Satranç olmazsa briç oynayın, sinemaya gidin, kitap okuyun...Vallahi bunlar hocamızın önerileri...Yoksa bana ne?İster andropoza girin, ister viagra alıp girmemiş gibi yapın, hiiiç umurumda değil.Ama Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, birkaç gündür andropozun bütün ayrıntılarını anlatıyor.Dün de çok güzel bir “andropoz reçesi” vermiş.Reçeteden önce de diyor ki,“Erkeklik cinsellikle başlamadığı gibi cinsellikle de bitmiyor. Andropozu lütfen bir iktidar savaşı olarak görmeyin.” Tamam mı?Görmeyin.Yani cinselliğiniz olmasa da, erkek sayılırmışsınız...Bence de...İnsanlık farklı bir şey...Önce insan olun, insan...Aklıma daha önce de yazdığım hikâye geldi. Hikâye dediysem gerçek yani...Arkadaşımın anlattığı...Dişi-erkek demeden mahallenin bütün kedilerine dört mevsim tecavüz eden kediden herkese fenalık gelmiş. Sahibi de artık gelen şikâyetlere dayanamayıp sonunda onu kısırlaştırmış. Ameliyattan sonra kediyi gören arkadaşım onu şöyle tarif etmişti:“Bahçede yere düşen kozalaklarla oynuyordu. Ayyy... Bir üzüldüm ki...” Neyse...Gelelim reçeteye...Hocam diyor ki, yani andropoz reçetesinin maddelerinden birinde,“Olumlu, keyifli, eğlenceli biri olmaya gayret edin. Kitap okuyun, sinemaya gidin, briç ve santranç gibi oyunlar oynayın.” Kozalaklarla da oynayabilirsiniz... (Bu da benden...)Sinemadan erotik filmleri, kitap okumaktan da mangaları kastetmediğini biliyorsunuz değil mi?BARİ TAVLA OYNASINLARYa hocam, bizim erkeklerden hele ki, andropozlulardan kaçı briç, santranç bilir ya da oynar.Bari tavla falan deseydiniz...Ama olmaz değil mi?Tavla oynarken geyik muhabbeti çok olur. Sonra erkeksi hareketler de fazladır o oyunda.Hele yenen kapağı çaaat diye kapatıp karşısındakinin kolunun altına sıkıştırdığında etrafa öyle bir bakar ki, o anda 5 kadını bile...O derece yani...Oyunlar zorlaştıkça, seksiliğini de yitirir.Daha doğrusu akıl isteyen oyunlarda seks akla gelmez.Yani delilerden yola çıkarsak, düşünsenize, onlar sekse ve sigaraya düşkün olur ya...Elleri şeylerinde, izmarit toplarlar.Niye?Akıl yok, ondan...SEKS İÇİN YARATILMIŞYani hocamın bir bildiği var da satranç, briç falan diyor.Niye golf demiyor?Demez tabii...O da tehlikeli. Stratejik açıdan tehlikeli.Bir kere, evden uzaklaşılıp Belek’e gidiliyor. Orada da saatlerce ortadan yok olunuyor. Bahane de hazır.Adeta seks için yaratılmış bir spor.Ayrıca dikkat ediyorum, son zamanlara güzel kadınlar da gitmeye başladı. Artık pek öyle yaşlı sporu falan değil...Ayrıca golf, süs püs gerektiriyor.O kadar bakım, egoyu azdırır. Ego azarsa ne olur?Onu da ben mi anlatacağım size?Aklınız fikriniz orada...Oradaysa gerçekten, bakın hocamın sizin için de bir tavsiyesi var:“Bütün bunlar sorununuzu gidermiyorsa bir üroloji veya endokrinoloji uzmanından yardım istemekten çekinmeyin” diyor.Hocam,Bizimkiler ne kitap okuyor ne de satranç falan oynuyor. Arada bir küçük haplardan alıyorlar.O hapları nasıl almaları gerektiğini anlatsanız...Hani, yatakta ölüp kalmamaları bakımından...
Doktor sorunun cevabını vermiş, “Hayır” diyor.“Viagra erkeğin kendine güvenini artırdığından yararlı bile olabilir. Orta yaş ve sonrasında beliren cinsel güç azalması veya kaybının belirtilerini hafifleten bu ilaçları suçlamak değil, takdir etmek gerekiyor” diyor.Peki hocam. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bütün erkeklerin yani inorganik erkeklerin şövalyeliğini üstlenmiş...Yani aslında kadınlara mesaj gönderiyor.Mesajı aldık Osman Bey. Aldık da...Ne yapacağız, onu henüz bilmiyoruz...Ama benim gözlemlediğim başka şeyler var. Mesela inorganik erkek çeşitlerini tespit etmeye başladım bile.Ne yaparlar? Ne yapamazlar? Ne yapmak isterler? Kendi aralarında kaça ayrılırlar?İlk gözlemim, onları şimdilik aralarında üçe ayırıyor.Gidenler, gitmeyenler ve gidemeyenler diye...Şimdi bunları inceleyelim...“Gidenler” adından anlaşılacağı üzere gider. İnorganik hale alıştıklarında hayatın anlamını da yeniden yorumlamaya başlarlar. Bir şeyler için geç kaldıklarını ama öteki şeyler için de henüz vakit kaldığını savunurlar. Yani “Ulan, bunca yıl doğru-düzgün yaşadım. Bütün sorumluluklarımı da yerine getirdim. Şurada ne kadar daha yaşayacağım. Artık bu hayatı da bana verin” derler. Çok da naiftirler. Haksız bulamazsınız onları...“Gitmeyenler” daha bilinçli ve uyanık olanlarıdır. Onlar köprüden geçerken yani otele doğru giderken haplarını alır. Keyiflerine bakarlar. Aynı yolun dönüşünde çoktaan iş görüşmelerine bıraktıkları yerden devam etmeye başlamışlardır bile...Ne vicdan azabı, ne yalan arayışı ne de suçluluk hissi duyarlar.Hiçbir şey yapmamış, az önce arslanlar gibi kükreyen onlar değilmiş gibi aynı yoldan geri dönerler.Tatlı bir gülümseme farkıyla...“Gidemeyenler” içlerinde en kötü durumda olanlarıdır. Bir gün evi terk etmeye karar verirler, ertesi gün vazgeçerler. Bir gün “Hayat kısa, böyle geçmez” derlerken, ertesi gün “mis gibi huzurlu bir hayatım var” derler.Ya da mesela, artık karar verirler ve evi terk ederler. Ama ilacın etkisi geçince kendilerine gelirler. O sırada bir aileleri olduğu akıllarına gelir. Ellerine yüzlerine bulaştırırlar her şeyi... Karısı, öteki kadın, kendisi... Hepsini birbirine düşürür bunlar.Beceriksizdirler...Sonra da eve dönüp ömür boyu suçlu suçlu oturup her gün kendini affettirmeye çalışır. Hayatı kayar... Yani bu inorganiklerin ne yapacakları belli olmaz.*****Yeter artıkSon haber: “Cadde kenarında oturanların kanser riski yükseliyor.” Bunun bir lafı var da...Söyleyemeyeceğim burada...İnsanı kötü konuşturacaklar.“Yeter yahu. Bırakın kanser olacaksam da olayım. Düşün yakamdan” diyesi geliyor. (Bu da ne sinir bir kelime: “Diyesi geliyor” gadasın alayım gibi bir şey...)*****Bu da yeterBüyükanne-büyükbaba Günü’müz olsunmuş!Bizim sanki büyükanne diye bir kelimemiz varmış gibi...Olmasın kardeşim, olmasın.Herşeyin b... çıkarmayın.İyi artık, bu Amca Kızları Günü’nden, Üvey Anneler Günü’ne kadar gider...Oldu olacak, “Sonradan Görmeler Günü” de olsun.
Ben artık bir bakışta anlarım gibime geliyor. Sağolsun Osman Müftüoğlu, elektriği biten ya da bitmek üzere olan erkekler hakkındaki ipuçlarını verdi.Yani neredeyse bir bakışta anlayacağız.Hangi voltajla çalışıyor, şehir elektriği yeterli mi, akü falan takmak lazım mı?Sonra kaç amper? İlk bakacağımız yer, erkeğin bel bölgesi. Karın çevresinde oluşan “yağ simidi”nin anlamı daha farklı artık.Açık konuşalım; testosteronu azalan erkeklerde böyle yağlanmalar olurmuş. Testosteronun ne olduğunu artık hepimiz biliyoruz değil mi?Elektrik meselesi yani...İkinci ipucunu adamla yemeye çıktığınızda yakalayabilirsiniz.Biraz fazla yedirin adama, uykusu geliyorsa yani bir ağırlık çöküyorsa... Ben tavsiye etmem.Biraz da sohbet ederken ağzını arayın.Mesela şu soruyu yöneltin:- Nasıl? Akşamları uyku sorunu falan çeker misin?Çekiyorsa... Bütün bunlara “evet” diyorsa, onu aç karnına ve gündüz...Yani onunla akşamüstü buluşup, hafif bir şeyler yemeyi deneyin.Mutsuz ve karamsar görünüyorsa...Yani bir de öyleyse, bence o adamı bırakın.Bu elektrik olayı o kadar önemli değil, mum yakarız daha romantik olur diyenlerdenseniz hiç olmazsa karamsar olmayanını seçin... Ha, Viagra’ya falan hiç güvenmeyin. Bu inorganik adamlara da güven olmaz. Hem de hiç güven olmaz.Ben size sonra inorganikleri uzun uzun anlatırım. Siz şimdilik sadece karamsar adamlardan uzak durun, yeter. *****Ben Özcan Deniz’e kefilim!Şenol İpek için bir şey söyleyemem çünkü tanımıyorum ama Özcan Deniz’i Asmalı Konak’tan, Asmalı Mescit’ten falan tanıyorum.Kadınların hisleri kuvvetlidir.O kudretime dayanarak size şunu rahatlıkla, açık seçik söyleyebilirim: “Özcan Deniz’e kefilim” Ne bakımdan mı?Şu bakımdan:Özcan Deniz biseksüelmiş!Ne var bunda? Gerçekten de biseksüel bir seksüel ne fark eder?Tekini veya ikisini birden yapıyorsa kime ne?Hem de iyi yapıyorsa...Eğer konumuz “ayıp” ya da “utanç”sa bu yaşta bakireyim demek daha büyük utanç değil mi?Hele hele başkalarını da buna inandırmaya çalışmak ayıpların en büyüğü değil mi?Tabii en ayıbını sona bırakıyorum:Ya gerçekten de o yaşta hâlâ bakireyse...*****Küçük olsun, benim olsunHani Çinli adama penis nakli yapılmış ya... Adamın penisi tedavi olmayacak şekilde zarar görmüş ve sadece 1cm kalınca ne idrarını yapabiliyormuş ne de başka bir şey... Bunun üzerine 22 yaşındaki bir başka adamın penisini nakletmişler. Ama karısı beğenmemiş...Niye ki?Belki de, artık rahat etmek istemiştir. Bu saatten sonra bir de onunla mı uğraşacak? Adam azacak falan.“Küçük olsun, benim olsun” dedi herhalde...
İlk yatışta aşk önemli tabii...Ama burada önemli olan hatta daha önemli olan bir başka nokta var.“İlk yatış...” Hani Hande Ataizi 6 sene önce “one night stand” yaşadığı adamla şimdi sevgili olmuş ya..İşte buradaki “one night stand” kısmına dönelim.Nasıl olduğuna...Bir parti çıkışında iki eski sevgilisi kavga ederken hiç tanımadığı bir adam arabasının camını açıyor ve bir tek cümle ediyor:“Yardım lazım mı?” Cevabı hemen veriyor kadın:“Sağa çek. Üç dakikaya geliyorum!” Geliyor da...Adamlar birbirini yiyor, kavgalar falan...Daha kimbilir kimler kadının yollarına gül döküyor, kimbilir kimler ellerinden geleni ardına koymuyor ama bir adam, tek bir lafla işi bağlıyor:“Yardım lazım mı?” Bu nedir biliyor musunuz?“Doğru zamanda, doğru yerde, doğru laf.” Bu işler böyledir.Kadınların bazen nerede ne yapacakları hiç belli olmaz.Kiminle yapacaklarını bazen kendileri bile bilmez.O, bir an meselesidir. Bir duygu...O duyguyu doğru zamanda alınca...İşte o anda... O adamla...Sonra aylardır didinen öteki bütün adamlar bu arabalıdan nefret eder.Sohbetleri daha doğrusu nefretleri “Adama bak yaa...”dan başlar ama sonu farklı biter.Yani önce adamdan nefret ederler ama hızlarını alamazlar. Bu nefret onları kesmez. O zaman hedeflerini değiştirirler.“Kadına bak yaa! O... yaaa! Gitti o herife...”
Ayyy...Ayyy...Hatta bir daha, “Ayyy....” Bu fotoğraf neyi hatırlatıyor?Eski Alman filmlerini!!!Yalan mı? Beyaz ayakkabılar falan. Bir de içine soket çorap giyseymiş, tam olacakmış.Lütfen Hande Yener lütfen yaa...Yeni albümü için çektirmiş bu pozu ve demiş ki, “Biliyorum bu da çok farklı gelecek dinleyicilere ama eminimki alışacaklar ve de çok sevecekler.” Şarkılarını bilemem ama ben bu görüntüye alışmak falan istemiyorum.Hatta tam tersi,Unutmak istiyorum, unutmak...*****Geçirmece oyunu“Çaydan kız geçirmece...”Oyunun adı bu herhalde...“Çayda Çıra”yı biliriz, köprüden geçirmeyi falan da biliriz, başka geçirmeleri de biliyoruz da bu, “çaydan kız geçirme” yi vallahi yeni duyuyorum. Ama düşünüyorum da, hiçbir aile dostum benimle böyle bir oyun oynamadı.Hiç teklif dahi gelmedi yani...Demek ki, gerçek birer dost değillerdi!Bir çaydan geçirmece bile oynamadılar benimle... Gülmeyin. Ne kadar art niyetlisiniz. İnanmıyorsunuz değil mi...Ne var bunda inanmayacak.Genel Müdür, karısı ve aile dostları pikniğe gitmiş. Orada canları sıkılmış. Sonra olaylar şöyle gelişti herhalde...- Yaa, canım sıkılıyor kocacığım.- Aaaa... Kıyamam hayatım. Dur, seni eğlendireyim.- Nasıl?- Bak şimdi göstereceğim. Haticeeee.... Gel karım sıkılmış. Oyun oynayıp onu eğlendirelim.- Ne yapacağız?- Sen gel, kucağıma çık şimdi?- Eee? - Geçireceğim.- Nasıl yani?- Ya, çaydan geçireceğim. - Hıı... Tamam o zaman. Çaydan kız geçirmece oynayacağız.- E, herhalde...- Yaşasın. Sonra da o fotoğraflar çekilmiş. Siz de yanlış anlıyorsunuz sonra!Art niyetlisiniz art!.. Tamam önce gazetecilere “O da benim eşim, öteki de” demiş olabilir.Gazetecileri başından savmak için söylemiş.Doğru bir taktik. Gazeteci manşetini alıp gitmiş... Daha ne istesin ki!Ama başından savmış mı? Savmış.Biliyorum, aranızda hâlâ art düşüncelerinden kurtulamayıp, “Madem öyle, neden çaydan karısını geçirmemiş?” diye soranlarınız da var.Bakın ona ben bile bir neden bulamıyorum.İlahi Müdür Bey, sen bizi güldürdün Allah da seni bildiği gibi yapsın.Öyle diyorum, diliyorum çünkü ben size bir şey söyleyeyim mi? Bu iş burada bitmez.Gönül işlerinden, çaydan geçirmecelerden bahsetmiyorum. Bu işte başka bir iş var.Kadın, para, çaydan geçirmece falan... Burada bir İSKİ kokusu var.Bu işte başka bir geçirmece var... *****Kaşıntı tutuyormuş“Zaten çıplak insanları görmeye dayanamıyorum, kaşıntım tutuyor!” Bu sözleri kimin söylediğini tahmin etmeye kalksam Mehmet Ali Erbil ismi sıralamaya bile girmezdi. Ama oymuş. O söylemiş. Bilmem kaç çocuk, bilmem kaç eş ve hiç bilemeyeceğim kadar sevgiliden sonra... Yeni yeni mi kaşınmaya başladı acaba? Yoksa ben mi yanlış anladım? “Kaşıntım tutar”ı muzır bir anlamda mı söyledi? Ben de gerçekten saflaşmaya başladım herhalde...
Ne demişti? İslami yazar Ali Bulamaç, pardon Bulaç; çok değil, bundan 20-25 gün önceydi sanırım, “modern kadına kolay ulaşılabilir” demişti. Şimdi hatırladınız mı?Eveeet...Bu fotoğrafı görünce önce aklıma o sözler geldi. Sonra da bazı sorular...Peki o halde dedim kendi kendime, “İslami erkeklere kolay ulaşılır mı?” Gördüğüm kadarıyla hiç de zor olmamış.Hem ulaşılmış, hem de değiştirilmiş.Parmak arası terlik falan...Kendisinde modern erkeği bir yerinden yakalama çabası görüyorum.Hem yatay hem dikey geçiş yapmış beyefendi... Olabilir...Gayet Kaya Çilingiroğluvari bir kıyafet içine atlet ve uzun külot giymiş olabilir...Ama çaba var, çaba...Bu arada unutmadan, kucaktaki kadını görsem şu soruyu sormak isterdim:“Hanımefendi, siz gerçekten kolay ulaşılabilir bir kadın mısınız?” Cevap vermek isterseniz, buyurun...Şimdi biz analizimize devam edelim.Bu fotoğraftan anladığımız üzere, demek ki modern kadınlar da islami erkeklere kolay ulaşıyor...Yani basit bir Ali Bulamaç mantığı ile böyle... Hatta onun mantığı ile gidersek daha enteresan sonuçlar da alabiliriz. Bakın şimdi o mantıkla gidiyorum: İslami kadınlara kolay ulaşılamaz.Modern kadına ulaşılır.Buna karşılık, İslami erkeğe de kolay ulaşılıyor.Ama nedense henüz İslami kadınla modern erkeğin ilişkisi basına yansımıyor. O halde, buradan da şu sonuca ulaşabiliriz:“Modern erkeğe kolay ulaşılamaz.” Olan modern erkeğe oldu yani...Bütün bunlar karmaşık ve saçma görünüyorsa şu soruyu sorarsınız:Ali Bulamaç mantığı gerçekten bulamaç halini aldıysa yani...Peki o zaman, “ulaşılabilirliğin” ve “ahlakın” dinle, başörtüsü, haşema veya boxer külotla alakası ne?Bu soruya Ali Bulamaç mantığı ile cevap veremiyorsanız bir de Aristo mantığıyla vermeyi deneyin.Ama emin olun sonuç değişmez.*****Hizmetçi tesellisiNe desem, bilemedim... İş adamı Eşref Cerrahoğlu’nun Bulgar hizmetçiye âşık olup 35 yıllık eşini terk etmesine ne desem, bilemedim.Gerçi söylenecek bir şey de yok.Yok da, ben neye takıldım biliyor musunuz?Haberde diyor ki“Cerrahoğlu çiftine yakın çevrelerin tek tesellisi Eşref Bey’in gönlünü kaptırdığı kişinin bir hizmetçi olması.” Tek teselli onun bir hizmetçi olması...Benim şimdi çıkıp mazlum edebiyatı yapacağımı sanmıyorsunuz herhalde değil mi? Sakın ha!Sadece şunu düşünüyordum:“İnsanın eşini kiminle aldattığı önemli midir?” Yani insanın kendisinden daha güzel, daha kaliteli biriyle mi aldatılması daha acısızdır? Yoksa tam tersi mi?Daha çirkin, daha eğitimsiz ya da daha yaşlı biriyle mi?Hı? Siz halefinizin nasıl biri olmasını tercih ederdiniz?*****İlk yatışta aşk!“Love at first sight.” Hani böyle bir deyim vardır ya, “İlk bakışta aşk” anlamında...Hande Ataizi, 6 yıl önce “one night stand” yani tek gecelik aşk yaşadığı adamla sevgili olmuş.Bakışmaya bile fırsat kalmamış yani...“İlk yatışta aşk!”
Oysa ne kadar güzel bir şarkıdır değil mi? Leman Sam da ne kadar güzel söyler...Ama insanın içindeki muzırlığı, hınzırlığı da tahrik eder...Eder, eder...“Dün gece, hiç tanımadığım bir erkeğe....” Eee?Git gide insanı merak içinde bırakır. Aslında merak da değil...Sonunu bilirsiniz de, söyleyenin itiraf etmesini beklersiniz.İtiraf da değil, telaffuz etmesini istersiniz... Sonunda kadın, adamın yanına gidip sade ve sadece bir “Merhaba” demiştir.Ama başka bir son duymak istersiniz.Onu dinlerken daha ilk cümlede suratınızın ifadesi değişir. Salak bir gülümseme içine girersiniz. Gözler de kayar...“Dün gece, hiç tanımadığım bir erkeğe... Sırf sana benziyor diye...” Gözler iyice açılır.Eee?Biraz daha oynamak istiyorsanız, uzatırsınız... “Ama sırf sana benziyor diye...” Artık karşıdakinin ağzı iyice sulanır... Sabrı tükenmiştir.Haydi söyle, söyle...Sonra baştan alırsınız“Dün gece, hiç tanımadığım bir erkeğe.... Sırf sana benziyor diye... Usulca sokulup...” Hıı?Ne yaptın?Usulca sokulup...Bu güzel şarkıdan erkekler ya nefret eder ya da uyarılırlar.Fıkradaki gibi; Temel, kadın dergilerinden uyarılmayı öğrenen Fadime’ye demiş ya, “Bak seni uyarıyorum, akşama...” Ama genellikle nefret ederler...Zira gelmiş geçmiş birlikte oldukları ya da olmak istedikleri bütün kadınların onlara sadık kalmalarını isterler ya... Bu yüzden herhalde...Şarkı başlarken hepsi kendilerini boynuzlu hissetmeye başlar.Yarı çapı 10 metre olan bir alandaki erkeklerden en az 3’ü bu hisse kapılır.Çap küçüldükçe işin şekli değişir.Hele ki siz duş alırken söylüyorsanız... İki dakika içinde ya sevişirsiniz ya sıkı bir kavga çıkar.Daha kötüsü var aslında...Bu şarkının bir başka versiyonunu söylerseniz...“Dün gece, hiç tanımadığım bir erkeğe... Sırf sana benziyor diye... Ona değil, gidip başkasına...” deyiverirsiniz...“Tanıdık bir huzur aradım, şaşkın bakışlarında dün... bildik bir söz bekledim, eskiden kalma öylesine... Konuştu, bir şeyler söyledi, beklediğim sözler bunlar değil... Yüzüme baktı, gözlerime ama senin gibi değil” Hıh dedim. Onunla alakası yok. Yürü kızım, tam senlik...“Taklitlerinden sakının”cılardansanız böyle bir yorum yaparsınız.Ki, adamlar bu duruma daha da gıcık olurlar...Oysa ne kadar güzel bir şarkıdır.Leman Sam da ne kadar güzel söyler...Ama elimde değil ne yapayım?O sözler...“Dün gece, hiç tanımadığım bir erkeğe...” diye başlayan...Onlar yüzünden...*****Kaya ile İbo, Ambians Ali’ye karşı“Anladığım kadarıyla erkek kısmına anlayış göstermek, alttan almak doğru değilmiş...” Nihayet patladı. Hülya Avşar da patladı.İkisi bir olmuş, Ambians Ali’ye karşı ittifak kurmuşlar. Tamam yeni enişteyi biz de pek tutmadık ama karışmıyoruz.Size ne yahu? Size ne?Artık Hülya Hanım bu şarkıyı yeni albümüne alır herhalde...“Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe...”
Her şeyden sonra yapılan hareketler vardır ya... Yemekten sonra çay-kahve... Spordan sonra duş... Duştan sonra seviş... Eee? Seviştikten sonra?Ondan sonra da yapılan fix hareketler vardır.Mesela sigara içilir.Adı bile var; orgazm sigarası...Orgazm olan, olmayan ya da taklit yapan herkes mutlaka bir sigara yakar.Yani iki elin kanda olsa o sigara içilir.Sigara içmeyenlere de geleceğim, çatlamayın. Önce içenlerin anlamsız hareketlerine bir bakalım.Erkekler bu konuda daha başarılıdır. Manasızlık kulvarında...Aslında akılları fikirleri “gitmek”tedir...Kendi evine gitmek... Televizyon seyretmeye gitmek... Tuvalete gitmek...Gitme duygusu basar onları.Ama giderlerse kadının üzüleceğini düşündükleri için, daha doğrusu yıllar yıllar sonra sevişme konusunda en iyi öğrendikleri bu olduğundan gidemezler.Yani hemen gidemezler.Bir orgazm sigarası yakarlar.O sigarayı, sonsuza doğru bakarak bir başka deyişle, boş boş bakarak içmeye başlarlar. Sonra da büyük maharetmiş gibi dumandan halkalar yapmaya...Böyle dudakları büze büze ve hem de gayet ciddi bir ifadeyle... Sanki beyin ameliyatı yapar gibi...Ama o sırada aslında neyi planlar?Gitmeyi....Gerçek bir nedeni yoksa bulduğu bahanelere sonradan kendisi de çok güler...Kadınların biraz daha manalıdır hareketleri...En azından dumandan halka çıkarmazlar ama aptalca olanları adamın çıkardığı halkalara hayranlık duyar.Paylaştıkları bir şeymiş gibi görürler bu halkaları...Ya da sadece kendileri için yapılan çok özel bir ritüel. Halka çıkardı diye adamı şövalye gibi görürler. O halkaların içine parmaklarını falan sokmaya çalışırlar.Ne romantik! Bir de kadınlar sanki biraz önce çırılçıplak olan onlar değilmiş gibi kapanma ihtiyacı duyarlar.Bir de güzel görünmek. Güzel veya şirin.Kimi sadece gömlek giyer kimi de göğüs altından itibaren yorganın altına girer. Ve bekler...Ne bekler? İltifat bekler... Onlar da sigara yakarlar... Ya adamınkinden otlanıp bir paylaşım daha yakalamış olurlar!Ne şirin... İşte kadın-erkek farkını en belirgin biçimde görebileceğiniz anlar yaşanan bu sahnelerdir. Gelelim sigara içmeyenlere...Sigara içmedikleri için daha yaratıcı olurlar... Mesela ayak parmaklarıyla karşı duvarda belirledikleri hayali bir hedefe nişan alırlar. Sağ ayak parmağı ile yanındaki parmağın arasını açar, sol gözünü kısar ve gerçek bir ayı avındaymış gibi dikkat ve ciddiyetle nişan alır.Sonra aynı hareketi öteki ayak parmakları ve sağ gözüyle dener.Nişan almasa bile gözlerini kısarak yapacak bir şey bulur.Dedim ya, daha yaratıcı olurlar.Niye? Düşünmektedir aslında...Neyi? Gitmeyi...Bir de sigarayı bırakanlar var.İşte ben onları merak ediyorum.Gerçekten, sigarayı bırakan tiryakiler ondan sonra ne yapar?***** Mesela...Ben bu polemiğin sonunu hiç iyi görmüyorum. İclal Aydın ile Ahmet Hakan’dan bahsediyorum.Artık tiryakisi olduk.O ne dedi? Bu ne dedi? Pinpon topu gibi takip ediyoruz.Malum söz var ya, “En büyük aşklar nefretle başlar” diye...Mesela, Evlenirlermiş...