Herkesin içinde bir “ben demiştim” insanı yatar.Daha doğrusu herkes bunu söylemek ister.Ama kimi söyler, kimi susar...Kimi de içinden geçirir.“Ben demiştim...” Bu cümle kötü bir cümledir.Belli ki kötü bir şey olmuştur. Belli ki olan, sürpriz değildir. Belli ki birisi mahcup olmuştur... Birisi iddiayı kaybetmiştir.Üff...Çok fena.Hangisi daha fena?Bu cümleyi duymak mı yoksa bunu söylemek mi?Al birini vur ötekine...Birinci pozisyondaysanız yani birilerinin size, “ben söylemiştim” deme zamanıysa, yandınız...O işin olmadığına mı üzüleceksiniz, onun size bilmiş bilmiş gelip dırdır etmesine mi?“Demişmiş!” “Dediysen dedin. Ne yapayım yani? Hayatımı senin öngörülerine göre mi kurayım? Ne yani? Sen akıllısın da ben salak mıyım!”da diyemezsiniz...“Ya benim söylediğim olsaydı... Görürdün o zaman sen” hiç diyemezsiniz...Kös kös oturup dinlersiniz onu.En azından dinler gibi yaparsınız.Kafasına vurula vurula, “Ben demiştim”leri dinleyen insan genellikle yere bakar. Yere boş boş bakar.Kafası da boştur o anda...Yerde takip edecek, oyalanacak bir oyun bulur. Ne bileyim, halının baklavalarını saymaya başlar falan.Bu yüzden suratında salak bir ifade vardır.Sanki annesi bir elini duvara bir elini de onun kafasına vurarak “nato kafa, nato mermer” diye onu azarlıyordur. Ne demekse o “nato”...İyi bir şey olmadığı kesin de...Genelde konuşmaz.İçinden nedense, “Oh olsun işte... İyi ki yaptım” gibi manasız intikam ifadeleri geçirir. “Bir daha olsa, bir daha yaparım” tadında...Gelelim “ben demiştim” insanına...Ben demiştim insanının konuşanına...Felakettir bunlar...Felaket beklerler.İnsanoğlu bazen o kadar kötü olur ki sırf dediği çıksın diye başkasının başına kötü şeyler gelmesini ister.Bunu bekler.Hem de niye?Sırf dediği çıksın diye... Ha, dediği çıkmazsa da bozulur. Baykuş gibi bekler. Bekleyen akbaba mıydı yoksa? (National Geographic’çiler iş başına...)Baykuş gamlı olan, akbaba leş yiyense... O halde bekleyen kimdi?Cıvıtmayalım...Bu “ben demiştim insanı”da cıvıtmaz.Bunların bazısı da pek mağrur olur. “Ben demiştim demek istemezdim ama...” diye başlarlar.“İstemiyorsan, deme o zaman. Ne zorluyor seni buna. Sus. İstemezmiş! İstemesen söylemezsin zaten. Benimle oynama... Dümbük! Sanki kendin hiç hata yapmadın” diye düşünürsün ama söyleyemezsin. Yere bakarsın yine...Baklava dilimlerine...Bir de sinsileri vardır.“Ben demiştim” demez ama daha kötüsünü yapar. Dediği çıktığı an, telefonu açar, “Eee... N’aber?” der.Ne haber?“İyi haber. Senin için yani. Dediğin çıktı. Ben de kuş gibi ortada kaldım. İyi mi? Memnun musun?” diyemezsin.Ne yaparsın?Yere bakarsın.Ben demiştim insanının iyisi de vardır. O da şöyle der: “A salak arkadaşım. Takma kafana... Ne diyeyim ben sana?” Sonra ne diyeceğini de bulur:“Next...”
Bu da, “Geleneksel Sevişme Günleri” gibi oldu.Düşündüm de, aslında aynı anlama da geliyor.Ha geleneksel ha zorunlu... İki halde de sevişeceksin ya, ona bak...Bu söylediklerim evliler için geçerli tabii... Yanlış anlaşılmasın.Evet, evlilerin zorunlu sevişme günleri vardır.Olmazsa olmaz yani...Hiç sevişmesen, o günlerde mecbursundur. Mecbur olduğunu bildiğin için de bu bir süre sonra sıkıntı yaratmaya başlar.Eve misafir çağırmak gibi...Kaç gün önceden insanın içine sıkıntısı çöker ya, işte onun gibi...Çağırılan misafirler ikiye ayrılır.Sonradan pişman olunanlar veya olunmayanlar diye...Hani çağırdıktan sonra daha iki dakika geçmeden pişman olursun ya, ne fenadır. Vazgeçemezsin de... Gözünde büyüdükçe büyür...İşte zorunlu sevişme günleri de aynen böyledir.Davet ettiğine pişman olduğun misafirler gibi...Zorunlu sevişme günlerinde de insanın içine aynı sıkıntı gelir.İstersin ama üşenirsin de...Hem istersin hem istemezsin... Aslında doğru tarif şu galiba: İstemek istersin...Ama...OTELDESİN, MECBURSUN... Her yıl aynı tarihlerde sevişmek zorunda olmak kolay değildir.Evet aynı tarihlerde...Bu yüzden zorunludur ya zaten.Nedir bu tarihler?Mesela doğum günleri...Eşlerden ikisinin de doğum günü iyi kötü kutlanır. Kimi tek taşla kimi kuru bir buket çiçekle...Ama ikisini de bekleyen akıbet aynıdır.Gece...Yapmazsan “sevmiyor artık” zanneder.Ve yılbaşı geceleri... İçilir, eğlenilir ya, o zaman da insanın aklına düşer. E, kiminle yapacak? Mecburen... Tabii ki, evlilik yıldönümleri...Ötekileri bir şekilde atlatsan bile bu kaçınılmazdır. “Oha!” derler adama...O gün sadece sevişmek zorunda değilsindir. Daha da kötüsü vardır; aynı zamanda romantik de olmak zorundasındır. Ne diyeyim?YATMADIĞIMIZ İLK GÜNBir de tatillerde...Özellikle yaz tatillerinde...Oteldesin, yapacaksın artık...Hiçbir şey olmasa, eski alışkanlıklar var. “Her zaman tatillerde sevişilirdi... Ne yani? Artık eskidik mi?” imajı oluşmasın diye...Eskimişindir ama maksat imaj öyle olmasın.Bir de, gün boyu tahrik olunur zaten...Özellikle erkekler... Hem ona buna bakmaktan hem de karısını kıskandığından sevişmek ister. Ne etti şimdi?İki doğum günü, bir yılbaşı, tatilde iki gün, bir de nişan mişan desek yılda en az 6 kez eder...E yine de fena değil...Bazıları işin b.kunu çıkarmışlardır; tanışma günü, çıktığımız ilk gün, yattığımız ilk gün gibi...Bayarlar...Ama onların da mutlaka, “Yatmadığımız ilk doğum günü” diye bir günleri olacaktır nasıl olsa...“Bütün bunları kadınlar için mi erkekler için mi yazdın” diye sorarsanız...Yani kim için zorunlu görünür bu günler...Bakın onu bilemem.Bazen kadınlar istemez bazen inanmayacaksınız ama erkekler de istemez...Bu sorunun en doğru cevabı şu galiba:Değişen taraf...
Araştırma sonuçlarını da yazacağım demiştim ya... Viyana’da yapılan 9. Avrupa Cinsel Tıp Derneği Kongresi’nden çıkan araştırma sonuçlarını...Ben pek itibar etmem bunlara. Genellikle kırk yıldır bildiğimiz şeyleri yeni buluş gibi bize söylerler. Bilimsel olmalarının tek nedeni bildiğimiz gerçekleri yüzdelerle ifade etmeleridir. Bazen de eski huylara yeni isimler vermeleri...Bakalım bu sefer neleri ısıtmışlar...Araştırmanın ilk sonucu şu:“Kadınların yüzde 85’i, içinden geldiği gibi sevişmek istiyor.” Nasıl yani yaaa?Kalan yüzde 15’i ne istiyor o zaman? İçinden gelmeyerek sevişmek...Yok canım. Olacak iş değil.Belki bu olsa olsa yeni kadın tribi olabilir:“Ay bugün de içimden hiç gelmiyor hatta canım hiç istemiyor ama bu sefer de böylesini denemek istiyorum” “Ne bileyim işte... Hiç içimden gelmiyor ama şimdi sevişmesem ayıp olacak...” gibi...AKŞAMA SENİ... Bu yüzde 15’in başka nasıl bir nedeni olabilir ki? “Zaten hiçbir zaman içimden gelmiyor ki...” “Bakar mısınız? Bu adamla ne içimden ne dışımdan gelir sevişmek...” İkinci önemli sonucumuz:“Türkiye’de 40 yaş üstü kadınların yüzde 30’u cinsel yönden aktifliği benimsiyor.” Bu aynı zamanda 40 yaş üstü kadınların yüzde 30’unun boşandığını da gösteriyor herhalde...Yoksa niye birdenbire aktif olmaya kalksın ki?Adam da şaşırır. “N’oluyor lan bu kadına?” diye... Ya çok eski bir fıkra ama anlatayım lütfen, çok komikti, hatırlayacaksınız...Hani son zamanlarda çok fazla kadın dergisi okuyan Fadime yatakta kocasına, “Beni uyarman lazım” diye tutturmuş ya....Kocası da ertesi sabah evden çıkarken dönüp şöyle demiş;“Fadime bak şimdiden uyarıyorum akşama seni...” Yani boşanan kadın aktif olur arkadaşlar...Diğerlerinin işi zor. Yani kocalarıyla...100 ERKEKTEN 70’İ BOZUK Bir başka sonuç da şu:“Kadınların cinsellikten aldığı tatmini de inceleyen araştırmaya göre, Türk kadınları bu konuda en düşük yüzdeye sahip.” Bilin bakalım niye?Acaba neden Türk kadınlarının cinsel tatmini çok ama çok düşük?Durun ben tahmin edeyim; acaba aşağıdaki sonucun bununla bir ilgisi olabilir mi?“Erkeklerde 40-70 yaş grubunda cinsel fonksiyon bozukluğu, diğer ülkelerde yüzde 52. Bu oran Türkiye’de yüzde 69.2. Bunun nedeni, bilgi eksikliği ve kültür olarak açıklanıyor.” Bakar mısınız? Neredeyse yüzde 70.Türkiye’deki erkeklerin yüzde 70’inde cinsel fonksiyon bozukluğu varmış.Düşünsenize, 100 erkekten 70’i, 1000 erkekten 700’ü bozuk. Metrekare hesabı yapsak, bu sefer de moralimiz bozulacak. Zaten bu işlerde bir bozukluk olduğu belliydi de...
Viyana’da 9. Avrupa Cinsel Tıp Derneği Kongresi yapılmış.Burada “Vital-seksüel kadın” denilen yeni bir kadın profili ortaya konmuş.Yani şimdi sıra geldi kadınlara... İber, über, retro erkeklerden sonra kadınlar da çeşitlendirilmeye başladı demekir bu.Bu vital kadınları da şöyle tarif etmişler; “cinsellikte spontanlıktan yana ve eşinin tatmini onlar için önemli.” Sanki kıçımızı dönüp uyuyan biziz...Bunda bir yanlışlık var. Bu kesin yeni bir erkek tarifidir... Bu bir kadın olamaz. Niye mi?Olamaz da ondan...VAHŞİ BİR KEDİ GİBİYani siz hiç şimdiye kadar bir kadının tatmin olduktan sonra adamı bırakıp gittiğini duydunuz mu? Gözünün yaşına bakmadan...Ya da bir kadının sadece kendi tatminiyle ilgilenebildiğini... Böyle şeyler var mı? Vardı da benim mi haberim yok?Diyeceğim, kadınlar oldum olası eşlerinin tatminini önemser. Önemsemeseler bile önemsettirilirler.Öteki özellik neydi?Hı, cinsellikte spontanlıktan yana olmaları...Nasıl yani?Kadınlar zaten böyledir...Ama öyle erkeklerin fantezilerindeki gibi kapıdan girer girmez vahşi bir kedi gibi üzerine atılan kadın imajından bahsetmiyorum.Hani erkeklerde bir yalakalık durumu vardır ya...O akşam bir şeyler yapmak istiyorsa gereksiz bir yalakalık içine girer ya...Kimi çiçek alır, kimi sofra kurup kaldırmaya yardım eder, kimi kahve yapmayı önerir falan...Hatta sohbet etmeye bile başlarlar...Hem de kadının hoşlandığı bir konudan...BİR DAHA... BİR DAHA İlk zamanlar, “Allah Allah... Ne kadar iyi bugün...” diye düşünürsünüz... Başınıza geleceklerden habersiz.Oysa her şey spontan, doğal olmalı değil mi?İşte bütün bunlar yüzünden “vital-seksüel” bir erkek olmalıdır diyorum...Zira bu özellikler sadece onlar için yenilik olabilir.Ha, erkekler kadınların tatminine önem vermediklerinden değil... Önem verirler. Verirler de...Bunun uğruna pek çaba harcamazlar. İstedikleri, kadının onunla ve hem de birçok kez tatmin olmasıdır.Ama uğraşmadan...Yani sadece varlığı dahi, kadının birçok kez tatmin olmasına yetsin ister. O derece dayanılmaz...Hatta durup dururken, hiçbir neden yokken kadın onu tahrik etsin, sonra da defalarca tatmin olsun. Oldu.Yani istediği, aslında kadının tatmini değil kendi büyüklüğüdür...Öyle olmak ister.Öyle bir erkek ki, kılını kıpırdatmasa kadınlar yine de ona tapar. Tapsın. Ulu insan, dayanılmaz erkek, seks ilahı olsun ister. Sorun da budur zaten...Burada başlar...Ve hiç bitmez...Ben aslında Kongre’de çıkan sonuçlardan bahsedecektim...Sonra artık...
“Erkekler” dedim ama kaç erkektir ki? Yatak odasına jakuzi yaptıran kaç erkek vardır ki? Dün Deniz Güçer’in köşesinde okudum; Adana Milletvekili Ömer Çelik yaptırmış.Oradan aklıma geldi. Bir arkadaşım da geçen sene yaptırmıştı. Baktım çoğalıyorlar, duruma el atayım dedim.Eminim bütün erkeklerin hayalinde bu vardır.Hayal de şu: Ay yazamayacağım, sinir bastı erkeklerin bu hallerinden bana...Ne olacak? Herhalde keselenmek için değil...Yatak odasında jakuzi...Ne geliyor aklınıza?Yani sizce ne için yaptırılır bu? Peki, ondan önce kim yaptırır ona bakalım. Bir kere birinci şart, bekâr olunacak. Zira evlileri bu jakuzi bile kurtaramaz... Boşuna masraf! Evliler tatillerde enteresan yerlere jakuzi koyan otellere gider. Orada da artık mecbur kaldıkları için sevişirler. Tabii evlilerin böyle “mecburi sevişme” günleri vardır. Onları sonra anlatırım.HAFİFMEŞREP BİR DURUMBu arada bir evli arkadaşımla telefonla konuştum, “Deli misin! Asıl evli erkekler yaptırmalı. Hani kadınının ayağı kayar, düşer, boğulur falan diye...” dedi.Bilmiyorum artık. Ben yazayım da... İkinci şart, maddi durumu iyi olacak. E, kolay iş değil; yıktır, yaptır falan...Üçüncüsü, birkaç sevgilisi olacak. E, düzenli bir ilişki için de yaptırılmaz bu.Ama bunu yaptırınca da, düzenli bir ilişki olmaz.Böyle kısır bir döngü bu.Niye mi olmaz?Şöyle anlatayım:Yatak odasına jakuzi yaptıran erkek, jartiyer giyen kadınla eş değerdedir.Biraz hafifmeşrep yani...Tamam o da iyidir ama..Ama arada bir iyidir.Öyle arada bir sevgilisi için giyenden bahsetmiyorum.Bu, yaşam biçimi haline geldiyse ister kadın ister erkek olsun onunla ‘seviyeli’ bir ilişki düşünülemez.Zaten düşünsen ne olur?Bir şey olmaz...O, yerinde durmaz.Yerinde duracak adam jakuzi falan yaptırmaz.Demek ki dördüncü şart neymiş? Adamın daha uzuuun bir süre bekâr kalmayı planlamış olması...Ama kabul etmek lazım; güzel fantezi...Kimi fırsatını bulup gerçekleştiriyor kimi ise yapabilenlere bakarak yalanıp duruyor...Ama üzülmeyin.Ya da yalanmayın...Jakuzisi olmayanlar, size diyorum; üzülmeyin.KIRMIZI KADİFE PUFYatak odasında jakuzisi olan erkek bir kadın için ürkütücüdür.Hiç güven vermez.Başucunuza, “Bir kadını yatıp kalkıp sonra da atmanın 3 kısa yolu” adlı bir kitap koysanız daha etkili olmaz.O derece yani...Bir kadını yatak odasına kadar getirip tam orada kaybedebilirsiniz.Daha kötü anlayacağınız...Nasıl anlatacaksınız bunu?“Eve kadar geldik. Yatak odasına da girdik, sonra gitti” mi diyeceksiniz?Diyebilecek misiniz?İşte jakuzinin fantastik olmasının nedeni bu herhalde... Uydurursunuz artık...“Jakuziye girdik abi... Şampanya da hazırdı zaten. Yok böyle bir şey!” diye... (Daha anlatırdım da ayıp olur.)Ama itiraf edeyim, her şeye rağmen kulağa hoş geliyor...Yatak odasında jakuzi...“Kırmızı kadife puf” gibi bir şey...“O ne?” derseniz...Ne var?Kulağa hoş gelmiyor mu?
Bir erkeğin karizmasını ne etkiler?Etkilemekten kastım; azaltan nedir, çoğaltan nedir? Karizmayı yani..İsterseniz daha amiyane sorayım:Karizmayı nasıl çizdirirsiniz?Bunu tespit edebilmek için isterseniz baştan başlayalım... Yani karizma nelerden oluşuyordan... Saçlar, kaslar, gözlük, kıyafet...Yeni kelimelerle; duruş, ışık, potansiyel... Eskilerden, hitabet, şevk, nezafet, zarafet... Bunların hepsi olacak ki karizma olsun...Kolay değil, karizma bu...Peki şimdi gelelim bunu çizdirmeye...Bir erkek ne yaparsa karizmayı çizdirir?Bizim karizma idolümüz Kadir İnanır stent taktırmış ya, oradan aklıma geldi.Aslında taktırmasından da değil, bunu saklamaya çalışmasından...Yani... “Karizmayı çizdirmeyeyim hesabı mı var acaba” diye düşündüm.Gerçi o karizmayı çizdirmek için elinden geleni yapıyor; etek giyiyor, peruk takıyor falan ama nafile...Biz tutturduk bir kere o karizma diye...Ama o da karizma yani...O İŞ BİTERSE...Neyse... Stent taktıran bir erkeğin karizması çizilir mi? Yani saç dökülmesi gibi...Yakışsın yakışmasın, saçı dökülen erkeğin morali bozulur.Bizim gözümüzde olmasa bile kendi nezdinde karizma yavaş yavaş düşmeye başlar...Telaşlanır.Çünkü bütün bunlar yaşlılık alametidir.Erkeklerin yaşlılıktan anladığı da belli zaten.Tıpkı yaşamaktan anladıkları gibi... Onların sözlüklerinde ikisinin de karışılığında aynı kelime vardır.Yaşam ve ölüm o aynı kelimeyle başlar ve biter.Yaşamaktan ve ölmekten ne anlarlar?İlle de bana söyletecekseniz, tamam: Seksi anlarlar.Öyle tabii...Sorun istediğiniz bir erkeğe; “O iş bitince, biterse ne yaparsın” diye...Bakın ne diyecek!Onu da söyleyeyim:“Ölürüm daha iyi...” “E, öl o zaman” diyeceksin. Diyeceksin de...Ben 10-15 sene sonra falan söylemeyi planlıyorum.“TIK” YOKMUŞ...Eğer direkt böyle soramıyorsanız dolaylı yollardan da aynı cevabı alırsınız.Mesela;“Adam dolar milyoneriymiş ama ‘tık’ yokmuş” diye bir hikâye uyduruverin. Ben size onun yorumunu hemen söyleyeyim:“Ohoo... O zaman ne yapacaksın abi o parayı?” Bunalıma sokmak isterseniz,“Çok para mı yoksa seks mi” diye sorun. Ama ya o, ya o...Birinden birini seçecek yani...Öyle biraz ondan, biraz bundan seçeneği yok. Bunu sorun. Bakın nasıl bunalıyorlar...Yani bunlar bir kadınla yatamayacakları hiçbir durumu istemezler.İşte bu yüzden de yaşlılık alametlerini hiç sevmezler.Dışarıdan görünen, öğrenilenlerden ise hiiiç ama hiç hoşlanmazlar.Maazallah, millet seks yapamadığını sanır falan!Bozmayın moralinizi...Şimdi moda sizsiniz...Bakın, yaşlı demiyorum, olgun erkek modası var.E, her moda olanın bir de ceremesi vardır. Nasıl mini etek giymek için uzun bacaklı ve zayıf olmak gerekiyorsa ya da ne bileyim, düşük bel pantolon için göbek eritmek gerekiyorsa olgun erkekle birlikte olmanın da gereklilikleri var tabii...Olgun erkek olmanın gereklilikleri... Cebinize Viagra’nın yanına bir de dil altı koyacaksınız...Bir viagra, bir dil altı.Ya da bir dil altı bir viagra...Ne fark eder ki?Ha, karizmanız mı?Çizilir mi?E, ölseniz daha mı iyi...
Doğru söylemiş.Cengiz Semercioğlu, Kelebek’te çıkan haberlerin beni tahrik ettiğini söylemiş. Evet. Hatta dün, herkes gibi benim de dikkatimi swing partisi (eş değiştirme) haberi çekti. “Aha!” dedim. “Neymiş, ne yapıyorlarmış? Okuyayım!..” İtiraf edeyim; buradan bana yazı malzemesi de çıkar dedim. Bir nevi tahrik durumu yani...Onur Baştürk gitmiş, görmüş yazmış...Şık ve dekolte giyimli insanlar dans ediyormuş. Bir ara erotik dans şov başlamış. Partiye katılanlar “trencilik” oynamış. Yahu trencilik oyunundan sonra seks mi yapılır?Başka türlü sorayım, “Trencilik dansı yapan biriyle seks yapılabilir mi?” Hayatımda bu kadar gerzek bir dans görmedim. Gerçi ona dans da dememek lazım. Nedir o ya? Şirin desen değil, komik desen hiç değil...Bunun tek tarifi var: “Gerzek” ya da “Gery...” İşte bazılarının aklı iki kadehten sonra ilkokul düzeyine iner ya...Bir de eğlenirler ki...Şimdi trencilik dansı yapan bir adamı ya da kadını gözünüzün önüne getirin.Surat ifadesini falan...Orada öyle dans eden, daha doğrusu dans ettiğini sanan biri kimbilir sevişirken neler yapar?Ya da neler yapamaz?Gideceksin koskoca swing partisine, trencilik... Yok yaa...Bir swing partisine hiç yakıştıramadım bunu!Yani tabii eğer benim bildiğim “trencilik”ten bahsediyorsak... Ben gerzek durumuna düşmeyeyim de... Hani millet birbirinin belinden tutup ritimli ritimli döner, ondan bahsediyorum. (İçimden bir ses yanlış anladığımı söylüyor ya... Neyse...)Baktı ki başka bir durum yok, Onur Bey de sıkılıp partiden ayrılmış.E, bir numara yoksa ne anladık biz bu swing partisinden?Cengiz Bey, ben buna ne derim biliyor musunuz?Tahrik var, tatbik yok...*****Biz bu işe neden sevindik?Aldatmada son nokta... “İş adamı İsmail Kölük’ün (42) 18 yıllık eşi Verda Kölük (36), kocasının 62 yaşındaki Seyhan Sapmaz’la ilişkisi olduğunu iddia etmiş.” Kabul edin, hepimiz “Nasıl yani?” dedik.Nasıl yani?Şöyle yani...Ezberimiz dağıldı...Tezlerimiz yıkıldı...Moralimiz düzeldi...Kendimize güvenimiz yerine oturdu...Erkekler aklandı...Kadınlar canlandı... Evet; kadınlar yaşları ilerlese de “hayatın bitmediğini” gördü. Erkekler olaya daha mistik yaklaştı. Daha erotik...Kimi, olgun kadın fantezisini canlandırdı kimi de korktu...Evet, korkanlar da oldu.Çünkü karşılarında başa çıkamayacakları bir kadın modeli gördüler...Ama tabii ortada bir de aldatılan eş var...Hadi bakalım size bir soru: Hangisi daha iyi?Eşinizin sizi bir çıtırla mı yoksa sizden çok daha büyük biriyle mi aldatması? Yani ille de aldatacaksa...
Terk etmek, terk edilmek... Al birini, vur ötekine... Bana sorarsanız ikisi de birbirinden beterdir. En azından acısı bitene kadar...Ha, “Hangi tarafta olmak istersin?” diye sorsanız... Yani terk eden mi, terk edilen mi diye...Niye siz bana soruyorsunuz ki, ben size soracağım... Ama biliyorum...Bu “terk” konusu bazıları için çok önemlidir.Gereksiz manalar yüklenir... Oysa zaten yeteri kadar manalı ve yüklüdür...Ama olmaz...O kendinden üçüncü şahıs olarak bahsedenler, hepimizden daha önemlidirler ya, “terk” konusunda da özel durumlar yaratırlar.İkiye ayrılır bunlar.“Kimse beni terkedemez” ciler ve “Ben kimseyi terkedemem” ciler... İlki, yani kimse beni terk edemezcilerde ‘fatal attraction’ ruh hali vardır. Öyle bir ilkesi vardır ya, yapışır. Yapışır, bırakmaz. “Sen beni bırakamazsın. Bu ilişki ben istediğim zaman biter” inadı mı dersiniz, bencilliği mi dersiniz artık, öyle bir havaya girerler. Daha da kötüsü, böyle düşünmekten gurur duyarlar.Niye? Çünkü salaktırlar. Ta ki, “Niye kimse seni bırakamasın len? Al işte bıraktım bile seni” diyen biri çıkana kadar...Yok yaa... Pardon. Bunlar onu da saymazlar. Bir sorsa yine aynı cevabı verirler: “Beni kimse terk edemez.” Çünkü bu durumu sevmişlerdir bir kere...Başkasını sevemezler...Gelelim “Ben kimseyi terk edememcilere...” Ne demekse! İyi insan ya...“Söyleyemem ben” derler. “Ama onun beni terk etmesini sağlarım” da derler.Bu sanki daha iyi... Böyle yapınca daha iyi olunuyor sanki... “Babalar gibi terk edilmişsin işte, ne gak guk yapıyon?” demek lazım bunlara da...Anlamazlar... Neden?Çünkü bunlar da salaktır aslında...Ha, terk etmişsin, ha edilmişsin...Sonuca bak sen sonuca...Ayrılık var mı?Ona bak!***** Paran kadar öfke duyabilirsin...İngiltere’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre kadınlar, kendilerinden daha az kazanan eşlerine ya da sevgililerine öfke duyuyormuş. Burada yanlış bir şeyler var. Ufak bir ayrıntı...Bakış açışında terslik...Aslında kadınlar zaten öfke duyuyor da... Para olunca bunu rahat rahat söyleyebiliyorlar...Yalan mı?***** Size abi diyebilir miyim?Hani George Clooney’in Ayhan Işık’ın oğlu olabileceği dedikoduları çıkmış ya...Bunun üzerine Gülşen Işık da, “Gerçekten çok benziyorlar. Ne de güzel olur. Buyursun gelsin, üvey oğlum olsun” demiş ya... Gerçekten de ne iyi olur...Buraya gelsin var ya, gerçekten çok şahane olur!Ona burada daha çook evlat, kardeş, abla kuzen falan çıkar... “Size abi diyebilir miyim?” “Size kuzen diyebilir miyim?” “Hatta ne isterseniz, onu diyebilir miyim?” diyenler çıkmaz mı? Çıkar.