Bu konu uzayacak...El atmam lazım.Önce o sorunun cevabını vereyim:“Evlenmeden çocuk yapılmalı mı?” nın...Hiç öyle tahmin ettiğiniz gibi, “Tabii ki”, “Erkeğe ne gerek var?”, “Kadınlar tek başına bu işi de halleder...” hatta, “Bu öküz erkekler zaten ne işe yarıyor ki?” gibi laflar etmeyeceğim.Cevabım çok basit: “Hayır,”“Yapılmamalı...” Ama benim “Hayır”ımın nedeni, örf-adet, gelenek-görenek meselesinden kaynaklanmıyor.Başka nedenlerim var.Biri şu: Erkekleri eğitmek, sorumluluklarını öğretmek yerine onları rahat mı bırakalım? Yoksa siz hâlâ bir çocuğun onu size bağlayacağına inananlardan mısınız?Sakın ha! Ne umurlarında olur, ne başka bir yerlerinde...Ayrıca ne kadar az sorumluluk yüklerseniz o kadar mutlu olurlar.Onlar rahatladıkça, siz de o derecede mutsuzlaşırsınız.Hiç öyle sizin gibi, “Çocuğum, benim parçam” falan demezler. Daha doğrusu söylerler de, öyle hissetmezler.Bu bir neden. Ama benim “Hayır”ımın asıl nedeni bu değil.Var, etrafımda evlenmeden çocuk yapanlar, hatta çocuğunun babasından maddi manevi hiçbir destek istemeden, kendi kendilerine bu kararı verenler var.Kimi evli adamlardan kimi de evlenmek istemeyenlerden çocuk yaptı.İlk zamanlar mutluydular. Ya da öyle görünüyorlardı.Ama içlerindeki “Çocuk olunca dayanamaz, gelir” duygusunu hiç saklayamadılar.Hep beklediler.Ama o babalar, o çocukları hiçbir zaman legal çocukları gibi benimsemedi.Onlarla ilgilendikleri gibi ilgilenmedi..Bu ilgisizlik, benimsemeyiş o kadınların içinde bir hırs, bir eziklik yaratmıyor mu sanıyorsunuz?Hem de nasıl yaratıyor...Canları istediğinde gelip, iki sıkıp, çocuğu sever gibi yapıp bir de güzel tatmin olup sonra da defolup giden adamlara tav olmuyorlar mı?Hem de nasıl oluyorlar...Ve bütün bunların yıkımını yaşamıyorlar mı?Hem de nasıl yaşıyorlar...“Özgürleştik” derken, hırslarına, ezikliklere esir düşmüyorlar mı?Ah, hem de nasıl...Benim gördüklerim bunlar olduğu için...İşte asıl bu yüzden, hatta belki sırf bu yüzden yani kadınlar üzülmesin diye “Hayır” diyorum.Yoksa bana ne?Sanki çok da derdimdi...<>Seks diyetiNasıl yani? “Öz saygılarını yeniden kazanmak, benliklerini bulmak ve sosyal çevreyle düzgün iletişim kurmak hedefiyle seks diyetine başvuranlara her gün yenileri ekleniyor”muş.Bir daha “Nasıl yani?” Seks yapanlar öz saygılarını kaybedip, benliklerini mi kaybediyor?Ne yapıyorlar bunlar yahu?Nasıl yapıyorlar ki?Onların yaptıkları bütün bunları sağlıyorsa, bizim yaptığımız ne o zaman?Bilmediğimiz bir şeyler mi var?Bunca yıl kandırıldık da haberimiz mi yok?<>Seks mi Formula 1 mi?F1’in konuğu olarak İstanbul’a gelen güzel manken Estella Warren seksin F1’den daha ciddi bir iş olduğunu düşünüyormuş.Soru da kendini ortaya çıkarmış:Seks mi, F1 mi?Hadi bakalım, seçenekleri çoğaltalım...Seks mi, maç mı?Seks mi, para mı?Seks mi, alışveriş mi?Seks mi, profiterol mü?
Son günlerin trendi bu. Türbanlı kadın yazarlar, kendilerini tanıtıyorlar.Kendilerinden kastım, türbanlı kadınları...Biz de insanız diye...Önce, Tempo Dergisi’nin türbanlı yazarı Elif Çakır, “Başörtülü kadın da aldatabilir, kötü yola düşebilir, günahkâr olabilir, aşık olabilir. Akla gelen her türlü günahı başörtülü kadın da işleyebilir” dedi.Sonra, Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarlarından Fatma K. Barbarosoğlu, İslamcı erkeklerin eşlerini Sibel Can’a benzetmeye çalıştıklarını, hatta bu uğurda onlara lens parası verdiklerini yazdı. Sonra Ayşe Böhürler... O da “Siz şeytan, biz melek değiliz”i anlattı.Zaten siz meleksiniz diye hiç düşünmedik ki!Kendimizi de hiç şeytan gibi görmedik.Başörtülü kadının aldatmayacağı da hiç aklımıza gelmedi.Ama İslamcı erkeklerin Sibel Can merakını hiç bilmiyorduk.Bunları okudukça, benim aklıma tek bir soru takılıyor:“Neler oluyor?” Haydi biraz daha sorayım:Bu tespitlerin ne önemi var?Niye söylüyorlar bunları?Kendilerine bir yer mi açmaya çalışıyorlar?Nedir yani?Bizim dünyamıza mı girmek istiyorlar yoksa bizi mi o dünyaya almak istiyorlar?Anlamadım...Yakında onların dünyasıyla ilgili magazin programları görürsek, şaşırmayalım. “Cuma keyfi”...Neden olmasın, biri daha çıkar ve “Bizim de sizin gibi eğlencelerimiz var” deyiverir.E, onlarda da aldatanlar, aldananlar olduğuna göre, seyrederiz artık...Ama ben de şunu bilmelerini istiyorum:Hatim indiremeyiz ama...Dün okudunuz mu? Prof. Münci Kalayoğlu, “Abdest almadan ameliyata girmem, içimden dua ederim” demiş.Ben her sabah evden, “Allah’ım zihin açıklığı ver” diye çıkarım.Bizde de herkesin kendine göre bir duası vardır yani...Ama niye bunları yazıyorlar? Onlar yazıyor, bütün gazeteler alıntı yapıyor.O halde son bir soru daha:“Her gazete bir türbanlı yazar mı alsın?”*****Mayo yerine Tao versek...Gördünüz mü? Bush’un başucu kitaplarını...Amerikan Promete (Atom bombasının mucidi Robert Oppenheimer’in biyografisi)Tutkunun Dokuz Parçası (Müslüman kadınların gizli dünyası) Büyük Salgın (Dünyanın en büyük veba salgınının detaylı anlatımı)Çiçek Salgını (Çiçek hastalığının 20. yüzyıl ABD’sini nasıl değiştirdiği)Mao’nun Bilinmeyen Yaşam Öyküsü (Çin lideri Mao’nun hayatını anlatan sıradışı bir biyografi)“Bana okuduğun kitabı söyle sana seni anlatayım” gibi bir durum var ortada...Ama atom bombası, salgın hastalıklar falan... Ben size söyleyeyim, sanırım dünyayı hiç de iyi günler beklemiyor. En iyisi başucu kitaplarını derhal değiştirmek. Başbakanımız Erdoğan Ekim’de gidecek ya, rica etsek, birkaç hediye kitap götürse... Ferrari’sini Satan Adam, Mao yerine Tao’lu bir şeyler, bir de “Kendini sevdirmenin yolları” türü birkaç kitap... Fena olmaz mı?*****Türkiye şişmanlıyormuşSağlık Bakanlığı açıklamış. Türkiye’de obezler çoğalmış. Tabii çoğalır. Herkes sigarayı bırakıyor ama şişmanlıyor.Amerika gibi...Yani sigaradan değil, kolesterolden ölecekler.Şişmanlara da ayrı yemek yeme odaları yapsalar ya...
Japonya’ya ilk giden benmişim gibi orayı anlatmaya hiç niyetim yok. Basketbol Milli Takım sponsoru Turkcell ekibiyle izlediğimiz maçların son 5 saniyelerinde yüreğimizin ağzımıza nasıl geldiğini de anlatmayacağım.Ne mi anlatacağım?Var canım...Benim de kendime göre küçük bir dünyam, hislerim ve gözlemlerim var.Size kısaca kendimden bahsetmek isterim...(Anlatırsam, görürsünüz....)Japonya deyince ilk aklınıza gelen geyşalar oldu değil mi?Geyşa deyince de aklınız kaydı...Fantezi, mantezi durumları...Hiiç öyle sandığınız gibi değil.Orada, geyşaları unutup, liseli kız fantezisine geçmeniz lazım.Sokaklarda gördüğünüz okul kıyafetli kızları görüp saf saf, “Burada herhalde okullar açık” diye düşünmeyin.Pilili mini eteklerinin altına, diz üstüne kadar siyah çorap giyen genç kızların aslında okula falan gitmediklerini, bu kıyafetin aslında bir fantezi ürünü olduğu bilin.Hatta bazıları pilili etekleriyle diz üstü çoraplarının arasında siyah bir bant takıyor.Jartiyer efekti bu, oraya kalem kutularını koymuyorlar yani... Bizim güzellik anlayışımıza hiç de uymayan tıknaz, çarpık bacaklı kızlara bakarken onların sadece Japon erkeklerine seksi geldiğini düşünüyordum.Ta ki, bizim ekipteki erkeklere sorana kadar...Onlara da seksi geliyorlarmış.Haydaa...Yok canım, olay başka...Bence fantezi kıyafeti giymiş bir kadın, ne olursa olsun, güzel- çirkin farketmez, ne giymiş olursa olsun, o da fark etmez, onlara sevişmeyi pardon seks yapmayı hatırlattığı için erotik geliyor.Yani siz burada bir geyşa fantezisi yaşamak istiyorsanız, kimonoya falan gerek yok, kızınızın ya da bir arkadaşınızın kızının okul formasını giymeniz gerekiyor.Ama kızınıza yakalanırsanız ona ne dersiniz bilemem.Şimdi aklımı kurcalayan bir başka konuyu anlatacağım...Japonya’da her şey küçük ya...Hatta hani, Japon erkekleri batılı erkeklerle yatan kadınlarla birlikte olmazlarmış ya...Kıyas meselesinden...Galiba başka bir kıyas meselesi de kadınlar için var.Nasıl anlatacağım ki şimdi?Oradaki bütün pedler ya da tampaxlar bizdekinin yarı ebadında...En büyük boyu, küçük parmağınızın yarısı kadar.Bilmem anlatabildim mi?Yani bu şimdi kadınlar için de bir kıyas derdinin başlangıcı olabilir mi?Bir de başımıza bu mı çıkacak? Şimdi bu Japonya’da Dünya Basketbol Şampiyonası kimsenin umurunda değil.Başka dertleri var onların.Mesela beyaz kalmak gibi...Yani dünyanın hemen her yerinde yaz aylarında vitrinleri bronzlaştırıcı ürünler doldururken burada tam tersine beyazlaştırıcılar var. Bütün ünlü markaların cilt bakım reyonlarında ön sıralarda beyazlaştırıcı kremler duruyor. Kadınlar sokaklarda güneşten yanmamak için şemsiye ile dolaşıyorlar.Öyle sağlıklarını falan düşündüklerinden değil; orada yanık ten, kırsallığı belki fakirliği temsil ediyor.Kentli kadının simgesi, beyazlığı...Bir de tuvaletlerini anlatayım, ne olur?Umumilerden özellere, hepsi yandan kumandalı.Hani resimlerini görürüz ya, klozetin üzerinde birtakım düğmeler falan... Birine basıyorsun su fışkırıyor, öteki kurutuyor diğeri parfüm püskürtüyor. Aynen öyle. Yalnız su sıcak olduğu için biraz tedirgin oluyorsunuz. Bizde su gitgide ısınır ya, öyle olur mu diye...Ama basmaya cesaret edemediğim iki düğme daha vardı. Şimdi merak ediyorum: Acaba bir şeyler kaçırdım mı?
Farkında mısınız? Etrafınızda böyle kadınlar var mı? Yoksa siz de onlardan biri misiniz?Cinselliği kaybolan kadınlardan bahsediyorum. Kaybolup giden... Tam burada kalmıştık ya dün, şimdi sıra bu soruna çare bulmakta...Radikal Gazetesi’nde Özgür Gökmen Çelenk’in hazırladığı dizide bu sorundan bahsediliyor.Önce nedenlerine bakalım. Eğer sorun fiziksel değilse ki, biz bundan bahsediyoruz, cinsel isteksizliğin bir sürü nedeni varmış.Kişilik bozukluğu: Yani memnuniyetsiz kişilerden bahsediyor; bazı kişiler genel olarak haz almaktan, mutlu ve keyifli olmaktan kaçınır. Kendilerini acılarla dolu, talihsiz bir kurban olarak hissederler. Bu kişiler keyifli ve zevk veren birçok şeyden olduğu gibi cinsel haz almaktan da kaçınır.Gerçekten ya...Bir düşünün, böylelerinden etrafımızda ne kadar çok var.Mutluluktan suçluluk duyanlar... Sonra sıralıyor, depresyon, stres, eşe ilgi kaybı...Bir dakika, atlamayalım: Burada kadının kilo alması, göğüslerinin sarkması gibi fiziksel değişiklikler ve çekiciliğinin kaybı gibi düşünceler sekse ilgiyi azaltabilirmiş. Ve nihayet tedavi... Yaklaşık iki ay süren seks terapisinin, özellikle kadınların cinsel işlev bozukluğunda başarılı sonuçlar verdiğinden bahsediyor. E, iyi... Terapi sırasında hem kadın hem erkeği ciddi ödevler bekliyormuş.Eyvaahhh.... Bu kötü işte!Umarım, yine mum ışıklarından bahsetmezler... “Birbirinize anlayış gösterin”, “Okşayın” gibi ‘bizim hiç akıl edemediğimiz’(!) şeylerden falan... Bakalım ne diyorlar?Tedavinin iki basamağı varmış. Önce kadının yalnız başına sonra da eşiyle birlikte orgazm olması planlanıyormış.“Hadi bakalım ne öğrendin yap” hali...Yahu bu da adamı tahrik eder. Kadını değil. Tedavide önce çiftin sevgi ve yakınlık konusunda iletişim ve deneyimlerini artıracak ödevler veriliyormuş... Yok, bu da değil.Boşuna okumuşuz.Yahu biz hiçbir orgazm morgazm sorunu olmayan, bir zamanlar zevkli cinsel hayatı olan kadınlardan bahsediyoruz burada. Onlarınki nereye gitti?Gelir mi? Ben aramaya devam edeceğim. Bulursam yazarım.Siz biliyorsanız, bana yazın.*****“Oha oldum”İyi mi, kötü mü bilmiyorum ama artık bilgisayar diline alışıyoruz. Yani “Napıyon”, “ben çıkıyom”lara...Ama geçen gün bana gelen mail bunları da aşmıştı; “Oha oldum” ayrıca “kal geldi” Şimdi o mail’i aynen yazacağım. Beni övüyor diye değil, yenisini yaratamayacağımdan. (Ağır eleştirenler de var yani...) “Senin için bu gazeteyi alıom die daha önceden sölemiştim yine tekrarlıom.sırf senin için alıom bu gazeteyi.neyse seni yazılarından dolayı tbr etmek istiom gördüğüm kadarıyla kimse senin kadar cinsel içerikli yazı yazamıo. harbi kadın dedikleri bu olsa gerek.önceki yazıma cvb wermemiştin ama buna cvb wer” Cvb wermek istiom ama yazamiom...
Farkında mısınız? Etrafınızda böyle kadınlar var mı?Yoksa siz de onlardan biri misiniz?Cinselliği kaybolan kadınlardan bahsediyorum.Kaybolup giden...Son zamanlarda neredeyse kime rastlasam, uzun süreli ilişkisi olan kadınlardan bahsediyorum, konu da eğer bir şekilde cinselliğe geldiyse ve tabii ortam da uygunsa daha doğrusu cesaret bulursa artık hiç seks yapmak istemediğinden bahsediyor.O kadar çoğaldılar ki...Artık “mış gibi” yapmaktan bile bıkmış bir sürü kadın...Hatta ve hatta “Aman gitsin kiminle yaparsa yapsın, gelsin. Yeter ki bana dokunmasın” durumuna bile gelmişler.Bu kadar çoğalınca, bu işin artık kişisel değil toplumsal bir sorunumuz olduğunu anladım.Ve cinsellik üzerine yazılmış çizilmiş makaleler, röportajlar gözümün önünden geçti.Hiçbirinde bu yoktu.Hep erkeklerin yıllardır bitiremedikleri, aşamadıkları aynı konular: Ereksiyon sorunu ve küçük - büyük meselesi...Güzin Abla ömrü yettiğince anlattı, bunlar anlamadı...Hı, son zamanlarda biraz kadınların sorunlarına değinildi ama o da hep vajinismus üzerineydi.İsteyip de yapamayan kadınlar konu ediliyordu.Ama bu öyle birşey değil.Bir zamanlar gayet güzel bir cinsel hayatı olan bu kadınlara ne olmuştu da, artık hem de genç yaşlarında seksten soğumuşlardı?Önceleri, erkekler bu işi beceremiyor da ondan diye düşünüyordum.Aslında hâlâ öyle düşünüyorum ama bir başkaldırı da eklendi şimdi buna...Onlar bilmiyorsa biz bilelim o zaman.Ama bunun için de bir heves olması gerekiyor...O unutulan istekleri yerine getirmenin bir yolu var mı acaba diye ciddi ciddi düşünmeye başladım. Çünkü cinsel hayatınızı canlandırın başlığı altında okuduklarımız hep “tahrik var tatbik yok” tanısına verilen önerilerdi.Mum yakın, müzik koyun, seksi giyinin, jartiyer takın, zart zurt...Yahu bunlar adamları baştan çıkarmak için yapılacak işler.Biz ne yapacaz biz?Bize ne yapılacak?Ne yapacağız o mumları yakıp, derdimize mi yanacağız?Evet bugün bu tespiti yaptık değil mi?Hemfikir miyiz?Var değil mi?Var.Farkında mısınız?Etrafınızda böyle kadınlar var mı?Yoksa siz de onlardan biri misiniz?O halde beni izlemeye devam edin. Bu durumun çaresini anlatan bir şeyler buldum galiba. Yarın anlatacağım.İkisi bir arada...Hem zayıflatıyor hem de seks yaptırıyormuş.Bir taşla iki kuş...Acaba seks yaptırdığı için mi zayıflatıyor?Yani o sırada verilen kaloriler...Geçenlerde okumuştum ya da duydum; sevişme hareketleri bel yağlarını güzel eritirmiş. Bu, belinde simitleri olanlar epey açık veriyor demektir...Ona göre...
“Kızıl saçlılar seks yapmak için tutuşuyor.” Lafa bak!Allah cezanızı vermesin!Tutuşuyormuş...Bu da güya bilimsel araştırma sonucu...Eminim raporda da böyle yazıyordur. Bu tanı doğru olsa bile; böyle diyorum çünkü bilim adamlarına da güvenimiz kalmadı artık, herhalde bilimsel bir terim yazıyordur. Ama bizimkiler nasıl anlıyor?“Tutuşuyor...” O yüzden kızıl saç az herhalde...Yani gerçek kızıl saçlılar...Siz şimdi saçlarını kızıla boyatanları da yanlış anlarsınız... İyi bari...Renklerle anlaşacaksak, bundan böyle elimize bir renk kataloğu alalım, sinyaller verelim. O anki ruh halimize göre kartımızı gösterelim. Kırmızı kart: “Tutuşuyorum!” (kızıl saçtan ötürü.)Sarı kart: “Uğraşırsan olabilir.” Yeşil kart: “Aklından bile geçirme!” Aklıma o eski fıkra geldi; hani kadın böyle prensipler öne sürünce adam şöyle demiş ya: “İki kadehten sonra saçına başına bakmam...”*****Nedir bu ev merakı?Anlamadım gitti... Bir ev merakıdır gidiyor... Mesela otelcilerin bir sloganı vardır: İnsanları evlerindeymiş gibi rahat ettirmek...Hayatımda böyle saçma bir şey duymadım. (Ne güzel laf değil mi!)Yahu sanki herkesin evi otellerdeki gibi lüks...Sanki yataklarını toplayan, evi her gün temizleyen, kahvesini getiren birileri var. Üstelik kimse kendi evinden havlu çalmaz.Kimseye kapris de yapamaz. Yani insanlar zaten evden bıkmış...Ev isteseler, evlerinde kalırlar zaten.Ne diye ev gibi otel diye tutturuyorlar, işte bunu anlamıyorum.Dün Mehmet Barlas, özellikle turistik yerlerdeki “ev yemekleri” lokantaları için benzer bir yorum yapmış. Oradan aklıma geldi.“Niye evden çıkıp ev yemeği yenir ki”nin cevabını vermiş.Tarihçesine kadar hem de...Hani bir de yurt dışına gidip ilk iş olarak dönerci ya da Türk lokantası bulanlar vardır ya... Ne manasız değil mi?***** Yakıştıramadımİpek Tuzcuoğlu, Pazar Vatan’da Sanem Altan’a, “akıllı kadın aldatılmaz” demiş ya... Hiç yakıştıramadım.“Çoğu aldatılan kadını suçlu buluyorum çünkü akıllarını kullanmıyorlar. Erkekler sessizlik sever ama fırtınaya da bayılır. Neyi, ne zaman yapacağını bileceksin! Zaman zaman suni fırtına yaratacaksın. Ne zaman çay getireceksin, ne zaman süsleneceksin, bileceksin” demiş ya...Yakıştıramadım çünkü benim bildiğim akıllı kadın, erkeğe endeksli yaşayan kadın değildir.Gözünün içine bakıp, çay zamanını bekleyen kadın da değil... Bitmedi...“Sadakat ve sevgi anlamında, erkeğe laf getirmemek anlamında, doğru bir eş nasıl olursa öyle yaşarım ben” de demiş.Akıllı kadın erkeğe laf getirmemek için yaşamaz. Ne yani? Erkeğe laf getirmemek olmasa sapıtacak mısınız?Yakıştıramadım İpek Hanım...***** Hugo’ya da, sana da...Serdar Ortaç, konserinde nedense Frank Sinatra’nın sözlerini aktarma ihtiyacı duymuş:“Ben bu kadın gazetecilerin taa...” diye. Hatırlatmakta yarar var, kadın gazeteciler de küfür etmeyi bilir.Hani eski bir canlı yayın gafı vardır ya... Telefonla yayına katılan izleyici, “Sana da, Hugo’ya da...” demişti.Benim de o aklıma geldi nedense!Yani bu işler ille de kerameti kendinden menkul penislerle yapılmıyor...
“Bütün kadınların memelerine açgözlülükle baksalar, bütün kadınların salınan kalçalarından gözlerini ayıramasalar, yeryüzünün bütün kadınlarıyla sevişmek için azgın bir istek duysalar da, derinlerinde bir yerlerde, önündeki küçük avlu akşamüstleri sulanan evlerinde, sevdikleri kadınla bir masa kurup birlikte gülerek yemek yemek, onunla şakalaşmak, güvenle sevmek, her gece aynı kadının bedenini özlemek, her gece aynı kadının kendisini şaşırtmasının tadını çıkartma arzusu yatar.Hep aynı kadını sevmek isteriz biz.Hep aynı kadını severiz.” Ahmet Altan’ın dünkü yazısından bir alıntı bu.Ah Ahmet Bey ahh!..Bir daha söyleyin...Bir daha...Biliyor musunuz? Her kadın da işte o kadın olmayı ister. Ne zamandır hayatımızdan bu kadar uzun cümleleri çıkarmışken...Hatta güzelim romantizmi arabesklere teslim etmişken...Onun yüzünden, bunun yüzünden diye etrafa saldırırken...Tam da tetikte yaşamaya alışmışken...Niye bunları yazdınız ki?Yok öyle vurup kaçmak.Şimdi de oturun, “Neden olmuyor”u yazın.Neden olmuyor Ahmet Bey?Neden?Sonra da “bu erkekler nerede, onu da yazsanıza...” Yoksa bu satırlar bir romanın içinden mi çıktı?Ya da bir masalın...Büyüklere masalların...Ya da bize küçüklüğümüzde kurduğumuz hayalleri mi hatırlatmak istediniz.“O benimle ilk, ben onunla ilk ve sonsuza kadar...” Yok; aslında hayal değildi, inanıyorduk.Henüz herkesin kurtlarını dökmesi gerektiğine, genetiğine kanmamışken... Ama olmadı...Zaten çoktan unuttuk o masum günleri...Ama şimdi o yazıyı okuyunca...Ne bileyim?Belki bundan sonra...Yine... Yani herkesi sıfırlarsak...(Not: Gördüğünüz gibi benim de duygusal anlarım var. Merak etmeyin, çabuk geçer...)***** İki penisli adamlar...Biz bir tane olanlarla başa çıkamazken bir de bunlar çıkmaya başladı. Adam iki penisliymiş üstelik ikisi de çalışıyormuş.Ama birini aldırmaya karar vermiş. O da başa çıkamadı herhalde.Onun işi de zor.Hangi birinin istediğini yapacak? İkiz çocuk gibi...Birini uyutursun, öteki ağlamaya başlar. Zor. Çok zor!Huyları da farklı mı acaba?Biri romantik, öteki materyalist...SoruAhmet Bey, şimdi bu iki penisli adam, iki kadın mı sever?Yani penis sayısına göre mi yapılır bu hesap?(Gördüğünüz gibi geçti bile... Duygusallığım yani...)***** Ankara kızlarıAraştırmanın sonucu şöyle çıkmış: “Kadına şiddette Ankara ilk sırada” Bu nedir biliyor musunuz; benim bu araştırmadan çıkardığım yani: Diğer şehirlerde yaşayan kadınlar ya yalancı ya korkak ya da o kadar alışmış, şiddeti o kadar kanıksamışlar ki, yaşadıklarını şiddetten saymıyorlar bile...Yoksa Ankara kızları başkadır... Tıpkı şarkıdaki gibi... Önce biraz gülecek, kalbe ümit katacak. Söz verecek gelmeyecek, hep seni aldatacak. Sev diyecek sevmeyecek, belki de ağlatacak Boş yere ağlama kalbini bağlama Ankara kızlarına...
Yanlış anlamalar var... Müdahale etmem lazım!Olmuyor!Aşağıda okuyacaklarınız bir kısım medyaya tekzip yazısıdır.Önce...SERDAR TURGUT: “Ali Kırca ne yapmış ki cezalandırılıyor?” başlıklı bir yazısı var. Yazının içeriğine girmeden önce hem o başlığı düzeltmem lazım; kimsenin onu cezalandırdığı yok ki...Var mı?Yoo...Koyu harflerle, “Bu görüntülerde Ali Kırca’nın utanacağı hiçbir şey yoktur” da diyor. Kimse “Utansın” falan demiyor ki...Diyor mu?Yoo...Bu görüntülerde konuşulan, tartışılan tek şey o pozisyon.Ortada bir kıyas meselesi var Serdar Turgut.Kıyas...Zaten konuşanlar da erkekler...Yoksa iyi kötü herkes sevişiyor bu memlekette.İyileri de kötüleri de o sırada romantik hareketler yapmıyor. Yani öyle derin “analizlere” gerek yok.Kimse sevişme denklemini menklemini sorgulamıyor.Sorun tokat falan da değil. Alman pornolarıyla yetişmiş bir nesil var karşınızda, küçümsemeyin. Herkes fantezi tokadını, neydi onun adı, hıh; spanking’i biliyor... (İsmini de öğrenmiş oldular.) Sadece Amerika’da bilinmiyor yani... Adı başkadır... Dedim ya, bu görüntülerin konuşulmasının ardındaki gerçek: Kıyas...“Nasıl oluyor?” merakı...O pozisyon için ne gerekiyor “hesabı”...Kimbilir kaç kişi denemiştir, düşünemiyorum.Bu erkek milleti var ya, gerçekten tuhaf. Aralarında ne yapan bile var, anlatayım mı?Yok, anlatamayacağım...Benim o görüntülerde eleştireceğim tek şey var; fondaki müzik: Keremcem çalıyor. Ne bileyim, başka bir müzik olsaydı... Ceza mı?Yok öyle bir şey, Serdar Turgut.Hemfikir olduğumuz tek konu; bu işin aşağılık bir iş olduğu... (Yani çekimin...)Sıra, FATİH ALTAYLI’da... Onun da, “Kadın da zampara olur” başlıklı bir yazısı var. “Erkek yapınca ‘hak’ ve zamparalık, kadın yapınca ‘iffetsizlik’ mi oluyor” diye sormuş.Kaya Çilingiroğlu’nu da örnek gösteriyor.Bir dakika, Fatih Bey, bir karışıklık var.Kimse Kaya Bey veya onun gibi zamparalık yapanları alkışlamıyor ki?Kimse artık zampara erkeklere bir hak tanımıyor ki..Nereden çıkardınız bunu?O tür adamları öven var mı?Dikkat edin bakın, doğru düzgün kadınlar onlarla birlikte oluyor mu?Hatta artık o derece zampara erkeklere “fahişe” gözüyle bakıldığını da mı bilmiyorsunuz! Ayrıca konuşulan Pınar Hanım’ın iffeti değil. Sizi de aldatır, çoluk çocuğa karışırsa, görürsünüz.Tabii medyada çok doğru tahlil yapanlar da var. Bu kadar eleştiriden sonra onlardan birine de yer vermek isterim.MEHMET YILMAZ: Türbanlı yazar, Nihal B. Karaca’nın “Duygu Asena’nın ölümüne sevinenler var” yazısıyla başlayan polemiğe yaklaşımı dolayısıyla...“Karaca’nın çevresindeki erkeklerin sevincine takıldım” diyor. Nihal Hanım’ın yazısındaki bir fıkrayı alıp, kendi yorumunu ekliyor.“Soru: Muhafazakâr bir erkekle yarım saat aynı odada kalsan ne olur?Yanıt: Feminist olursun.Oysa doğru yanıt şu olmalıydı: Sıkıntıdan patlarsın.” Evet yaaa...Haklısınız.Hem çok sıkılırız. Çook...*****GÜNÜN SORUSUPınar Altuğ Sabetayist mi?