Siz yalan görmemişsiniz...
Bazen bu haberleri beni tahrik etmek için koyduklarını düşünüyorum.
E amaçlarına da ulaşıyorlar aslında... Şimdi de “kadınların aşk yalanlarını”
ortaya çıkarmışlar...
Yalan nedir bilmesek, söylemesek inanacağız... Ama bunlar, o yalanların yalan olduğunu dahi anlamadıkları için ufak tefek kırıntıları çıkarmışlar.
Hıı... Siz böyle devam edin. Çok şekersiniz... Çook... Bakın şimdi buldukları dâhiyane yalanlara...
“Sana kızgın değilim.”
Kadınlar bu yalanı ilişkilerinde genellikle bir korunma mekanizması olarak kullanırlarmış. Ya da karşısındakini önemsemediğini göstermek için... Yani siz şimdi bir kadının herhangi bir kızgınlığını bu lafla atlatacağını mı sanıyorsunuz?
Neye kızdıysa onu fitil fitil burnunuzdan getireceğini bilmiyor musunuz? Öğrenemediniz mi hâlâ?
Korunma mekanizmasının
falan neye dönüşeceğini... Hı?
“Erkek erkeğe dışarı çıkabilirsin.” Ben size söyleyeyim; bir kadın böyle bir yalan söylemez. “Çık ama...” diye başlayan huzursuz cümleler kullanır. “Çıkabilirsin” diyorsa bu yalan değildir. “Git ne halt yersen ye... Beni rahat bırak da...” ya da “Git ki, ben de çıkabileyim” kompozisyonu vardır ki, bu durumda da gitmemenizi tavsiye ederim... Bilmem anlatabiliyor muyum? “
Bu akşam hesabı ben öderim.” Bu da “yeni kadın” tavırlarından... Ne demekse! Al, öde o zaman... Sonra da bozulma ama...
“Şimdiye kadar beraber olduğum en iyi erkeksin.” Yahu bizim kızlar böyle yalan söylemezler. Onları çok küçümsüyorsunuz... Çook... Onlar çıkacaklar da, “Şimdiye kadar, eee... dur bakayım Ahmet, Mehmet, iki de ondan önceki... Bir de seninle geçen ayrılığımızdaki... Düşündüm de en iyisi
sensin” diyecek.
Salak mı bunlar? Öyle olmaz.
Hadi size bir tüyo vereyim; bunu her zaman yapmam: Siz o kadının hep ikinci erkeği olursunuz... Bir o, bir siz yani... Hıı...Gerçekteeen...
Sizden önceki de zaten çok kötüdür... Yaa bırakın yaa... Yalan görmesek, söylemesek, inanacağız...
Ben Okan’dan yanayım
Aslında olayı tam bilmiyorum. Okuduğum kadarıyla Okan Bayülgen’le sevgilisi Berrak Tüzünataç perdeciye gitmiş, orada kahkahalar atarak şakalaşmaya başlamışlar. Mağaza müdürü de onları uyarmış. Okan Bayülgen’le aralarında laf geçirmece yaşanmış.
Nedense ben Okanlar’dan yanayım... Belki de kendimi Berrak Tüzünataç’ın yerine koyduğumdan.
Yani sevgilimle bir mağazaya gitmişim, evet biraz da cıvıtmış da olabiliriz ama bu neye tepki yaa?..
Burada biraz mutlu insanlara duyulan tepkiyi sezdim ben.
Öyledir ya bizde... “Benim mutlu olmam yetmez, başkalarının mutsuz olması lazım” içgüdüsü... Hani bizim filmlerde kafede öpüşen çiftler oradan kovulur da, yabancılarınkinde alkışlanır ya...
Onun gibi... Ne var yani biraz cıvıttılarsa... (Birazsa tabii...)

