Kaseti olmayan utansın!

6 Ağustos 2006

O hale geliyoruz... Bundan sonra artık seks kaseti olmayanlardan kuşku duyulacak...Şöyle konuşmalara tanık olacağız:"Bırak abi, onun ne olduğu belli değil. Var mı gören? Kaseti maseti çıktı mı! Hiç duymadık...""Ya, nereden çıkardınız gey falan olduğumu! Daha iki sene önce çıkmıştı benim kasetim. İnanmazsanız yarın mail atayım. Neydi mail adresiniz?""Ben sana söyleyeyim... Bu adamın performansında tuhaflık var. Bu kadar da olmaz. Kesin dublör kullanmış.""Kim abi bunun dublörü? Kaça geliyormuş; bize de gelir mi?""Kızım, sen bu adamla evlenmek istiyorsun ama gördün mü hiç? Çocuğu falan olur gibi mi?""Evlenmeden olmaz hayatim. Tarzını gördüm nasıl olsa... E, beğendim de... İzin ver, ben de düğüne kadar ona göre bir hazırlık yapayım.""Kızlar, gelin bu akşam 'film' izleyelim... Eğleniriz!""...'in yeni DVD'si çıkmış. Seyrettiniz mi?"Allah bilir, reyting savaşlan bile çıkar.Gözümle görmeden inanmam devri yani...Alışacağız...Belki alıştık bile...Peki o zaman artık seks görüntüleriyle şantaj dönemi bitti mi?Hayııırrr...Bundan sonra düşük performanslılar deşifre edilecek...Artık içkisine ilaç mı atılır, içirilir mi bilemem...Ama normal sevişme kasetlerinin iş yapmayacağı kesin. En azından intikam için...Şimdilerde böyle bir döneme tanıklık ediyoruz.Nasıl bir döneme?Şöyle anlatayım...Bir kadın gazetesi olsaydı ve bir başlık atmam gerekseydi şu ikisinden birini tercih ederdim:"Nuri Alço dönemi kapandı."Ya da:"İlahi adalet... Genç kızların intikamı..."Spotunu da şöyle yazardım:"Yüzyıllardır kadınların neredeyse genlerine işleyen 'damgalanma' veya 'linç' korkusunun sorumluları bunca yıl yaptıklarının ne olduğunu anlamaya başladı!"İstedikleri birine güvenmemeyi, karşısındaki insanın aşkla mı yoksa "kötü bir niyetle" mi onunla birlikte olmayı istediğini anlayamamayı...Bir gece kulübünde rahatça bir şeyler içememeyi...Bunlar gibi daha nicelerini...Anlayacaklar...Kimbilir, bakarsınız erkekler de artık "Evlenmeden olmaz" demeye başlar.Hangi dönem, hangi başlık olursa olsun, bu olaydan çıkaracağımız bir ders var:Bundan böyle sevişirken derli toplu olmak lazım.Kendinize çeki düzen verin.Göbeğiniz, selülitiniz artık sadece "beach"lerde değil, özel albümlerinizde de eleştirilecek...Ona göre..."40'ından sonra gey olmuş"Konuyla şu bakımdan alakalı: Hani artık kaseti olmayandan şüphe edilecek dedim ya... Adam Almanya'dan gelmiş, 40 yaşlarında... Arkadaşına açılmış:- Ben artık gey oldum.- Nasıl yani?- Öyle yani...- Peki "gay club'lara üye misin?- Hayır.- Gey platformlarınca düzenlenen özgürlük performanslarına katılıyor musun?- Hayır.- Entelektüel gey tartışmalarına?..- Hayır.- Oğlum sen gey-mey değil, düpedüz "i..ne" olmuşsun!..

Devamını Oku

Romantizm cinselliği öldürür mü?

4 Ağustos 2006

Hocamıza göre öyle...Öldürürmüş."Romantizmin fazlası cinselliği öldürür. İkisinin birlikte olması en iyisidir."Böyle diyor Haydar Dümen.Bir okuyucusuna cevaben yazmış bunları...Okuyucu da galiba bir kıza âşık olmuş, ondan başkasını canı istemiyormuş ve hatta artık eskisi kadar 'kendisini suiistimal' etmiyormuş! "Acaba cinsellikten uzaklaşıyor muyum?" diye soruyor...Ortada, "İnsan sevdiğini ... mi!" durumu var yani...Hocam hassas bir konuya değinmiş.Okuyucusuna verdiği yanıt önemli ama o yanıtın sorusu daha da önemli."Romantizm cinselliği öldürür mü?"Ben elimi, "evet" diyenlerle birlikte kaldırırım.Ama öyle "evet" deyip geçmeyelim. Konuyu irdeleyelim."Niye" diyelim, "Nasıl yani" diye soralım.Örneklerle açıklayalım...Diyelim ki, romantiksiniz.Yani mumları yakmışsınız, fonda "I'll always love you" çalıyor. Dip dibe oturuyorsunuz onunla. Elini tutmuşsunuz. Gözlerinin içine bakıyorsunuz. Ağır bir ortam...Bu ortamdaki adamlar ikiye ayrılır.Konuşurken ve dinlerken aslında sevişmeye nasıl bir geçiş yapacağını planlayanlar... Ve gerçekten kendini o ana kaptıranlar...Birinci gruptakiler ne yapıp edip istediğini elde eder. Ama yine de şehvetli bir ortam sağlanmaz.İkinci grup...Onların, o kızla sevişmelerine daha en az 1 ay vardır...Ama onlarınkinde de şehvet beklenmez.Çünkü üzerlerine romantizmin dayanılmaz ağırlığı çökmüştür.O ana kadar yumuşak, romantik görünen birinin birdenbire azgın kişiliğini ortaya çıkarması çok ama çok zordur.İşte aldatmaların altındaki asıl neden de budur aslında...Evde yapamadıklarını dışarıda yaparlar.Evdeki kadınla, öteki kadına aynı adamı sorarsanız çok farklı tarifler alırsınız... Kadınlara da tabii...Biriyle en olmadık tatlara koşarken ötekiyle seviyesini korur.O zaman da ortaya başka bir soru çıkar..."Romantizm seviyeli, şehvet seviyesiz midir?"Benim cevabım belli.Peki, "Seviyeli ilişki yaşıyoruz" diyenler hiç sevişmiyor mu yoksa sınırlı-sorumlu hareketler içinde mi?Yani seviyeden kasıtları ne?Seviyesiz insanlar kötü mü olur?Seviyesiz olmak için zengin olmak mı lazım? Alın size başka bir soru daha... "Seviyeli şehvet, seviyesiz romantizm olur mu?"Yoksa ideal çift diye onlara mı deniyor?O halde ideal çiftler neden sıkıcıdır?Bence bütün bu soruları bir tarafa bırakalım. Tek bir sorunun cevabını arayalım... Soruyorum:"Gerçek seviye hangisidir?"Ya, son bir şey daha sorabilir miyim?"Seviyeli cinsellik isteyen erkek var mıdır?"

Devamını Oku

Salata yiyen erkekler üzerine tespitler sürüyor...

1 Ağustos 2006

Kesinlikle benden daha iyi..."Salata yiyen erkekler" konusundaki tespitlerinden bahsediyorum.İzin almadım, ismini vermiyorum ama yolladığı mail harika!"Yazınızda bahsettiğiniz erkek tipinden tanıdığım insanlar oldu. Kendi cinsim olduğundan sohbetim de oldu ve onlarla ilgili birkaç tespiti de ben aktarmak isterim. (Madem ok yaydan çıktı...)- Bu insanlar, 33-40 yaş diliminde olur.- Sigarayı çoğunlukla kullanmışlar ama bırakmayı tercih etmişlerdir. Bir mekânda sigara içilen ve içilmeyen bölüm varsa, içilmeyen bölümü seçip içen insanlarla 'ince' alay ederler.- Sabah aç karnına bir kaşık bal yer, ılık su içerler.- Hayatını kazanan ve tek yaşayan tiplerdir.- Çoğunluğu yoksul bir geçmişten gelirler. (Üniversite öğrenciliği sırasında ev arkadaşıyla sokaktaki boş bira şişelerini toplayıp tekel bayiine depozito fiyatına satacak kadar gariban olan bu adamlar, öğretmen-avukat (ben bu dallardan tanıdım) olunca; avukat olanları feci acımasız, öğretmen olanları da burnu havada olur. Öğretmen evinde annesiyle gezinip koca arayan kızlara meyletmezler ve bununla övünürler.)- Evlerinde sigara içmeye kalkışan misafirleri balkona çıkma konusunda uyarır, itiraz edilecek olursa, tartışırlar. (Bu nedenden bir dosta kızıp evinden çıkıp gitmiştim.)- Mikrodalga fırın kullanırlar.- Spor yapma, örneğin yüzme ya da belli alanda çalışma yapma kararı aldıkları vakit, kendi deyimleriyle, "disiplini bozmama" adına her koşulda çalışırlar. Karlı havada şortla koşan bir orta yaş erkeği görürseniz, bilin ki, sabah aç karnına bal da yiyordur.- Basur, kıl dönmesi tarzı sorun yaşayanları vardır ama asıl sorunları; çoğu cinsel anlamda yetersiz olan insanlardır. Bunu örtülemeye çalışırlar. Tek başına yaşayan, 40 yaşında, kız öğrencilere aşırı düşkün, odasındaki çekmecede cinsel güç hapı bulunduran ve maaşıyla tek yaşadığı evine son sistem uydu ekipmanları alan Yrd. Doç. bu gruba girer.- Anlayışlı ve nazik olurlar. Kavga etmez, bir sorun yaşadıklarında yönetim sınıfına şikâyetçi olmayı seçerler.- Mesleki donanımları yüksektir.- Hayat kadınlarıyla uzun süre sohbet edip, "Ben kitap okuyacağım" diyen modelleri vardır. (Bu olay yaşanmıştır) Hayat kadını da vicdan ölçüsüne göre bu tiplere "Top musun?", "Tık yok mu?" tarzı şeyler söyler.- Erkek misafiri geldiğinde tuvalet kapısını örtmeden işeme eğilimi gösterirler.- Saçlar alın kısmından biraz açılmış olur."*****MASUM KAHVE DAVETİ OLUR MU?Kaya'yla bozdunuz Hülya Hanım.İnsan başka birine bu kadar endeksli yaşar mı yaaa?Siz ondan kurtulsanız da sayenizde biz de rahatlasak...Elimizde değil, söylediklerinize takılıyoruz işte...Şimdi de şu lafınıza takıldım,"Erkek arkadaşım eve sadece kahveye gelebilir."Benim bildiğim, asıl kahveye davet etmek tehlikelidir...Yani "Kahveye davet", her şeye davet demek değil midir?Yoksa erkekler artık gerçekten de sadece kahve içip gidiyor mu? *****DUYGU ASENA İÇİNAğlamakBazı acılara yetmezBazı ölümlere...(Özdemir Asaf)

Devamını Oku

Bana çocukluğunu anlat...

31 Temmuz 2006

Her şey ya anne babalar ya da eski sevgili veya eşler yüzünden...Öyle değil mi?Bu aralar herkesin bunalımına göre bir günah keçisi var.Keçiler, bunalımın konusuna, bunalanın cinsiyetine göre değişiyor.Öyle böyle değil, herkes bunalımda...İçime fenalık geldi.Psikoloğa, psikiyatra gitmek ayıp olmaktan çıktığından beri etraf bunlarla doldu.Onlardan iki kelime, üç teşhis öğrenen herkes başımıza psikolog, psikiyatr kesildi.Onlar da, her sıkıntıyı çocukluk yıllarına bağladıklarından mıdır nedir, bir anne baba düşmanlığı bir eski eş düşmanlığıdır gidiyor...Psikoloğa giden, gitmeyen herkes kendisine bir keçi bulup çıkarıyor.Çoğu kulaktan dolma bilgilerle kendi teşhisini kendisi koyar oldu. Oturup düşünüyor...Çocukluğunda yaşadığı bütün kötü olayların şeceresini çıkarıyor.Zanlıyı da seçiyor. Başlıyor yargılamaya...Ama bu yargılama süreci çoook uzun sürüyor. Anne veya babasıysa duruşma hiç bitmiyor.Eski eş ya da sevgiliyse ipini çekiveriyor. Geçenlerde bir arkadaşım anlattı; annesi kanepede uyuklarken o da telefonla konuşuyormuş.Arkadaşına küçüklüğünde yaşadığı bir olayı anlatıp sonunu da "İşte o yüzden..." diye bağlayınca annesi birden irkilip şöyle demiş:"O da mı benim yüzümden!" Sonra da uyumaya devam etmiş.O hale geldik yani...İyi de, verilen hiçbir ceza ıstırapları karşılamıyor. Çünkü karşılarsa bunalımının bitmesi lazım. Bu yüzden bunalımlı bunalımlı yaşayıp gidiyorlar.Kendi kendilerine gitseler yine iyi...Bizi de bunaltıyorlar.Dedim ya, bunlar kendi aralarında bunalımın türüne veya bunalanın cinsiyetine göre ayrılır...Annesinden bulanlar: Genç kadınlardır. Başlarına gelen bütün felaketler annelerinin yüzündendir. Okumayanlar, iyi biriyle evlenmeyenler, arkadaşı olmayanlar ve cinsel hayatı kötü olanlar...Babasından bulanlar: Genç kadınlardır. Sevgilisinden ayrılanlar, tek gecelik ilişkiyi aşamayanlar, cinsel hayatı kötü olanlar...Eski eş ya da sevgiliden bulanlar: Genç kadınlardır. Aşırı dağınık ya da titiz olanlar, fazla dekolte giyinenler, seks düşkünleri veya cinsel hayatı kötü olanlar...Erkekler mi?Onlar genellikle yukarıda sayılan bunalımlı kadınları tavlamaya çalışıyor.Tavlıyorlar da...Onların en kolay lokmaları, bunalımlı kadınlar.Bakınca anlarlar. Nasıl mı... Onu da sonra anlatırım.Şimdi konumuz bunalım.Televizyonlarda "Annem babam ayrıldı" diyen ağlıyor..."Çocukluğumda fakirdik" diyen ağlıyor..."Zengindik ama sevgi yoktu" diyen ağlıyor...Onu gören dolduruşa geliyor başlıyor o da ağlamaya...Hatırlıyor. "E o zaman benim sıkıntım da bu yüzden" deyip o da ağlıyor...Üfff... Başarısız herkesin kendinden başka o kadar çok nedeni var ki...Kimse "ben yapamadım", "bu da olmadı, boşver", "şimdi ne yapmalıyım" diyemiyor...Yeter!Çok bunaldım.*****Alacağı olsun!Ebru Şallı, "Saklayacak bir şeyim yok." demiş.Yok hakikaten...Hiç yok hem de...Vücudunda hiç fazlalık yokmuş. Ne fazlalığı!Bana sorarsanız 10 kilo kadar alacağı var.Merak ediyorum, 0 beden isteyenler, buna mı özeniyor?Güzel mi yani?Yoksa ben mi yaşlandım?

Devamını Oku

Salata yiyen erkekler...

31 Temmuz 2006

Onunla ilk yemeğinize gittiniz... Adam salata istedi... Yani sadece salata...Hadi bakalım...Bu adam kimdir? Neyin nesidir? Huyu-suyu nasıldır? Anladınız değil mi?Sizi bilemem ama biz anladık.Cins işte...Erkeğin yemekte salata yiyeni üzerine topladığım izlenimler hemen hemen aynı...Çoğunlukla zayıf olurlar... (Bu yüzden onlara daha çok sinir olursunuz. "Niye salata yiyorsun?" diye sorduğunuzda, "1.5 kilo aldım da ondan" gibi mazeretleri vardır.)Titiz... (Bekâr da olsalar ki yüzde 90'ı öyledir, evleri insanı rahatsız edecek kadar derli toplu ve temizdir. Onların evinde, "Yanlış bir şey yaparsam" korkusu ve evhamı yerleşir içinize... İnat ya, mutlaka ya şarabı dökersiniz ya da sigara külünü... İçirtirse tabii... O zaman da sizi bırakır, orayı temizlemeye başlar. Sizin suçluluk duygunuz da iyice artar. Böyle evlerde insan tuvalete gitmeye de korkar ya... Sanki dışarı yapacan?)Detaycı... (Normal bir erkeğin asla fark etmeyeceği oje-kıyafet uyumunu görürler mesela... Onların bir kadında aradığı kıstaslar farklıdır. Diplomasına, kıyafetinin markasına, titizliğine falan bakarlar.)Sigara da içmezler... (Kendileri içmedikleri gibi içenleri de taciz ederler. Hatta bir zamanlar kendileri de içmiş olsalar bile...)İçki mi? (Şarabı tercih ederler. Alkolsüz olacaksa da, o sırada ne modaysa, Osman Müftüoğlu neyi övdüyse, onu içerler. Şu sıralarda nar suyu falan...)Asabi... (Bütün bu özelliklere rağmen rahat olunabilir mi? Olunamaz... Bir de bunlar, hep kendi dedikleri olsun isterler.)Muhtemelen seks hayatları da çok iyi değildir.Çünkü onlar, kendilerine çok bakarlar. Kendilerini yansıtan her parlak yüzeye bakar, orada siluetlerini ararlar. Aynadaki görüntülerine hayrandırlar. Narsistler iyi sevişemez. (Bunu başka bir zaman anlatırım.)Normal erkekle yemekte salata yiyen erkek arasında yataktaki en büyük fark şudur: 'Normal erkek porno filmlerindeki gibi sevişmek ister, salata yiyen ise romantik filmlerdeki gibi...'Gerçi ikisi de kadının istediği gibi değildir ya...)Kısaca bu erkekler, kadınlara çok da "erkek" duygusu vermezler...Öküz gibi et de yemesinler ama her şeyin bir dozu var yani... (Sakın "öküz et yemez" diye yazmayın!)Tabii ben sadece kadınlardan görüş almadım. Erkeklere de sordum. İşte size bir yorum:"Yemekte salata yiyorsam; o gece, o kadınla olmak gibi bir niyetim yok demektir. Ama dolu dolu, sıkı bir yemekse... Yakalarsam..."Gelelim sorumuza...Kadınlar yemekte salata yiyen erkeklerden hoşlanırlar mı?Hiç sanmıyorum...Kırmızı şarap polemiğiYaz geldi ya, "Kırmızı şarap nasıl içilir?" polemiği de başladı.Kışın ılık ılık iyi geliyor da, yazın serinlik isteniyor ya o bakımdan yaz aylarında tartışılır bu... Şimdi size yabancı kaynaklardan aldığım son bilgiyi iletiyorum:"Hava sıcaklığı 25 derecenin üzerine çıktığı zaman kırmızı şarap gevşer. Sıcak havalarda seçkin kırmızı şarapları buzdolabına koymamak gerçek bir cinayet olur. İdeal kırmızı şarap 12 derece olmalı."Demi Moore'un selüliti yokKimse yazıp çizmedi bari ben bu konuya değineyim.Niye kimse "44 yaşında ama taş gibi" demedi...Niye kimse, "Onun selüliti yok" demedi...Yabancı olduğu için mi?Yoksa onun bunu sallamayacağını bildikleri için mi?Niçin?Acaba 40'lıkların taş gibi olmaları kanıksanır mı oldu?

Devamını Oku

Sosyal içerikli kadınlar sıkıcı mı olur...

28 Temmuz 2006

Fatih Aksoy var ya, hani yapımcı... Sosyal içerikli kadınları sevmem" demiş.Onlar da sizi sevmez zaten Fatih Bey...Hoş, "sosyal içerikli"den ne kastettiğinizi pek anlamadım ama...Çünkü gazete, bu haberinin üzerine, "Fatih Aksoy'un bu sözleri Aysun Kayacı'ya mı?" diye bir flaş koymuştu.Nasıl yani...Aysun Kayacı sosyal içerikli mi?Yok, yok...Soyal içerikli kadın nasıl olur?Benim aklıma ilk gelen, ya eski solcular ya da öğretim üyeleri falan.İkisinin arasındaki fiziki fark da, birinin bakımlı diğerinin bakımsız olmasıdır.Ama Aysun Kayacı'nın sosyal içeriğini pek anlamadım.Sosyal olduğu kesin de, içeriğini bilemem...Dedim ya, Fatih Bey'in "sosyal içerikli" den ne kastettiğini anlamadım diye...Röportajında şöyle bir ipucu vermiş:"Geçmişte birlikte olduğum kadınlar arasında entelektüel düzeyi çok yüksek olanlar da vardı ama onlar bunu saklamayı çok iyi bildiler."Şimdi burada biraz duralım.Demek ki "sosyal içerikli"den anladığı, "entellektüel.""Bunu saklamayı iyi bildiler" diyor yaaa...Yani bu kötü bir şey...Saklanması gereken yani utanılacak bir durum.Ne zamandan beri böyle bir kanı var acaba?Ayrıca nerede var?Diyor ki "İkili ilişkilerimizde daha eğlenceli şeyler konuştuk hep."Sanki entellektüel kadınlar sevişirken Kant'ın eleştirel felsefesinden bahseder.Yoksa bahsetti mi?Eleştirdi mi acaba?Son randevuda...Ya da hoş bir akşam yemeğinde Herodot'tan başlayıp tarih dersleri mi vermeye başlar?Bilmiyor tabii...Çünkü birlikte olduğu entelektüel kadınlar bunu çok iyi saklamış."Sakladılar" diyor yaa...Ama demek ki, çok fazla da saklayamamışlar...Her şeye rağmen Fatih Bey'in bu yorumu bir-iki soruluk kuşku yaratmadı değil...Gerçi o cevabını vermiş ama ben yine de sorayım:Sosyal içerikli kadınlar sıkıcı mıdır?Sosyal içerikli kadınla sosyal içeriksiz bir erkeğin birlikteliği yürür mü?Peki sosyal içeriksiz kadın sıkıcı değil midir?Hocanın nick name'i neydi acaba?Hocam, daha durun... Bu henüz bir başlangıç... Neler olacak, neler... Oraya geçmeden merak ettiğim bir konuyu paylaşmak istiyorum.Fotoğraftaki kadının boynundan aşağısının Yüksel Ak olduğunu kim anladı? Nasıl anladı?Birisi beni aydınlatsın lütfen... Şimdi gelelim bundan sonra olacaklara... Mahkeme safahatı var daha... Bundan sonra duruşmalara gideceksiniz, orada her söylediğiniz olay olacak.Kanıtlarınız, konuşmalarınız, ona geceleri yazdıklarınız, onun size verdiği cevaplar basına sızdırılacak. Okuyacağız...Ben mesela şimdiden sizin ve onun nick name'lerinizi merak ediyorum... Ben birkaç tane buldum: "Çılgın dingo..." "Yalnız arslan...""Tapir..." (Hadi bakalım, National Geographic'çiler, araştırın!)Altı Yüksel Ak, üstü Zühre olan kadınınki ne olabilir?"Hasta değil, yastayım..." "Bu gece çok yalnızım..." "Vahşi orkide... Başka ne olabilir? Yok, yok... Hocam, mahkemeye girmeyecektiniz...

Devamını Oku

Bir uzayda seksiniz kalmıştı!

26 Temmuz 2006

Her yer bitti, sıra uzaya geldi."Nedir bu merak" anlamıyorum.Havada, karada yani...Ne fark edecekse?Şimdi de "uzayda seks nasıl olur?"u araştırmaya başlamışlar.Hem de bilimsel platformda...NASA geçtiğimiz hafta "Yeni Uzay 2006" başlığı altında bir konferans düzenlemiş. NASA'nın müdürü değişti herhalde... Muhtemelen 50'lerinde ve evli bir adamdır. Koskoca NASA'nın uğraştığı işlere bakın. Yani uzayda yapılacak bütün işler tamamlandı, sıra sekse geldi...Nerdeeee?Onlar önce seksten başlıyorlar.Bilim kurgu yazarı Vanna Bonta'nın da ilginç tespitleri var."Uzayda seks sadece iyi bir fikir değil aynı zamanda yaşamda kalma anlamına geliyor."Tespite bak!Ne demek istemiş şimdi bu?"Yaşamda kalmak..."Başka türlü anlayamıyor musun be adam? Anlamıyorsun değil mi!Anlamazsın...Bakıyor, yerinde duruyorsa, "Hııı... Tamam ben hayattayım" diyor.Sonra detaylara girmiş; "Uzayda seks nasıl olurdu"nun detaylarına...Dünya'dakinden daha sıcak ve ve daha ıslak olacakmış. Hatta vücuttan çıkacak sıvıların havada damlacıklar halinde uçuşması dahi mümkünmüş.Hiç çekilmez. Oysa insanların 27 santigrat derecenin üzerinde sevişmemeleri gerekiyor. Yerçekimsiz ortamda öpüşmek için epeyce mücadele gerekiyormuş. Eskiden Dünya'da da böyleydi. Erkekler bunun için az koşturmadılar zamanında... Biz o şanlı nesildeniz...Çok eskidendi, çook... Demek ki o zevki artık uzayda bulabileceğiz...Bu deneyimden yola çıkarak uzayda giyeceği giysileri bile tasarlamış.Ortası delik pantolon falan herhalde...Kadın da "astronot elbisesi" giyer herhalde... Üzerinde jartiyer resmi olan...Erkeklerin dikkat etmesi gereken bir husus da, yer çekimsiz ortamda kan dolaşımı yavaşladığından cinsel organın ebadının Dünya'dakine oranla daha küçük olacağıymış. "Panik olmayın" diyor yani...Kimse gitmez...Aslına bakarsanız uzayda seks erkekler için pek zevkli görünmüyor. Hem şeyleri küçülecek hem öpüşmek için bile çok fazla uğraşacaklar...Bir de sanki dünyada çok iyi yapıyorlarmış gibi...Kadınlar arasında yapılan istatistiklere bakarsanız, yapamadıkları ortada...Ama dedim ya, bir meraktır gidiyor... Bunların mekân takıntıları anlaşılır gibi değil...Mutfakta, masanın üzerinde, o koltuk senin, bu koltuk benim gezer durur bunlar... Sanki yapılanlar farklı...De ki uzayda da yaptınız...Ne olacak yani?***Kimler istedi, vermedik! Geçenlerde okumuştum, atlamayayım diyorum...Didem Erol'la ilgili...O kim mi?Şöyle tarif ediliyor:"Deniz Akkaya'nın eski sevgilisi Murat Aslan'ın 'yaktığı' kadın..."Yol tarifi gibi...Hani ilk "sola dön"den sonrası nedense hiç dinlenmez ya...Neyse, konumuz Didem Hanım'ın demeci.."Peşimden John Cusack, Cuba Gooding Jr., Van Damme, Tom Sizemore çok koştular ama ..." demiş.Hiç alakası yok ama aklıma çok eski bir karikatür geldi. Fıkra mıydı yoksa? Hani anne-kız konuşuyorlarmış. Şöyle bir diyalog:"Ah kızım, seni ne doktorlar, ne mühendisler istedi, vermedik." "Merak etme anneciğim, ben hepsine verdim."

Devamını Oku

Üzerinde ne var?

25 Temmuz 2006

"Ona bu soruyu yönelttiğinde başına geleceklerden habersizdi."Böyle başlayan hikâyeler vardır ya...Önce, "kimsin", "nesin" filan...Sonra biraz daha detaya girilir. Belki telefon konuşmaları falan...Ve nihayet o an gelir.Sanal aşkın mesafelerini yok eden o soru..."Üzerinde ne var?"Ya da bunun gibi bir şey...Bir erkeğe bu soruyu sordurttuktan sonra...Sonrası artık kadının vicdanına kalmıştır... Zira bu soruya cevap vermek öyle kolay değildir.Kadın-erkek ilişkilerinde dünyanın gelmiş geçmiş en klasik sorusuna iyi-kötü bir cevabınız olur tabii...Ama yaratıcı olmak lazım.Ben henüz Marilyn Monroe'nun yanıtını aşan bir cümle daha duymadım.- Üzerinde ne var?- Chanel 5.Anlayana tabii...Ama hiçbir kadın dizleri yer yapmış pijamasıyla, altında uyumsuz çoraplarıyla oturduğunu söylemek istemez. Hele ki sanal flörtüne...Gece yarısı...O anda...Haberi okudunuz:"Erciyes Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı, internette tanıştığı ve evlenme teklif ettiği kadın tarafından dolandırıldı."Kadın, manken vücudu üzerine kendi yüzünü montajlamış, "işte ben" demiş.Ah, hocam ah...Kadın manken gibi güzel olacak, ABD'de doktora yapmış olacak, yönetici olacak sonra da internetten size âşık olacak...Olacak iş mi hocam?Hep o soru yüzünden değil mi?Kadın kimbilir ne cevaplar verdiyse...Ne diyorum ben?Bir erkeğe o soruyu sordurttuktan sonrası kadının vicdanına kalmıştır.Tabii biraz da erkeğin aklına...Ama kesinlikle sezgisine değil...Çünkü o sorudan sonra artık mantık falan kalmaz. Sezgilerine güvenmeyen erkek, akıllıdır. Oysa her şey ne kadar güzeldi değil mi?Her gün heyecanla başlıyordu. "Ben bi istiyim var ya..." havasında...Ya, aslında çok da hocanın üzerine gitmemek lazım. Herkesin başına gelebilir böyle olaylar.Her Türk erkeğinin başına...Ama genellikle mahkemeye gidilmez.Biz buna şaşırdık galiba...Erkekler çuvalladıkları zaman asla seslerini çıkarmazlar. Susulur, üzerine bir bardak su içilir. Bundan ders çıkartılır ve hatta o Türk erkeği becerikliyse bu olay tecrübe hanesine artı olarak bile geçer...Yoksa...Yoksa böyle olur işte..."Evlenmeyi planladığım kadın, hasta yatağında ölmek üzere olduğunu söylüyordu. İyi yetişmiş bir Türk insanını ölümden kurtarmak amacıyla kendisine para göndermeye başladım" dersiniz. Diyorsunuz da...Ah hocam ah..."Evlenmeyi planladığınız kadına mı yoksa iyi yetişmiş bir Türk evladına mı yardım ettiniz?"Yoksa manken vücutlu, iyi cevaplar veren bir kadına mı?Ne fark eder ki?Gitti paralar...Siniri, hayal kırıklığı da cabası...Hocamız, "Bir bilim adamı olarak bu tür bir olayla değil, yaptığım bilimsel çalışmalarla anılmak isterim" demiş.Haklı.Bu performansla onu YÖK Başkanı yapmak lazım.Yakışır...Ah hocam ah... Şimdi yakınlarınızın size söylediklerini duyar gibiyim..."Aman hocam... Ne manyaklar, sapıklar var. Daha da kötüsü olabilirdi. Canınıza geleceğine, malınıza gelsin..."

Devamını Oku