Şimdi de bunlardan türedi... Motor erkekler... Aslında hep vardı onlar ama galiba kadınlar yeni yeni fark ediyor. Ya da ne bileyim, belki de artık onlardan hoşlanmamaya başladılar...Eskiden hoşlanıyorlar mıydı?Henüz kategori oluşturmadan, pek önemsemiyorlardı diyelim...Arada kaynıyorlardı veya kadınlar onlardan bir şeyler umut ediyordu. Ama artık çoğaldılar.Kategorilerinin adı bile var: Motor erkekler...Çapkın erkeklerden bahsetmiyorum. Motorlar onlardan farklı. Nasıl anlatsam... Mesela kadın tavlamak gibi dertleri yok. Kadın seçmek gibi bir huyları da yok.Sınırları, etikleri de...Oysa çapkınlığın bir raconu vardır. Ama bunlar...Özelliklerini biraz daha açık anlatayım. Hepsi birbiriyle bağlantılı zaten.“Tavlamak” gibi dertleri yok çünkü genellikle önlerine düşeni değerlendiriyorlar. İçip içip kiminle ne yaptığını bilmeden yani...“Seçmiyorlar.” Bunlar, güzel-çirkin, iyi-kötü, görgülü-görgüsüz, bilgili-bilgisiz, uyumlu-uyumsuz ayrımı yapmıyor. Evet; sınırları, etikleri de yok. Yani arkadaşının aşkı, aşkının arkadaşı, arkadaşının kardeşi, eski sevgilisi, eski sevgilisinin en yakın arkadaşı... Bunlar için fark etmiyor... Bir şey ifade etmiyor...Evet bu kadar kötü bunlar...Ama daha da kötüsü, bu kadar kötü olduklarını bilmiyorlar.Kötüden kastım, motor işte...Bu kadar motor bunlar...Bugüne kadar da epey eğleniyorlardı. Ama sanırım artık onların da miadı doldu.Deşifre oldular...Elle gösteriliyorlar. Arkalarından ne deniyor?“Bırak ya onu. Motor o.”*****Fikret Hakan konuştuKonuştu da, pek iyi konuşmadı. Rövanş almaya kalkışmış. Her yerde başka bir lafı var. İşte onlardan birkaçı...- İmkânım olsa beraber olduğum bütün kadınları bir çuvala koyar, Sarayburnu’ndan aşağı bırakırdım.Bir de o kadınlara sormak lazım Fikret Bey. Onlar size ne yaparlardı acaba? Gerçi yapacaklarını yapmışlar ama...- Hümeyra ile yaşadıklarımdan sonra bana “Gaddar adam, kızın ağzını burnunu kırdı” dediler. Doğruydu, haksızdım. Fakat benden sonra Hümeyra dünyanın en iyi insanlarından bir ikisiyle evlendi ama onlardan da ayrıldı. Demek ki kabahat bende değilmiş.Bu nasıl söz Fikret Bey. Haydi diyelim ki, Hümeyra Hanım huysuzun teki. Bu sizi haklı mı çıkarır? Bir daha düşünün lütfen. Ve bir daha konuşun. Mesela özür dileyin. Size bu yakışır. O zaman dilemediyseniz tabii... - Sadri Alışık, Çolpan İlhan’ı elimden aldı.Kimbilir belki Çolpan Hanım gitmiştir... Hı? Bunu da bir daha düşünün.Bir de, “Dede rolünden sıkıldık.” demişsiniz. “Çapkınlığa hâlâ devam ediyorum ve artık yeni kadınlara bakıyorum. Allah’a şükür hiçbir sakatlığım yok. Sağlığım da yerinde. Daha Viagra’ya başlamadım.” Peki, başka bir rol önereyim size.Andropozdaki huysuz bir adamı mesela...
İstanbul Müftülüğü, “Ölüme hazır olmak” hutbesi okutacakmış. İçiniz daraldı değil mi?Benim de... Bir de hutbenin içeriğini bilseniz... Orada, “İki melek, her davranışımızı kameraya alır gibi tespit ediyor” denecekmiş. Bir bu eksikti...Derin devlet, yaralı kadınlar, sapık adamlardan sonra melekler de kaset çalışmalarına başlıyor demek ki...İşimiz var. Bunlardan kaçılmaz da...Ne dağıtımına engel olabiliriz ne de çekimine...Kaçış yok, tepemizdeler... Tabuta da elimizde kasetlerle gireceğiz anlaşılan. Bizi gözetleyen melekler de her şeyi çeker ama hepsini kaydetmezler herhalde... Hani “director’s cut” gibi...Meleklerin seçimi...Yoksa başa çıkar mı? Alır elimize kasetimizi, gireriz tabuta... Tabii burada önemli olan neyin artı, neyin eksi hanemize yazılacağı... Meleklerin neleri seçeceği...Neleri kayda değer bulacağı... Bu yüzden ben diyorum ki, hiç moralimizi bozmasak... Yani ölüme hazırlanmak yerine yaşamaya çalışsak...İyi yaşamaya... Ne var şimdi durup dururken ölüm mölüm, kaset-çekim falan diyecek? İnsanların birileri çekim yaparken yapamadıkları şeyler de var canım...Yani bazı insanların...*****Uykuda seks hastalığı varmışÜstelik de henüz tedavisi bulunmamış. Önce hastalık neymiş, ona bakalım. Öyle zannettiğiniz gibi “kadın uyurken” falan değil...Yani umarım. Durun okuyayım:Hıh... Bir tür uyurgezerlik gibiymiş. İsmi de seksomnia...Türkçe’ye çevirecek olursak; terbiyesiz olmasın, içinde seks meks kelimesi geçmesin derseniz mesela “uyursever” olabilir.Siz daha ahlaksızsanız başka kelimeler de bulabilirsiniz. Şimdi bu uyurseverlik, “uyku halindeyken cinsel ilişkiye girme ihtiyacı hissetme” olarak tanımlanıyormuş. Size ne yahu?İnsanların uykusuna da karışır oldu bunlar. Araştırmalar, hastaların durumlarından utanmaları ve doktora açıklama yapmamaları nedeniyle ağır ilerliyormuş.Bence bu araştırmacılar hasta.Gidip insanlara, “Sen rüyanda seks mi yapıyorsun?” diye ellerinde iğneyle soruyorlarsa... Zaten niye böyle bir soru soruyorlarsa... Ya da niye böyle bir şikâyette bulunuyorlarsa... Rüyada seks yapmak ne zamandır “hastalık” oldu acaba?Rüyada yapma, onunla yapma, bununla yapma... Nereye kadar arkadaşlar? Yok mu bu gidişata dur diyecek biri... Bu arada, bazı “hastalar” yani uyurseverler uykuda yaptıkları seksi uyanık yapılana tercih ediyormuş. E, bu da onun sorunu... Ne yani? O doğru düzgün seks yapamıyor, rüyasında görüyor diye mi bu “hastalık” oldu? Bırakın isteyen rüyasında, isteyen gerçek hayatta, isteyen de ikisinde birden yapsın.İkisi bir arada... 2+1, Uyku + seks... E, ne güzel işte... Hem zamandan hem emekten tasarruf.*****Günün, ayın, yılın hatta son yılların sözü...“Ben, kadınların ‘namus’ sembolü kabul edildiği toplumlarda erkeğin namusundan kuşku duyarım.” Ahmet Altan
Çook... Eski sevgililer çok işe yarar... Hatta sevgili oldukları zamankinden daha çok... Zaten sevgiliyken çok işe yarasalardı şimdi “eski” olmazlardı...Ama işte bu sevgiliyken işe yaramayanlara sonradan ihtiyaç duyabiliriz.Ne zaman ihtiyaç duyarız?Ya da eski sevgili ne işe yarar?Birinden ayrıldığınızda...Canınız sıkıldığında...Birisine gösteriş yapmak istediğinizde...Bunalıma girdiğinizde...Vb... Eh, nedenler de az buz değil yani...İşte bu yüzden herkesin iyi ayrıldığı, başka bir deyişle “severek ayrıldığı” en az bir eski sevgilisi olması gerekir. Evet en az bir diyorum çünkü eski sevgililer de aralarında ikiye ayrılır.Hatta üçe... Sizden sonra yeni birini bulanlar, bulmayanlar...Ve kadrolular...Bunların üçü de işe yarar.İşe yararlar da, aralarında bazı farklar vardır tabii...Tahmin edeceğiniz üzere, içlerinde en eziyetlileri, yeni birini bulmuş olanlardır. İhtiyaç giderirler ama her istediğinizde yanınızda olamayabilirler.Ötekine yalan söyleyecek, size zaman ayarlayacak falan filan...Acil durumlarda işe yaramazlar yani...Onları daha çok, bunalıma girdiğinizde arayabilirsiniz. Nasıl olsa yapacak başka bir şey olmadığında...Çünkü onu bekleyebilir, ona göre zamanlama yapabilirsiniz. Yeni birini bulmamış olanlar ise tabii ki ideal olanlarıdır. Ne isterseniz yaparlar.İdeal kullanım alanları: Canınız sıkıldığında ve gösteriş yapmak istediğinizde.Özellikle canınız sıkıldığında hemcinsiniz arkadaştan çok daha iyi gelir...Kadrolular ise her durumda iyi gelenlerdir. Öyle ki, alışkanlık yaparlar. Ne olsa önce onu ararsınız, o olmazsa diğerlerini...Bilirsiniz ki o mutlaka bir yolunu bulur, sizi rahatlatır. Sizi en iyi tanıyandır... Bu eski sevgililerin en iyi tarafı da şudur: Buluşmadan önce manikür-pedikür ve ağdaya gitmek gibi bir zorunluluğunuz yoktur. Ama yan tesirleri vardır; sizinle yatmak isteyebilirler. Kendileri sevişerek rahatladıklarından sizi de öyle sanabilirler. Ama ona rahatlıkla, “Git başımdan” diyebilirsiniz. Ya da demezsiniz... Eski sevgiliyle yatmanın en rahatlatıcı tarafı, ertesi gün telefonu beklememenizdir. Hatta “Aramasa daha iyi olur” diyebileceğiniz belki de tek erkektir.Gördüğünüz gibi bir de ortak noktaları da var: Size asla, “Asla” demezler...İşte sırf bu yüzden herkesin iyi ayrıldığı en az bir eski sevgilisi olmalıdır...*****Neden?Neden anne babalar o işin hep gece yapıldığını zanneder?*****Ramazan’da içmeyenlere...Hani bazıları 11 ay içer de, Ramazan’da içmezler ya... Bu, onlar için... - Hoca efendi, Babam Ramazan’da cuma günü öldü. Cennete gider değil mi? - Senin baban hatırladığım kadarıyla içki içiyordu değil mi? - Evet ama cuma günü öldü, cennete gider değil mi?- Zina da yapıyordu sanırım? - Evet ama cuma günü öldü hocam!- Kul hakkı yiyip insanlara kötü davranıyordu değil mi?- Evet ama hocam, hem Ramazan’da hem de cuma günü öldü.Hoca sonunda sinirlenip cevabı yapıştırır:- Cuma günü dokunmazlar ama cumartesi günü defterini dürerler...
İstanbul’da, Bağcılar Belediyesi kadınlara özel park yaptırıyormuş.Bu parka erkekler ancak eşleri yanındaysa girebilecekmiş.Nedeni de onlara göre çok basit: “Tek erkek istemiyoruz. Kadınlar burada, ‘erkekler bizi rahatsız eder, laf atar’ kaygısı olmadan oturabilecek.” Sanki evli erkekler kimseyi rahatsız etmez...Sanki bütün erkekler de “Parka gitsem, bir iki kadına laf atsam” diyor...Ayrıca uygulama nasıl olacak?Parkın girişinde bir görevli, evlilik cüzdanlarını mı kontrol edecek?Yoksa sözlü beyan yeterli olacak mı?Ya sadece imam nikâhlıysa ki çoğunluk öyledir, o zaman ne olacak...Adamın beyanı mı geçerli olacak?Yoksa imamdan onaylı bir belge mi istenecek?Bu nereye kadar gider biliyor musunuz?‘Bir adam, arkasında dört kadın’a kadar...Manzaraya bak!İstedikleri gidişata bak!Hiç kimse beni bunun iyi niyetli bir yaklaşım olduğuna inandıramaz.Yok efendim, kadınlar rahat dışarı çıkabilsin, sosyal hayata karışabilsin diyeyemiş...Sosyal hayata öyle karışılmaz. Sizin dediğinize sosyal hayat, park falan denmez. Orası, olsa olsa “tecrit alanı” olur. Koyarsın oraya iki güvenlik görevlisi, kazma erkekler ne laf atabilir ne de taciz edebilir...İsteyen de rahat rahat gider...Ha, o zaman park olur.Hem erkeklerin hem kadınların güvenlik içinde gidebilecekleri bir park yapmış olursun.Hatta belki gençler de orada flört eder... Neşeli bir yer olur...Ne o? Tüyleriniz diken diken mi oldu?Yaaa...Sonra da aramızda fark yok diyorsunuz...“Siz-biz” ayrımı yok diyorsunuz... Var.Hem de çok var.Üstelik biz, sizi böyle istemiyoruz...*****Ayakları temizmiş de... Yıkarmış! Sen yanlış anladın...“Harun’un çoraplarını da ayaklarını da yıkarım. Bu olayda garip bir şey yok. Günde 3-4 kez duş alan bir adamın ayakları kokar mı? Mis gibidir.” demiş.Ebru Şallı böyle demiş.Biz de sanki, “Kirli erkek ayaklarını yıkamayalım, temiz olanları yıkayabiliriz”in savaşını veriyoruz...Bütün derdimiz, erkeklerin ayaklarının pisliği...Sanki bazı erkeklerin bunu bir görev veya yaptırım olarak kadınlara dayatmasından yana hiç sorunumuz yok...Haberin var mı bunlardan?Sen istersen git kocanı baştan aşağı da yıka...Az bile.Ama...Sen yanlış anlıyorsun Ebru Hanım...Yanlış konuşuyorsun.Bak, yukarıdaki yazıyı oku, Türkiye’de neler oluyor? Yani sence erkekleri bu parka, koktukları için mi almıyorlar?Hı?Bu yüzden sussan diyorum.Sen en iyisi sus.*****Geri zekâlılar...Şimdilerde çiftler, gece bir yere giderlerken birbirlerine uygun giyiniyorlarmış.Adam mor giydiyse, kadın da mor giyiyormuş. Kadın çizgili giydiyse adam kareli giymiyormuş gibi...Eskiden de vardı birkaç tane böyle...Hatırlıyorum da; biz onlara geri zekâlı, tın kafa muamelesi yapardık...
Tek soruluk bir test hazırladım size... Cevap için dört seçeneğiniz var. Seçin birini, size kim olduğunuzu söyleyeyim...Soru:Yatak odanızda hangisi var?a- Televizyonb- Aynac- Hepsid- Hiçbiri a’lar çoğunluktaysa...O televizyonu yatak odanıza ne zaman koyduğunuzu hatırlayın. İşte o gün, sizin bittiğiniz gündür. O zaman çok da iyi bir fikir gibi gelmişti size değil mi? Hıı... Gördünüz şimdi o iyi fikir ne hale geldi...Şimdi de televizyonu koymadan önceki günlerinizi düşünün... Haklıyım değil mi? Hani sevişiyordunuz falan... Nasıl oluyordu hatırlatayım mı? Soyunmalı olandan... Yatağa girerken pijama giyeceğinize, çıkarıyordunuz hani...Sonra yatağın içinde birtakım ısınma hareketleri yapıyordunuz... Öyle şimdiki gibi hızlı sürtünme hareketleriyle yatağı ısıtmak için değil ama...Hatta sonunda da bir sigara yakıp halkalar çıkarıyordunuz...Ondan...Hani, henüz yatak odasında sigara yasağı falan yokken... Ama “Artık sizin için çok geç değil” diyemeyeceğim. Yani artık o televizyonu kaldırsanız bile faydası yok. Sizin içiniz geçmiş, içiniz...Tek seçeneğiniz var, boşanmak. Ha, bunun için de kâr-zarar hesabı yapmanız gerekiyor.Karakter olarak; kendilerini kapana kısılmış bir kaplan gibi hissederler. b’ler çoğunluktaysa...Öyle tuvalet masası aynasından bahsetmiyoruz ha...Harbi fantezi aynasından... Yani direkt yatağı hedef alan aynalardan...Evinde bu tür aynalar olanlarda en azından istek var demektir. Biliyorsunuz her şey istemekle başlar.Neşeli insanlardır. Kadınlar genelde boşandıktan sonra erkekler de evlenmeden önce bu aynalardan kullanır. Ama onlar da aralarında ikiye ayrılır. Aynalı erkekler yani...Bir erkeğin yatak odasındaki ayna eğer bir bütünlük oluşturuyorsa...Aşırılık yoksa...Mesela hani şimdi ahşap ve ayaklı boy aynaları var ya, onu odanın dikkat çekmeyen bir yerine koyduysa... Muhtemelen giyinmesine yönelik bir yere... Konulduysa yani...O zaman iyi.Ama...Siyah duvarları ve siyah perdeleri olan odanın bir duvarını kaplıyorsa...Önüme geleni... der gibiyse yani...Üstelik yatak çarşafları da kırmızıysa...Kaçacaksın...Yani niyetine bağlı tabii... İyi bir seksse derdin, kal o zaman. Ama o adam ertesi gün seni aramaz. Ya da seninle birlikte 5 kadını daha arar. Sana da 5 günde bir sıra gelir...Onlar iyi müzik dinlerler. Budha Bar türü... Havaya girersiniz. c’ler çoğunluktaysa...Siz bir geçiş dönemindesiniz. Ama bu geçiş, iyi bir geçiş değil. Yakında o ayna da kalkar, yerine dolap yapmaya kalkarsınız siz. İçiniz geçti geçecek... Dikkat.Farkındaysanız sizi fazla anlatmıyorum. a’larla b’ler arasındasınız. İkisini de okuyun, ona göre iyice düşünün.d’ler çoğunluktaysa...Ne işe yararsınız siz?
Aile kızı...Ev kızı, kız oğlan kız... Şimdi de aile kızı... Sergen Yalçın, uzun süredir arkadaşlık ettiği bir “aile kızı” ile yakında evleneceğini söylemiş. Lafa bak!Sanki kendisi aile erkeği...Bakar mısınız?Bir aile kızıyla evleneceğini, gece yarısı eski sevgilisiyle bardan çıkarken açıklıyor.Gerçi artık arkadaşmışlar!Öyle olsun...Şimdi Sergen’i bir tarafa bırakalım...Aklıma getirdiği soruya takılalım...“Çapkın adamdan aile erkeği çıkar mı?” 40’lı yaşlara kadar aile kızlarıyla değil de, tam tersiyle çıkanlardan...Nedir ki, tam tersi? Onun bunun kızı, sokak kızı, kötü kız...Haydi “sokak kızı”nı seçelim; sokaklarda gezmesi bakımından...40’lı yaşlara kadar aile kızlarıyla değil de, sokak kızlarıyla gezip tozan adamlar, evlendikten sonra iyi birer aile erkeğine dönüşebilir mi?Bunun iki cevabı olabilir...1- Evet. Artık kurtlarını döktüğü ve gözü arkada kalmayacağı için ondan iyi bir aile erkeği çıkar.2- Sen öyle san. Alışmış kudurmuştan beterdir. Bir süre dursa bile en yakın zamanda tekrar kudurur. O halde...Şimdi öteki soruya geçelim;“40’lı yaşlara kadar kötü kızlarla düşüp kalkanlarla evlenilir mi?” Yoksa... Yoksa kökten bir aile erkeği mi tercih edilir?Yani:Daha gözü açılmamış...Bar, pavyon yüzü görmemiş...Henüz sokak kızlarıyla yatmamış... Fantezi kültürü, jartiyeri geçmeyen...Hiç bunalımlı kadın tavlamamış...Kadını terk etmesini beceremeyen... Otellerde lobiden yukarı çıkmamış...Santim, skor hesaplarıyla aklını bozmamış...İşte böyle biri...Hı? Bu da çok mu sıkıcı oldu?İçinizi sıkmak istemem ama bir de şiir okuyorsa...Bilemem, kiminle evlenirseniz, evlenin.Hatta bence ikisiyle de evlenmeyin...*****Ağar’ın formülü iyi de...Cengiz Han İmparatorluğu sırasında bakire bir kız, yanında bir torba altınla, at sırtında imparatorluğun bir ucundan ötekine, başına hiçbir şey gelmeden gidermiş” Mehmet Ağar’ın bu güvenlik formulü iyi hoş da... İnsanın aklına bir takım sorular takılıyor...Bu kızın bakire raporu var mı? Varsa, hangi hastaneden almış? Hastanenin başhekimiyle yasak aşk yaşamış mı? Hastanenin başhekimi viagralık mı? Kız türbanlı mı, değil mi? Yoksa ılımlı İslamcı mı? Feminist mi? Yeni mi boşanmış?30+ evlenmemişlerden mi? Evli bir adamla da mı ilişkisi yokmuş?Ayrıca bir torba altını nereden bulmuş?Bu altınların herhangi bir tarikatla ilişkisi var mı?Yoksa sadece basit bir rüşvet olayı mı?Sabetayist olmasın?Peki kız imparatorluğun bir ucundan öteki ucuna giderken erkekler ne yapıyor?Yoksa bu erkekler...Sayın Ağar, önce bunları bir çözelim...
Önce dinci kesimden duydum o sözleri, “Kadın ve paradan korkarım.” Meclis Başkanı Bülent Arınç söylemişti bunları.Kadın ve paradan korkuyormuş.Niye ki?Bunun nedenini düşünmüştüm o zaman. Yani kadın ve para, bir insanın dünyasını zenginleştireceğine nasıl bir bakış açısıyla tam tersi hale gelebilir?Bir azap haline nasıl dönüşebilir?“İkisini de hor kullanırsan” herhalde diye düşünmüştüm. İkisine de nasıl davranılması gerektiğini bilmediğinden de olabilirdi.Elbette...Bu yüzden olmalıydı...Suç, onlara iyi bir kullanım klavuzu göstermeyenlerde miydi? Yoksa kendilerinde mi? Şimdi de karşıma daha acayip bir durum çıktı. Bunlar da Fethullah Gülen cemaatinden...“Kız arkadaş cemaat içinde kabul edilebilir bir şey değildir. Flört edilmiyor olsa bile kızlardan arkadaş edinilmez, bu konuda hassasiyet yüksektir.” “Boş vakitlerini genelde birlikte geçirerek kız arkadaş (kızlar için erkek arkadaş) edinmeleri önlenmeye çalışılır.” Kız arkadaş, flört yasak yani...İnsan doğasına kural koyamayacağınıza göre... Koyabilecek misiniz?Erkeklerin rüyalarına, kızların ateşine dur diyebilecek misiniz?Bu ikisinin birlikteliği zehir gibiyse onlara hangi panzehiri önereceksiniz? Bu genç delikanlılar, genç kızlar ne yapacak?Kiminle flört edecek?Kime dokunacak, kiminle oynaşacak?Birbirleriyle mi?Kız kıza ya da erkek erkeğe...Bu daha mı iyi yani?Bunu mu öneriyorsunuz?“Başı açık kadınlara gerek olmadıkça bakılmaz, gözler kaçırılır” diyorsunuz... Kapalı kadın mı öneriyorsunuz? Bakınca göremeyeceği bir kadını... Ayrıca...Kadına bakmadın da ne oldu?Daha doğrusu bakma diyorsun da ne oluyor?Yapma diyorsun da ne oluyor?Bizden çok ürüyorsunuz... Ha, kadına baksalar ne olur?Ne olur biliyor musunuz?Aklıma ‘Kadın Kokusu’ filmi geldi. Hatırladınız mı?Al Pacino, kör bir adamın kadın kokusuyla hayata nasıl bağlandığını göstermişti. Göremediği dünyanın, kadının sadece kokusuyla bile nasıl da zevkli bir hale geldiğini... Bir de görebilseydi...Ne tuhaf...Herkes hayatı başka bir yerde buluyor...Kimi kadın kokusunda kimi kadın korkusunda...*****Fransız filmleri bence de yasaklansınEvet, yasaklansın. Benim önerim, soykırım yasasıyla falan ilgili değil, amacım; bunu bahane edip o sıkıcı filmlerden kurtulmak... Düşünsenize... Hiç konuşmadan uzayan sahnelerden, o ağır tempodan, manalı ama asık suratlardan kurtuluruz...Hatta dünyada da Fransızların film çekmeleri yasaklansın. Fransız sinema aktör ya da aktristlerine de Amerikan filmlerinde oynama mecburiyeti getirilsin.*****Böyle evrim teorisine...İnsan ırkının önümüzdeki bin yıl içinde neye benzeyeceğini tanımlamışlar.Buna göre, erkekler daha büyük penise, kadınlar ise daha büyük göğüslere sahip olacakmış.Ben de yıllar geçtikçe erkekler sosyalleşir, akıllarını cinsellikle bozmaktan biraz olsun vazgeçerler sanıyordum.Neredee...Baksanıza, anlaşılan bunlar gitgide azacak... Üstelik belli ki, bizi de rahat bırakmayacaklar...
DİLEK ÖNDERÇok yakışıklı değilsiniz, bu açığınızı mizah gücüyle mi kapattınız? SELAHATTİN DUMANSözleriniz yıkım oldu oysa ben birinciliği fiziğime veriyordum! Her şey Selahattin Duman’ın 13.10. 2006 tarihinde yayınlanan “Yok mudur kurtaracak?” başlıklı köşe yazısıyla başladı. Duman bu yazıda, köşesinde sürekli erkekleri eleştiren Dilek Önder’i “potansiyel erkek düşmanı” ilan ediyordu. Bir diğer yazında ise “Köşe yazarı Bayan Dilek Önder’e erkeklere sürekli saldırması talimatını kim verdi?” isyanıyla yetkililere sesleniyordu! Bay Duman’ın ‘saldırılarına’ daha fazla dayanamayan Önder, soluğu Bodrum’da Duman’ın evinde aldı. Ve işte ne olduysa bundan sonra oldu!.. Son zamanlarda benimle bozduğu, daha doğrusu yazılarımdan üzerine vazife çıkardığı için gidip konuşayım dedim. Ne diyor? Ne istiyor? Kadınlar hakkında neler düşünüyor? Hazırlıklı ama biraz da gergindi. Her an erkeklerle ilgili ters bir şey söylememi bekler gibi... Bir laf söylesem hemen cevabını yapıştıracak yani... İlk düş kırıklığım onun bilmediğim bir tarafını keşfetmek oldu. Meğer o da sıkı bir National Geographic’çiymiş. Daha da beteri; üstelik bir de çevreci... Bu yüzden onu anlatmak için doğadan örnek vermek isterim. O her ne kadar kendisini fok balığına veya kırma sokak köpeğine benzetse de ben huyunu suyunu bildiğim birine yakıştırmayı yeğlerim... Hani kediler, bulunduğu ortamdaki her hareketi, kendisine yapılacak bir suikast olarak algılarlar ya... İşte aynen öyle... Hani ilk defa gördüklerine yavaş yavaş yaklaşırlar, yerden yerden, sonra patilerini aniden ona atıp çekerler ya, bakalım ne yapacak diye... İşte aynen öyle... Biraz da, “Ben senin bildiğin erkeklerden değilim. Üstelik de kodum mu oturturum” havasında... Oysa konuştukça aynı yere doğru gidiyoruz. Hatta eğleniyoruz...ÖNDER: Neden son zamanlarda yazılarınızda benden bahsedip duruyorsunuz? DUMAN: Yazılarımda tarif ettiğim bir yiğitlik kavramı var. Yiğitlik kavramı, maçoluğun kravat takmış hali. Bu yiğidin de bir kalesi var. Bütün kale gitmiş bir tek burç kalmış. Ben ve benim gibi yiğitler de bu burcu teslim etmemek için mücadele ediyoruz sanal ortamda. Bu yüzden de kadınlara akıl veren, fikir veren, kadınların gözünü açan her şey bizim doğal potansiyel hedefimiz haline geliyor. Baktım ki yazılarında kadınlar için erken uyarıcılar kullanıyorsun...ÖNDER: Ne erkeni? Geç bile kalınmış...DUMAN: Benim için erken. Böyle şeylere 100 sene sonra ihtiyaç olabilir diye düşünüyorum. Ben öldükten sonra istediğini uyandır. Seninle hesaplaşmak için küçük bir parantez açtım, o kadar. Daha mermi sallamadık birbirimize. ÖNDER: Mermiyi boş verin. Söylesenize, kadınları en fazla komik erkeklerin etkilediğinden bahsedilir. Siz de bunun faizini aldınız mı?ÖNDER: Bu bir şehir efsanesidir. Sıralama yaparsak Türkiye’de hem en geniş kitleye ulaşan hem de her kızın üzerinde çok derin etkisi olan komedide birinciliği Cem Yılmaz’a veririm. Ama Cem Yılmaz bu konuda adeta bir çölde yaşıyor. ÖNDER: Hiç de öyle görünmüyor. DUMAN: Magazin gazetelerine bakarsan öyle. Ben seni alır yemeğe götürürüm, benim de hakkımda öyle şeyler çıkar. İşin aslı bir yemektir. Bunu sen bilirsin, ben bilirim. Kadınlar madem bizi beğeniyorlar, nerede bu kadınlar?ÖNDER: Bana yemek mi teklif ediyorsunuz?DUMAN: Sizin gibi hoş bir hanımefendiye yemek teklif etmemek zaten salaklık olur.ÖNDER: Çok naziksiniz! Bu işler komiklikle olmaz diyorsunuz ama sizin de çok yakışıklı olduğunuz söylenemez. Mizah gücünüzle bu açığınızı kapattığınız olmuyor mu?DUMAN: Kadınlar konusunda sıkıntı yaşamadım çok şükür. Nasıl kapattım açıklarımı bilmiyorum ama bu söylediğiniz benim için yıkım oldu. ÖNDER: Hangisi?DUMAN: Ben birinciliği fiziğime veriyordum! Aynaya baktığım zaman kendimi yakışıklı bulan, tahrik olan bir adamımdır... O kadar yakışıklı bulurum kendimi. Demek ki işin aslı başkaymış!ÖNDER: Kadını mizah nereye kadar etkiler? DUMAN: Nereye kadar etkilediğini değil ama nereye kadar etkilenmediğini bilirim.ÖNDER: Nereye kadar? DUMAN: Kadın sana gülerken yan masadaki bir yakışıklıya bakıyor olabilir. Kahkahaları da, senin söylediğine değil, onu etkilemek için atıyor olabilir. Hangisinin doğru olduğunu bilemezsin.ÖNDER: “Komikliğin faydası yok” diyorsunuz. Zararı var mı? “Bu adamın da güldürmekten başka bir numarası yok” deyip çekip giden oldu mu?DUMAN: Bizde, meyve yiyen yarasalarda olduğu gibi 600 metreden etkili sonarlar vardır. Akıllı erkekler sonarlarını çalıştırırlar. Nereden sonuç alınacağını bilirler. Faydasız birine gidip mesai yapıyorsan tabii ki geri döner. KADINLAR HAYATIN MERKEZİNE KENDİLERİNİ KOYUYORLAR ÖNDER: Bu konuyu biraz açalım.DUMAN: Yani anlarsın. Karşılıklı elektriklenme olur. Bu elektrik idaresinden saat bağlatmak gibi değildir. Başka türlü bir elektrik alırsın onun karşılığını verirsin. Elektriği aldığın andan itibaren bir karar var demektir. Onun dışında kadınları güldüreyim de benimle yatsınlar olmaz yani...ÖNDER: Size göre kadınlar kaça ayrılır?DUMAN: Yeryüzünde kaç tane kadın varsa o kadar. Bunlar bölünerek de çoğalabilir. Çünkü asla bir homojenlik göstermezler. ÖNDER: Nasıl yani? DUMAN: Atıyorum, çok ağırbaşlı gördüğün bir kadının dümbelek çalan bir ortamda kalkıp şıkıdım şıkıdım oynadığını görüp şoka girersin. Veya çok şıkıdım bir kadın, bakarsın evlenir, kafasını örter ya da bambaşka bir yola gider. ÖNDER: Siz de kadınları çözemeyenlerdensiniz...DUMAN: Hayır, anlayabilenlerdenim. Bugüne kadar erkekle kadın farkı konusunda öğrendiğim bir şey var; kadın eğlenmeyi, hayatın tadını çıkarmayı daha çok seviyor. Dünyayı, vatanı, çevreyi kurtarmak gibi meseleler kadın için tali. Hayatı değerlendirirken kendinden başlıyor. Hayatın merkezine doğrudan kendisini koyuyor.ÖNDER: Ben de erkekleri öyle sanıyordum.DUMAN: Erkekte bu, narsistlerde ve egosantriklerde görülen bir şey. Ama narsist ve egosantrik olmadıkları halde en mütevazı kadın bile bir şeyin merkezidir. Ailenin ya da çocukların...ÖNDER: Peki erkekler kaça ayrılır?DUMAN: Erkeklerde, kadınlar kadar hormon gücü, fiziki zenginlik yoktur. Kas gücü vardır. Çok naif görünen kadınlar, hayat önünde erkeklerden daha dayanıklı çıkıyorlar. Kadınlar içkiye dayanamaz denir. Doğru. Vücudunun yağ oranı daha yüksek olduğu için daha çabuk sarhoş olur ama erkekten daha uzun yaşarlar. Erkekler için bu çıldırtıcı bir durumdur. Beraber olduğu kadının kendisinden daha fazla yaşayacağını bilmek ve yaşarken de ne yapacağını bilememek kötü bir şeydir. ÖNDER:Size ne? Siz ölünce ne yaparsa yapsın...DUMAN: Kadının başka bir erkekle olma ihtimalinden bahsetmiyorum. Onun hayattan zevk alma ihtimaline hasetimi dile getiriyorum.ÖNDER: Erkeklerden bahsediyorduk...DUMAN: Erkekler daha basit. Bizi destekleyen tek hormon var o da testosteron. Ne yaptığı belli. Boğalık ve tosunluktan öküzlüğe kadar giden bir süreçtir. ÖNDER: Öküzleri biliyoruz da, bu süreçten bahsedelim mi biraz?DUMAN: Her insan fizyolojik olarak bir hayvana benzer. Mesela ben neye benzerim?ÖNDER: Neye?DUMAN: Ben fok balığına, deniz aslanına, kırma sokak köpeğine benzerim. ÖNDER: Karakter olarak mı?DUMAN: Hayır, fiziki olarak. Her insanın bedeni bir hayvandan esinlenmiş gibidir. Dikkat edin, kimi deveye, kimi fareye kimi zürafaya benzer ama nüfus kağıdı vardır.ÖNDER: Erkekleri hal ve davranış olarak hayvanlara benzetecek olursak... DUMAN: E, zaten siz onu gayet başarılı yapıyorsunuz. Ayıdan başlıyorsunuz. Halbuki biri beni ayıya benzetse memnun olurum. Çünkü ayı karada yaşayan hayvanların en zekisidir. Alet kullanabilen bir hayvandır. Hantaldır, biraz sevimsizdir ama zeki bir hayvandır. Ağzının tadını bilir. ÖNDER: “Öküzlerin” ne gibi özellikleri vardır?DUMAN: Öküzden önce, her erkeğin bir tosunluk dönemi vardır. Tosunluk, erkek sığırın üç yaşa kadar halidir. Boğanın küçüğüdür.ÖNDER: Ne yapar bu tosunlar?DUMAN: Artık bedeni gelişir, yetişkin bir hale gelir, cinsel arzuları uyanır. İneklere başka türlü bakmaya başlar. Tahriklenir. Neşelidir, hareketlidir. Kabadayıdır. Hiçbir şeyden çekinmez. Sonra büyür, boğa olur. Boğalık dönemi de geçer. ÖNDER: Boğalık dönemini geçmeyelim hemen.DUMAN: Boğa dölleyendir. 4-5 yaşından sonra sapıtır. Canı sürekli inek ister. Mal sahibine, “Bu bana karı bulmuyor” gözüyle bakar. Acısını ona buna tos atarak alır.ÖNDER: İnsanın hangi yaşlarına tekabül eder bu?DUMAN: 25-30’lu yaşlar. Sahibi başa çıkamaz hale geldiğinde radikal bir karar verir. Boğayı öküz yaparlar. Yani cinselliğini bitirirler. Öküz olunca, o sakinleşir. Ne verirsen yer, ne iş olsa yapar. Bu böyle ölene kadar devam eder. Eti de bir işe yaramaz, kartlaşır falan. ERKEK KARTLAŞTIĞI VE İŞE YARAMADIĞINDA EVLENİYOR ÖNDER: İnsanlarda?DUMAN: İnsanlarda bu duruma geldiği zaman evlendiriyorlar erkeği. ÖNDER: Yoksa evlendikten sonra mı öküzleşiyor bu erkekler?DUMAN: Hayır. Evlilik töreni bu işin ritüeli. Tek eşli boğa olmaz. Tek eşli hale getirmek, insanı çifte koşmak gibidir. Çifte koştuğun zaman artık bir erkek öküzlüğünü bilir. Hayatı aynı tevekkülle kabul eder ve tek düze hayatı yaşar. Tarlaya koşmuşsan oraya gider, bostana koşmuşsan oraya gider. Yanına bağlanan öküzle geyik yapa yapa gider, gelir. O yüzden gamsızdır, duyarsızdır. Dedim ya, öküzün gamsızı kasabın bıçağını yalar. ÖNDER:Bu öküzlerin şimdi bir de viagrası var... DUMAN: Bir fıkra vardır; 90 yaşındaki bir adamı, akrabaları huzurevine yerleştirmişler. Ortam güzel, odalar güzel falan... Yetkililer, “Biz de şöyle sosyal hizmetler var, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz” falan diye huzurevini anlatırken “Yatarken de muhakkak erkek hastalara birer viagra veriyoruz” demişler. Akrabalar şaşırmış, “Nasıl, niye?” Cevap şu olmuş: “Yataktan düşmesin diye...” O yaşta erkeğe viagra bunun için lazım olur. ÖNDER:Ama ortalık evden kaçan öküzlerle dolu!DUMAN: Biz daha viagranın sosyal etkilerini çok da iyi hesaplamış bir toplum değiliz. ÖNDER: Nasıl yani?DUMAN: Bugüne kadar hiçbir erkek eczaneye gidip de, “Bana viagra lazım” diye istememiştir. Hep “Birisine lazım” diye satın alınmıştır. Viagrayı alıp telef olan erkeklerin sayısı belli değil. Birkaç ünlüyü kamuoyu biliyor. Onlar öyle telef olup gitti. Meçhul kahramanlar da var. Viagrayı üreten firmanın meçhul bir yaşlı delikanlı heykeli yapması ve her sene ona bir çelenk koyması lazım. KADINLAR SEÇİCİDİR, ERKEK SADECE NAMI YÜRÜSÜN İSTER ÖNDER: Bir erkek, “o sırada ölmeyi” başka türlü ölümlere yeğler mi? DUMAN: Yeğlenmez gibi geliyor. Atın ölümü arpadan olsun diyeceksin ama değil.ÖNDER: Göze alanlar var ama... DUMAN: Ben hiç kullanmadım. Yakın çevremde kullanan da yok. Uzak çevremden aldığım izlenimler ise çoğunun pişman olduğu yönünde.ÖNDER: Niye?DUMAN: Çünkü kontrol edilemeyen ve saatler süren bir ereksiyon herhalde ıstırap veriyordur diye düşünüyorum.ÖNDER: Biz bunun erkeklere zevk verdiğini sanıyorduk...DUMAN: Bir yere kadar iyi de, ıstırap verecek kadar olabiliyormuş.ÖNDER: Evde yalnız başınayken almıyorlar ya bunu. Rus kızlarla falan... DUMAN: Bir kere Rus kızlarla viagra alınmaz, teknik bilgileriniz yanlış.ÖNDER: Niye?DUMAN: Rus kızları tarifeye bağlıdır. ÖNDER: E, verir parayı, sabaha kadar tutar. Sizin uzak tanıdıklarınız da, biraz cimriler herhalde... DUMAN: Bilmiyorum yani. Benim izlenimime göre belli bir dönemden sonrası azap. Belgesel seyretmiyor musunuz? Köpek türündeki hayvanlarda ereksiyonun uzaması yüzünden organlar kilitleniyor ve hayvanlar çiftleşme anında birbirlerinden ayrılamıyorlar. Çünkü onun yatışmasını bekliyorlar. Viagra da böyle bir şey. Allah’tan kadın da bunu kilitleyecek bir mekanizması yok. ÖNDER: Biraz da aşk meşk olaylarına girelim. Bu yaşa kadar aşktan ne anladınız? DUMAN: Aşktan önce erkeğin kadını anlaması zaman ister. Bir erkek için tosunluk ve boğalık dönemlerinde kadınla ilişki kurmak yani yatağa girmek bir skordur. Erkekte seçicilik yoktur. Mümkün olduğu kadar spermini saçmak, namını yürütmek ister. ÖNDER: Ben bunu yazınca da kızıyorsunuz.DUMAN: Yok canım, yaz; bir şey demiyoruz. Ne sormuştun?ÖNDER: Aşk çeşitlerini...DUMAN: Aşkın bu kadar uzun süredir tartışılmasının nedeni tarifinin olmaması. Aşık Veysel’e sormuşlar, “Aşk nedir?” diye, “Erkek kadını görür, kavuşamazsa aşk olur” demiş. ÖNDER: Farklı farklı aşklar var mıdır? Romantik, cinsel aşk falan... DUMAN: Erkeğin aklı kadını gördüğü zaman seyirir. Soğukkanlı bir karar vermesi mümkün değildir. Yolda giden bir kadının kıçını görür tahriklenir. Statüsü önemli değildir. Ona bakar, buna bakar tahriklenir. Erkek için sürekli skor yapma eğilimi olduğundan aşk mı, tutku mu, istek mi, ayırması mümkün değildir. Kafası karışıktır. Eğer kadın evlenmek niyetindeyse onu alır, nikah masasına götürür. Erkek nasıl gittiğinin de, kiminle evlendiğinin de farkına varmaz. Ama kadın farkındadır. ÖNDER:Şimdilerde pek öyle değil ama... Sizce kadınlar erkeklerden ne ister?DUMAN: Seçme şansı olan kadınların birinci olarak baktıkları şeyin güç olduğuna inanıyorum. Ne komiklik, ne bilmem ne... Şöhret, eğer güçle beraber varsa tabi... Kadının bilinçaltında güce tapıcılık var. Çok çirkin bir erkeğin, ki başıma geldi, belli bir güce, üne kavuştuktan sonra birden rağbet görür hale gelmesi ki başıma geldi, erkeği şaşırtır, ki başıma geldi. ÖNDER: “Ne oluyor lan?” mı dediniz. DUMAN: Erkek bir süre tatlı hayat geçirebiliyorsa daldan dala konar. “Evleneyim” diyorsa kiminle evlendiğini çoğu zaman fark etmeyebilir. “Aradığım kadını bulursam evleneceğim” diyen erkek teoride bunu söylüyordur.YATAK DEDİĞİN BİRKAÇ SAAT TABİİ İŞİM ÇOK ACELEYSE!ÖNDER: Peki çıtırlar mı, 40’lıklar mı?DUMAN: Çıtırları tercih etmem. Utanırım. Kendime yakıştıramam onlarla düşüp kalkmayı. Yatak dediğin olay, gecenin birkaç saati. Günü paylaşmak için farklı şeylere bakarsın. ÖNDER: Birkaç saat... İyisiniz yine..DUMAN: Yani işim aceleyse tabii... Ben artık belgesel izliyorum. Hayvanların cinsel hayatına dair her şeyi biliyorum. Mesela kaplan kızışma döneminde günde 45 defa çiftleşiyor. Fakat her biri 5-6 saniye sürüyor. ÖNDER: “Sevmek bir ömür sürer, sevişmek bir dakika” yani... Artık ayrılıyoruz. Hadi o ayrılmanın 54’ncü yolunu söyleyin de ...DUMAN: Diyorsun ki, “Ben erkeğin kadından ayrılmak için uydurduğu 51’nci yalanı buldum. Ama sonuncu yalanı bulamazsın. ÖNDER: Neymiş o?DUMAN: Yani erkek kadından ayrılmak istediğini söyleyecek değil mi? Nasıl söyleyecek?ÖNDER: Nasıl?DUMAN: Hiçbir şey söylemez abiciğim. Kadını öper gibi yapar, kendine çeker, “tak” diye kafayı vurur. Kadın dağılır, erkek gider.ÖNDER: Oldu... Benim derhal Ankara’ya dönmem lazım. Kendinize iyi bakın.DUMANTürünüz çoğaldıTuğçe Baran çaktırmadan aşağıdan yukardan didikliyor. Sen direkt, kafadan dalıyorsun. Meyhaneye içmek için değil de, gidip direkt kavga çıkarsam da katılsam diye bir mantık var sende. İclal Aydın, “Ya, yapmayın, etmeyin. Biz aslında iyi yaratıklarız. Böcek gibiyiz, çiçek gibiyiz...” diye mızmızlanıyor. Allah’tan Ruhat menzilini belli etmiş, böyle ufak işlerle uğraşmıyor. Yani ben Ruhat’tan Fransa’ya gidip “Ben Türk’üm, Ermeni soykırımı yoktur” diye kendini tutuklatmasını bekliyorum. Yemin ediyorum, böyle bir şey olursa, bütün mahpusluk süresince ona ben bakacağım. Ne cigarası eksik kalır, ne hediyesi.... Çayı kahvesi, devamlı servis... Sevgili Ruhat kardeşime söz veriyorum.