmediğimizden değil...
Kadınlarda bir sevişme hali var bu aralar... Ya da sevişememe...Bakalım hangisi? Yazdıkça sorunun kökenine inip ne haldeler bulacağız.Gördüğüm şöyle bir trip:Hemen hepsinin ağzında "Ay, bugün sevişeceğim...", "Ay, dün seviştim, keyfim yerinde...", "Ay, iki aydır sevişmiyorum yaaa... Tuhaf oldum..."Ay, nedir bu yaaa?Bunlar gerçekten durup dururken sevişmek mi istiyorlar?Yani kadınlar sevişmek isterler mi?Bence istemezler... (Durup dururken diyorum)Ama dediğim gibi bu aralar ağız birliği yapmış gibi libidosu yükselmiş kadınlara rastlıyorum.Bunlar ya erkeklere özeniyorlar, "Sizin varsa bizim de var" gibi manasız bir rekabete giriyorlar...Ya, henüz özgürlüğün, yalnız yaşamanın, her istediğinle yatabilmek olmadığını anlayamadılar.Veya, salaklar; her erkeğe kanıyorlar.Daha da kötü bir tahminim var ki, onu düşünmek bile istemiyorum.Söyleyeyim mi?Peki.Kötü sevişiyorlar. Yok, olmadı, anlatamadım."Tatminsiz kadın" desem, o da değil.Aslında Fransızların böyle kadınları tarif eden bir deyimleri bile var; Türkçesi kibarca, "kötü sevilmiş" kadın.İşte, sinir küpü, hırçın, kompleksli ve acayip giyinenler onlar.Bir kadınla hem iyi sevişilmesi ve sonra da sevilmesi gerekir.İlle de koyun koyuna yatılması gerekmiyor ha... Araması, ilgisi falan...Yoksa böyle oluyorlar işte...Dillerinde bir sevişme lafıdır gidiyor.Ta ki, istediklerini bulana kadar... Ki bulamıyorlar; yoksa artık bu laflara alışsak mı?Bu konuyu birşey çağrıştırdı da yazdım ama neydi ki?Neyse...Kadın yani aklı başında kadın, adı sanı belli, tanıdığı ve aşık olduğu adamla yatmak ister.Öyle erkekler gibi aniden veya abuk sabuk bir resimden libidosu yükselmez kadınların.Onlar gibi seks endeksli de yaşamaz.Yaşamazdı..."Onlar eskidendi, sen eskidin" demeyin yaa....Ben de arada kaldım yani.Büyükler, böyle şeyler yazdığım için kızıyor. "Ah...eskiden..." diyorlar, "Bunları nasıl yazıyor?" diye kınıyorlar.Yeniler, "Ne diyon abla? Onlar eskidendi" deyip dalga geçiyor.E, napcaz şimdi?Herhalde, "Yatcaz şimdi..."Şarkı ne diyor, sen ne diyon?Mahsun Kırmızıgül, yeni albümünden "Dinle" adlı şarkısına klip çekmiş.Klip haremde geçiyor. Orada güzelin biriyle küvete girip öpüşüp duruyormuş.Ne hoş!Dün gazetelerin magazin sayfalarında hep o vardı.Tabii bir de Eda TAŞpınar...Gelelim konumuza...Mahsun Bey'in şarkısının sözlerine bakın:Yanmışım sönmüşüm ellerindebitmişim tükenmişim gözlerindemüptela oldum aşka seninlekayboldum gözlerindeŞimdi bir de klibine bakın... Çok bağlantılı değil mi?Ayrıca biz kadınlar olarak harem fikrine falan bayıldık!Özendik, çok özendik...Hayalimizdeki haller yani...Romantik ve duygusal!Bilmem anlatabiliyor muyum?Nedir bu "erkek" lik mi şimdi?
Konyalı imam haklı galiba... Hani, Konya'da bir imam, "Düğünlerde dans etmek, yataktaki zinanın ayakta yapılmış halidir ve günahtır" demiş ya, itiraz edeceğimi sanıyorsunuz değil mi?Sanırım etmeyeceğim...Etsem etsem, bu işin günah hanesine yazılmasına ederim.Bir de tabii, "Düğünlerde Dans etmek" ifadesine..Hepsini aynı kefeye koymak lazım. (Baba, kayınvalide gibi mecburi yapılanların dışında tabii...)Şu bakımdan yani;Şimdi, iki insan niye dans eder?Samimi olalım; arkadaşla dans edilir mi?"Ne var bunda?" deyip cinimi oynatmayın. Sanki ben kötüyüm, siz iyisiniz...Yok öyle...Taraflardan en az biri iyi niyetli değildir...Eninde sonunda mutlaka ayakta ya da yatakta zina yapmak istiyordur.Akşam yemeği gibi bir durum yani...Ya da bir nevi ön sevişme...Galiba imam haklı.Dansın kendisi seksi zaten...Sarılırsın, dizlerin belli bir ritmle birbirine değer, nefesini hissedersin...E, ayakta zina da bunun gibi birşey zaten...Ya, hâlâ itiraz etmeyin; romantik bir aşk şarkısında arkadaşınla boşu boşuna niye dans edilir ki?O ana kadar kötü niyet yoksa bile danstan sonra olur. Şeytan dürter...Eh, biraz da içmişsindir zaten; için bir hoş olur...Slow danstan söz ediyorum, "eller havaya"dan değil. O başka...Çünkü onda ille de bir partner gerekmiyor ve isteyen kendi ellerini kendi kaldırabilir. Temas falan da yok.Rahat rahat dök içini...Ama tabii, bazen onda bile tuhaf durumlar görüyoruz. Bodrum-Çeşme'deki diskolarda veya İbrahim Tatlıses'in programlarında dans eden kadınlar da ayakta seks yapar gibiler...Böyle saçlarını ensesinden kaldırıp, dudaklarını büzüştüren, başlarına geleceklerden habersiz suratlarına "hazırım" ifadesi veren kadınlar...Serpil Çakmaklı modeli...Kıvırdığı anlaşılsın diye kalçalarına da birşey bağlarlar ya...Kıvır kıvır, bir tuhaf...Evet, dans ve seks birbirine çok yakındır.Şöyle bir şifresi de vardır:Seks yapan çiftler dans etmez, dans edenler henüz seks yapmamıştır...Düşünün, neden evli çiftler dans etmez? (yeni evliler hariç)Etseler bile zoraki halleri vardır?Yaaa...Ha, dans edilmesin mi?Edilsin.Kötü ne oluyorsa, ne kadar karmaşa, sinir varsa bu dans etmeyenler yüzünden değil mi?Keşke herkes dans etse...Hayat bayram olsa...Bekliyoruz Okan bey...Okan Bayülgen demiş ki, 'Güvenilirim, efendiyim ve ilişkilerimde istikrarlıyımdır'Çok doğru.Hangi insan kendisini bu kadar tanıyabilir!Evet, istikrarlı çünkü sevgililerine bakıyoruz; hep aynı insanlar. Dönüp dolaşıp aynı kadınlarla birlikte oluyor. İstikrarın ta kendisi.Evet, güvenilir çünkü kadınlardan hiçbirini saklamıyor.Evet çok efendi çünkü insanların üzerine araba falan sürüp onları hiç azarlamıyor.Bu özelliklerinden dolayı yaşlanınca siyasete girecekmiş.Bu da çok iyi olur.Halkımız yaşlı ve böyle güvenilir, istikrarlı ve efendi politikacıları özlemişti!
"Erkekler hakkında duyduklarınıza hemen inanmayın" diyor. Savunmaya geçtiler...Haftalık Dergisi, bizim erkekler hakkındaki tespitlerimizi tek tek çıkarmış, "Yanlış biliyorsunuz" diyor. Bir de akılları sıra işin doğrusunu da yazmışlar.Ama bakın..Bakın şimdi kim haklı?"Erkekler dans etmekten nefret eder."Onlara göre nefret etmezlermiş! Nasıl ederler? Nerede ederler? Onları sadece kız tavlama döneminde dans ederken görebilirsiniz. Başka amaçları yoktur."Erkekler gösterişten hoşlanmaz."Yok efendim, bu da yanlışmış. Hoşlanırlarmış. Onlar "başka" kadınların gösterişlisini severler. Eşi ya da sevgilisi silik olsun ama o, ötekine baksın. Onlar için gösterişli kadında fahişelik potansiyeli vardır."Erkekler ağlamaz."Onlara göre, aslında ağlarlarmış. Yaa, onlar sadece ağlayacakmış gibi yaparlar. Kendilerini acındırmak için. Bunun nedeni de, üzüldüklerini göstermek falan değildir, sadece ve sadece kendilerini affettirmektir.Gerçekten ağladıkları tek zaman vardır; anneleri ölünce...O da suçluluktan herhalde..."Erkekler yeniliğe açık değildir."Açıklar mı yani? Yol bile sormazlar. Bin yıl önce öğrendikleri herşey doğrudur. "Bak artık değişti"ye inanmak istemezler. Öğrenmiş ya bir kere, yeter..."Erkekler modadan anlamaz."Evet, anlamazlar. Çoğu, mağazalardaki tezgahtarların zevkine göre giyinir. Akıllı adamlarsa bu işleri eşlerine bırakırlar. Bırakmayanlar akşam eve geldiklerinde eşlerinin itirazına bozulurlar. Çünkü kadın haklıdır, söyledikleri de mantıklı..."Erkekler genç kadınları sever."Bunu da şöyle savunuyorlar, "Ne var? Kadınlar da genç erkekleri seviyor artık..." Ama ben size bir şey söyleyeyim mi? Erkekler artık çıtırlardan vazgeçiyorlar. Yani düzen değişiyor. Kadınlar çıtırlara, erkekler olgunlara dönmeye başladı."Erkekler duygularını göstermeyi sevmez."Severlermiş. Bakın burada anlaşıyoruz. Gösterirler. Göstermeyi çok severler... Hatta gösterebilidikleri yere kadar duygularını çok belli ederler. Ama sonra... Yani gösterdikten sonra... "Hayatım, ben böyleyim. Zaten sevmesem seninle hâlâ birlikte olur muyum?" lar başlar. Birlikte olmayı lütfediyor ya...Hikaye bunlar, hikaye....Aslında onları çözmek için 7 adıma falan gerek yoktur.Bazen bir parmak hareketi yeter bazen ne yapsan fayda etmez.Ne biliyor musunuz?Öyle çözmeye falan çalışmayacaksınız. Nasılsa öyle yaşayacaksınız.Gittiği yere kadar...Yerse...Dayak hediyesiymişİnsanın içinden "Böyle hediyeye dayak feda olsun" demek geliyor...Yahu bu kadar bağırıp çağırıp duruyoruz da işin ucunda Ferrari olunca...Masöre masaj yaptırdığı için Aysu Baceoğlu'nu sevgilisi biraz hırpalamış.Ferrari de, "Pardon" hediyesiymiş.Demek ki, biraz daha ileri gitse...Bir iki yumruk yese köşeyi dönecek yani...
Bir de bu çıktı başımıza... "Ayda bir seks yapan çiftler, bunu haftada bire çıkarırsa yılda fazladan 50 bin dolar kazanmanın getirdiği mutluluğu yaşayabilir" miş.Hımm...İyiymiş!Yıllardır para-mutluluk ilişkisi tartışılıp durdu, şimdi de para ve seks ikilisi...Evet bunların birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu sanıyorum.Hatta başarılı veya zengin insanların sekse daha fazla düşkün olduklarını da...Adrenalin midir, nedir? Bilemem...Benimki sadece bir gözlem.Yani şöyle bir formül; başanlı olunca para da kazanıyor, kendine güveni ve hayattan almak istediği zevkler çoğalıyor, adrenalin ihtiyacı yükseliyor ve tabii en yükseğini de sekste buluyor.E, onu da gerçekleştirince para kazanmaktan aldığı zevki alıyor...Başka bir formül; başanlı değil dolayısıyla para da kazanamıyor, kendine güveni yok, bütün gücünü seks yapmaya harcıyor, hiçbir yerde bulamadığı tatmini burada anyor.Sevişince de 50 bin dolar kazanmış kadar oluyor.Dedim ya, para seks ilişkisi çok önemli...Tabii ABD'li bilimadamlan bu tespiti yaparken "eşleriyle" ifadesini kullanmışlar.Dilleri sürçtü herhalde...İşte burada durmak lazım.Yani bir karışıklık var.Yanlışlık...Bizde genellikle adamlar eşleriyle sevişmek yerine aynı zevki alsınlar da çenelerini kapatsınlar diye şöyle düşünür:"50 bin dolar versem de sevişmesek..."Aynı adamlar başka bir kadın için ise: "50 bin dolar versem benimle sevişir mi?" planlan yapar.Farklı düşünenler de var tabii...Mesela, Fatih Altaylı:"İyi de, durum izafi. Yani ayda 500 bin dolar kazanan biri yılda 50 bin dolar kazanırsa mutlu olmaz" diyor...Doğru...Boşuna seks yapmaması lazım. Değmez! Kim şimdi, soyunacak, kadını soyacak, haragüre uğraşacak...Niye o? 50 bin dolar için...Hem de karısıyla...Adam 500 bin dolar, ayda kazanıyor...Verir 5000 dolar en alasını alır... Hem zarar da etmemiş olur."Yahu, 50 bin dolar için sevişmeye değer mi?"Ben olsam kolumu kaldırmam!"Hani şöyle 200-300 olsa neyse...."Bir de züğürt tesellisi arayanlar vardır:"Daha fazla seks ile daha fazla para kazanmak hemen hemen aynı aynı derecede mutluluk veriyor" diyenler...Yani, "Boşver abi, ne uğraşıp para kazanmak için yırtınacaksın. Haftada değil, iki günde bir seks yapsam, Koç'lar gibi yaşarım..."Ben size söyleyeyim:Bu seks-para ilişkisindeki en iyi formül şudur: Bedava olanı...Mazhar punk mı oldu yani?Ben de aslında herkes gibi çok seviyorum onu...Ama şu fotoğraf var ya, konserindeki...Ne acayip...Tuhaflık şurada; Mazhar Alanson'un punk olması gerekiyor muydu? Yani şarkılarıya, punk görünümü bir çelişki oluşturmuyor mu?Benim bildiğim onun sarkılan hippiliğe yakın hatta biraz da kapitalist...Oysa punk, 70'li yılların İngiltere'sinde gençliğin isyanı, buhranıydı. Şarkılar ve konser yıkıcı olmalıydı...Bütün değerlere saldırması gerekiyordu.Şimdi bu tarifin, "Sana sarı laleler aldım, çiçek pazarından"la ne alakası var?Bunu diyorum ben.
Kadınlar 'şiir'i daha çoksevselerdi... Çetin Altan'ın geçen hafta bu başlık altında nefis bir yazısı vardı.Ben de biraz cıvıtayım dedim.Daha yazıyı okumadan benimkinin başlığı çıktı ortaya:"Hangi tip kadın hangi şiire gelir?"Durumdan görev çıkardım yani...Mesela, monoseksüel erkeklerden hoşlanan kadınlara Cemal Süreya'dan bir şiir okumalısınız.Overcinka'dan başlarsınız. Sonra,"Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramdaSonra birden kapılar açılıverdi ardına kadarSonra yüzün onun ardından gözlerin dudaklarınSonra her şey çıkıp geldi"Kadın überseksüelciyse, şiir miiir gerekmez. Ona Doğuş'un şarkı sözleri yeter."Vazgeçilmez terkedilmezİçimdeki tutkuAl al al al al alUva uva oh oh"Ece Ayhan'a kadınlar vardır bir de...Onların kalbine giden anahtar kelime "Mor Külhani dir Bu lafı duyunca çözülürler."Topağacından aparthanlarda odası bulunamazYarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde"den sonra, iş bitmiş demektir.Kadın klasik ve Kemalistse Attilâ ilhan'dan vazgeçmemelisiniz.Baktınız ki, kadının başında görünmeyen bir kalpak, bir Nenehatun havası var ve 30-35 yaşlarında... Çakın bir Attilâ İlhan, onu can damarından vurun."Ben sana mecburum bilemezsinAdını mıh gibi aklımda tutuyorumBüyüdükçe büyüyor gözlerin "Bu kadınla ayrılmamak için seçeceğiniz şiir zaten belli;"Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahilÇünkü ayrılanlar hâlâ sevgili"Ama işi sağlama almak istiyorsanız, Türkiye'nin ortak bileşkesi hatta Topl'ı"Ne kadınlar sevdim zaten yoktular" ı okuyun.Hâlâ komünist kalabilenler için biliyorsunuz, tabii ki Nazım Hikmet.Bir yerlerden onun Pazar şiirini tedarik edin;"Bugün pazar.Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.""Çıkardılar" falan derken siz de birlikte yataktan çıkarsınız.Makul çoğunluğun şiiri "İkinci Yeni"dir.Bakın, bir kadın olarak söylüyorum; garantilidir.Turgut Uyar'ın "Dünyanın en güzel Arabistan'ı"nı tavsiye ederim."Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıktaHer şey naylondandı, o kadarVe ölünce beş on birden ölüyorduk güneşe karşı"Baktınız ki, arkadaş Kürt veya fahri Kürt; Ahmed Ariften "Hasretinden Prangalar eskittim" i okuyacaksınız."Seni anlatabilmek seni.İyi çocuklara, kahramanlara.Seni anlatabilmek seni,Namussuza, halden bilmeze,Kahpe yalana"Ya da "Adiloş Bebenin Ninnisi" de olabilir.Kürt duyarlılığının henüz İkinci Yeni şiiri keşfedilmediği için onun yerine Cemal Süreya'dan bir "Güzelleme" deneyebilirsiniz.Aslında onun kadın çekme yelpazesi daha da geniştir."Bak bunlar ellerin senin bunlar ayaklarınBunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur"Bir de Küçük İskender var da, benim alanıma girmiyor. Ama ona gelecek çok erkek vardır mutlaka...İsmet Özel ve Sezai Karakoç'a gelenler belli zaten. Baktınız ki türbanlı ya savunucusu, seçiminiz bu şairlerden yana olmalıdır.Bu iki şair 2. Cumhuriyetçiler üzerinde de denenebilir.Şımarık şehirli kızlar için Orhan Veli'yi seçmelisiniz. Seviyeli ilişki isteyen kızlar için de geçerlidir.Şimdi size son tavsiyemi söylüyorum:Bütün geceyi şiir okuyarak geçirmeyin. Dozunda, tadında bırakmak lazım...