Türk kadınlarının en zor 5 sorusu

Hiç yabancı değil... Sorular yani...Hayatımızda en az bir kere ve en az bir kişiye bunlardan en az birini sormadınız mı?

Haberin Devamı

Hiç yabancı değil...

Sorular yani...

Hayatımızda en az bir kere ve en az bir kişiye bunlardan en az birini sormadınız mı?

Kimbilir belki de hâlâ

soruyorsunuz...

Dün Şükrü Kızılot köşesinde yazmış. Ama sadece

soruları yazmış.

Hocam, asıl merak ettiğimiz bunların cevapları...

Gerçi 40’tan

sonra öğreniyoruz ama...

Ve sormamaya da başlıyoruz ama...

30’luklar için yardımcı olmaya çalışalım... Birinci soru:

“Ne düşünüyorsun?”

Ne düşünecek? Hiiçç sandığınız ya da onun söylediği gibi “seni...” değil bir kere. Ne düşünür, söyleyeyim... Şimdi bu soru genellikle orgazm sigarası içerken sorulur. Sigarayı bıraktıysa da manasız hareketler yapmaya başlamıştır ya, hiç konuşmadan,

işte o sırada...

Dedim ya, “seni” falan düşünmez. Aslında hiçbir şey düşünmez. Meditasyon gibi yani...

İlle de düşünecekse, ya ne söyleyip de gideceğini düşünmektedir ya da orada kalıyorsa, televizyonun karşısına

nasıl geçeceğini...

BENİ BEĞENMİYOR MUSUN?
İkinci soru:

“Beni seviyor musun?”

Bu konuyu tek bir yazıda işlemiştim. Uzatmayacağım, (okumayanlan için) “Ne sevmesi, idare ediyoruz işte” diyemedikleri için, “Tabii ki...” gibi kuru bir cevap alırsınız. Çünkü ilişkinin içine bu soru girdiyse geri sayım başlamış demektir.

Üçüncü soru:

“Şişman mıyım?” Bu sorunun cevabı ilişkinin süresine göre değişir. İlk zamanlarda cevap, “Ben senin her halini seviyorum”dur... Hatta, “Ne şişmanı yaa... Taktın ama böyle çok iyisin. Zaten zayıf hatun sevmem ben” bile derler.

Aradan epey süre geçtiyse, epey dediğim evlendiyseniz ve 5-6 yılı devirdiyseniz, olay şöyle gelişir: “Senin göbeğini yerim ben..” “Aman da kocaman poposu varmış” gibi sinir-sevimli bir tavır alırlar. Karşısında gülümsemeniz donar.

Seviyor mu, şirinlik mi yapıyor yoksa ne diyor yani?.. Laf geçiriyor işte, daha ne

düşünüyorsun?

Ya da eski bir fotoğrafa bakarken, “Baksana nasıl incecik, fıstık gibiymişsin...” der.

Der vallahi... Sanki kendisi çok fit! İşte, pasif şiddet diye buna

deniyor...

Bİ ÖLSE, VAR YA...
Ama bu evliliğin en gıcık zamanlarıdır. Hafiften kadına sinir olma devri... “Ah, şimdi bekâr olacam ki...”lerin düşünüldüğü

zamanlar...

İyice yüzgöz olunduğunda ki bu çocukların büyümesine denk gelir. Her şey çok açıktır.

“Şiştin yine... Patlayacaksın. Ye sen daha...”

Dördüncü soru:

“Ben ölsem ne yapardın?”

Ne yapacak? Ne yapacağı hatta senin de ne yapacağın

bellidir de...

Bu soru kritik bir sorudur.

10 senelik evliliklerde asla sorulmaması gerekmektedir.

Her iki taraf için de...

Zira o yıllar, bir tarafın bunu hayal ettiği yıllardır.

Gerçekten ölmesini istemez ama hayal eder işte... Tereyağından kıl çeker gibi... Ondan kurtulmanın en temiz yolu... Bunu düşünüp sonra da, “Allah

korusun” denir.

ERKEKLER HAKLIDIR
Bu soru ilk yıllarda soruluyorsa, erkekler haklıdır, (bunu her zaman demem, ona göre...) gerçekten de çok sıkıcı bir konudur.

Ne diyecek yani? “İki gün ağlarım sonra karı-kız peşine düşmeye başlarım” mı?

Son soru:

“O (kadın) benden

daha mı güzel?”

Gösterdiği de, kesin daha güzeldir. Adam akıllıysa, “Farklı tiplersiniz” deyip geçiştirir. Ama kadın tatmin olmaz.

“Nasıl farklı tip?”

Ve kavga başlar...

Doğru mu hocam?

DİĞER YENİ YAZILAR