Siz yalan görmemişsiniz...Bazen bu haberleri beni tahrik etmek için koyduklarını düşünüyorum.E amaçlarına da ulaşıyorlar aslında... Şimdi de “kadınların aşk yalanlarını” ortaya çıkarmışlar...Yalan nedir bilmesek, söylemesek inanacağız... Ama bunlar, o yalanların yalan olduğunu dahi anlamadıkları için ufak tefek kırıntıları çıkarmışlar.Hıı... Siz böyle devam edin. Çok şekersiniz... Çook... Bakın şimdi buldukları dâhiyane yalanlara...“Sana kızgın değilim.” Kadınlar bu yalanı ilişkilerinde genellikle bir korunma mekanizması olarak kullanırlarmış. Ya da karşısındakini önemsemediğini göstermek için... Yani siz şimdi bir kadının herhangi bir kızgınlığını bu lafla atlatacağını mı sanıyorsunuz?Neye kızdıysa onu fitil fitil burnunuzdan getireceğini bilmiyor musunuz? Öğrenemediniz mi hâlâ?Korunma mekanizmasının falan neye dönüşeceğini... Hı? “Erkek erkeğe dışarı çıkabilirsin.” Ben size söyleyeyim; bir kadın böyle bir yalan söylemez. “Çık ama...” diye başlayan huzursuz cümleler kullanır. “Çıkabilirsin” diyorsa bu yalan değildir. “Git ne halt yersen ye... Beni rahat bırak da...” ya da “Git ki, ben de çıkabileyim” kompozisyonu vardır ki, bu durumda da gitmemenizi tavsiye ederim... Bilmem anlatabiliyor muyum? “Bu akşam hesabı ben öderim.” Bu da “yeni kadın” tavırlarından... Ne demekse! Al, öde o zaman... Sonra da bozulma ama... “Şimdiye kadar beraber olduğum en iyi erkeksin.” Yahu bizim kızlar böyle yalan söylemezler. Onları çok küçümsüyorsunuz... Çook... Onlar çıkacaklar da, “Şimdiye kadar, eee... dur bakayım Ahmet, Mehmet, iki de ondan önceki... Bir de seninle geçen ayrılığımızdaki... Düşündüm de en iyisi sensin” diyecek. Salak mı bunlar? Öyle olmaz. Hadi size bir tüyo vereyim; bunu her zaman yapmam: Siz o kadının hep ikinci erkeği olursunuz... Bir o, bir siz yani... Hıı...Gerçekteeen...Sizden önceki de zaten çok kötüdür... Yaa bırakın yaa... Yalan görmesek, söylemesek, inanacağız...*****Ben Okan’dan yanayımAslında olayı tam bilmiyorum. Okuduğum kadarıyla Okan Bayülgen’le sevgilisi Berrak Tüzünataç perdeciye gitmiş, orada kahkahalar atarak şakalaşmaya başlamışlar. Mağaza müdürü de onları uyarmış. Okan Bayülgen’le aralarında laf geçirmece yaşanmış.Nedense ben Okanlar’dan yanayım... Belki de kendimi Berrak Tüzünataç’ın yerine koyduğumdan. Yani sevgilimle bir mağazaya gitmişim, evet biraz da cıvıtmış da olabiliriz ama bu neye tepki yaa?..Burada biraz mutlu insanlara duyulan tepkiyi sezdim ben.Öyledir ya bizde... “Benim mutlu olmam yetmez, başkalarının mutsuz olması lazım” içgüdüsü... Hani bizim filmlerde kafede öpüşen çiftler oradan kovulur da, yabancılarınkinde alkışlanır ya...Onun gibi... Ne var yani biraz cıvıttılarsa... (Birazsa tabii...)
Hiç yabancı değil... Sorular yani...Hayatımızda en az bir kere ve en az bir kişiye bunlardan en az birini sormadınız mı?Kimbilir belki de hâlâ soruyorsunuz... Dün Şükrü Kızılot köşesinde yazmış. Ama sadece soruları yazmış.Hocam, asıl merak ettiğimiz bunların cevapları...Gerçi 40’tan sonra öğreniyoruz ama... Ve sormamaya da başlıyoruz ama...30’luklar için yardımcı olmaya çalışalım... Birinci soru: “Ne düşünüyorsun?” Ne düşünecek? Hiiçç sandığınız ya da onun söylediği gibi “seni...” değil bir kere. Ne düşünür, söyleyeyim... Şimdi bu soru genellikle orgazm sigarası içerken sorulur. Sigarayı bıraktıysa da manasız hareketler yapmaya başlamıştır ya, hiç konuşmadan, işte o sırada...Dedim ya, “seni” falan düşünmez. Aslında hiçbir şey düşünmez. Meditasyon gibi yani... İlle de düşünecekse, ya ne söyleyip de gideceğini düşünmektedir ya da orada kalıyorsa, televizyonun karşısına nasıl geçeceğini...BENİ BEĞENMİYOR MUSUN?İkinci soru:“Beni seviyor musun?” Bu konuyu tek bir yazıda işlemiştim. Uzatmayacağım, (okumayanlan için) “Ne sevmesi, idare ediyoruz işte” diyemedikleri için, “Tabii ki...” gibi kuru bir cevap alırsınız. Çünkü ilişkinin içine bu soru girdiyse geri sayım başlamış demektir. Üçüncü soru:“Şişman mıyım?” Bu sorunun cevabı ilişkinin süresine göre değişir. İlk zamanlarda cevap, “Ben senin her halini seviyorum”dur... Hatta, “Ne şişmanı yaa... Taktın ama böyle çok iyisin. Zaten zayıf hatun sevmem ben” bile derler.Aradan epey süre geçtiyse, epey dediğim evlendiyseniz ve 5-6 yılı devirdiyseniz, olay şöyle gelişir: “Senin göbeğini yerim ben..” “Aman da kocaman poposu varmış” gibi sinir-sevimli bir tavır alırlar. Karşısında gülümsemeniz donar.Seviyor mu, şirinlik mi yapıyor yoksa ne diyor yani?.. Laf geçiriyor işte, daha ne düşünüyorsun? Ya da eski bir fotoğrafa bakarken, “Baksana nasıl incecik, fıstık gibiymişsin...” der.Der vallahi... Sanki kendisi çok fit! İşte, pasif şiddet diye buna deniyor...Bİ ÖLSE, VAR YA...Ama bu evliliğin en gıcık zamanlarıdır. Hafiften kadına sinir olma devri... “Ah, şimdi bekâr olacam ki...”lerin düşünüldüğüzamanlar...İyice yüzgöz olunduğunda ki bu çocukların büyümesine denk gelir. Her şey çok açıktır.“Şiştin yine... Patlayacaksın. Ye sen daha...” Dördüncü soru:“Ben ölsem ne yapardın?” Ne yapacak? Ne yapacağı hatta senin de ne yapacağın bellidir de...Bu soru kritik bir sorudur. 10 senelik evliliklerde asla sorulmaması gerekmektedir. Her iki taraf için de...Zira o yıllar, bir tarafın bunu hayal ettiği yıllardır.Gerçekten ölmesini istemez ama hayal eder işte... Tereyağından kıl çeker gibi... Ondan kurtulmanın en temiz yolu... Bunu düşünüp sonra da, “Allah korusun” denir. ERKEKLER HAKLIDIRBu soru ilk yıllarda soruluyorsa, erkekler haklıdır, (bunu her zaman demem, ona göre...) gerçekten de çok sıkıcı bir konudur. Ne diyecek yani? “İki gün ağlarım sonra karı-kız peşine düşmeye başlarım” mı?Son soru:“O (kadın) benden daha mı güzel?” Gösterdiği de, kesin daha güzeldir. Adam akıllıysa, “Farklı tiplersiniz” deyip geçiştirir. Ama kadın tatmin olmaz. “Nasıl farklı tip?” Ve kavga başlar...Doğru mu hocam?
Bir bandın arkasında da olsa çıplak hatta çırılçıplak hissi uyandıracak bir poz verecek olsaydınız nasıl dururdunuz?Ünlüler, “AIDS’e karşı çıplak direniş” sloganlı fotoğraflar çektirmiş ya...Sahi, niye çıplak fotoğraf çektirmişler ki?Bunları görenin aklına seks düşecek, gidip birisiyle yatacak. Ama yatarken aklına AIDS falan gelmeyecek... Aklına gelmeyen başına gelecek...Tabii ki kampanyayı destekliyorum ama takılmadan da duramayacağım..Fotoğraflara... En azından bir fotoğraf altı yazayım... Berrak Tüzünağaç: Son zamanlarda çıkan en güzel kızlardan. Ben onu daha uzun boylu olduğunu düşünmüştüm. Tam genç kız pozu... Evet, orada ve çıplak ama sıfır cinsellik... Sanki kolunun altında kitapları var, okula gidiyor...Tan Sağtürk: Ne desem ki? Çok güzel adam da, bu pozu... Tıh, sevmedim. Sosyal içerikli bir poz olmuş. Ama içeriği AIDS değil de, balenin yararları olanından... İpek Tuzcuoğlu: Dikkat edin, yaş ilerledikçe tek ayak parmak uçlarıyla basılmaya başlanıyor. Kaçınılmaz son. Alp Kırşan: Doğrusu kim olduğunu bilmiyordum. Net’ten baktım, hakkında şöyle bir habere rastladım: “Arkadaşlarıyla iddiaya giren Alp Kırşan, ikinci kattan atladı ve topuklarını kırdı.” Birazdan da o şeridin üzerinden atlayacak gibi zaten... Seray Sever: Bana sorarsanız saçları bu kadar düzgün fönlenmiş hiçbir kadın seksi olmaz. Ama duruş falan erotik. Yani “Duruş erotik, kadın seksi değil” diyebiliriz. Ya da tam tersi, “Duruş seksi, kadın erotik değil...” Bir terslik var yani...Uğur Pektaş: Onu da tanımıyordum. Ona da baktım. (Yeniler ya, o yüzden bilmiyorum) Survivor yarışmasının şampiyonu Uğur Pektaş, “Kadınların ne kadar ileri gittiğini tahmin edemezsiniz” demiş. Orayı işaret edersen... Hülya Avşar: Onun da burada bir Banu Alkan hali var. Bandı kaldırsan gerçekten de soyunmuş gibi... Ama o zaman da bu duruş, ne bileyim, çok çıplak... Levent Üzümcü: Var ya... Şimdi sanki oradan çıkacak, hepimizi... AIDS yapacak...Bu vesile ile yapmayacaksınız biliyorum ama özellikle az tanıdığınız kişilerle birlikte olduğunuzda korunmanızı öneriyorum.*****Ne tuhaf!Başbakan Erdoğan, Kenan Evren’in “Çankaya’ya çıkacaklarsa Emine Erdoğan başını açsın. Ne olur ki?” yorumuna cevap vermiş:“Allah göstermesin. Böyle kimlik zaafı göstermeyiz” demiş. Biliyor musunuz? Biz de sonradan örtünenler için aynı yorumu yapıyoruz... Ne tuhaf!*****Trend uzmanı ne diyor?Dünyaca ünlü trend uzmanı Marian Salzman geldi ya..Bir, “Çokeşlilik” diyor, bir “Muhafazakârlığa dönüş var” diyor. Ne olacak yani?Anlamadım. Çok eşli ama muhafazakâr... Yani üç kişiyle ama hep aynı üç kişiyle gibi mi?Yoksa dönüşümlü olarak mı?
Erkekler fal baktırır mı?Peki fala bakarlar mı?Bazen...Ne zaman?Ne zaman fala baktıklarını biliyoruz değil mi? Kız tavlayacakları zaman. Bir de havaya girerler, “Ben aslında çok iyi bakarım da” der gibi bir tavırlar...“Ama kimse bilmez bunu” gibi gizemli ama ciddi bir ifade...Bir de, “Kimseye de bakmam” otoritesi vardır.El falına bakmayı tercih ederler tabii... Tutar elini, anlatır da anlatır... Kahve falına bakanlar da vardır... Onlar kadınların bunalımlarına yönelir...“Gülen yüzünün ardındaki duygusal ve manalı kadını” ortaya çıkarmaya çalışırlar. “Kimse senin kıymetini bilmiyor”la konuyu bağlarlar.Direkt oraya yani...Öyle, “yol var, kısmet var”lara girmezler. Psikolojik tahlillere, kişilik sorunlarına dalarlar.Derin olur...Ne zaman fal baktırırlar? Zil gibi âşık olduklarında ya da işleri kötüye gittiğinde...Önceleri çok itiraz ederler, kendi içlerinde savaş verirler. O güne kadar dalga geçtikleri, küçümsedikleri hatta geri zekâlı konumuna soktukları “fal baktıranlar” grubuna katılmak istemezler.Ama dedim ya, işleri kötüyse ve düzelecek gibi görünmüyorsa ya da kadından bir türlü emin olamıyorsa...Düşer.Bunları yaparlar da...Peki fala inanırlar mı?Kalıbımı basarım, bizden daha fazla...*****300 bin dolar geyikleri...Tahmin edeceğiniz gibi 300 bin dolardan bahsedeceğim.Şu, “Binbir Gece”den yani... Yazınca fark ettim yaa... Dizinin adına bakın; 1001 gece...Biz daha ikinci gecedeyiz...Adamın holdingi moldingi kalmayacak yani...Sonunda Aliye’ye dönecek, “Affet beni” diye ağlayıp duracak. (Kih kih... Karıştırdım galiba...) Neyse, hani bir geceye daha 300 bin dolar teklif etti ya... Ertesi sabah geyikleri...- Bu da benden olsun... - İtin olur...- Demek ki kadın ilkinde öyle put gibi durmadı...- Bu 1 milyon dolara kadar gider... Senaristi kesmedi 150 bin dolar. - 150 kayınpederinden alsa, 300 de patrondan, 450 bin dolar...- Kim versin be sana o parayı...- Nesi var be kadının? 50 kağıt kaptırsam, dolandırıcılıktan şikâyetçi olurum. - Abi, kadın mı kalmadı? 100 dolardan ömrünün sonuna kadar... Hem de sabağa kadar...- Dönüp tokat atacak, görürsünüz...
“Gece takılmaya bayılırım. Alemciyimdir” demiş Cem Davran. İyi. Alemci olsun. Bize ne?Ama bir şeyler daha söylemişMesela demiş ki: “Ben kendime böyle bir hayat kurdum. Arkadaşlarımla gece bir bara gideceğim zaman eşimi mutlaka haberdar ederim.” Bu da iyi. Güzel bir alışkanlık. Haber vermesi falan... Ama devam etmiş:“Ama eşimi koluma takıp gece dışarı çıkmam.” Hı?Nasıl yani?Ayrıca, “Niye ki?” Şimdi bu öyle bir laf ki, neresinden tutsam?Yani gece dışarı çıkmak kötü bir şey mi? O zaman sen niye çıkıyon?Yoksa eşini koluna takıp çıkmak mı uygunsuz olan?Yok canım, o niye uygunsuz olsun ki? Ne yani? Sanki başka kadınlara bakacak! Devam edelim bakalım, belki anlarız...“Zaten sevgilisini ya da karısını koluna takıp bar bar gezdiren erkeklere de erkek denmez.” “Zaten” diyor. Yani çok emin.Benim iyice kafam karıştı.Yani canın bar bar dolaşmak istiyorsa, niye eşini de yanına almayacaksın ki? Yanına alanlara niye erkek denmiyormuş ki?Yahu eşinle eğleneceksin alt tarafı... Nedir bu erkeklik meselesi?Ben şüphelenmeye başlıyorum.Bu gece gezmelerinde ne yaptıklarını merak etmeye de başlıyorum. Eşini yanına alamayacak kadar enteresan işler mi yapılıyor?O halde... “O halde” diye başlayan bir sürü soru aklıma geliyor.. “O halde niye evlisin”, “O halde eşin bu işe ne diyor” gibi...Bitmedi... Son olarak şunu söylemiş,“Erkek adam dediğin yalnız gezer.” Benim bildiğim, eskiden sadece bekâr adamlar yalnız gezerdi... Ya da çapkın kırolar... Şimdi değişti mi?Kendi kendine gezene mi erkek deniyor artık? Erkek erkeğe gezene...Bazıları onlara “motor” bazıları da “maço” diyor. Ben mi? Ne diyeyim?Çok alemciymiş ya... Bana tek söz kalıyor... Çok alemsiniz...***68 kuşağı... Ayda 1 kere...Cinsel Eğitim Derneği’nin araştırmasına göre Türk erkeğinin cinsel yaşamı 60 sonrasında ayda bir kereye iniyormuş.Şöyle bir düşündüm de, aşağı yukarı 68 kuşağına denk geliyor. Bir zamanların devrimcileri yani...Şimdi ayda bir kere... Onlara da hayat tersten gelmiş. Önce devrim yapacağız diye sevişemediler, şimdi tam kendilerine geldiler bu sefer de yaşları elvermiyor... Demek ki, onlara “sevişememe” yazılmış... Türk erkekleri 40’lı yaşlarda ayda 8 kez, 50’li yaşlarda ise ayda 6 kez cinsellik yaşıyormuş. Araştırmanın bir başka sonucu daha var. Buna göre orta yaşın üzerindeki Türk erkeklerinin cinsel bilgileri, torunlarınınkinden bile daha azmış.Ama Viagra’yı falan biliyorlar ya bu yeter onlara... Ayda bir kere kendiliğinden; 3 kere de Viagra alsalar, haftada 1 olur. E, iyi... Daha ne olsun?*****Zincirleme faciaBaşkent Üniversitesi Hastanesi doktoru, hemşire ile sevişmelerini cep telefonuna çekmiş. Bunları doktor sevgilisine izletmiş. Sonra da görüntüleri internete vermiş. Arkasından da hemşireyi dövmüş.Bunları anlamak mümkün değil, çünkü:Niye çekersin?Hadi çektin, niye sevgiline izletirsin?Bunları yaptın, niye internete verirsin? Bir de üstüne niye döversin?Kâbus gibi...Şimdi de hemşirenin istifası istenmiş.Niye? Hemşire niye istifa etsin?
Bunu çıkarmışlar şimdi de: “Erkeklerin yalan listesi” Gerçek listeyi yapsalar, gazetenin sayfaları yetmez. Ama Top10’u seçtiler herhalde... Bakalım neymiş seçtikleri...1- Hayır hayatım kilo almadın...Sanki biz bilmiyoruz alıp almadığımızı... Böyle yalakalıklarla bir yere varamazsınız. “Evet dana gibi oldun” da demeyin ama bunun da bir yolu yordamı var elbet...2- Porno mu? İğrenç!Yaa... Biz sanki bilmiyoruz otellerdeki şifreli yayınların cızıltılı pırpır görüntülerine bile takıldığınızı... Ayrıca evdeki CD’lerinizi nerelere sakladığınızı... Bilmiyoruz di mi?3- Bunu sonra konuşalım...Bak, söz ama!.. Biz de salaktık! Hiç anlamadık kaçtığınızı... Ama nereye kadar? Hı? Bir daha düşünün şimdi... Hadi bugün konuşmadık... Nereye kadar kaçacaksınız? Verin kurtulun. Yani randevuyu... 4- Lopez’den ne eksiğin var...Ne diyorsuuunnn.... Atıyosuuunnn... Tamam o zaman, akşam sen bi gel bana... Çünkü çok inandım! Çok sevindim! Yahu, seninle olacak kadına bunu söylemen gerekmez. Seni kafasına koyduysa buna gerek yok ki... Dedim ya, kafasına koyduysa zaten...5- Yemeklerine bayılıyorum...O zaman niye bunu, “sana bayılıyorum” havasında söylüyorsun. Git o zaman yemeklerimle seviş... dermişim...6- Başka kadınlardan bana ne!Tabii tatlım! Aynen öyle... “Başka erkeklerden de bana ne!” zaten... Tıpkı seninhissettiğin gibi... 7- Traş bıçağımı kullanabilirsin...Yok artık! Böyle yalan da hiç duymadım. Yalan da değil, böyle teklif dahi duymamıştım. Bizim kızlar, buluşmadan önce o işlerini halletmiş olur zaten.8- Meg Ryan filmlerini severim...Evet ilişkinin ilk ayı bitene kadar... 9- Ailenle zaman geçirmeye bayılıyorum...Tıpkı bizim gibi... Biz kadınlar da bayılırız... Hele görümcelere ayrı bir sempatimiz vardır...10- Özür dilerim...Al işte... Özür dilermiş! Eee? Yap, yap sonra “özür dilerim” de. Oldu, ben de “rica ederim” o zaman... Bak bir daha özür mözür dinlemem... Dedim ya, aslında bunlarda yalan çok da...Top bunlar, top...Top 10*****Bu nasıl kral sofrasıŞaşırdım. Kral sofrasını gördünüz mü? Neredeyse bizim evde kurduğumuz günlük mutfak sofralarından farkı yok. Biraz zorlarsak suşi sofrası gibi diyebiliriz. Amerikan servisli suşi sofrasında yerel yemekler... Abuk değil mi? Hadi onu da geçelim, bu kadar mı zevksiz olunur? Zevki de geçelim hani tartışılmaz diye... Ama koskoca sarayda 4 kişilik masa da mı yok? Uzun masanın yarısı boş diğer yarısına tıkışmışlar. Başka bir yer olsa neyse, burası saray ve burası sözüm ona kral sofrası... Not: Konuyla alakası yok ama birisi Emine Hanım’a kış günü ve kıyafetiyle hiç alakası olmayan beyaz çantasını kullanmamasını söylese...
- Beni seviyor musun? - Hayır - Söyle, seviyorsun beni... - Hayır sevmiyorum.- Beni seviyor musun? - Hayır. - Beni seviyor musun dedim? - Evet seviyorum. - Yalannnn... Bu diyaloğu hatırladınız mı? Hani Kadir İnanır ile Serpil Çakmaklı arasındaki meşhur diyalog... (Filmin ismini hatırlayamadım.)Kabul etmek lazım, bazen böyle saçma bir soruyusorabiliyoruz.Bu tür diyaloglarla büyüdüğümüz için midir nedir, hiç utanmayız hem de...Oysa çokgereksizdir.Çünkü hiçbir cevap tatmin edici değildir.Yanıt “evet” de “hayır” da olsa, ikisine de inanmayacağımızı bile bile sorarız.Aslında genelde sevilmeyen taraf sevilene sorar bunu...Bu da ayrılığa giden yolun başlangıç noktalarından biridir ya...Yine de sorulur işte...Sorulur da, cevaplar nasıl olur? İşte size lafmacun.org’dan birkaç örnek... ***- Ayten... Şimdi gözlerimin içine bak ve bana doğruyu söyle. Beni gerçekten seviyor musun?- Ay “Hayır” dedik ya Fuat!- Gözlerini kaçırıyorsun, Ayten...- Fuat saçmalama! Lütfen beni bi daha arama!- Gözlerin öyle demiyor ama... Başka bir şey diyor. “Ne aramıyon hayırsız” türü şeyler...- Fuat ben evleniyorum.- Kabul ediyorum Ayten. Cevabım, evet...- Seninle değil be manyak, başkasıyla...- Ayten senin ağzın ne diyor? Ağzına mı inanayım, gözlerine mi inanayım Ayten? Gözlerine mi inanayım, ağzına mı ...ayım? Anlamıyorum... Gözlerini ağzıma mı alayım, naapayım?- Salı günü düğün. Beklerim, gel.- Ayten... Neyin olarak geleyim Ayten? Annenolarak mı geleyim?***- Beni seviyor musun?- Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.- Ferit beni sevme ihtimalinin içine...- Sinirlenince çok güzel oluyorsun. ***- Tarık, beni seviyor musun? - Hayır...- Aaa, niye? - Severim sevmem, keyfimin kâhyası mısın? - Hayır, sevgilinim... - Şunu ikide bir hatırlatmasan diyorum! - Allah belanı versin! ***- Beni seviyor musun?- Yoo... Hah hah haaa... Nerden çıkardın. Senin neyini seveyim gudubet kadın...- Ben de sandım ki...- Sen beni seviyor musun peki?- Yoo... Onu nereden çıkardın?- Eee... Biz niye burda konuşuyoruz yarım saattir?- Ee öylese defolup gidelim ikimiz de.- Hadi gidelim... ***Ne gülüyorsunuz?Sanki siz sorduğunuzda daha mı manalı oluyor?Sanki sizin cevaplarınız daha mı az komik?Bir daha düşünün...Belki soruyu değiştirmeklazım: “Beni seviyor musun?” yerine biraz daha hafifini mi kullansak?Mesela;“Beni beğenmiyormusun? Beğensen süpper olurdu...”
“Barış için orgazm olun!..” Amerikalı iki barış gönüllüsü Donna Sheehan (76) ve Paul Reffell (55)’in fikirleri gelmiş!..Dünyada savaşları durdurmak için bir adım atmaya karar vermişler. Aslında buna pek adım da denmez ama... 22 Aralık’ı, “Dünya Orgazm Günü” ilan etmişler. 22 Aralık’ta herkesin evde kalıp seks yapmasını istemişler.Taraflardan erkek olanı Paul Reffell, “Orgazmla birlikte insan büyük bir barış ve huzur duygusu yaşar. Tıpkı meditasyon gibi” dedi. Meditasyon gibi mi?Bunlar o işi unutmuş herhalde...Olsun, yine ben de aynı fikirde olduğumdan yani sevişen insanların en azından trafikte kornaya sonuna kadar basmayacaklarından emin olduğum için onları destekliyorum.Ancak birkaç sorum olacak...1- İlle de evde mi yapmamız lazım? (Boş evi olan var, olmayan var... Ayrıca bizde evde yakalanırsan cezası var da...)2- Orgazm olmak şart mı? Taklit yapılsa da geçerli olur mu? Barışa bir katkısı olur mu yani? 3- Bekârlar ya da sevgilisi olmayanlar ne yapsın? Mastürbasyon yapsalar olur mu? Orgazmdan sayılır mı? 4- Siz Donna (76) ve siz Paul (55)...Siz orgazm oluyor musunuz gerçekten... Yani birlikte...5- Aslında bu soru sizeydi Donna Hanım... Nasıl yani?6- Sürenin önemi var mı? Yani erken ya da geç olmasının barışa etkisi var mıdır? Bize mi bırakıyorsunuz?7- Bir kere mi olunması lazım? Daha fazlasının barışa yararı olur mu?8- Arkadaş yerine de orgazm olunur mu?9- O gün seyahatte olanlar için alternatif bir tarih verecek misiniz? Kazası var mı bunun yani...10- “Aynı anda” olması şart mı?Şimdi benim de bir fikrim geldi. Diyorum ki, 22 Aralık’ta orgazm olanlar yatak odasının ışığını yakıp söndürsün. Ertesi gün de yakasına kurdele taksın. Pembe kurdele... Yok, fuşya olsun... Pembe çok masum kalır.*****Emişli Memiş...Diyelim ki doğru. Asrın buluşu elimizde... İsmine bak! Emişli memiş... İnsanın aklına, o buluşun dışında ne varsa getiriyor.Neyi mesela? Yoğuşmalı kombi gibi... Başka şeyleri... Yani şimdi birine gidip “emişli memiş yaptım” deseniz...Siz deseniz... Ben demem. Ne anlar? Hı? Ya da açtınız telefonu arkadaşınıza, “N’apıyorsun?” dediniz... O da, “emişli memiş yapıyorum” dedi mesela... (Süpürge gibi bir şey ya...)Ne diyeceksiniz? “Oldu o zaman... E, ben rahatsız etmeyeyim, sonra ararım.” Ne var? Sizin aklınıza gelmiyor mu yani...*****Öyle demeyin paşam“30’unda biriyle evlenecek değilim. Boşanmış olsa onun eski kocası aklına gelir, benim eski karım. 4 kişi oluruz yatakta.”Evren Paşa böyle söylemiş.Ohooo... Eskilerle birlikte dört kişi... Ne olacak ki? Bu zamanda monogamiden sayılır o... Şimdiki ilişkilerde eski sevgililer ve kocaları/karıları sayacak olursak...Bir de fantezileri eklersek... Öyle demeyin Paşam... Millet orjinin dibine vurdu demek ki...