Bazı kadınlar, bazı erkekler

16 Ekim 2006

Bazı kadınlar ve bazı erkekler vardır...Farklıdır...Her yerde, her insanda başka biri olurlar.Ya da şöyle diyelim; başka bir tarafları ortaya çıkar.Herkes onu farklı tarif eder. Anlatırken, kimi neşeli, kimi hüzünlü, kimi cimri kimi de bonkör tarafına ağırlık verir.Biri onu, sağduyulu ve zeki bulurken öteki rahatlıkla sığ bulabilir. Ama aslında o, hepsi birdendir. Hem öyledir, hem böyledir. Bazen öyle, bazen böyledir.Hemen yanlış anlamayın, şahsiyetsizlikten bahsetmiyorum. Ben hep aynı, her yerde aynı olmayanlardan bahsediyorum.Büyük bir gururla, “Ben böyleyim” diyenlerden değil. Ne demekse! “Ben böyleyim...” Öyle geldin, öyle git o zaman...Ne olur sanki şu hayattan iki şey öğrenip değişsen, gelişsen. Olmaz değil mi?Olmaaz...Bunlar bir de kendilerinden üçüncü şahıs gibi bahsederler. Mesela benim şöyle konuştuğumu farz edin, “Dilek Önder’in ağzından laf bir kere çıkar.” Bu tip insanlarla karşılaştığımda içimden şu soruları sormak gelir: Bir kere kendine niye isminle hitap ediyorsun?İkincisi ağzından laf, bir daha çıksa ne olur?Sen kimsin ki o kadar önemli bir laf edeceksin?Bir laf daha et de, birinin gönlünü kazan. Yookk...O kadar önemli ki yani o kadar olur. İkinci laf çıkmaz ağzından.Bir de “Değişemem”ciler vardır.“Bu saatten sonra değişemem” derler ya...Niye?Niye değişemezmişsin?Biz neyiz de, değişiyoruz.Değiş. Sen de değiş. Çok mu iyi biliyorsun da değişmiyorsun?Yoksa en iyisini sen mi biliyorsun?Nereden biliyorsun?Haaa... Anladım. “Ben durayım, herkes benim istediğim gibi olsun” demek istiyorsun sen...İşte bunlar gibi sıkıcı insanlardan bahsetmiyorum.Oldukları yerde sayanlardan...Mutsuzlardan...Ben diğerlerini anlatmak istiyorum.Değişenleri...Herkesle farklı insan olanları...Nasıl mı?Mesela kadınlar...Bazı kadınları her erkek farklı tarif eder.Aynı kadını yani...Eskiden bir kadın tanımıştım. Hayatına giren erkekleri şöyle anlattı bana:“Sekiz yıllık kocam bana ‘Sen frijitsin’ derdi. Gerilirdim. Tabii fazla gitmedi, boşandık. Ondan sonra bir başkasıyla birlikte oldum. Onunla her şey normaldi. Beni romantik buluyordu. Tutkulu değil ama düzenliydi ilişkimiz. Şimdiki bir başka. Sanki havalardayım. O da aynı duygularda... Bana, ‘Beni uçuruyorsun’ diyor. Uçuyoruz...” Alın size bir kadın, üç farklı tarif...Bu kadar kısa...Bir paragraf. Demek ki neymiş? Kadın, en azından “Ben böyleyim, değişemem” dememiş...Değişmiş, hem de çok değişmiş...Mutsuz, gergin bir kadınken cıvıl cıvıl birine dönüşmüş...Şimdi o üç erkek, bir gün bir şekilde karşılaşsa...O kadını anlatsalar birbirlerine... Aynı kadından bahsettiklerini bile bilmeyecekler...Eeee? Yani? Yani bazı insanlar vardır; farklıdır...Yani bazı kadınlar bazı erkeklerle daha da farklıdır... Bazı erkekler de tabii... Farklıdır...

Devamını Oku

Kadınların seks kâbuslarının devamı

15 Ekim 2006

Tuttunuz siz bu konuyu... Peki o zaman, devam edelim.“Kadınların seks kâbuslarına...” Ya da “kâbus adamlara” demiştik ya...Bakın önce şunu söyleyeyim; bunları ben bulmadım. Bulanların yalancısıyım. Maddeleri onlar çıkarmış, bana sadece konuyu biraz açmak kalıyor. Kadınların nelerden hoşlanmadıklarına devam ediyoruz. Seks sırasında yani.... “Kadın” oh dese orgazm olduğunu sanmaları... Ona ‘sanmaları’ dememek lazım aslında, ‘temennileri’ lafı daha uygun olur. Ama adamlar, “oh”lara pek alışık değildir. Aklıma o film geldi yine; hani Kadir İnanır’la Hale Soygazi’nin oynadıkları... “Bir Yudum Sevgi” Ne hoş bir filmdi... Hani Aygül’e bir arkadaşı yatak taktikleri vermişti. “Ahhh... diyeceksin. Ohhh.... diyeceksin ki adam zevk alsın” diye... Ve ilk sevişmelerinde Cemal ona dokunur dokunmaz, “Ohhh...” demeye başlayınca da, “Ne lan bu! Fahişe gibi... Nereden biliyorsun sen bu numaraları” diye delirmişti...Genelde şöyle olmalı: Çıldıracaksın ama “Ohhh”lamayacaksın. “Ohhh”lasan da fahişe gibi “Ohhh...”lamayacaksın. Kibar ol, kibar... “Sevişme öncesi duş almayı, dişlerini fırçalamayı düşünmemeleri...” Burada hemcinslerime pek hak veremeyeceğim. Düşünsenize eve gelmişsiniz, adamda bir neşe bir neşe, bir yalakalık bir yalakalık... “Aşkııım, ne içmek istersin”ler falan... Birazdan gidiyor duşun musluğunu açıyor ve neşe içinde dişlerini fırçalamaya başlıyor...“N’oluyor?” “Sevişeceedim de” durumu... Fit bir şekilde, karnını içeri çekerek gelmiş yanınıza mesela... Bu manzara karşısında adamı canınız istemezse bir itirazım olmaz.Böyle durumlar için her kadının oradan çıkıp gideceği ve durumu anlatıp güleceği bir kız arkadaş edinmesini tavsiye ederim.“Sevişme biter bitmez yataktan kalkıp yıkanmaları...” Bu kadınlara da yaranılmıyor değil mi? Yıkansan bir türlü yıkanmasan başka türlü... Yahu yıkanmayı öğrendiniz de, zamanlamasını öğrenemediniz. Ne o öyle? İğrenmiş gibi... Hemen duşa...Dur, daha karpuz kesecektik! Yok, yok. Bu kesin gitme hazırlığıdır. “Sevgilisinin yanında yatarken arsız arsız karılarıyla telefonda konuşmaları...” Fıkradaki gibi; Hani adama “Sevişirken karınla konuşur musun” diye sormuşlar. O da “Ararsa neden konuşmayayım” demiş ya... Eee... Olacak o kadar. Hem el âlemin kocasıyla seviş, hem konuşmasın, hayat bayram olsun. Oldu.“Kendilerine yapılmasını istedikleri şeyleri, kadınlara yapmamaları...”Mesela ne? Benim aklıma bir şey gelmiyor ama!... “Evli olduğu halde sevgilisinin başka biriyle arkadaş olmasını bile engellemeye çalışmaları...” Tabii... Daha da kötüsü var; bu adamların bir değil daha fazla sevgilisi vardır, onlara da bu tripleri yaparlar. Herkes, bütün kadınlar onun olsun. Hem de onun istediği zaman, onun istediği kadar... Benden de bu kadar... Sıkıldım bu kâbuslardan...

Devamını Oku

Kadınların seks kâbusları ya da kâbus adamlar...

12 Ekim 2006

Kadınların “seks kâbusu” diye bir şey varsa bu, kâbus adamların varlığının da göstergesidir. Doğru mu?Tamam, tam tersi de olabilir.Yani kâbus kadınlar da var.Onu da bir gün yazarım. (Çok ısrar ederseniz... Biraz da yardım ederseniz...)Laf uzatmadan başlayalım zira çok madde çıkarmışlar. Ben de size biraz onları tanıtayım...“Flört havası bile yokken aniden öpmeye kalkışmaları...” Sizi akıllı bulan adamlar böyle yapar. Onlarla bir konuyu tartışırken zekice bir laf edersiniz, hemen içlerinden sizi..., sizinle yatmayı hayal etmeye başlarlar. Sonra da tutamaz kendini salak, ilk yalnız kaldığınızda öpmeye kalkar. Çünkü aklı oraya takılı kalmıştır. Muhakeme melekeleri falan kaybolmuştur. Hatta sizin neden itiraz ettiğinizi bile anlayamaz. Kendisi tahrik oldu ya...Daha da kötüleri, naz yaptığınızı sananlardır... Onları kırmadan, “Hayır” demeye çalışırsınız, anlamazlar. Sonunda bağırmak, “Hadi len” gibi bir laf etmek zorunda kalırsınız. Siz öyle dedikçe onlar size daha fazla bağlanırlar. “Öpmeye başlar başlamaz, soymaya kalkışmaları...” Bütün adamlar, kapıdan girer girmez çılgınlar gibi birbirlerinin elbiselerini parçalarcasına çıkararak başlayan bir seks hayal eder. Yani o kaddar isteyecen...Diyorum size, o anda ne düşünüyorsa, sizin de öyle düşündüğünüzü sanır. O yüzden hemen harekete geçer. Bunların da daha kötüsü vardır; hemen soymazsa sizin vazgeçeceğinizi zannedenler. Hazır öpüşürken fırsatı kaçırmayayımcılar... Sanki arkadan atlı kovalıyor. “Soyunurken elbiselerini itinayla katlamaları...” Hıh... Bu adamlarla değil yatmak, evlenilmez bile... Annelerine düşkündürler, zayıftırlar. Bu yüzden asabi de olurlar. Yani aslında onlarda seri katil soğukkanlılığını görürsünüz. Tepkileri ağırdır. Pijama ve atlet giyerler. En iyisi hapşırmaktır. Nezle bulaşacak diye hemen kaçarlar... Daha da kötüleri, sizin dişlerinizi, tırnaklarınızı kontrol edenleridir...“Kazık gibi yatıp ‘hadi biraz da sen çalış’ demeleri...” Ayyy....Bunlar çok gıcık olur.Bunlar narsisttir.Bunlar kâbustur. Öyle “çalış” falan demezler de, “Seninim. Haydi bana istediğini yap” derler. Bu aslında “göster kendini” demektir.Haydaaa... İnsana bu kadar sorumluluk yüklenmez ki... Strese girersin. Ne yapacan ki? Bilinmeyen neyi yapacan?E, öyle tabii... Bir şey yapmalısın ki, onun kendisini sana bıraktığı kadar olsun yani... Al başına belayı...“Önce sen yap bakiiim” de diyemezsin... Hani kopya çekme bakımından...Sıkıntı basar, sıkıntı... Üniversite sınavı gibi bir şey yahu bu... Kafan hızla çalışmaya başlar. Aklının içinden dergilerde, filmlerde gördüğün bir şeyleri hatırlamaya çalışırsın. Ne lan? Sevişmeye mi geldik, strese girmeye mi? Bunların kötüsü, diğerlerinin içinde en kötüsüdür. Rövanşçılar...Yani bir başka zaman da sizin kendinizi ona bırakmanızı isterler ki bu durumda onların neler yapacakları bellidir.Var. Daha çok madde var ama bize ayrılan süre doldu arkadaşlar...Kâbus dolu geceler sizden uzak olsun...

Devamını Oku

Miadı dolmuş kadın avcıları...

11 Ekim 2006

Hâlâ onlardan var. Kadın avcılarından bahsediyorum.Çapkınlardan...Halbuki ben artık onların miadının dolduğunu sanıyordum.Demek ki birkaç tane kalmış.Demode adamlar... Demodeler çünkü.... Kadınlar artık bu adamları sevmiyor. Onları tanıyor, biliyor, anlıyor ve itici buluyorlar.Ya da ortalık malı muamelesi yapıyorlar.Evet, onlar da ortalığa düşüyor... Daha da kötüsü, bunu bilmiyorlar...Dün,“yapımcı” Fatih Aksoy’un sözlerini okuduktan sonra aklıma geldi bunlar. Ece Erken’in söylediğine göre ona, “Çalışıp da asılmadığım, yan gözle bakmadığım tek kişi sensin” demiş. Çok üzüldük! Ne yani?İltifat mı etmiş?Yoksa hakaret mi? Ece Erken de,“Ben çapkınlardan şirinlikle korunuyorum” demiş. Ece Hanım şirinlikle kurtulmuş... Ya diğer kadınlar... Neyse...Yani hâlâ onlardan var...Avcı adamlardan yani...Geçenlerde elime bir kitap geçti: “Baştan Çıkarma Sanatı” Tam 700 sayfa... Adam 700 sayfa kadınları baştan çıkarmanın yollarını anlatıyor.Bu arada onu yazacağım diye epey kadını da elinden kaçırmıştır herhalde...Kitapta, “Doğru kurbanı seçin”, “Avınızı dikkatle inceleyin” gibi cümleler var.Kadınları av gibi gören adamlar... Bu adamlara yazılan kitaplar...Zavallı çapkınlar da, kadını avlayacağım veya tavlayacağım diye dolanıp duruyor. Halbuki artık onların miadı doldu. Kadını tavlamak, avlamak, olmazsa da havlamak falan yok artık. Bunlar 20. yüzyıldan kalan son kırıntılar...Oysa 21. yüzyıl, artık erkeklerin av, kadınların avcı olduğu bir dönem.Bu adamların da, bu tür kitaplarında artık kullanım süreleri doldu. Bu tür kitapların arkasına son kullanma tarihlerini koysunlar da ona göre alalım. Adamlara da...Onlara etiket yapıştırmaya gerek yok. Zaten küf kokuyorlar...*****Nihayet seksten sıkılmışPlayboy Dergisi’nin kurucusu 80 yaşındaki Hugh Hefner sevişmekten sıkıldığını söylemiş. Aaaa... Şaşırttı bizi...Hiç beklemezdik! Yani sen, 1 yıl öncesine kadar yedi kadınla birlikte yat, dünyanın en çıtır en güzel kızlarıyla seviş, 80 yaşına gelince sıkıl...E, anca.... E, nihayet...Domino oynuyormuş şimdi... Söyleme bari...Namına yakışır şekilde yedi kadının arasında son nefesini ver. Koskoca Playboy patronu domino oynarken ölecek...İlahi adalet işte... (Niye 7 kadın acaba? Yani niye 6 veya 8 değil? Var mı bir fikri olan?)*****Sevgiliden ayrılmanın 52. yoluDün sevgiliden ayrılmanın 51. yolunu yazmıştım ya... Bu aralar “Depresyondayım” diyorlarmış diye... Daha iyisi geldi; 52 ve 53. yol...“Ben birlikte yaşamaya uygun değilim, “traditional dating” yaşayalım.” “Senin hayatında bana ayırdığın yere sığamayacağım, bu ilişkiyi bitirelim” Not: Nedir bu, “traditional dating” acaba?

Devamını Oku

51’inci yol bulundu

10 Ekim 2006

“Fifty ways to leave your lover Sevgilinizden ayrılmanın 50 yolu...O şarkıyı hatırlıyorsunuz değil mi?Kimbilir kaç kez siz söylediniz, kimbilir kaç kez size söylendi...Saçma sapan bahaneler...Sevgiliden ayrılmanın her zaman bir nedeni vardı, nedense 50 yolu oldu.Ama her zaman 51’inci yol da vardı.Ve hep o tercih edildi. Çünkü daha önce söylenen 50 bahane deşifre olmuştu. Ve erkekler nedense hep arkalarında onlara hayran, onlara hâlâ aşık bir kadın bırakmak istediler. “Seni artık sevmiyorum. Hevesim geçti” diyemediler. İşte o zaman da hep 51’inci yolu aramaya başladılar. Hep de buldular. Ayrılık cümleleri böylece dönemlere göre şekil değiştirip durdu. Süreç, klasik o cümleyle başlamıştı:“Ben sana layık değilim” O sinsi cümleyi söyleyen de, duyan da bu cümlenin aslında “Sen bana layık değilsin” anlamına geldiğini biliyordu. Biliyordu da, yapacak bir şey de yoktu. Ve artık o cümleyle dalga geçilirken başka bir 51’inci yol arayışı da başlamıştı aslında... Yani 80’li yıllarda...O sıralardaki cümle, “Evlenmeye hazır değilim. Ama emin ol, bir gün evlenmeye karar verirsem o kişi sen olacaksın” oldu. Hiçbir kadın çıkıp da, “Ne diyon sibop? Seni mi bekleyeceğim?” diyemedi.51’inci yol arayışında en renkli yıllar 90’lar oldu...“Seni seviyorum ama bir arada olamıyoruz” “Senin beklentilerine karşılık veremem” “Sen çok iyisin, ben seni hak etmiyorum” “Evlilik beni korkutuyor” Evet, 90’larda ayrılık, kadınları kırmamanın yollarını daha fazla aradı.Ama kadınlar yine bir şey diyemediler.“Beni seviyorsan niye birlikte olmayalım ki?“Ne beklediğimi nereden biliyorsun ki? “Benim iyi olduğumu sana kim söyledi?” “Madem evilik seni korkutuyordu niye 3 ay sonra gittin onunla evlendin?” diyemediler...2000’li yıllar biraz daha farklı. Ayrılıklar çok fazla olduğu için 51’inci yolların da konusunu buradan alıyor...“Birisinden yeni ayrıldım. Kafam çok karışık” “Bir süre ciddi ilişkiye girmek istemiyorum” “Bir süre kafamı dinleyeceğim.” Toparlayamadılar kafalarını...Şimdi buldukları son yolu söyleyeceğim...2000’li erkeklerin son ayrılık deklarasyonunu...Az sonra... 60+lar andropozdalar, onu biliyoruz...Onlar yalan da söylemiyorlar. Hatta biraz acımasızlar. Hayat arsızlığı işte... Onların bu “Öleceğim, yaşamalıyım” telaşı bize de sinir getirdi ya, neyse...“Başkasına aşık oldum” deyiveriyorlar.Peki ya gençler... İşte şimdi... 2006 yılının 51’inci yolunu açıklıyorum: “Depresyondayım” Depresyondalarmış... Nasıl yani? Kabul etmek gerekiyor; yaratıcılar... 51 yolu bulmakta kesinlikle iyiler...Ne diyeceksin şimdi buna?Söylenecek şey var da... İki kelimelik... “... Git”le biten... Biraz ayıp olur.Şimdi sıra geldi tüm yılların en geçerli 51 yoluna... “Bir süre ayrı kalalım” Üzerine laf tanımam...Ayrılığın hep tek nedeni var ama nedense 50 yolu...Ve tercih edilen hep 51’inci oldu...

Devamını Oku

Bir kadın hem günahkar hem de masum olur mu?

10 Ekim 2006

Taktım şimdi ben bu konuya... Ama bu sefer konuyu günlük hayata uyarlayacağım. Edebiyat yapmayacağım yani... Sonra da, “erkekleri masum kadınlar mı, günahkâr kadınlar mı cezbeder” diye soracağım. Niye taktım biliyor musunuz? Şöyle bir etrafıma baktım ve tekrar düşündüm...Kadınları...Özellikle de yeni kadınları... Yani yeni boşanmışları ya da 30 + bekârları...Veya evli ama mutsuzları... Geriye de pek kadın kalmadı ya...Bu iki mevhumu, günah ve masumiyeti nasıl da bir arada yaşadıklarını...Bir arada barındırdıklarını... Bunu nasıl yaşadıklarını...Bu iki kavram her ne kadar birbirine zıt görünse de, bir kadının bunlardan sadece biri olmasının aslında saçma olduğunu...Yani bir kadın sadece masum ya da sadece günahkâr olmaz ki...Ama ikisini bir arada yaşaması da zordur.Daha doğrusu ikisi birden olduğunu anlatması zordur.Bir erkeğe bunu anlatmasından bahsediyorum.Çok zordur. Yani...Düşünsenize...Adama sadece masum tarafınızı gösterirseniz inanır, gider başkasıyla yatar.Ama adama sadece günahkâr tarafınızı gösterirseniz bu sefer de sizinle yatar, gider başkasıyla yaşar. İkisini birden gösterirseniz, sizden korkar...Şöyle açıklayayım...Kendinizi çok masum tanıtırsanız, ki bu kadınlardan hiç hoşlanmam, (benim hoşlanmam gerekmiyor ama...) sevişmeye geçişiniz çok zor olur. Zor mor geçtiniz diyelim; adam sizden sıkılır. Zira hiçbiri romantik seksten hoşlanmaz. Romantik seks ne demekse?Yani yumuşak yumuşak...Canım cicimli...Küçük öpücüklerle falan...Yok, öyle yapmayayım, seksi tarafımı ön plana çıkartayım derseniz... Adamın çok hoşuna gider ama ertesi gün aramaz.Nedense onların kafasındaki seksi kadın imajı şudur; iyi seks yapan kadın duygusuzdur, hassas olamaz.Onları aramak maramak gerekmez. O başının çaresine bakar.Dedim ya, nedense(!) böyle zannederler... Ha, ikisini birden göstermeye kalkarsanız da şöyle düşünürler: “Abi bu kadın çok zeki. Onunla başa çıkılmaz. Tutamazsın bunu...” Sanki tutamayınca kadın ona ne yapacaksa?E, o zaman ne yapmak lazım?İkisinden biri sanmasınlar diye ne yapmak lazım?İkisi birden sanmasınlar diye ne yapmak lazım?Bilmiyorum. Belki de bir şey yapmaya gerek yok. Onlar düşünsün. Ben sıkı bir tüyo veriyorum: “Bütün kadınlar hem günahkârdır hem de masum.” İster o tarafınızı, ister bu tarafınızı, isterseniz ikisini de kullanın fark etmez. Niye mi? Çünkü...Şimdi o soruyu sormanın vakti geldi: “Erkekleri masum kadınlar mı, günahkâr kadınlar mı cezbeder?” Cevabını da vereyim mi.İkisi de...*****Mutlu sona bak!Aliye’nin sonu belli olmuş. Mutlu sonla bitecekmiş....Mutlu son dedikleri ne? Aliye eski kocasına dönecekmiş... Bu şimdi mutlu son mu?Yoksa sadece son mu?Neyse, yeni sezon falan tekrar çevirirlerse belki yine ayrılırlar... Ayrılırlar da, seyredecek bir şeyler çıkar.

Devamını Oku

Erkeklerle yatan o kadın, ya masumsa...

8 Ekim 2006

“Ve kadınlar günaha ve masumiyete aynı anda sahip olmayı arzuluyorlardı.” Yazacağım...Cümlenin başını yazacağım ama önce burada biraz duralım.Günaha ve masumiyete aynı anda sahip olunmasında duruyoruz...Kadın, günah ve masumiyet...Üçü bir arada olur mu?Yani bir kadın, hem günahkâr hem masum...Hı?Biraz daha açalım...Günahkâr kadından ne anlıyoruz?Herhalde hiçbirimiz oruç tutmayan ya da ne bileyim, içki içen birini anlamıyoruz değil mi?Tamam o zaman... Günah ve kadın kelimeleri bir araya gelince ben bundan şöyle bir tarif çıkarırım:Belli ki kadın sevişmiş, hem de büyük ihtimalle sevişmemesi gereken biriyle...Belki birileriyle...Eee?Masumiyeti nereye koyacağız?Hadi bakalım, koyun bir yere...Bu sevişmemesi gerekenlerle sevişen kadın, ne yaparsa yani ona ne yaptırırsak aynı zamanda masum olabilir?Ağlarsa...Pişman olursa...Belki de tam tersi; hepsinden zevk almışsa... (En kötüsü de bu...)Ama o zaman da...Yani bir de üstelik zevk aldıysa...“Paris piyesten sonra kamelyalı kadınlarla dolmuştu. Kadınlık dehlizlerinin en esrarengiz durağı olan orospulukta, o dehlizlerin en parlak meşalesi olan aşk alevleri yanıyordu. Herkes böyle bir aşk yaşamayı özlüyordu. Günah ve masumiyet bütün çekiciliğiyle, göğsüne taktığı kamelyayla dolaşan tek bir kadında bir araya gelmişti.” İşte o yukarıdaki cümle, böyle başlıyordu. Ahmet Altan’ın dünkü yazısının spotu... “Ve kadınlar günaha ve masumiyete aynı anda sahip olmayı arzuluyorlardı” diye biten... Önce, kamelyalı kadından nasıl da hoyratça orospu diye bahsettiği dikkatimi çekti...Evet o gerçekten de orospuydu ama...Ne bileyim?Neyse, sonra başka yerlerle takıldım.Mesela, “Neredeyse bütün kadınlar ‘âşık bir orospu’ olmak istiyorlardı” cümlesine...Hem de öyle gizli saklı değil...Göğüslerine taktıkları kamelyalarla bunu apaçık belli ederek...Ne yani?Kadınlar gerçek bir aşk için orospuluğu bile göze alır mı?Bunu mu söylemek istiyor?O halde, cevabımız bu mu?Hani, “Bir kadın hem günahkâr hem masum olabilir mi” nin cevabı...Aşk için...Olabilir mi?*****Ona bir itiraf borcum varBen biraz uzaklaşmıştım. Epeyce uzağa gitmiştim.Ahmet Altan’dan bahsediyorum.Onu biraz fazla romantik ve hatta biraz da...Nasıl söylesem?O artık başka kadınlara bir şeyler anlatmaya başlamıştı.Ve doğrusu ben de değişmiştim.Ama şimdilerde...Yine onun cümlelerine takılır oldum. Yoksa...Yoksa o da mı değişti?*****O-hoo...“Birimiz başkasına âşık olursa, ayrılık isteğini üç ay önce bildirecek.” Böyle bir anlaşma yapmışlar. Niran Ünsal ile sevgilisi Oğuz Türksev’in anlaşması... Sanki kiracı çıkartıyor.Hadi onu da geçtim; bunlar bir şeyi atlıyor,“O üç ayda üç sevgili daha değişir, üzerine bir de takım elbise dikilir...”

Devamını Oku

“Mutluyuz” diyenden korkarım

5 Ekim 2006

Ne zaman ve nerede, “Çok mutluyuz, ona hâlâ âşığım” sözlerini duysam, döner bakarım.“Hıh” derim. “Bunlar da gidici...” İster miyim?Hayır.Ama giderler...Yani biterler...Normal değildir çünkü...İki insanın aynı anda mutlu olmasından bahsediyorum.Normal değildir.Biri ötekine katlanıyordur.Hatta birisi ötekine hep daha fazla katlanıyordur.Daha da acayibi, o söyler bu sözleri...“Biz mutluyuz”ları...Halbuki ilişkide biri mutluyken diğeri mutsuzdur. Yani öyle olması gerekir.E, öyle tabii...Çünkü birinin istediği olurken ötekininki olmuyor demektir.Hatta bir süre sonra, “Ben yapayım ama o yapmasın” arsızlığına kadar gider ilişkiler. İşte bu yüzden “Hâlâ...” ile başlayan cümlelere sinir olurum.Çünkü yapmacık bulurum.Yapmacık.Böyle konuşanlar bir de el ele falan dolaşır. Sanki elini bıraksa öteki kaçacak... Ne o öyle?Sanki çok elini tutmaya ihtiyacı var. Çoktaaan arkasını dönüp uyumaya başlamış, dışarıda el ele...Normal mi?Flört hareketleridir bunlar...Temaslar...Dokunmalar...Dans etmeler...Çünkü dans ederken bir yerlerin, onun bir yerlerine değer falan...İşte bu yüzden ne zaman, “Biz hâlâ...” ile başlayan cümle duysam döner bakarım.Öyle dip dibe, mucuk mucuk ilişkilere inanmam.Doğal değildir, doğru değildir.Birinin elini çok tutarsan, bırakır bırakmaz kaçar...(Güzel laf oldu...)Tıpkı ünlü reklamcı Ali Taran ile eşi Selma Hanım’ın boşanmaları gibi...Bundan daha 6 ay önce Ayşe Arman’a “Bir tek sevişirken çocuğumuzu yanımıza almıyoruz” demişler. Ne kadar mutlu olduklarını anlatmışlar...Bir dakika yaa...Nasıl yani?Yani çok mu sevişiyorlarmış yoksa hiç mi sevişmiyorlarmış?Çocuklarıyla ne alakası var?Ali Bey; “Evlilik, çok güzel bir şey. Hâlâ her şeyi beraber yaparız biz. Bir tek sevişirken çocuğumuz yanımıza almıyoruz” demiş.Çocuğa da yazık.Ama sevişmeleriyle ne alakası var, hâlâ anlamadım. Selma Hanım da buna karşılık kocası için, “İyi bir âşıktır. İnanılmaz ilgilidir. Kollar, himaye eder, arar, sorar. Ve aldatmaz. Hâlâ çok hayranım ona” demişmiş.İşte... Bu özelliklerde koca olur mu hiç?Olsa olsa, iyi bir baba olur.Ve heyhat, 6 ay sonra bakın ne olmuş?Selma Hanım aynı koca için boşanma dilekçesinde işi yüzünden ailesine zaman ayıramadığını öne sürmüş. Aslında Ali Bey normale dönmüş...Ama gel de anlat...E, gerçi ben biraz da Viagra kokusu alıyorum ama karıştırmayayım ortalığı hiç.Zaten Viagra alanlar horluyormuş...*****Viagra horlatsa ne olur ki? Hortlatsın yeter...Viagra kullananlar horluyormuş... Çok da dertleriydi!Onlar zaten horluyordur. Yani ilacı alsalar da almasalar da...Yaş icabı...Ama dedim ya, pek umurlarında olduğunu sanmıyorum.Yaşlarından dolayı değil...Onlar genellikle Viagra kullandıkları yerde uyumaz da ondan...Orada uyumaya kalkanları da izliyoruz... Teker teker eve dönüyorlar...Şöyle horul horul uyumak için...

Devamını Oku