Tek gecelik aşklar

4 Ekim 2006

“Elvis Presley beni arayıp Monroe’yu istedi. Onu alıp Beverly Wilshire’a götürdüm.” “Birbirlerini gördükleri anda tek kelime etmeden öpüşmeye başladılar.” Presley’in eski menajeri, iki efsane ünlü arasında geçen tek gecelik ilişkiyi bu cümlelerle açıkladı.Elvis Presley ve Marilyn Monroe... “Birbirlerini gördükleri anda tek kelime etmeden öpüşmeye başladılar.” Ne yani? Etkileyici değil mi? Sanki bir filmden alıntı...Eski mi, yeni bir film mi kurgulayamıyorum. Tek gecelik bir aşkı anlattığı için bugünlerde geçebilir...Ama bu kadar etkileyici olduğuna ve tutkuyla pornografiyi bir arada ucuzlatmadan verebildiğine göre sanki eskilerden bir tad... Eski ya da yeni fark etmiyor; o sahne gözümün önünde canlanıyor. “Kim seyretse etkilenir herhalde...” diye düşünüyorum.İkisi de ünlü olduğu için mi?Hayır.İkisi de güzel olduğu için mi? Belki de...İkisi de tutkulu olduğundan mı? Olabilir...Yoksa tek gecenin büyüsü mü? Galiba... Şimdi söyleyin bakalım; onların bu tek gecelik aşklarında bir banallik var mı? Bence yok.Yani Elvis maganda, Marilyn fahişe gibi mi?Bence değil. Peki hiç konuşmadan öpüşmeye başlamaları bayağı mı?Bence hayır.Şimdi başka bir soru daha; bu kaçamak onlara yakışmıyor mu?Ve hatta başka türlüsü sıradan kaçmaz mıydı?“One night stand”, “occasion”, “casual” veya tek gecelik aşk... Ne derseniz deyin... Kimbilir kaçınız böyle bir ilişki yaşadınız.Kimbilir kaçınız yaşamak istediniz.Şimdi de doğruyu söyleyin bana; kaçınız ucunu kaçırdınız. Tek geceyle bırakmadınız. Bırakamadınız...Efsanenizi yıktınız...Sırrınızı açıkladınız...Sıradanlaştınız...Oysa... Oysa...Önemli Not: Şimdi sizden bir ricam olacak. Lütfen, “Herhalde çok tek gecelik ilişki yaşadın” diye ilkel psikolojik tespitler yapmayın.***Lafın sonunu dinlesenize...Erkeklerin son günlerde “Pazar günleri ne yapıyorsun?” diye sorduklarından bahsetmiştim dün.Ve bu tür soruların aslında önemli bir değişimin habercisi olduğunu da söylemiştim.Hiiç... Hiç kimse, “Bu neyin habercisi?” demiyor da, lafı hemen “Şimdi böyle asılıyorlar”a getiriyorlar.Hayır efendim. Ben tam tersi, “Artık erkekler eskisi kadar kadın peşinde değil” diyorum.Tek başlarına nasıl vakit geçirebileceklerini öğrenmek istiyorlar.Bu da bir gelişmedir, abuk sabuk ilişkilerden bıkmacadır... Ve iyi bir şeydir. Yani bugünlerde bir adam size, “Nasıl vakit geçiriyorsun?” diye sorarsa bilin ki, hızlı hayattan bıkmış ve size gerçekten de arkadaşça yaklaşıyor demektir.Sonra hayal kırıklığına uğramayın diye söylüyorum. “Hiiçç... İstersen bana gel” falan demeyin diye söylüyorum. Kime söylüyorum?

Devamını Oku

Akşamları ne yapıyorsun?

3 Ekim 2006

Ya da pazar günleri... “Ne yapıyorsun?” Bugünlerde, bu tür soruları çok sık duymaya başladım.Yanlış anlamayın sakın; “Akşam ne yapıyorsun? Çıkalım mı?” anlamında değil.Bu soruları özellikle de bekâr erkeklerden duyuyorum.Yaa...Salak değilim herhalde...Diyorum size, asılanlardan bahsetmiyorum. Ayrıca onlardan bahsederek korkutmak istemem... Arkadaşlarımdan, arkadaşlarımın arkadaşlarından falan duyuyorum.Eee?“Ne olmuş? Soruyorlarsa, sorsunlar” demeyin.Birazdan bu soruların önemini anlatacağım size... Önemli bir gelişmenin habercisi bu sorular...Olumlu bir sosyal gelişmenin ipucu da diyebiliriz.Sosyal içerikli yani...Sorular önemlidir. İçinde bulunduğunuz topluluğun ne yaşadığını, nasıl hareket ettiğini, ne yöne gittiğini çok iyi anlatır aslında...Öyle de hızlı yayılır ki...Bir bakarsınız herkes birbirine aynı soruları sormaya başlamıştır. Hatta kendinize çok iyi cevaplar da hazırlarsınız. Dokunaklı...Manalı...Ağır...Ya da komik... Nasıl olsa size de birileri, bir daha sorar diye... Öyle tabii...Bir ara, “Senin hikâyen ne?” modası vardı... Tipik asılmaca...Ama entelektüelce...Bu soru çoğunlukla boşanmış ya da evli kadınları baştan çıkarmaya yarar.Herkesin kendi efsanesi vardır ya, o anlatılır. Bir-iki dönüm noktası, bir-iki acı anı...Hikâyeden kasıt budur.Böylece arada sıcaklık oluşur. Belki hâlâ bir yerlerde soruluyordur...Daha sonra “sır” sorular geldi...Bu daha seksiydi...“Senin sırrın var mı?” Bu da “Hiç aldattın mı?”, “Tek gecelik ilişkilerin oldu mu?”, “Olduysa, benimle de olsun mu?”nun sorusuydu aslında...Dolayısıyla şu aralar erkeklerin, “Pazar günleri ne yapıyorsun?” diye sormaları tabii ki enteresan bir gelişmeyi gösteriyor.“Senin hikâyen, sırrın ne?” aşamalarını geçtiler yani...Soru şöyle soruluyor:“Yaa... Akşamları ne yapıyorsun?” “Nasıl yani?” “Yani mesela eve gittin... Ne yapıyorsun?” “Ya, ne bileyim, yemek, televizyon falan vakit geçiyor işte...” Bu cevap onu tatmin etmez. Yeniden dener: “Hadi akşamları geç. Pazar günleri ne yapıyorsun?” Bu, “Ben yapacak bir şey bulamıyorum. Bütün gün sıkıntıdan patlıyorum.” demektir.Senden tüyo almak istemektedir.Yani “Hadi ben sıkılıyorum, millet ne yapıyor ki?”dir.Kadınlar bu soruya genellikle, “Evde yapılacak işleri hallediyorum. Sonra arkadaşlarla buluşuruz, yemek, sinema, laklak falan...” Kimse, “Ne yapacağım ki? Bütün gün pijamalarımı çıkarmadan hatta yüzümü bile yıkamadan televizyonun karşısında çay sigara, çay sigara...” demez.Aslında ben de merak ediyorum...Siz akşamları ne yapıyorsunuz?Ya da pazar günleri...*****Olmadı Seda HanımOlmadı. Kabul edin.“Ne var ki bunda?” falan demeyin.Kötü bir yere bastınız. Çok zamansız oldu.Böyle oyunlar oynamayın.Ya o türbandan çıkamazsanız bir gün... Hı? Biz bunları tartışıyoruz da...Ne çok açık saçık giyinseniz ne de türban taksanız...Normal oluverin. Çok mu zorunuza gider?Ne olur sanki?Öyle de güzelsiniz...

Devamını Oku

Potansiyel erkekler

2 Ekim 2006

Bu aralar erkekler revaçta ama... Ama her yerde öyle değil. Kadınların da kıymetli olduğu, başka bir deyişle kıymetli kadınların da olduğu ortamlar, yaşamlar var.Hatta kadınlarını kaybetmekten korkan erkekler dahi var...İnanmayacaksınız ama var...Onları unutmuştuk değil mi?Var var...Bazıları çok naif, bazıları çok romantik, bazıları çok cin...Ama onlar da korkuyor...Kimden mi?Onlar da potansiyel tehlike olarak gördükleri erkekleri belli başlı gruplara ayırmış. Hepsinde haklılar. Evet. Bütün tespitleri doğru. Hepsi potansiyel tehlikedir.Şimdi ben size bizimkilerin potansiyel tehlike olarak gördükleri erkekler karşısındaki tavırlarını anlatacağım. Mesela eski sevgililer... Doğru düşünmüşler. Bana sorarsanız, en tehlikelisi onlardır. Zamanında yeterince yüz göz olunduğu için hiç çekinmeden ararlar, gelirler; konuşulur, dertleşilir. Hatta farkına varılmadan sevişilir. Onunla sevişmek sevişmeden sayılmaz. Yeni değil ya, o bakımdan... Bunu tahmin ettikleri ya da kendileri de aynısını yaptıkları için hiç utanmadan hep aynı soruyu sorarlar:“Onunla yattın mı?” Hocalardan da korkuyorlarmış. Hoca dediysek, yoga, tenis, dans hocası gibi hocalardan bahsediyorlar. Onları gizli tehlike olarak görüyorlarmış. Bu da doğru bir tespit.Bu yüzden hiçbiri, hiçbir kursa gitmenizi istemez. Ya hocanıza ya da orada başka birine takılacağınızdan korkar. Ona “sen de gel” dersiniz, gelmez. Zira rakibi orada en iyi becerdiği işi yapmaktadır. Kendisi onun yanında salak gibi kalacaktır. Ama mutlaka bir gün sizi almaya gelir. Duruma göre yani hoca yakışıklıysa kavga çıkarır, değilse kursa devam edersiniz. Yeni arkadaş...Sevgiliniz ya da eşiniz bunun lafına bile sinir olur. “Yeni arkadaş...” “Ne demek yeni arkadaş?”, “Bu da nereden çıktı şimdi?”, “Koca adamın başka arkadaşı yok muymuş da gelip seni buldu?” “Hayır efendim! Niye tanışacakmışım?”, “Yine mi o herif...” Rahat bırakmazlar, onunla arkadaş olamazsınız.Ayrıca haklıdırlar... İş arkadaşı... Onları da potansiyel tehlike olarak görüyorlarmış. Bu yüzden eşsiz iş yeri partilerine gıcık olurlar ya... Halbuki bir erkeğin en gıcık hali, iş yeri halidir. Orada terler, azar işitir, salaklıklarını saklayamaz; hızlı yemek yer, acele su içer, burnunu çeker falan... Ama siz bunları söyleyince cevabı hazırdır: “Aferin... Bütün hareketlerini ezberlemişsin Maşallah! Takiptesin herhalde... Terliyormuş falan, herife bak!” Eski arkadaş...Hıı...Bu zor işte! Eski arkadaş her zaman başınıza dert olur. Hiçbir zaman onunla sade ve sadece arkadaş olduğunuza inanmazlar. Bunu da normal zamanlarda değil de sarhoş olduklarında dillendirirler. Size tuzak sorular hazırlarlar: “Sen anlat, ben de anlatacağım” gibi... İstediklerini alamayınca da unutmuş gibi yaparlar. Daha doğrusu, nedense(!) bunu söylediklerini hiiç hatırlamazlar...Ama...Şimdi, eğri oturup doğru konuşacaksak:Erkekler de tıpkı kadınlar gibi sezgilerinde çok da yanılmaz...

Devamını Oku

Niye sevişemiyor ki?

1 Ekim 2006

Sanatçı böyle olur; yaratıcı... Yaratıcılığını hayatının her evresinde yaşar. Biz de görürürüz ya da okuruz.Tıpkı Teoman gibi...Geçenlerde bir kız arkadaşıyla bar çıkışında yakalanınca, “Rahat bırakın seks yapalım” demiş.A-aa...O kadar da değil...Yani o kadarına da karışmazlar.Yapın tabii...Bar çıkışı fotoğraf çekilince seks yapılamıyor mu?Yoksa barın önünde mi yapacaklardı?Baktılar ki kalabalık, flaşlar falan patlıyor, yapamadılar...Böyle bir durum mu var acaba?Geçenlerde de bir gazeteciye, “Sırf seni dövmemek için gidip ayılacağım” demişti. Bu sefer ne dediğini doğru düzgün okuyayım, belki anlarım...“Allah aşkına yapmayın, çekmeyin. Sizin yüzünüzden seks yapamıyorum. Rahat bırakın da şu karılarla bir seks yapayım, sevişeyim. Seks hayatımı mahvettiniz.” Tam olarak bunları söylemiş.Yine anlamadım.Sorumu tekrar ediyorum:Bar çıkışı “karılarla” fotoğrafları çekilince Teoman neden seks yapamıyor?Flaşların böyle bir etkisi mi var acaba?Yoksa niye?Tam havaya girmişsin, “karıyı” da tavlamışsın, bardan çıkıp eve gidecen, pat pat flaşlar....Sevişmenin havası mı kaçıyor?Ne kaçıyor?Eve gidince sevişileceğine, “Şimdi bu fotoğraflar nerede çıkacak?”, “Çıkacak mı?” “Güzel çıktım mı acaba?” muhabbeti başlıyor herhalde...Başka neden olabilir ki?Hı?Neyse ne?Burada benim yapacağım en kolay iş, Teoman’ı yerden yere vurmak aslında...“Nasıl karı dersin”, “gitme o zaman bara, içme” falan diye...Ama yapmayacağım...Onu tanımıyorum ama medeni bir insan olduğunu biliyorum.Hatta söylediklerine gülüyorum.Onun şöyle bir duruma düştüğünü sanıyorum...Hani bazı espriler, bazı yorumlar iki kişinin arasında çok ama çok komikken, yazılınca birden şekil değiştirir ya... Ciddileşir.Aslında demek istediğini yeniden anlatmanın artık imkânı yoktur...Hani o cümle; o anda çok doğal, çok yerinde ve çok komiktir ama gazete sayfası üzerinde okuduğunuzda bambaşkadır. O duyguları ve o anki psikolojiyi bulamazsınız. Gazete sayfası onları ayıklar. Ortada kalıverirseniz...Saçma sapan lafların sahibi oluverirsiniz...Geyik yaparken, geyik gibi kalırsınız ortada...“Söyledim ama onu demek istemedim” krizleri böyle çıkar işte...En iyisi onlar espri yapmasın.Ayrıca herkesle de, arkadaşlarıyla konuşur gibi konuşmasınlar...Yanlış anlaşılıyorlar...Ama umarım benim bu şefkat dolu sözlerim de onu başka bir sevişmeden alıkoymaz...Hayır yani... Böyle bir duruma sebebiyet vermek hiç istemem.****Sapık kullanma kılavuzu“Sapığın çocuğu sapık olur diye kürtaj oldum.” Zerrin Özer böyle söylemiş.Ben insanların yaşadıklarına, yaşadıklarından çıkardıkları derslere önem veririm.Onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırım.Şimdi ne öğrendim?Bir sapıkla ne yapılacağını...Bir de ne yapılmayacağını...

Devamını Oku

Onu canlandırın, gelin bir de beni...

28 Eylül 2006

Hele ki bu yöntemlerle...Belçikalı ilişki terapisti Esther Perel, cinsel sorunu olan çiftlere 22 yıl danışmanlık yaptıktan sonra “Esaret Altında Seks” adlı bir kitap yazmış.Burada evlilik ve seksin bir arada yürümediğini ve evliliğe heyecan getirmenin yollarını anlatıyormuş.“Esaret Altında Seks” Yani o kitabı al, kapağını açmana gerek bile yok!Adı yeter... Hatta açmamanızı tavsiye ederim zira içinde bir b.. yok. Var da...O önerilerle seks hayatınızı canlandırın, sonra gelin bir de beni...Buna inandırın...Aslında önce ölmüş bir duygunun canlanacağına inandırmanız gerekiyor.Yine de tüm önyargılarımı bir tarafa bırakıp, önerilere göz attım.Şimdi bakın, haksız mıyım?OTEL SEVİŞGENLERİDiyor ki ilk önerisinde; “Tutkuyu körükleyen şey mekândır, yeni mekânlara gidin” Oldu. Nereye gidecez be?Nasıl bir yer yani? Otel motel falan mı ki?Nasıl gideceksek o da ayrı bir konu aslında...Ne diyeceğiz?- Şekerim, ben okudum da... Şimdi biz mekân değiştirirsek, çok sevişgen olacakmışız...- Deme... Yürü hemen gidiyoruz... Hadi gittik diyelim. Eee?Gittik ya, şimdi şevişmeye de mecbur olacağız. Ayy... Daha beter nefret basacak. Yok olmaz öyle...Ben ikinci öneriye bakacağım...“İlişkiye gizem katın, tutku arada mesafe gerektirir.” Güzel söylüyorsun da, nasıl bir gizem yapacağız acaba?Mesela adam akşam eve geldi.Hıı? Değişik bir kıyafetle karşılayıp başka bir odada Hint müziği dinlemeye başlayalım. (İyi mi?) Sorarsa (ki sanmıyorum) “Yoo... İyiyim hayatım. Sadece bugün biraz farklı hissediyorum kendimi...” gibi saçma ama manalı ve fakat gizem dolu cümleyi kurabiliriz. Ne olacak yani? Adam gömleğimizi mi parçalamaya başlayacak... Pıt, pıt, pıt düğmeler atacak falan... Ben ne olacağını söyleyeyim; “Tamam, tamam” deyip içinden de “Yine malum günü tuttu bunun” diye geçirecek.HİÇ TANIMADIĞIM BİR ERKEĞE...Üçüncü öneriyi de söyleyeyim: “Eşinize yabancı gözüyle bakın, gizem geri dönsün.” Gizeme takmış bu da...Bir hastasından da örnek veriyor, “Bir partide kocasını görmüş ve ona bir yabancı gibi bakmış. O anda aslında kocasının ne kadar çekici olduğu görmüş.” Çok içmiş o.Sonra gidip adama, “Sizi bir yerden tanıyor muyum?” cilvesi(!) de yapmıştır kimbilir...Ve kimbilir adam gerçekten de kendi kocası değildir.Tabii sevişitiyse eğer...Ve son önerideyiz: “Başkalarıyla da sohbet edin, tek başına seyahat edin.” Tamam işte...Şimdi dilinin altındaki bakla ortaya çıktı. Farkında mısınız? Bu terapist aslında başından beri bizi adım adım başka birilerine yönlendirmeye çalışıyor.Yoksa benim aklım mı öyle çalışıyor? Ya, bu düpedüz “yabancıyla yatın” diyor arkadaşlar...“Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe...” durumu yarattırıyor bize... Sinsice hem de...Bilemem... Ben kendi önerimi başta söyledim. O kitabı alın. Onun en fazla göreceği yere koyun. Dikkat edin, adı rahat okunsun: “Esaret Altında Seks” Bu yeter. İnsanın aklına neler getirir, neler...

Devamını Oku

Zenci erkekler beyaz Türkler’e kaçıyor

27 Eylül 2006

Bir değil, iki değil... Bu kaçıncı? AKP milletvekilleri Halil Ürün, İbrahim Özal, Aydın Dumanoğlu, sonra çayda çıracı Adnan Şahin... Bunlar bir çırpıda hatırladıklarımdan...Şimdi de yine AKP’li milletvekili Sabri Varan...Varan beş yani... Sabri Bey de başı açık bir kadına âşık olup 17 yıllık türbanlı eşini boşamış. Soranlara da, “Affedersiniz, metres hayatı mı yaşasaydık?” demiş.Niye ya da neyi affedeceksek?Acaba ‘metres’ lafını söylediği için mi özür diliyor?Affedersiniz çay “koyuyorum” durumu yani...Rica ederiz, ne demek? Ne koyarsanız koyun...İyi yapıyorsunuz...İyi yapıyorsunuz da...Benim de dikkatimi, kendilerini zenci Türk ilan eden erkeklerin durumu çekti...Hani başbakanımız dedi diye ben de rahat rahat konuşuyorum.Türkiye’de türbanlılara zenci muamelesi yapıldığını söylüyordu ya... Hatta daha da ileri gidip“Bu ülkede Beyaz Türkler ve Zenci Türkler ayrımı var. Kardeşiniz zenci Türklere mensuptur” da demişti ya...O bakımdan...Doğru söylüyormuş! Türbanlılara zenci muamelesi yapılıyormuş.En başta da kocaları tarafından... Var mı itirazı olan?Hepsi teker teker karılarını bırakıp kaçmıyor mu?Gittikleri kadınların hepsinin de başı açık değil mi?Yahu birisi de başka bir türbanlıya kaçsa ya...Hayır, hepsi onların deyimiyle, beyaz Türkler’e kaçıyor...Galiba haklılar...Galiba zenci Türk diye bir şey var...Bir tarafına sevgilisini öbür yanına türbanlı karısını oturtup basın toplantısı falan yapıyorlar. Karısına zorla, “O bizim aile dostumuz, siz de yalancısınız” dedirtiyorlar.Bizimkilerden de başka kadınlara kaçanlar var. Hatta onlar da, bizden daha beyaz kadınlara gidiyor ama çıkıp açık açık söylüyorlar. “Vallahi, sıkılmıştım. Ona da âşık oldum. Ben gidiyorum” diye...Ama bakıyorum, bizim aramızdan da zenci Türklere kaçan yok.Herkes daha beyaza doğru istikamet tutturuyor.Memleketimizin zenci tarafı, ilişkiler konusunda pek itibarlı değil yani...Erkek kısmını da çok elinde tutamıyor gibi...Niye?Çünkü zenci...Öyle kocanın yanına oturup, “Kocamın dediği gibi” dersen olmaz.Çıkacan Türk gibi...“Nedir bu!” diyeceksin.Demezsen...Demezsen de daha çoook kaybedersin...*****İyi kızlar cennete, kötü kızlar...Bir de başımıza Fatih Aksoy çıktı ya... Bin yıllık klişe lafları yeni bir şeymiş gibi söylüyor veya abuk sabuk konuşuyor...Şimdi de “Erkek kötü kızlarla yatmak ister, evlenmeyi düşünmez” demiş.Vay be!Yani bunu hiç bilmiyorduk! İşte bu yüzden evlendiklerini de aldatıyorlar ya Fatih Bey. Siz bunu biliyor muydunuz?Yanlış yoldasınız, yanlış...O eskidendi...Bakın, bir nesil önceniz öyle düşünürdü. Seviştikleriyle evlenmediler. Ne oldu?Şimdi, bu yaştan sonra seviştiklerine kaçmaya başladılar.Yani:Şimdi seviştiğinle evlenme zamanı...Ya da hiç evlenmeme...Hep sevişmece...

Devamını Oku

Kadın günde 1, erkek 1.661 kere...

26 Eylül 2006

Sizce bu neyin hesabı olabilir? Kadın günde 1 kere, erkek ise dakikada 1.661 kere seks düşünürmüş.Ben konuyu size biraz daha açayım...Önce “Neden kadınlar günde bir kere düşünür” ün cevabını vereyim...Çünkü günde en az 1 kere tacize uğrarlar da ondan...Kocaları ya da başka birileri tarafından.Yoksa, bıraksanız kadınları kendi hallerine, ayda 1-2 kere akıllarına ya gelir ya gelmez...“Ben özgür kadınım, erkeklerin nasıl akıllarına geliyorsa benim de geliyor” diyenin de... Öyle diyenlerle 3 yıl kadar sonra tekrar konuşmak isterim. Şimdilik küfür etmeyi uygun bulmuyorum.Ama bu üç yıl içinde kazık yiye yiye hâlâ “istiyorum” diyene sıkı bir literatürüm var.Gelelim erkeklerin neden dakikada 1.661 kere seks düşündüklerine...Ben bu gibi durumlarda genellikle küsuratları merak ederim.Yani rakam neden küsurludur?Neden 1 ya da 2 değil de 1.661’dir?Tam seks 1 ise, ,661’lık kısım nedir? Yarım kalmış bir ilişki mi?Yani bilgisayarın başında oturmuş, ekrana boş boş bakarak aslında seks hayali kurarken ve tam da sonuca gelirken en heyecanlı yerinde zıırrrr telefon çalar mesela... Böylece olay, 0.661’le sonlanmış olur...Böyle mi yani?En azından 0,50’yi geçmiştir ama...Şimdi de aklıma saçma sapan sorular takıldı...Mesela:Seksin yarısı neresidir? Hangi andan itibaren yolun yarısını geçmiş oluruz?Yoksa bu, kişiye göre değişir mi?Acaba erkekler yarım kalan hayallerinin kalanını bıraktıkları yerden mi düşünmeye başlarlar?Yoksa sil baştan mı?Daha da kötüsü var tabii:Acaba hep aynı anı mı düşünürler? Yani başı sonu yok mu?Dedim ya, saçma sapan işte...Asıl konumuz şu: ABD’li psikiyatrist Louann Brizendine “Kadın Beyni” adlı bir kitap yazmış. Kadınlarla erkekler arasındaki farklılıkları anlatıyor.Burada iki ayrı önemli nokta var.Birincisi nihayet böyle konulara bir kadın el atıyor. Üstelik de çok hoş bir kadın. Yani kimsenin, “Zaten çirkin” diyemeyeceği...İkincisi ise tespitleri...Mesela diyor ki,“Kadınlar havaya benzer, sürekli değişir, tahmin etmek zordur. Erkekler ise dağa benzer. Aşmak zordur. Belki tanıma imkânı olabilir.” Bir tane daha:“Erkek çocuklar annelerini dinlemez. Çünkü onlar fiziksel olarak aynı tondaki uyarıları duymaz.” (Azardan anlarlar ya... Bu yüzden demek ki...)“Bir kadın, insanların ne hissettiğini bilir. Erkekler, vücuduna herhangi bir yaralayıcı tehlike gelmezse duyguları ayırt edemez.” Yaaa...Bu kadar basit işte... *****Hizmetçileri atmışlar...Sıradaki... Sosyetik kadınlar panik olmuş, Rus hizmetçilerini kovuyorlarmış. İşte bu yüzden adamlar kaçıyorlar ya...Kadınların bu akılları yüzünden...“Eşref Bey hizmetçisiyle kaçmış, ya bizimki de kaçarsa” aklı... Nereye kadar?Hı?Hadi o riski atlattınız... Artık hizmetçiye kaçmayacak.Şimdi ne olacak?Ben size söyleyeyim, başa çıkamazsınız...Evinize dişi sinek sokmazsınız, o gider komşunun sineğini kovalar...Yani kızlar, yapacağı olan yapar. Engelleyemezsiniz. *****Kız olacak herhalde...Ben bu fotoğrafın altına tek cümle yazarım.“Kız olacak herhalde...” Ya, ünlülerin hamile çıplak fotoğraflarına gıcık olurdum, “Ne demekse?” diye...Ona bile razı olacağım yani...

Devamını Oku

Yüzeysel bir aşk yaşıyormuşum...

25 Eylül 2006

Fransız Le Nouvel Observateur dergisi de aldatma ve boşanma salgınına değinmiş.Dün bizim Pazar Vatan’da vardı. Fransızların bu konuya dair bütün cümleleri ilginç.Tek tek bakmak lazım...“Artık hızlı, yüzeysel aşklar yaşanıyor. 19. yüzyılda evlilikler ortalama 17 yıl sürüyordu, bugün ise 45 yıl...” Hiç böyle düşünmüş müydünüz? “Eskiden” deyince biz en fazla babamızın babasına kadar geri gideriz ve onların 45-50 yıl süren evlilikleriyle övünürüz. Oysa birazcık daha geriye gitsek...Aklımızın, fikrimizin frekans ayarını değiştirsek...Ki zaten biz istemesek de yaşam değiştiriyor, belki daha mı rahat edeceğiz? Yahu normal mi zaten? 45 yıl, dile kolay... 45...Devam edelim...“İnternetin, ucuz seyahatin çağında insan bütün ömrünü tek bir kişiyle geçirebilir mi?” İnterneti biliyoruz da, ucuz seyahate daha geçiş yapmamıştık. Hazırlıklı olalım. Bayramda Budapeşte turları falan... Ucuz yani... Üç gün-iki gece... Hı?Üç gece-iki gün mü olsun? Peki.“Zaten tek eşliliğimizin nedeni sonradan ortaya çıkan ahlak ve din yasaları değil mi?” Evet, öyle de... Sevgili Nouvel Observateur yazarı, gel de bi anlat sen onları burada. Aslında ahlaksız değil de, ya azgın kadın ya da andropoz adam oluyorsun burada. Bizde ahlaki ve dini yasalar başka platformlarda tartışılıyor...Ve şöyle bağlamış konuyu... “Acaba aldatma ’normal’olmak üzere mi?” Sanırım bir 19. yüzyıla dönüş havası yok desem yalan olur. Gidişatımız o güzergâh üzerinde... Hatta bazen insanın kulağına dergideki o ilk cümle bile hoş geliyor:“Artık hızlı, yüzeysel aşklar yaşanıyor” diyor ya o...Yani aslında kötü de, cümle insanı rahatlatıyor. Hiiç sorumluluk yok, yemek yapmak, para sıkıntısı, kişilik savaşı falan...Aldatma korkusu...“Seviyor mu?” şüphesi...Bunun gibi sizi daraltanları sıralayın...Düşünsenize hiçbiri yok.Ya, konu yine nereye geldi?Nereye geldi biliyor musunuz?Bundan sıkı bir fantezi konusu çıkar; şöyle başlayan: Yüzeysel bir aşk yaşıyormuşum...*****Sanki zayıf olsa aldatmayacak!Ya... Aldatan erkeklerin eşlerine bakılıp, “O da bıraktı canım kendini... Çok kilo aldı bir kere...” falan deniyor ya...Sanki kadın kilo almasa, adam gitmeyecek...Sanki kadın kendini bırakmasa, adam başkasına bakmayacak...Boş konuşmayın...*****Bakireler ayaklandıMemleketimizde 25 yaşın üzerinde ne çok bakire varmış.Bakire raporunu çantasında gezdiren ve hatta her yıl yenileyen manken kızımız için,“Asıl bu yaşta bakire olmak ayıp” yazdım diye kıyamet koptu.Vay efendim bakireliğin nesi ayıpmış!Söyleyeyim size nesi ayıp...25 yaşına gelene kadar kızlar, en azından yüzde 80’i, en az bir kez cinsel deneyim yaşamıştır. Bakire kalarak veya kalmayarak.Veya bakire kalmaya çalışarak...Her haltı çevirip, sonra da, “Bakireliğin nesi kötü?” diye karşıma çıkmayın.Kimse kimseyi, salak sanmasın!

Devamını Oku