Hep böyle olur. Karı-koca ya da sevgili fark etmez. Taraflardan biri ötekini hep daha fazla sever.Daha fazla kıskanır, daha fazla kızar, daha fazla ister, daha fazla...Yani genellikle bir taraf daha baskındır.Öteki suskun.Biri kaçar, öteki kovalar.Biri kontrol sağlama peşindedir, öbürü dağıtma...Ve bu düzen hiç değişmez. Sıraya da binmez. Yani bir gün o kıskanıyorsa iki gün sonra öteki kıskanmaz. Kim kıskanıyorsa ömür boyu o kıskanır. Kısacası, nasıl başladıysa öyle gider...Maalesef...Maalesef çünkü bu durumda hep aynı taraf mutsuz olur. Huzursuz da...Öteki ise yaramaz çocuklar gibidir.Hep, “bi bekâr olsam var ya...” duygusuyla yaşar. Hayatta boşanmayı falan düşünmez ama bunun hayalini kurar.Boşanmanın değil ama... Bekâr olmanın...Bu nasıl olacak derseniz, onu şimdiye kadar kimse bulamadı zaten. DELİ Mİ NE?Bu yüzden hareketleri hep kuşku yaratır.Ne yapsa şüphe çeker.Yapmasa da çeker...Yani aslında bir şey de yapmaz belki ama hep her an yapacakmış gibidir.Gözleri velfecri okur onların.Hani bir yerde otururken ne zaman baksanız size baktığını gördüğünüz adamlar vardır...“Deli mi ne?” dersiniz. Ama gözünüz de takılır ona. Bu sefer, sizin de ona baktığınızı sanır. Kurtulamazsınız.İşte bu adamlar şanslı taraflardandır.Yani üzerine düşülen, kıskanılan, daha çok sevilen...Şanslı taraftaki kadınlar ise neşeli olanlardır.Evet. Etrafınıza bakın; evli kadınların çoğu neşesizdir. Kaybetmişlerdir, unutmuşlardır neşelerini, canlılıklarını...Üzerlerine kasvet çökmüştür.Ama bazıları...Bazıları keyiflidir. Hatta kahkaha falan atarlar.Aynen öyle. Çoğu onu bile unutmuştur. İçleri çürümüştür. Çürütülmüştür.Kim çürütmüştür, bilin bakalım...Ama benim dediğim keyifli olanlar...İşte onlar şanslı taraftaki kadınlardır.Kıskanılan, üzerine düşülen, daha çok sevilen.ŞÖYLE DURUMLAR YAŞANIRTaraflardan biri ötekini daha fazla sever.Şöyle durumlar yaşanır.Biri “Biz çok mutluyuz, birbirimizi de çok seviyoruz” derken öteki susar.Biri, içinde aldatma geçen filmlerden nefret eder, öteki bunları kahkahalarla seyreder.Biri gezmeyi sever öteki evi...Biri yalnız tatile gitmeyi ister öteki bunu duymak dahi istemez. Zaten öyle bir hava yaratır ki bu ona söylenemez bile...Biri işini evinden daha çok sever öteki ailesini..Biri bayramlardan ve yılbaşı tatillerinden nefret eder ötekiyse bayılır.Kadın da erkek de kıskanıldıkça şımarır.Şımardıkça da kıskanılır.Böyle bir kısır döngü yani...Kısır dedim de, olsa da yesek...
Yani Selahattin Duman’ın deyimiyle “aslan” parçaları...Bana kalsa...Hadi kalmasın.O öyle diyorsa, öyledir.O ne diyor?“Biz erkek milleti olarak hepimiz birer aslanızdır ama kadrolarımız değişik değişik.” “Tabiatın elinde aslan kadrosu dar, maymun kadrosu bol olduğundan böyle idare ediyoruz” diyor.Biliyoruz.Sadece maymun olsa iyi. Ona razıyız.Ama öküz, domuz, çakal kadrosundan olup aramızda dolaşanlar da var.Özellikle öküz kadrosu çok geniş tutulmuş...Ortalık aslan görünümlü öküzlerle dolu.Peki niye böyle demiş?Durup dururken mi?Hayır.“Son olarak cinsellik süremize takmış” diyor. Ondan yani...Hadi ben taktım; kafayı bozmuşum, başka işim gücüm yok ya da sapığım...Kronometre sapığı...Adamların yani bilim adamlarının tespiti bunlar. Dua edin kronometreli bir araştırma yapmışlar. Ya sadece metre kullansalardı...Yani hadi ben taktım...Siz niye takıyorsunuz?“Siz” den kastım, erkekler... Bu 3.7 dakikalık cinsel ilişki süresine kafayı taktılar. Mail üstüne mail...Nedir bu ya?Bunların en kötüsü, “1 saat” diyor.Demek ki bilim adamları yanlış denekleri kullanmış. Ya da ellerine kronometreyi verip, “Hadi başla” deyince heyecanlandılar falan...Duygusaldırlar ya!TESTİS HATTI“Bir erkeğin ömür boyu yaşadığı orgazmın süresi toplam 27 dakikadır” tespiti de benim değil ha!Olay şu:“Erkeklerin 50-60 yıllık aktif zamanlarında haftada 3 gün ortalama orgazm süresini alt alta toplarsak 27 dakika eder” (Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu).Bunları bir röportajında okumuştum.Tespitleri bu kadarla da kalmıyordu. Türk erkeğinin sperm sayısı hızla azalıyormuş.1 litrede eskiden 60 milyonken şimdilerde 20 milyon sperme rastlayınca sahibini tebrik ediyorlarmış.Önemli bir bilgi daha; tıpkı beyinde olduğu gibi, testiste ölen hücrelerin yerine, hücre yenilenmesi olmuyormuş.Acaba aralarında bir bağlantı mı var? Testis-beyin hattı. Direkt hat.BEN Bİ İSTİYİM, VAR YA...Ama bizim aslan parçaları bunu da kabul etmez.Ya da bana mail atanlar uçuyor... Hem uçuyorlar hem de klasik ilkel erkek tepkilerini sergiliyorlar.Erkek çocuğu tripleri...“Sen gel de beni gör” gibilerinden.Tabii, başka işim yoktu! Neden olmasın! Bunlar böyledir. Gururları kırılınca ya dövmeye kalkarlar ya da sevişmeye...İlkel diyorum çünkü galiba bu tepkileri çocukluklarından geliyor.Hani anneleri bunları cilve olsun diye “aman da oğlumun pipisi”, “göster bakiim teyzene...” gibi gayet “eğitici” programlar çerçevesinde büyüttükleri için...Marifet gibi pipilerini açtıklarında bütün ilgiyi ve sevgiyi aldıkları için... Büyüyünce de öyle olacak zannediyorlar...Ama...
Nereden çıktı bu şimdi? Yılbaşı ve Kurban Bayramı aynı güne denk geldiği için Diyanet İşleri, müftülüklere bir yazı göndermiş.“Bayramın dini öneminin yılbaşıyla karıştırılmaması gerekir. Yeni yılı kutlayanların özgür iradelerine mutlak surette saygı duyulması icap eder” diye...Bu hafta boyunca camilerde vaazlarla provokasyonlara karşı vatandaşların uyarılması istenmiş.“Yılbaşını kutlayanlara saygı duyun” diyor.“Provoke olmayın” diyor.Bu haber beni çok ürküttü.Tokat yemiş gibi oldum.Meğer tehdit altındaymışız.Meğer şimdi de yılbaşını kutlayanlar ve bayramı kutlayanlar diye ikiye ayrılmışız...Bayramı kutlayanlar da, yılbaşını kutlayanları rahatsız etmeyi planlıyorlarmış.Bütün bunlar oluyormuş da benim haberim yokmuş. Diyanet İşleri de “yapmayın” diyor. Ben bu uyarıdan bunu anladım. Yanlış mı anladım? O halde durup dururken böyle bir uyarı neden?Veya biri bana şunu açıklasın:“Neden kimse çıkıp bayramlarını kutlayanları rahatsız etmeyin demiyor?” YOK ARTIK! DAHA NELER?Ne hale geldik? Yılbaşını kutlayanlar ve kutlamayanlar... Yılbaşını kutlayanlar ve Bayramı kutlayanlar... Bazıları yılbaşını kutlayanlar, bayramı kutlamıyor mu sanıyor acaba? Yok böyle bir şey... Benim etrafımdakilerin bu pazar günü ne yapacağını anlatayım size...Sabah erkenden kalkılacak. Kurbanını kesen kesecek, kesmeyen mezarlık ziyaretlerine gidecek.Büyüklerin elleri öpülecek. Hep birlikte öğle yemeği yenilecek. Akşam da yeni yılın gelişi kutlanacak.Kimi evinde, ailesiyle...Kimi bir eğlence yerinde...Müsaadenizle tabii...Yani anlaşılan başka bir mesele daha var... Akla gelen, getirilen başka bir soru daha...Yılbaşını kutlayanlar azınlık muamelesi mi görüyor artık? O hale geldik mi?AMAN, DİKKAT EDİN!Aman dikkat edin; tombala oynarken “birinci çinko” falan diye bağırmayın.Olur ha, pencere açık kalmıştır, duyan olur falan...Aman dikkat edin; içkilerinizi kadehlerde içmeyin. Su bardağına falan koyun, meyve suyu imajı versin.Ne var? Hem içersiniz hem içmez gibi görünürsünüz.“Ilımlı laik” olursunuz.Her şey karıştı nasıl olsa..“Ilımlı İslam” modelinden sonra “Ilımlı laik...” Nasıl? Fena fikir değil mi?Ne oluyor yaa?Bu haber beni çok ürküttü.Tokat yemiş gibiyim.Yoksa ortada hiç böyle bir durum yok da...Yokken...Durup dururken...Kimsenin aklına bile gelmemişken...Ben mi evhamlanıyorum?Yoksa birileri provokasyonun ta kendisini mi yapıyor?
Erkekler Viagra kullandıklarını neden söylemek istemez?Hadi bunu belki açıklayabiliriz.Belki diyorum çünkü bana çok manasız geliyor. Yani saklamaları...Daha doğrusu saklamaya çalış-maları...Daha önce söylemiştim ya; zaten anlaşılıyor, o bakımdan...Hani suratlarının kızarmasından falan...Oysa bütün gün aralarında tansiyon, kolesterol ilaçlarını rahatlıkla tartışan erkekler konu maviye gelince suspus oluyor. Yani, “kalbim tekliyor”, “tansiyonum yerinde durmuyor”u kolaylıkla söyleyen erkekler, tekleyen uzuv orası olunca değişiyor.Evet, orası...Kalbine her türlü yorumu yaptıran adam oraya laf söyletmiyor. Sanki kalbinden daha önemli!Gerçi öyle; önemli... Yani onlara göre...Peki şimdi başka bir soru daha:“Erkekler Viagra kullanmadıklarını da neden söylemez?” Geçenlerde Habertürk’te Ali Saydam ile Özlem Gürses’in birlikte hazırlayıp sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” adlı programa takıldım. Programın konuğu Metin Akpınar’dı.Ne olduysa (yani bana göre...) sıra izleyici sorularına geldiğinde oldu.METİN AKPINAR NE DEDİ?Bir izleyicinin sorusu şuydu:“Viagra kullanıyor musunuz?” Bir erkek pat diye böyle bir soruyla karşılaştığında ne yapar?Hele o erkek 60’larındaysa...Ben gördüm.Yani bu soruyla karşılaşan bir erkeği...Metin Akpınar’ı...Ne dedi sizce?Bir erkeğin bu soruya iki cevabı olabilir değil mi?Büyük bir özgüven ve cesaretle, “evet, kullanıyorum” diyebilir veya “hayır, evelallah hâlâ kullanmıyorum” der.Peki Metin Akpınar ne dedi?Bir şey söylemedi.Sustu.Susma hakkını kullandı.Bir erkeğin susma hakkı diye bir şey varsa o, bu işte...YA “EVET” DESEYDİ...Yani “evet” dese kötü bir durumda kalacak, belki o anda bunun normal bir şey olduğunu anlatamayacak...Hatta “Ne var? Var mı kullanmayan!” diyemeyecek.E, “hayır” dese, belki yalancı durumuna düşecek.Aranızda yanlış anlayanlar olmasın diye söyleyeyim; Metin Akpınar’ın maviyi kullanıp kullanmadığı değil konumuz, o kimseyi ilgilendirmez...Konumuz erkeklerin bu soruya verecekleri cevap.Hatta o da değil, erkeklerin bu konudaki utancı...Niye utandıkları...Ayrıca kimden utandıkları?Kadınlardan mı, erkeklerden mi?Bence erkeklerden.Hemcinslerinden utanıyorlar.Yoksa “Viagra alıyorum” derse kadın onunla yatmayacak mı?Yoo...Yani Viagra alıp almaması kadınların umurunda değildir ki...Önemli olan hizmetin kalitelisi...Viagra kalemiYanlış anlamayın; Viagra kalemi dediysem öyle kalem şeklinde de, üzerini çizince o etkiyi yaratan bir şey değil.Hani şirketlerin promosyon ürünleri vardır ya, kalem anahtarlık gibi...Viagra da yapmış. Kalemini gördüm.Beyaz tükenmez kalem, üzerinde maviyle Viagra yazıyor.Şimdi merak ediyorum...Acaba kim o kalemi kullanacak?
Dünyada en kısa süren cinsel ilişkinin Türk çiftler arasında gerçekleştiği ortaya çıkmış. Aramızda şaşıran var mı?Aslında itiraf edeyim ben biraz şaşırdım. Bu kadarını beklemiyordum doğrusu... Yani dünyada birinci olacağımızı...Allah kahretmesin! Rezil olduk!Haber şöyle:“The Journal of Sexual Medicine Dergisi tarafından 500 çift üzerinde yapılan uluslararası bir araştırmada, cinsel birleşmenin ortalama 5.4 dakika sürdüğü ve bunun da cinsel tatmin için yeterli olduğu ortaya çıktı.” Bir dakika!Nasıl yani yaa?5.4 dakika sürüyormuş ve bu da yeterliymiş.Dergide çalışanların acelesi var galiba... Eve giderken sevişiyorlar herhalde... Ya da bunların hepsi erkek...“ZABAGA KADAR...” Derginin yaptığı anketin sonuçlarına göre İngilizler 7.6 dakikayla cinsel ilişkiyi en uzun tutan ulus olurken Türkler 3.7 dakikayla son sırada yer alıyormuş.Net mi, brüt mü acaba?Yani her şey dahil 3.7 dakika mı? Önsevişme, ayakkabıları çıkarma, bağcıkları çözme falan... Bir şeyi daha merak ettim; anket sorularını...Sevişmeniz ne kadar sürer?a- 3-5 dakikab- 5-10 dakikac- Başlamaz ki sürsün...“O soyunularak yapılan şey miydi? Neydi? Bir hareketler vardı ama... İpucu verseniz...” diyemediklerinden “hiç olmazsa 3-5 dakikayı işaretleyelim” diyorlar herhalde... Soruları da geçtim, benim bildiğim hiçbir Türk evladı “benim sevişmem 3 dakika sürer” demez.3 değil, her şey dahil 1 dakika bile sürse o, “Zabaga kadar” la başlayan cümleler kurar. Hangi babayiğit çıkmış da, “bizimki 3 dakika” demiş, şaşarım.Gerçi “Sevmek bir ömür sürer, sevişmek 1 dakika...”yı her seferinde bağıra bağıra ve en içten duygularla söyleyen bir millet olarak biz bunu çoktan hak ettik!1 dakikaymış!Ondan sonra da, “Eurovision’da niye sonuncu olduk?” diyorlar...1 dakika sevişen insandan hayır mı gelir? Hadi yaptın, niye söylüyorsun? Bakın, 3.7 dakikaya çıkınca nerelere geliyoruz? Şunu 5 dakikaya çıkartabilsek... Bu arada bir başka anket çalışmasına göre de erkeklerin yılda ortalama 101, kadıların ise 106 kez cinsel birleşme yaşadığı ortaya çıkmış. Nerede birleşiyorlarmış acaba?Bunlar ya dayak yememiş ya da sayı saymayı bilmiyor...Ayrıca kadınlarla erkekler arasındaki o 5 sayılık farkı atladım sanmayın. Kadınların 5 kerelik cinsel birleşme fazlası var ya, o. Bunun neyin göstergesi olabileceğini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.Aklınıza kötü fikirler gelmesin. Şeydir o, hani sevişirken başkasının hayalini kurarlar ya, onlardır...
Gelin arasını bulalım...Hatta idealini...Çiçeklerin içinde pırlanta olsun.Dünkü yazımda doğum günü, evlilik yıldönümü gibi çok özel günlerde erkekler SADECE çiçek almasınlar demiştim.Çiçekçiler bunu hiç sevmedi.Bana, sanki “kimse kimseye çiçek almasın demişim” muamelesi yaptılar.Okuyucuların bazıları çok içten destekledi bazıları da kırıldı.Nasıl mı?Şöyle mesela... (Destekleyenleri yazmayayım, ayıp olur.)* “Soruyorum; riya içinde tek taş pırlanta mı yoksa sevgisini saygısını güzel bir buketle sunan kişi mi değerlidir, değer verendir?” Yahu, Türk filmi mi çeviriyoruz? Zenginler kötü, fakirler iyi mi sayılıyor bu hayatta? Tek taş pırlanta sevgisizliğin simgesi mi oldu yani? Neredeyse tek taş alanın kafasına atacağız, “Neee? Beni sevmiyorsun ha!!!” diye... * “Yazınızdan çiçek yerine daha iyi bir hediye almak istediğinizi tahmin ettim. Ama fazla parası olmayan Jeep ya da mücevher alacak kadar... Sizce öküz sınıfına mı girecek?” Tabii... Tek alternatif Jeep ya da mücevher zaten! Benden duymuş olmayın ama mesela gümüş bir çift küpe de (20-30 YTL falandır) mücevherden sayılır.* “İsterseniz Porsche alalım, arkadaşına söylemesi daha havalı olsun.” Valla iyi olur. Varsa parası alsın tabii... (Ama içine bir buket çiçek koysun!)* “Sayenizde kadınlara nasıl davranmamız gerektiğini anlıyoruz ve kadınlar nasıl kandırılabilir, bu dersi de yazılarınızdan çıkarıyoruz. Ancak bugünkü yazınız beni gerçekten yaraladı. Nedeni, ben kim olursa olsun kadınları hep böyle kandırıyorum yani çiçekle... Yazmasanız olmazdı di mi...” Kadın sana kanmak istiyorsa kanar zaten. Bozma moralini... Hele üstüne bir de çiçek alırsa... Ohoo...* “Bir doktor büyüğümüz çiçek yemeyin, ölürsünüz dedi. Son olarak, Dilek Önder hanımefendi, hayatınızda bir kişiden çiçek almamanın ıstırabını, kıskançlığını ve üzüntüsünü bize mal ettiniz, çok yazık.” Çiçek yiyenlere bir lafım yok ama...Yani arkadaşlar...Bir daha söylüyorum: Biraz yaratıcılığınızı kullanın. Bir kadına vereceğiniz en iyi hediye, üzerine biraz kafa yorduğunuz hediyedir. Bu arada benim atladığım bir noktayı bir okuyucum yakalamış. Aktarmam lazım. * “Bence çiçekler konusunda çok önemli bir detayı atlamışsınız. Çiçek, koca tarafından eve 2 şekilde gelir. 1- Önceden çiçekçiye telle sipariş verilir ve iş çıkışı alınarak koca tarafından eve getirilir...2- Koca eve geldikten sonra kapı çalar ve çiçekçinin elemanı size bir buket uzatır. Bu esnada koca sırıtır...Her iki şekilde de değişmeyen tek unsur çiçeğin üstündeki kartta yer alan el yazısıdır. Çiçekçinin el yazısı...” Bu yüzden diyorum ki...Gelin arasını bulalım:Güzel çiçeklerin arasına pırlanta koysunlar...Öyle yollasınlar...Ama...Kendi el yazılarıyla...
Hediye meselesi önemlidir. Öyle tek yazıyla kestirip atacağımı düşünmeyecektiniz...Asıl öldürücü darbeyi bugün vuracağım.“İhtiyaç hediyeleri, hediye alımının sonunu hazırlar...Ama kadınların bundan haberi yoktur. Haberleri olduğunda da artık çok geç kalınmıştır” demiştim ya...Şimdi devam ediyorum...Çünkü ihtiyaç kalmadığında adam çiçek almaya başlar.En kötüsü de budur.Alır bir buket çiçek, kuru kuru gelir eve...Ya da nereye geliyorsa...Bu öyle kötü bir duygudur ki, nasıl anlatsam...“İnsan bir çiçek alır hiç olmazsa” lafını da söyleyemezsin ya, sinir olursun.İçinde kalır.Durum şudur:Yani adam aslında hiçbir şey almamış hatta baştan savma bir hareket yapmıştır ama o kıytırık çiçekle çok iyi bir şey yapmış gibi olmuştur.Tuhaf bir cümle ama aynen böyledir.Üstelik mecburen teşekkür etmek durumunda da kalmışsındır.Kafasına atasın gelir o çiçekleri ama...Suratında zoraki bir gülümsemeyle teşekkür edersin.Sen teşekkür ettikçe onun da içi rahatlar. Görevini yerine getirmiş olmanın iç huzuruyla yayılır.Bu kadarla da kalmaz...Kalsa iyi.Bunun bir de ertesi günü var.SENİNKİ NE ALMIŞ?Ertesi gün kadının arkadaşları merakla sorar:“Eee... Seninki ne almış doğum gününde?” Sen de mahcup olmamak hatta niyeyse adamı da mahcup etmemek için sevinçli bir ifadeyle...Bir dakika...O ifadeyi anlatmam lazım; sevinçli ifade dedim ya o biraz abartılıdır. Çünkü hiçbir kadın doğum gününde sadece çiçek aldığı için bu kadar sevinmez. Yani o sevinç haliyle bir şeylerin üstünü kapatmak istemektedir aslında. Ama doğrusu nedir biliyor musunuz. Mahcup olmuştur.Ne diyorduk, arkadaşları sorunca sevinçli bir ifadeyle,“Çiçek” der.Evet biraz kısa kalır.Biraz da sessizlik olur.Yakın arkadaşıysa “Bir tek çiçek mi?” diye sorar.Sinirin geçmişse, “Evet ama çok güzeller” falan dersin. “Zaten geçenlerde bilmem ne almıştı ya” diye de bir mazeret uydurursun.Yok eğer sinirin geçmemişse,“Aman zaten ne alacak ki domuz” gibilerinden bir laf edersin.Belki domuz yerine başka hayvanları da kullanabilirsin. Bunu soran yakın biri değilse,“Hııı... Ne güzel” gibi lafı geveler.Yine sessizlik olur. ADAMIN ÖKÜZ OLDUĞU GERÇEĞİ... Herkes gerçeği görmüştür artık.Hangi gerçeği?Adamın öküz olduğu gerçeğini...Kadınları anlatıyorum ama erkeklere söylüyorum:Doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerde eşinize/sevgilinize sadece çiçek alırsanız bilin ki onu bu durumlara ve hislere sokarsınız.Kendi haliniz de cabası...Çiçek dediğin normal bir günde, bir yere ziyarete giderken ya da ne bileyim herhangi olağan bir şeyi kutlarken falan alınır.Benim bir fikrim var:Çok özel günlerde hediye olarak çiçek almak yasaklansın. Sadece çiçek...Nedir bu ya?Doğru mu bayanlar?
Aslında tek cümlelik canları var.“Erkekler hediyeden anlamaz.” Doğru değil mi?Doğru.Peki neden anlamazlar?Çünkü hediye almayı sevmezler.Zorunlu olmadıkça da akıllarına bile gelmez.Yalakalık dönemleri hariç tabii...Yani ilk yıllar...Flört dönemleri...Evliliğe kadar olan dönem belki. Ama belki zorlarsak ilk iki yıl daha...Sonra?Sonrası tısss...Zorunlu olmadıkça akıllarına gelmez dedim ya, mecbur kaldıklarında da içleri sıkılır.Garip, akıllara ziyan bir nedenleri vardır; “ben anlamam ki bu işlerden...” Sanki Da Vinci şifresini çözecek!Başlar ona buna sormaya...“Ne alınır” diye...Yani kadınların eşlerinden ya da sevgililerinden aldıkları hediyelerin yüzde 90’ı aslında onun bir arkadaşının fikri ve zevkidir. Ve Türk kadınları ne yazık ki hediye alma zevkinden mahrum yaşar...Öyle ezilmişlerdir ki bu konuda, bırakın zevk almayı, hediye almayı seviyor olmaktan utanır dahi olmuşlardır. Şöyle anlatayım; “Bir buket çiçek yeter” ’den “hatırlasın yeter” raddesine kadar gelmişlerdir. Getirilmişlerdir.Bu süreç sinsidir.“İhtiyaç hediyeleri” yle başlar her şey.Mesela eve yeni bir bulaşık makinesi alınacak değil mi, kadının doğum günü beklenir. Ona doğum gününde kocası bulaşık makinesi alır.Ne incelik!Sanki evde bir tek onun bulaşıkları yıkanacak.Öyle yapacaksın aslında...Koyacaksın kendi bulaşıklarını, onunkini ayıracaksın, görecek gününü...Çamaşır makinesi için de aynı çözüm geçerli olabilir.Ya da ne bileyim, bir kıyafete ihtiyacı var, o alınır.Cep telefonu yenilenir falan...İhtiyaç hediyeleri hediye alımının sonunu hazırlar...Ama kadınların bundan haberi yoktur.