Ne?.. Hem de bizim yatağımızda!

22 Kasım 2006

Ne fark edecekse... Ha kendi yatağında, ha başkasının yatağında...Yani hangi yatak olduğunun ne önemi var? Mühim olan o yatakta kiminle olduğun...Kiminle ne yaptığın. Yani asıl soru,“Ne? Hem de başka bir kadınla/adamla?” olmalı değil mi?Yook...Bazıları için yatağın da önemi vardır.“Ne? Hem de bizim yatağımızda!..”cılar yani...Sanki başka yatakta yapsa bir şey demeyecek! (Demezmiş mesela...)Onlar genelde ve aynı zamanda suçu ötekine atanlardır.Yani kendi kocası ya da karısı suçlu değildir de onu baştan çıkarandadır bütün suç.Atarlar bütün yükü onun omzuna.Ötekine düşman kesilirler.Öteki olmasa, kendininki bir şey yapmaz çünkü... Artık affetme alt yapısı mıdır, gururunu kurtarma bahanesi midir bilemem.İşin aslı şu galiba; eğer kocasını ya da karısını suçlarsa bu, okların kendisine çevrileceğinin de işaretidir, o yüzden...Bunlar kendi hatalarını görmek, kabul etmek istemez.Kendileri mükemmeldir çünkü... Öyle anneler de vardır ya, kendi çocuğunda hiç kabahat yoktur; ya başkalarının çocukları ya okul ya da öğretmenler suçludur. Neyse, konumuzu saptırmayalım. Yeni Türk Ceza Kanunu’nda başkasının evinde zina yaparken yakalanana 6 aydan 2 yıla kadar hapis varmış. Zina suç olmaktan çıktı sanıyordunuz değil mi? Kemal Göktaş’ın haberine göre, “konut dokunulmazlığını ihlal” adı altında zinaya örtülü bir ceza geldi.Olay şu:Kadın kocası yokken sevgilisini eve alıyor. Ancak kocası gece yarısı eve gelip onları yakalıyor. Şikâyetçi oluyor. Klasik bir zina hikâyesi... Ancak zina suç olmadığı için, ceza “konut dokunulmazlığını ihlal” olarak kesiliyor. “Kadın” yerine “konut” deyivermişler, ne olacak ki?Dokunmayacaksın...İkisine de dokunmayacaksın.Dokunacaksan da evde dokunmayacaksın.Ceza böyle kesiliyor artık.Yani kanun, “Evde yapmayacaksınız” diyor.Gidin nerede yaparsanız yapın ama evde asla...“Ne?.. Hem de kendi yatağınızda!..” gibi bir şey bu...Gidin başka yataklarda yapın diyor...Zaniler... ( “Zani” diyordu ya, Organize İşler’de...) Hişşşt!..Size diyor...***** O kadın size ne yapsınYazmışlar...Dün erkeklerin hoşlandıkları 11 kadın tipini tarif etmiştim ya...Yok efendim, kadının 11 özelliği birden taşıması gerekiyormuş, yok efendim onlara artı olarak başka nitelikleri de olması lazımmış falan filan... Kadın dediğin hem güzel, hem iyi, hem seksi, hem ev hanımı, hem çalışkan, hem dürüst, hem cilveli olacakmış. Daha çok “hem”leri var...Oturmuşlar bunları yazmışlar, sıralamışlar.Yani hoşlandıkları kadın tipi var ya, mükemmel ötesi... Candır, ister ama...Beyler, bir kez daha düşünün...Şunu düşünün hem de: Çok açık söyleyeceğim; diyelim ki öyle bir kadın buldunuz... “O mükemmel kadın sizi ne yapsın?”

Devamını Oku

Erkekler hangi kadınları sever?

21 Kasım 2006

“Her kadın özel ve tek olduğunu hissetmek ister ama ne yazık ki erkekler de kadınları gruplara ayırmadan edemez”lermiş...Bak şimdi!Yüreğimiz hop etti. Her kadın özel olmak istermiş ama ne yazık ki erkekler öyle herkese prim vermezmiş...Yani öyle her kadından hoşlanmazlarmış!Bu yüzden kadınları, hoşlanabilecekleri kadınları diğerlerinden ayırmışlar.Ayırmışlar da... Kaça ayırmışlar?11’e...Birlikte olmak istedikleri 11 kadın tipi varmış.“11...” E, seçici davranmışlar!Niye öyle ellerini sıkı tutmuşlar anlamadım!Bol keseden atsalardı...Açıkçası beni utandırdılar. Onlardan en az 31 grup çıkarmalarını beklerdim. 69 da olabilirdi. Ki arada atladıkları bir kadın çıkmasın...Dedim ya, seçici davranmışlar, sayıyı 11’le sınırlamışlar.Neymiş bu 11 grup? Niye seviyorlarmış onları? Bakalım mı? Bir parantezlik canları var ya...Bayan Sevimli: Bünyelerinderahatsızlık verici bir gen bulunmadığından... (Görürüm 2 gün sonra, “bununla da sevişilmiyor ki” demeye başlarsınız.)Bayan Eşitlik: Kendilerini özel hissettirdikleri için... (“Bana su getir” ya da “oğlum” diyene kadar...) Bayan Seksi: Cinsel çekiciliğinin farkında olup bunu silah olarak kullanmadıklarından... (Nerden biliyon?)Bayan Kanka: Bu kadınlar sayesinde erkekler de büyük bir ego tatmini yaşadıklarından... (Kanka’ya ne gerek var, anlamadım.) Bayan Dürüst: Erkekler için kolay ve rahat olduğundan... (Aldatmak için mi?) Bayan Bağımsız: Erkeklere ihtiyaçları olmadığından... (Sallamadığından...)Bayan Baskı Yok: Evliliğe amaç olarak bakmadıklarından... (Araç olarak baktıklarından... Bu daha mı iyi sanki?)Bayan Ego: Erkekleri değiştirmek istemediklerinden... (Aldatan kadınlar mı yani?)Bayan Karakter: Güzel kadınlardan korkan erkeklere... (Bunlar kimden korkacaklarını da bilmiyor.) Bayan Mütevazı: Kendilerini parayla ispat etmek zorunda kalmadıklarından... (İşleri zorlaşmış, haberleri yok.)Bayan Doğru: Numara yapmadan davrandığı için... (İtiraf edin, sıkılmanız an meselesi...)Gördüğünüz gibi; seksisi, kankası, bağımsızı, cartı curtu...Hepsini yazmışlar.Arayın bulun kendinizi... Ama şimdi bu gruplardan hiçbirine uymuyorsanız, birine dahil olamıyorsanız...O zaman, yandınız.Bittiniz...Bu 11 grubun dışında kalanlardan hoşlanmıyorlar ya...“Ne yazık ki...” falan diyorlar bir de... “Ne yazık ki şansınızı kaybettiniz...” Bunlar çok acayip yaa...Kaldı mı be geriye başka tür kadın? Bağırtıyorsunuz durup dururken insanı...Hasta mısınız, nesiniz... “Ne yazık ki”ymiş...

Devamını Oku

Konuşmamız lazım...

20 Kasım 2006

Kaçacaksın. Bu cümleyi duyunca pılını pırtını toplayıp kaçacaksın.Unutturana kadar da yok olacaksın.Bazı kelimeler, bazı cümleler var ki; kim, hangi durumda söylerse söylesin altından hep aynı duygular çıkar.Daha doğrusu hep aynı duyguyu uyandırır.Tıpkı, “konuşmamız lazım” gibi...İnsanda direkt kaçma hissi uyandırıyor.Tabii söyleyen değilseniz.Ne kahredici bir cümle. Allah ne söyletsin ne deişittirsin.Ama ille de seçmek gerekirse...Hadi söyleyin bakalım, bu cümleyi söylemeyi mi duymayı mı tercihedersiniz?İŞTE O AN!“Konuşmamız lazım” kritik bir cümledir. Korkunçluğu şuradan gelir; ortada iyi gitmeyen bir şeyler var demektir. Daha da kötüsü, taraflardan birinin de bundan haberi yok demekir. Kötünün kötüsü de var tabii... Haberi vardır da, almaza yatmaktadır.“Konuşmamız lazım”, “işte o an”dır aslında...Kementin boynunuza geçtiği an.NE DÜŞÜNECEKSEYa da onu yakaladığınız an.İşte o an... İnsanın yüreği hop eder, başından aşağı kaynar sular dökülür falan...Sonrası kolay. Sonrası angarya...Olay genellikle şöyle gelişir:Kadın epeydir konuşmak istemektedir. Birikmiştir. Ama bir türlü toparlayamaz. Biraz da korkar. Ayrılmadan derdini nasıl anlatacağını bilememektedir. Lafa nasıl gireceğini bile haftalarca prova eder. Sonunda söyleyeceklerini derleyip, kendisini hazır hissedip cesaretini topladığında o sihirli cümle de kendiliğinden aklına gelmiştir bile...“Konuşmamız lazım.” “Hı?” (Sanki anlamadı!)“Konuşmamız lazım” “Ne konuşacağız ki?” (kısık sesle)“Benim seninle konuşmak istediğim bazı şeyler var” “Tamam da... ” “Tamam da...” deyip yırtmaya çalışır. Bunun için elinden geleni yapar. Ama artık fazla kaçamayacağını da anlamıştır.Yakında bu ilişki de bitecektir. Zira bir ilişkinin içine “konuşmamız lazım” girdiği andan itibaren geri sayım da başlamış demektir aslında...Çünkü “konuşmamız lazım”la başlayan hiçbir diyalog ya da monolog yapıcı olmaz.Niye olsun ki? Bu cümle ters giden hiçbir şeyi düzeltmez.Düzeltmediği gibi eldekileri de bozar.O andan itibaren artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.Sahiplenme, eğitme, benzetme durumları ortaya çıkmıştır. İşin büyüsü bozulmuştur yani...Bu cümlenin arkasından gelen yani konuyu bağlayan cümle de çoğunlukla aynıdır:“Bir süre düşünelim istersen.” Neyi düşüneceklerse?Bu da aslında “sen bi düşün” demektir. “Ben de bu arada bir nefes alayım...” da demektir.İşte bu yüzden benden size tavsiye; birisine “konuşmamız lazım” demeden önce yapmanız gereken bir şey var. Düşünmeniz lazım...

Devamını Oku

Biz tartışırken onlar, o anda... Hem de aynı anda...

19 Kasım 2006

“Ya kadınlar da yaparsa...” Yani “Ya kadınlar da genç erkeklere kaçmaya başlarlarsa” manasında...“O zaman ne olur?” diye sorular takılmaya başladı erkeklerin aklına...Ben size söyleyeyim ne olacağını...Bir şey olmaz!Onları da yazarız.Erkekleri yazdık, kadınları da yazarız!Ama olay orada değil. Asıl mesele başka...Biz, “olur”, “olmaz”, “olmamalı”, “ama...” diye tartışırken...“Erkek yaptı; kadın da yapsın, yok yapmasın mı?” falan diye konuşurken... Evet biz bunları tartışırken onlar...Onlar, büyük olasıklıkla sevişiyor olacak.Hem de tam o sırada...Hem de “aynı anda...” Bir daha söylüyorum:Bizim onları irdelediğimiz saatlerde (tamam, abartmayalım, ‘dakikalarda’...) biz birbirimizi yerken onlar çatır çatır sevişiyor olacak...Hani öğle yemeğinde, “günün konusu” açılıyor ya; ne varsa o gün artık, Viagra mı genç kadın mı, genç erkek mi her neyse, herkes fikrini bu sırada söylüyor ya...Yorum yapıyor...Ki burada kimin ne olduğu ortaya çıkar.Çıkar tabii...Mesela etikçiler: “İnsanın bunca yıllık eşini, evini bırakması akıllara ziyandır” diyenlerin aslında ödleri kopmaktadır. Ya kendi başlarına da gelirse diye... Onlar genellikle “kaçanların” başlarına kötü bir şey gelmesinden yana olurlar. “Görürüm iki gün sonra onları. Aşk meşk bitince... Hastalanınca kim bakacak o adama?” gibi karamsar öngörüler ve kötü sonlar üretirler.Sonra da başına kötü bir şeyler gelsin diye beklemeye başlarlar. “Ben demiştim” diyebilmek için...Genelde aldatılanlar bu gruptan çıkar.Bir gün de, “Ben demiştim” insanlarını yazayım...“Bırakın yaa... Ne yaşarlarsa yaşasınlar. Ne var bunda?” diyenler vardır. Onlar aslında “Keşke ben de yapabilsem” demek istemektedir. Yahut, “Keşke benimki de kaçsa” demek istemiş de olabilirler. “Benimki”den kastım, eşi... Karısı ya da kocası yani...Fırsatını bulunca aldatanlar da bu gruptan çıkar.Bir de susanlar vardır. Olayı kınamazlar ama asla kendi başlarına gelmeyeceğini de bilirler. Onlar, maddi ya da manevi bir nedenle böyle şeyler yaşayamayacağını anlamış olanlardır. Özenirler ama... Bunu söyleyemezler. “Yanlış” dese olmayacak, “doğru” dese yine olmayacak. Susarlar. Hı, ne diyordum?Asıl mesele şu aslında...Öğle yemeğinde ya da iş çıkışı bir yerlerde...Biz onları tartışırken...“Doğru mu?”, “Yanlış mı?” diye...Onlar çatır çatır...Hem de aynı anda...*****Büyük beden G-stringVictoria’s Secret bazı G-string modellerinde büyük beden çalışmıyormuş.Bu ne demek?“Bazı kadınlar bu donu giymesin” demek. (Ona don demek ne kadar doğru oldu bilemiyorum.)Hadi bakalım...Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?*****Çatal-bıçak meselesi...Biz yıllardır muslukçuların kıç çatallarını görüyoruz, gıkımız çıkmıyor...Çellist çatalı deyince konu bıçak gibi kesildi.Hazır çatallardan konu açılmışken diyorum...Bu da görüşülse...

Devamını Oku

Bana ekran koruyucunu söyle...

16 Kasım 2006

Sana kim olduğunu söyleyeyim... Bu da ipuçlarından biridir. Ekran koruyucular... Sahibi hakkında epey tüyo verir. Evli mi bekâr mı, cimri mi bonkör mü, neşeli mi sakin mi, tembel mi çalışkan mı, bunalımda mı...En azından bunları anlarsınız. Şöyle gözünüzün bir ucuyla bakın, ekran koruyucusunda ne var...Ben de size onun kim olduğunu söyleyeyim. Mesela; manzara resmi olanlar tembeldir. Sevdiği işi yapanlar değil de, işini sevmeye çalışanlar bunu seçer. Ama pek fayda etmez. Sevmedikleri işi yaptıkları için de belki tembel olurlar. Manzara resmini seçenler ikiye ayrılır. Kış manzarası seçenler, yaz manzarası seçenler...Tahmin edeceğiniz gibi kışı tercih edenler daha içine kapalı ve cimri, yaz manzarasına takılanlar ise daha neşeli olurlar. Bilgisayarında herhangi bir çocuk resmi olanın cinsel hayatı kötü gidiyor demektir.Kendi çocuğu, yeğeni, kuzeni... Fark etmez. Niye mi?Çünkü ya çocuğu yeni doğmuştur veya küçüktür ki, o yıllarda evliler seks yapmaz... Ya da seks ve hayata dair umudu kalmadığı için karşısında onları anımsatacak bir şey görmek dahi istemez. Yeğeninin, meğeninin resmiyle idare eder.Dünyadan elini ayağını kesenler, akvaryumu seçer. Onların her şeyi vasattır. Aşırılıkları yoktur yani... Hayal ederler ama hayallerini asla gerçekleştiremezler. Bunun için çaba bile göstermezler. Bir de ileri geri gidip gelen helezonlar falan vardır ya... Evet, onlar bunalımdadır.Sinirlidirler.Bulaşmayacaksın. En azından ekran koruyucusu değişene kadar. Onlar da seks yapmaz. Yaptıklarını da anlarsınız, helezonların hızı kesilir... Megolamanlarınkinde tabii ki isimleri yazar. Büyük harfle...O bir uzaklaşır, bir yakınlaşır... Bir yeşil olur, bir kırmızı... İşte, kendisinden üçüncü şahıs olarak bahsedenler de onlardan çıkar. Konuyu istemeden de olsa yine sekse getirecek olursak onlar da biraz bencil davranır. Onlarda sıkça ergen, pardon “erken” sorunu yaşanır.Hobisinin fotoğraflarını koyanlar vardır. Ne bileyim, bir fotoğraf makinesi ya da boya kutusu falan... Onlar en azından çapkın olmaz. Hobisi olanlar 3’ünü, 5’ini birden idare etme yolunda değildir de ondan... Hobisiyle birlikte kadını ancak idare eder zaten...Hayat tarzları farklıdır yani...Bir de neredeyse her gün ekran koruyucusunu değiştirenler vardır. Onlar hayatta pek bir şey olamayanlardır. Ya da sevgilisinden yeni ayrılmıştır. Ne olacağına daha karar verememiştir. Bir gün hüzünlenir, ertesi gün gereksiz bir neşesi vardır. Yeğeninin resmini koyma kararına kadar değiştirir durur.Hiçbir şey koymayanlar... Onlardan da var. İşkolikler falan...Ya da yaşı 50’nin üzerindekiler ekran koruyucu kullanmaz.“Hiç mi iyisi yok?” diye sormayın. Bunların hiçbiri kötü değil ki...

Devamını Oku

Çellist kadın, “hayırlısıyla” der mi? Demeli mi?

16 Kasım 2006

Hayatımıza ilk defa bu kadar yakından bir çellist girdi. Konuştu falan.Konuştu da...İyi mi oldu?Oraya gelmeden önce çello çalan kadın meselesine bir bakalım.Yani ortamında olmayanlar için, çello çalan bir kadının anlamı farklıdır. Hadi daha açık konuşayım, erkekler için farklıdır.Ona başka bir gözle bakarlar.Anladınız herhalde; çellist bir kadın fotoğrafı gördüklerinde, düşündüklerinde ya da adı geçtiğinde onların akıllarına direkt seks gelir.Çellist bir kadın, erkekler için fantezi demektir. Tamam, fantezi kurmak için ilk akla gelen kadın değildir. Hatta son sıralarda yer alır ama jartiyerli kadından da farklıdır.Erkekler, genellikle basit kadınları düşünmeyi yeğlerler.İstediklerini hoyratça yapabilmeleri bakımından. Bu yüzden çellist kadın listenin son-larında yer alır.Evet, çünkü kadın çellistse ona istediklerini yapamazlar. Belki de tam tersi, kadının istediklerini yaparlar.Galiba biraz mazoist tarafı ağır basan ya da o gün mazoist olmak isteyenlerin kadını...Fantezilerdeki çellist kadın farklıdır. Sıradan olmayan bir kadındır. “Cool” kadın yani... Yani ona hayallerinde bile fahişe muamelesi yapmazlar. Ne bileyim, belki de asil bir kadınla birlikte olma hayali falandır... Bu kadın asildir ama aynı zamanda seksi de sever. Hem iyi kız, hem kötü kız yani... Bu iki kız da, çellist kadının bedeninde ruh bulur.Sonra da bir erkek, hayalinde kendini onun ikizi ilan eder. Evet, entellektüel erkekler, klasik fantezilerinden sıkıldıklarında, ki bakmayın entelliklerine, onlardan da kolay vazgeçmezler, bir çelliste başvururlar.Yazının başında dedim ya, şimdi ilk defa hayatımıza gerçek bir çellist girdi diye... Ve konuştu.... Mahsun Kırmızıgül’ün son aşkı çellistmişve konuşmuş ya...O hanım için demiyorum ama... Şimdi bir çellist, “Hayırlısıyla...” falan diyor.Dur bakayım, tam olarak,“Hakkımızda hayırlısı olsun” diyor. Haydaaa....Oldu mu şimdi?“Hayırlısı....” diyor. Öyle, normal bir kadınmış gibi...Hatta vasat bir evhanımıymış gibi... Yıktı... Bir efsaneyi yıktı.Artık bunu okuyan hiçbir entel erkek, bu lafı atlayamayacak. Unutamayacak...Belki de fantezisinde biraz çello dinleyip jartiyerliyle birlikte olacak... Ayrıca kadınlar olarak biz de, bir tek o fantezide istediğimizi yapıyorduk.Öyle demeyecekti...Ya, aklıma ne geldi? Sanki çelloyu bir tek kadınlar mı çalıyor sanki... O halde, çello çalan bir erkek seksi midir?“Hayırlısıyla...” dememek şartıyla...*****Çocuğunun rızkı için...Şimdi, dizide Şehrazat kayınpederinin verdiği parayı almadı ya...“Ben olsaydım alırdım” diyenler eminim daha fazla...Üstelik hafifletici nedenleri de var; “Çocuğumun rızkı için...” “Rızk” lafı falan geçince, kimsenin itiraz edesi gelmiyor ama... Onun için, bunun için derken sonunuz hiç hayırlı olmaz, ona göre...*****Erkekler de bunu soruyor...“O kadın zevk almayacak diye düşünüyoruz ama işin başka bir boyutu da var. 150 bin dolar veren adam, karşısında robot gibi yatan bir kadın ister mi?”

Devamını Oku

Minnet mi duyacak nefret mi edecek?

14 Kasım 2006

Önce ahlaksız teklifi sorguladık. Daha doğrusu bir kadının, çocuğunun hayatı için 150 bin dolara patronunuyla yatıp yatmayacağını...Birbirimize, kendi kendimize sorduk,“Yatılır mı?”, “Yatılmalı mı?” diye...Farzettik...Empati yaptık...Kimi kadın, bir dakika bile düşünmeden teklifi kabul etti.Kimisininki çok kıymetliydi... Etik değerleri yani...Kiminin de aklı fikri oynaştaydı; kendi kendine, “Bilmem ki...” “Ne desem ki?” gibi cilvelere girişti. Bazılarının etiği-metiği, bazısının da çocuğu daha kıymetli oldu. Şimdi başka sorular ortaya çıktı.Mesela diyelim ki, ahlaksız teklifi kabul ettiniz ve adamla yattınız ya da yatacaksınız.Bu durumda,“Ona karşı minnet mi duyarsınız yoksa ondan nefret mi edersiniz?” Haydi bakalım...Düşünmeye başlayın...Zor bir karar değil mi?Daha da kötüsü var ki, dizi böyle gidecek, ya adamdan hoşlandıysanız...“Onunla bir daha yatabilir misiniz?” Ondan hoşlandığınızı kendinize ve ona itiraf edebilir misiniz?(“Şey... Bu sefer de ben biraz rahatsızlandım” dersiniz, anlamaz! Tamam, cıvıtmayacağım...)Şimdi en kötüsünü soracağım,“O an nasıl geçer?” Zevk mi alırsınız, zevkinizeitiraz mı edersiniz?Bana sorarsanız bu tür “ahlaksız teklif” filmlerininen önemli sahnesi budur ama onu asla çekmezler. Orasını bize bırakırlar...Oysa “sanat için”, “film gereği sevişmek” diye bir tavır var ya, bunun için daha ideal bir senaryo bulunmaz.Neyse, Bu etik meselesi insanın içini daraltır. Empati yapayım derken bazen kendinizi tanıyamazsınız.Bir bakarsınız durup dururken fahişe olmuşsunuz, bir bakarsınız hiç olmadığınız kadar namus abidesi...Hatta bir bakmışsınız ki, başkalarına taşlar fırlatmaya başlamışsınız. Şimdi siz bu soruların cevabını düşünün.Düşünün ama...Ama “Masum olan ilk taşı atsın...”*****Nedir bu pespayelik yaa...“Eşşoğlu...” lafına bile bip koyan kanallar, bakın neleri yayınlıyor:Bir anne çıkıp çocuğu için, “İnşallah çocuğun karnında kalır, doğuramazsın” diyebiliyor...Genç bir adam abuk sabuk durmadan ağlıyor...Öbür tarafta, kadınlar erkekler birbirlerini yiyor.Semra Hanım, Tülin-Caner, Ahu Tuğba falan...Bunlardan bahsediyorum.Nedir bu pespayelik yaaa...

Devamını Oku

Aşk meşk markaları

13 Kasım 2006

Şimdi “aşk markası” diye yeni bir kavram çıktı ya...Bana bu çok mantıklı geliyor.Çok doğru buluyorum.Marka takıntısından bahsetmiyorum ha, yanlış anlamayın, aşktan söz ediyorum. Bazı eşyalara âşık olmak lazım.Hem de ilk bakışta aşk!Yani ilgi alanın değilse bir musluğa âşık olman gerekmez ki, bazen ona bile âşık olunur; ama saatine, gözlüğüne, kravatına ya da ne bileyim, araba falan...Onlara âşık olup sonra satın almak gerekir.Yanlış söyledim; âşık olduğunuzu satın almanız lazım.Ki, onunla meşk edebilesiniz...Mesela insanın bluejean’lerine de âşık olması gerekir.Üzerine uyup uymaması değil anlattığım. Beden numarası, kesim şekli de değil.Tıpkı bir insana âşık olmak gibi, sana uygun olsun olmasın ki genelde olmaz, sana benzesin benzemesin ki genelde benzemez, başkaları beğensin beğenmesin ki beğenmez, seni rahatsız etsin etmesin ki genelde eder, sana yakışsın veya yakışmasın ki genelde yakışmaz...Ama ona âşık olmuşsundur artık...Yapacak bir şey yok.Onunla meşk etmekten başka tabii...Bıkana kadar...Sıkılana kadar...Kendine uygun olmadığını, sen anlayana kadar... Bıkana kadar dedim ya, bazısından bıkmazsın da...Atamazsın bir türlü.Erkeklerde bu daha çok görülür. Bir eşofman altına takarlar kafayı mesela...Ya da ağzı yüzü sarkmış bir kazağa...Attırmaz onu. En kıymetli eşyasıdır. Her gün giymese de onu yerinde görmezse kıyameti koparır. Cesaret edip atamazsınız.Onu yok etmenin tek yolu vardır.Taşınmak.“Taşınırken yok olmuş”tan başka türlü yok edemezsiniz onu.Taşınmaya niyetiniz yoksa bırakın onunla yaşasın. Siz üsteledikçe o, ona daha fazla bağlanır.Tıpkı başka bir kadın gibi...Vay be, bunu aşka meşke bağladım ya, bana helal olsun.Seks kısmını da bulurum da...Başka sefer artık...*****O da değişmemiş...Geçen hafta Mahsun Kırmızıgül değişmediğini söylüyordu. Şimdi de Berdan Mardini, overlokçuluk günlerinden sonra gelen şöhret ile değişmediğini söylemiş.Bir de “Değişen oturduğum semt ve elbiselerim” diye de üstelemiş.Evleneceği kişinin bakire olmasını da istiyormuş.Üff yaa...Nedir bu değişmeme merakı? Değişmeme gururu...Üstelik bu kadar genç insanlarınki...Birisi çıkıp onlara, “Sen değişmedikten sonra elbisen, evin değişmiş, neye yarar?” demiyor mu?*****Ankara Paper Moon ucuzmuşAnkara’da da Paper Moon açıldı ya... Başkentte fiyatlar İstanbul’dakinden daha ucuzmuş. Mesela, İstanbul’da deniz mahsullü risotto 38 YTL iken Ankara’da bu 34 YTL imiş. Mesela, Valtellina Pizza İstanbul’da 34 YTL, Ankara’da 30 YTL imiş. 4 YTL fark var arada.Tam 4 YTL...Sağolsunlar Paper Moon’cular...Ne kadar teşekkür etsek az.Yani İstanbul’la aynı fiyatı koysalar, ödeyemeyecektik! Sırf bu yüzden oradan çıkmayacağız artık!

Devamını Oku