Üzerinde ne var?

"Ona bu soruyu yönelttiğinde başına geleceklerden habersizdi." Böyle başlayan hikâyeler vardır ya... Önce, "kimsin", "nesin" filan... Sonra biraz daha detaya girilir. Belki telefon konuşmaları falan... Ve nihayet o an gelir. Sanal aşkın mesafelerini yok eden o soru... "Üzerinde ne var?"...

Haberin Devamı

"Ona bu soruyu yönelttiğinde başına geleceklerden habersizdi."

Böyle başlayan hikâyeler vardır ya...

Önce, "kimsin", "nesin" filan...

Sonra biraz daha detaya girilir. Belki telefon konuşmaları falan...

Ve nihayet o an gelir.

Sanal aşkın mesafelerini yok eden o soru...

"Üzerinde ne var?"

Ya da bunun gibi bir şey...

Bir erkeğe bu soruyu sordurttuktan sonra...

Sonrası artık kadının vicdanına kalmıştır...

Zira bu soruya cevap vermek öyle kolay değildir.

Kadın-erkek ilişkilerinde dünyanın gelmiş geçmiş en klasik sorusuna iyi-kötü bir cevabınız olur tabii...

Ama yaratıcı olmak lazım.

Ben henüz Marilyn Monroe'nun yanıtını aşan bir cümle daha duymadım.

- Üzerinde ne var?

- Chanel 5.

Anlayana tabii...

Ama hiçbir kadın dizleri yer yapmış pijamasıyla, altında uyumsuz çoraplarıyla oturduğunu söylemek istemez. Hele ki sanal flörtüne...

Gece yarısı...

O anda...

Haberi okudunuz:

"Erciyes Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı, internette tanıştığı ve evlenme teklif ettiği kadın tarafından dolandırıldı."

Kadın, manken vücudu üzerine kendi yüzünü montajlamış, "işte ben" demiş.

Ah, hocam ah...

Kadın manken gibi güzel olacak, ABD'de doktora yapmış olacak, yönetici olacak sonra da internetten size âşık olacak...

Olacak iş mi hocam?

Hep o soru yüzünden değil mi?

Kadın kimbilir ne cevaplar verdiyse...

Ne diyorum ben?

Bir erkeğe o soruyu sordurttuktan sonrası kadının vicdanına kalmıştır.

Tabii biraz da erkeğin aklına...

Ama kesinlikle sezgisine değil...

Çünkü o sorudan sonra artık mantık falan kalmaz. Sezgilerine güvenmeyen erkek, akıllıdır.

Oysa her şey ne kadar güzeldi değil mi?

Her gün heyecanla başlıyordu.

"Ben bi istiyim var ya..." havasında...

Ya, aslında çok da hocanın üzerine gitmemek lazım. Herkesin başına gelebilir böyle olaylar.

Her Türk erkeğinin başına...

Ama genellikle mahkemeye gidilmez.

Biz buna şaşırdık galiba...

Erkekler çuvalladıkları zaman asla seslerini çıkarmazlar.

Susulur, üzerine bir bardak su içilir.

Bundan ders çıkartılır ve hatta o Türk erkeği becerikliyse bu olay tecrübe hanesine artı olarak bile geçer...

Yoksa...

Yoksa böyle olur işte...

"Evlenmeyi planladığım kadın, hasta yatağında ölmek üzere olduğunu söylüyordu. İyi yetişmiş bir Türk insanını ölümden kurtarmak amacıyla kendisine para göndermeye başladım" dersiniz.

Diyorsunuz da...

Ah hocam ah...

"Evlenmeyi planladığınız kadına mı yoksa iyi yetişmiş bir Türk evladına mı yardım ettiniz?"

Yoksa manken vücutlu, iyi cevaplar veren bir kadına mı?

Ne fark eder ki?

Gitti paralar...

Siniri, hayal kırıklığı da cabası...

Hocamız, "Bir bilim adamı olarak bu tür bir olayla değil, yaptığım bilimsel çalışmalarla anılmak isterim" demiş.

Haklı.

Bu performansla onu YÖK Başkanı yapmak lazım.

Yakışır...

Ah hocam ah...

Şimdi yakınlarınızın size söylediklerini duyar gibiyim...

"Aman hocam... Ne manyaklar, sapıklar var. Daha da kötüsü olabilirdi. Canınıza geleceğine, malınıza gelsin..."

DİĞER YENİ YAZILAR