Suç kızıl saçlılarda mı?

“Kızıl saçlılar seks yapmak için tutuşuyor.” Lafa bak! Allah cezanızı vermesin! Tutuşuyormuş... Bu da güya bilimsel araştırma sonucu...

Haberin Devamı

“Kızıl saçlılar seks yapmak için tutuşuyor.”

Lafa bak!

Allah cezanızı vermesin!

Tutuşuyormuş...

Bu da güya bilimsel araştırma sonucu...

Eminim raporda da böyle yazıyordur.

Bu tanı doğru olsa bile; böyle diyorum çünkü bilim adamlarına da güvenimiz kalmadı artık, herhalde bilimsel bir terim yazıyordur. Ama bizimkiler nasıl anlıyor?

“Tutuşuyor...”

O yüzden kızıl saç az herhalde...

Yani gerçek kızıl saçlılar...

Siz şimdi saçlarını kızıla boyatanları da yanlış anlarsınız... İyi bari...

Renklerle anlaşacaksak, bundan böyle elimize bir renk kataloğu alalım, sinyaller verelim. O anki ruh halimize göre kartımızı gösterelim.

Kırmızı kart: “Tutuşuyorum!” (kızıl saçtan ötürü.)

Sarı kart: “Uğraşırsan olabilir.”

Yeşil kart: “Aklından bile geçirme!”

Aklıma o eski fıkra geldi; hani kadın böyle prensipler öne sürünce adam şöyle demiş ya: “İki kadehten sonra saçına başına bakmam...”

*****


Nedir bu ev merakı?
Anlamadım gitti... Bir ev merakıdır gidiyor... Mesela otelcilerin bir sloganı vardır: İnsanları evlerindeymiş gibi rahat ettirmek...

Hayatımda böyle saçma bir şey duymadım. (Ne güzel laf değil mi!)

Yahu sanki herkesin evi otellerdeki gibi lüks...

Sanki yataklarını toplayan, evi her gün temizleyen, kahvesini getiren birileri var. Üstelik kimse kendi evinden havlu çalmaz.

Kimseye kapris de yapamaz.

Yani insanlar zaten evden bıkmış...

Ev isteseler, evlerinde kalırlar zaten.

Ne diye ev gibi otel diye tutturuyorlar, işte bunu anlamıyorum.

Dün Mehmet Barlas, özellikle turistik yerlerdeki “ev yemekleri” lokantaları için benzer bir yorum yapmış. Oradan aklıma geldi.

“Niye evden çıkıp ev yemeği yenir ki”nin cevabını vermiş.

Tarihçesine kadar hem de...

Hani bir de yurt dışına gidip ilk iş olarak dönerci ya da Türk lokantası bulanlar vardır ya... Ne manasız değil mi?


*****


Yakıştıramadım
İpek Tuzcuoğlu, Pazar Vatan’da Sanem Altan’a, “akıllı kadın aldatılmaz” demiş ya... Hiç yakıştıramadım.

“Çoğu aldatılan kadını suçlu buluyorum çünkü akıllarını kullanmıyorlar. Erkekler sessizlik sever ama fırtınaya da bayılır. Neyi, ne zaman yapacağını bileceksin! Zaman zaman suni fırtına yaratacaksın. Ne zaman çay getireceksin, ne zaman süsleneceksin, bileceksin” demiş ya...

Yakıştıramadım çünkü benim bildiğim akıllı kadın, erkeğe endeksli yaşayan kadın değildir.

Gözünün içine bakıp, çay zamanını bekleyen kadın da değil... Bitmedi...

“Sadakat ve sevgi anlamında, erkeğe laf getirmemek anlamında, doğru bir eş nasıl olursa öyle yaşarım ben” de demiş.

Akıllı kadın erkeğe laf getirmemek için yaşamaz. Ne yani? Erkeğe laf getirmemek olmasa sapıtacak mısınız?

Yakıştıramadım İpek Hanım...

*****


Hugo’ya da, sana da...
Serdar Ortaç, konserinde nedense Frank Sinatra’nın sözlerini aktarma ihtiyacı duymuş:

“Ben bu kadın gazetecilerin taa...” diye. Hatırlatmakta yarar var, kadın gazeteciler de küfür etmeyi bilir.

Hani eski bir canlı yayın gafı vardır ya... Telefonla yayına katılan izleyici, “Sana da, Hugo’ya da...” demişti.

Benim de o aklıma geldi nedense!

Yani bu işler ille de kerameti kendinden menkul penislerle yapılmıyor...

DİĞER YENİ YAZILAR