Tabii ki lafım erkeklere değil. Aslında biliyorum, onlar da âşık olup sevişmeyi tercih eder, onların da duyguları falan var, hatta onlar da insan ama...Ama âşık olmadan da sevişirler. Sevişebilirler. Kabaca yüzdeye vurursak, sevişmelerinin yüzde 90’ı aşksızdır...Hatta âşık olduğu kadınla sevişmesi bile aşksızdır.Bu ne demek?Yani “Sevişirken, o sırada, onlar aşkı maşkı da unuturlar” demek. Pornografi ön plana çıkıverir. İyi-kötü, doğru-yanlış gibi yargılarım yok bu konuda. Daha doğrusu bu yazıda yok... Ancak kadınlar için bu yeni bir durum. Âşık olmadan sevişmek...Bu kadınlar ikiye ayrılır. Taammüden yapanlar, yanlışlıkla yapanlar. Yani kasten...Bilerek, isteyerek, şuurlu bir şekilde, bir erkekle sırf ona benziyor diye... Amaaan, sırf seks yapmak için birlikte olanlar aslında depresyondadır.Araf’tadır.Özgürlüğü denemektedir. Öğrenmektedir...Erkeklerle yarışmaktadır. Meydan okumaktadır. Böyle bir sürü gerekçe...Bir süre sonra vazgeçer...O arada yakaladınız, yakaladınız... Aklı başına gelince biraz zor tavlarsınız...NEREDEYİM BEN? SEN KİMSİN?Yanlışlıkla yapanlar ise...Yani âşık olmadığı biriyle seks yapanlar (kocalarından bahsetmiyorum) ya sarhoştur ya da bir çıkarı vardır.Çıkarı olanlarla ilgilenmeyelim.Sarhoşken birisiyle sevişenlerin işi zordur. Sonrası zordur...Onlar da aralarında çeşitli gruplara ayrılırlar. Mesela bazıları sarhoşken marhoşken fark etmez, yattıkları her adama âşık olur.En azından âşık olduklarını sanırlar.Bu, ‘seks’ ve ‘aşk’ kelimelerinin bir kadın için hep aynı cümle içinde kullanılmasından kaynaklanıyor herhalde...Yani aşk olunca seks olmalıdır, o halde seks olunca da aşk vardır gibi bir mantık.Mantık değil de, bir alışkanlık.Yok alışkanlık da değil, bir algılama...Şartlı refleks gibi... Ya ne bileyim, vardır psikolojide bunun bir ismi. Ama durum bu yani...Sonuçta adam da âşıksa sorun yok. Gittiği yere kadar gider ilişki...Ama ya o da sadece sarhoşsa...Adam yani...Sabah, “Neredeyim ben? Sen kimsin?” der gibi bakıyorsa...İşte o zaman kadınlar çok ağlar.Akılları bin türlü trajedi yaratır.Adamın her sözünden, her davranışından ne büyük anlamlar çıkarırlar. Ona ne büyük manalar yüklerler...Yükler yükler ağlarlar.Çünkü adam da bu arada, onun kalbini kırmadan sıyrılmak istediği için kötü davranmaz. Davranmadıkça, kadın da bir ilişki yaşadığını zanneder. Kendi kendine fedakârlıklar yapar.Hayaller kurar.1-2 ay kadar sürer bu.Sonra anlar.Kötü bir duygudur. Ta ki bir arkadaşı şunu diyene kadar: “Boşver. Herkesin başına gelebilir...”
Hani adam kalmadı ya... Hani olanlar da gidiyor ya... Neden?Daha doğrusu “neden olabilir?” Bir de tabii, “nereye gidiyorlar?” Gelin bunun üzerine beyin jimnastiği yapalım.Dün Ayşe Arman’ın jinekolog ve seksolog Sylvain Mimoun ile yaptığı röportajı okurken fark ettim. Daha doğrusu, bildiğinizi, gözlemlediğinizi, hissettiklerinizi yetkili birine onaylattığınızda ferahlarsınız hani...Rahatlarsınız...Öyle oldum.Röportajda Ayşe Arman’ın, “Heteroseksüelliğin sonu mu geliyor?” sorusuna Mimoun şöyle cevap veriyor:“(...) Gün geçtikçe daha çok erkek, kadın yerine erkeklerle birlikte olmayı tercih ediyor.” A-ha...Eveet...Sorumuzun cevabını almaya başladık.“Adamlar nereye gidiyor?”un...Nereye gidiyorlarmış?Anladınız siz onu...Peki şimdi de neden erkekleri tercih ettiklerini anlamaya çalışalım.Mimoun şöyle demiş:“Çünkü onlara göre kadınlar, zorlayıcı ve yıpratıcı. Kadınların onları yaralamak istediğini, desteklemediğini ve kendilerinden çok şey beklediklerini düşünüyorlar.” “(...) Bir erkek sonradan sevgilisi olacak o erkekle konuştuğunda onunla ortak noktalar buluyor; aynı tür müzik, aynı ilgi alanları... Bir kadınla bu kadar ortak noktası olsa, gerilecek, aşk faktörü devreye girecek.” İYİ Kİ ERKEK DEĞİLİMSonrasını da ben anlatayım...Sonra kız, “evlenelim” diyecek. “Çocuk da yapalım.” Gitgide yaptırımları çoğalacak. “Evlenelim. çocuk yapalım. Sen bana, çocuklarımıza, evimize bak. Onlardan sorumlu ol. Bak ölene kadar yakandayız.” Düşünüyorum, empati yapıyorum...Ve itiraf ediyorum, “iyi ki, erkek değilim.” Öküzlükleri baki kalmak kaydıyla, adamlar kaçmakta haklı aslında...Ha, kaçtıkları yerde (!) aradıklarını bulurlar mı? Bilemem.Biz bulamıyoruz da... Ama bu, adamların artık yavaş yavaş kadınlardan bıkmaya başladığı gerçeğini değiştirmiyor.Bilmem ki, belki kadınlar da biraz toparlarsa kendilerini...Belki “Pretty Woman” sendromundan vazgeçerlerse...Richard Gere’in peşini bırakırlarsa...Birine yük olmaktan kurtulurlarsa...Hani belki?..HEPİNİZ GEY OLACAKSINIZ Şimdi, “sen de uçtun ha, bügün” demeyin. “Yok, erkekler erkeklere kaçacak da... Bu normal bir hale gelecek de... Biz de bunu göreceğiz de.... Derdine düşeceğiz de...” diye... Mimoun diyor ki, “Bunlar günümüzün yeni problemleri...” Yeni problemler...Yani oraya doğru gidiyoruz...Bakın!Şimdi başka kadınlara kaçıyor...Ya da bara, maça, kahveye...Peki ya yarın?İşte yarın ne olacağını, niye olacağını görmek bakımından...Gidişatı kestirmek bakımından...Bu gidişten nasıl bir sonuç çıkarabiliriz?Kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı sonuç.Peki.Önce bayanlar...“Artık rakipleriniz arasında erkekler de var!” Ve erkeklere...“Hepiniz gey olacaksınız... Gey!”
Hükümetin, “aileden sorumlu” kadın bakanı Nimet Çubukçu, “Evli olmayan kadınlar dövülebilir” dedi. Görevi kadınların, ailenin sorunları olan... Bir kadın bakan...Bunu söyledi...Cümle tam olarak böyle değildi ama meali buydu. Ya da benim anladığım...Aile içi şiddet yasası konuşulurken “Evlilik dışı birliktelik yaşayan ve şiddete uğrayan kadınların düzenleme kapsamında nasıl değerlendirileceği” sorusuna cevabı şu oldu: “Aile kavramı Anayasa’da belli.” Belli dediği, “resmi nikâhlı kadın.” E, bundan da şöyle bir sonuç çıkıyor:“Evli kadınlar dövülmesin, diğerleri dövülebilir.” Bundan başka bir anlam çıkar mı? Çıkmaz.Bir kadın, kadını da geçtim bir insan, nasıl bir başkasına, “dövülebilir” yaftası iliştirmeye kalkabilir?“Bu dövülebilir”, “bu dövülemez” diye... Hangi duyguyla?Hangi mantıkla?Hangi vicdanla?Şu mantıkla olabilir:“Bana ne kardeşim? Ben aileyi korurum. Evli kadınları korurum. Başka kadınlar beni ilgilendirmez.” Bu nereye kadar gider biliyor musunuz?“Onlar da evlensin canım”a kadar... Acaba birileri aileyi koruyacağım diye namus bekçiliğine mi soyunuyor?Çünkü:Evlenmezseniz dövülebilirsiniz...Evlenmeyen kadın bunu hak eder...“Vurun kahpeye!..” HİÇBİRİ DAYAĞI HAK ETMİYORAnlamak, kabul etmek istemediğim bu aslında... Sadece evli daha doğrusu resmi nikâhlı kadınları korumaya çalışan bu yasa kime, neye ceza öneriyor?Dayak atan kocaya mı yoksa evlenmeyen kadına mı?Bu iş göründüğü kadar kolay değil.Olmaz ki!Öyle bir yasayla çarpıklıkları düzeltemezsiniz...Öyle bir yasayla sosyal gidişatı yönlendiremezsiniz...Önce bir bakmak lazım. Aileye, kadınlara...Ben kısaca Türkiye’deki kadınlardan bahsedeyim, bilmeyenlere...Evlilik kıstasıyla yola çıkarsak, Türkiye’de:Evlenen kadınlar var; isteyerek veya istemeyerek...Evlenemeyen kadınlar var; isteyerek veya istemeyerek...Bir de evlenmek istemeyen kadınlar var. Hepsinin yaşadıkları düzeni seçmelerinin sosyal, ekonomik ya da duygusal gerekçeleri var. Hatta bazılarının seçme hakkı dahi yok. Türkiye’de bu kadınlar yaşıyor.Ve hiçbiri dayağı hak etmiyor.UCUZ ŞARKICILAR GİBİ...Siz kanunlarla sosyal hayatın hızına, değişimine yetişmelisiniz.Buna uygun yasalarla uyum getirmelisiniz.Bu ülkede insanların artık birlikte yaşadıklarını da görmelisiniz.Bu ülkede kadınların zorla kuma yapıldıklarını da... Kadınların her durumunu gözetmelisiniz; herkesi kendi anlayışınıza göre terbiye etmek yerine... Evli ya da değil, kadın ya da erkek, ne fark eder?Benim hâlâ, aklı başında, medeni ve çağdaş bir insanın dayağın her türlüsüne karşı çıkmamasına aklım ermiyor...Yoksa ortada ucuz bir popülerliğin peşinde olanlar mı var?Hani albümü çıkacak ucuz şarkıcılar gibi... Gündeme gelmek için saçma sapan polemikler ortaya atarlar ya...
Kadınların aldatma gerekçelerinden biri,“Eşimle fantezilerimi gerçekleştiremiyordum” du ya...Ben de, “Niye? ‘Fantezi yapalım’ dedin de o, ’hayır’mı dedi? Dememiştir. Sen onunla fantezi yapmak istememişsindir” diye bir yorum yapmıştım ya...Özür diliyorum.Meğer gerçekten de eşleri ya da sevgilileriyle fantezi yapmak istemeyen ama gerçekten istemeyen erkekler de varmış.Bu mealde birçok mail geldi. (Mail’i “meal”den mi türettiler acaba? Kih kih!)Mesela şu:“Katılmıyorum. Çünkü benim sevgilim fantazilerimi gerçekleştirme çabama her defasında ‘hayır’ diyor. Ne gereği varmış. Ve ben bu adama âşığım...” Yaa...Bunun gibi bir sürü “ne gereği var” diyen adam.“Ne gereği var erkeği...” Ne gereği olacak! Yok tabii...Gereği yok ama yakında sevgilinin böyle bir gerekçesi olabilir, ona göre...Yarın öbür gün bir ankette sorarlarsa, (b) şıkkını işaretler.“Sevgilimle fantezilerimi gerçekleştiremiyordum da...” Bunlar çoğaldı demek ki...Ve demek ki, mercek altına alınabilir duruma da geldiler...Bunlar oldular artık, toplayalım...EVLİLERİNKİ DAHA FENA Anladığım kadarıyla olay şöyle gerçekleşiyor...Kadın bir fantezi yaşamak istiyor. İlle de uçuk şeyler değil yani, kafamıza torba geçirelim ya da eş değiştirelim türüden...Daha masum oyunlar istiyor. Ne bileyim, arabada bir şeyler ya da barda falan...Adam ne diyor?“Ne gereği var şekerim...” Bu sevgililer için verdiğim bir örnekti.Evlilerinki daha kötü...Seks hayatlarının bitmesine ramak kala kadının son hamleleri... Şimdi kadın hazırlanmış, saçını başını yaptırmış, bir de fantezi hazırlamış.Ne mesela?Mesela, “tanımamazlık fantezisi.” Hani, “biz şimdi birbirimizi tanımıyormuşuz, karşılaşıyormuşuz bir yerde...” Kadın bunu teklif ettiğinde adamın surat ifadesini gözünüzün önüne getirin.“Ne gereği var erkeği” ifadesi o işte...Onlar “şekerim” falan da demez. Direkt, “Üff... nereden çıktı bu şimdi? Tanışmıyormuşuz falan...” Ve öldürücü darbe,“Kimin fikri bu ha? Şermin’in mi?” ÇÜNKÜ ERKEK KORKARİşte kadın orada delirir. Çünkü bunu şöyle algılar: “Karaktersizsin, kopyacı ve bayağısın” demek istemiştir aslında. Halbuki, “evet, Şermin’in fikri” dese, adam değişecek. Adam hemen oyuna başlayacak ama...Ama sonra Şermin’le küsülmesi gerekecek...Yani “ne gereği var” durumları böyle şeyler. Peki şimdi de “bir erkek neden ne gereği var insanı” olur? Burada erkekleri ikiye ayırmamız gerekiyor.Koca erkeği ile sevgili erkeği... İkisinin farklı nedenleri olabilir.Sevgili erkeği korkar. Evet. Çünkü bilmediği bir durumla karşı karşıyadır ve başaramamaktan korkar. Bir de, kadının bu konudaki ağırlığını taşıyamaz. Ondan daha az şey bilip, daha az libidolu olmalıdır.Neden?Çünkü korkar.Koca erkeğinin nedeni daha başkadır. O korkmaz. Korkmaz ama o da sıkılır. Yani kırk yıllık karısına kılını kıpırdatmak istemez.Niye kıpırdatsın ki?Niye?Ya, şimdi bir daha düşündüm de, özür dilemiştim ya yazının başında...Ben ne diye özür diliyorum ki? Onlar yapamayacak, ben suçlu olacağım...Var mı böyle bir şey?
Hani “niye” diye sorarsanız...Niye yaptın?Kadınların da tıpkı erkekler gibi sapır saçma gerekçeleri var.Aldatma gerekçeleri...“Gerekçe.” Mecbur kalmış sanki!Yok, yok... Öyle gerekiyormuş!Çünkü...“Çünküsü” çok. Geçenlerde okudum, teker teker çıkarmışlar; tam 17 gerekçe...Kadınların 17 aldatma gerekçesi...Hemen başlayalım o zaman. Yetiştiği kadarına...* “Mutsuz olduğum için” demiş bir kısım kadın.Ne oldu? Şimdi buldun mu mutluluğu? Hı?Orada mıymış mutluluk? Hayır. Eee? Şimdi napıcan?Bak, suçu aldattığın adamda arama. “Yapamadı da, ondan hâlâ mutsuzum” falan diye... Kocanda da arama. Mutluluğu yatakta bulacağını sanmıyorum. Ayakta daha net görürsün. Bakarsan tabii....* “Eşimle fantezilerimi gerçekleştiremiyordum.” Niye?“Fantezi yapalım” dedin de o hayır mı dedi?Dememiştir. Demez. Sen onunla fantezi yapmak istememişsindir. Hatta fantezilerinde kocan aklına bile gelmemiştir. Bak, “canım istedi, yattım” de, kalbimi kazan. ANLADIN SEN!* “Baştan çıkarmanın zevkini tatmak istedim.” Değdi mi bari? Peki o zaman, bir adamı baştan çıkarmanın yani bundan kastın onunla yatmaksa, bulaşık yıkamaktan daha kolay olduğunu da anladın. Anladın sen onu!* “İntikam almak için.” Hııı... Peki bu yaptığından kocanın ya da sevgilinin de haberi var herhalde... Yoksa bu intikamdan çıkar, düpedüz neye girer? Aldatmaya yani...Ya, yine aklıma eski bir fıkra geldi. Hani uçak düşmüş de yardım gelene kadar donmamak için birbirlerini... Yani sevişiyorlarmış. Biri bakmış ki öteki bu işten zevk almaya başladı, hemen duruma müdahale etmiş, “Bak ısınmak için iyi de, niyetin bozuksa yakarım seni” demiş ya... Onun gibi yani... İntikam içinse iyi ama...* “Şefkat özlemi çektim.” Haydaa.... Şefkati de orada buluyorsan pes! Bu sevişiyorum diye başka bir şey yapıyor herhalde... Ya da biz kandırıldık!“ÇOCUK YAPALIM” DE!* “O akşam çok sarhoştum.” Ayyy... Çok fena! Allah bilir, bir de sabah kalktığında yanındaydı... Kurtulmak istiyorsan işin kolay. “Evlenelim” de, “çocuk istiyorum” de. Sonra da bir kahve yap ve keyifle iç. Yarısına gelmeden o gider. Bir daha da aramaz, rahat edersin.Ha, kurtulmak istemiyorsan, o kötü. Bunu ayrıca konuşuruz.* “Kocam çok kıskançtı.” E, demek ki adam haksız değilmiş. Baksana ilk fırsatta aldatmışsın.Bak, bu böyle gitmez. Nereye kadar? Sen aldattıkça o kıskanacak, o kıskandıkça sen aldatacaksın. Bu gidişle kötü yola düşersin, ona göre... * “Başka birine âşık oldum.” İyi yaptın o zaman. Helal! Buna aldatmak bile denmez. Yalnız bir sorum olacak...Peki ya o?O da âşık oldu mu?
Yani kaba bir adam mı? Erman Toroğlu’ndan bahsediyorum.Programındaki Zeynep Tunuslu’yla diyaloğundan söz ediyorum....Zeynep Hanım, “Bekâretinizi nerede kaybettiniz?” diye sormuş ya, Erman Hoca’ya...O da, “genelevde, orada burada” diye cevap vermiş.Buraya kadar iyi.Cesur ama biraz da şımarıkça bir soruya aynı kalitede bir cevap.Cevaptı... Buraya kadar iyi yani.Bundan sonra...Hepimiz okuduk,“Peki siz nerede verdiniz bekâretinizi?” diye bir soru.Pat diye... Hadi bakalım...Ondan sonrası saçma sapan hakaretimsi laflar...Nasıl tarif ederiz? Mesela çirkin diyebiliriz...Çirkin laflar...Çirkin mi?Yani siz hangi taraftansınız?Sizce Zeynep Tunuslu kaşındı mı?İster cesur, ister şımarık, isterseniz de patavatsız deyin, o soruyu sorduğunda böyle bir cevabı hak etmiş mi oldu?Yoksa Erman Toroğlu mu kabalık etti?Hatta kabalığın sınırlarını da mı aştı?“GEL DE GÖSTEREYİM...” Ben böyle durumlarda örnekleri çoğaltırım. Konuyu büyültür, küçültürüm. O zaman doğruya yakın ya da bana yakın olanına daha kolay ulaşırım.Şöyle yaparım mesela...“Ne yani?” derim. Bir erkeğe daha sıkı bir soru sorsak, mesela “gey misiniz?” diye... Bu zekânın cevabı bellidir. “Gel de göstereyim” der.Böylece ömür boyu gösterme şansını kaybeder.Ne gösterecekse?İşte orada “ne yani?” derim. “Böyle mi konuşmak lazım?” Bazen de tam tersine çeviririm.Erkek önce davranır. Yani ilk abuk soruyu o sorar. Atıyorum, “Bakire misin?” diye... Hem de pat diye... İşte o zaman da yine, “ne yani?” derim kendi kendime. Kadın da ona, “Hayır. Sana güvenemedim de...” mi desin?Böyle mi cevap versin? Farkı var mı?Erman Hoca’yla Zeynep Tunuslu diyaloğunun bunlardan farkı var mı?Bana sorarsanız yok.BU EŞİTLİK MEŞİTLİK DEĞİLBu tür konuşmalar zekâ ister. Konu ne kadar inceyse, aynı incelikte cevaplar ister. Avama kaçmadan güzel bir tat bırakması gerekir.Hatta tadın damakta kalması... Kalmayacaksa, kalamayacaksa, susacaksın. Gülüp geçeceksin falan... Ayarlayacaksın durumu işte...Yoksa... Şimdi aranızda şunu diyenler de var biliyorum,“Hani eşitlik diyorsunuz ya, alın size eşitlik!” Bunu diyenler şimdiden sussun lütfen. Bu eşitlik meşitlik değil. Bu konuşma, kız kıza ya da erkek erkeğe de yapılsa aynı sonuç çıkar.Aynı fakirlik.Espri yoksunluğu...Espri.Yani...Erman Hoca daha zekice bir cevap veremez miydi?Yoksa Zeynep Hanım mı kaşındı?
Devam ediyoruz... Şu 2007 için tavsiye edilen 7 seks önerisine...Nerede kalmıştık?Dördüncüde...“Menopozu seksle yenin” diyor. “Menopozun ardından daha özgür seks yapabilirsiniz. Unutmayın, seks hayatları aktif olan kadınlar menopozu daha rahat atlatıyor.” Doğru söylüyor. Menopozun ardından daha özgür seks yapıldığı doğrudur... Çünkü o yaşta ya boşanmıştır ya da kocası azgın teke sendromu yaşadığından çıtır kız peşindedir. Karışanı görüşeni yoktur yani...Da... Bir sorun var. O yaşta birini bulmakta biraz zorlanılabilir. Bir yandan ter basarken elinde yelpaze, hafif asabi ve biraz fazla duygusal kadın?..Bulursa menopozu yener.Bir başka öneri de şu:“Monoton olmayın, sürprizler yapın.” Bak işte böyle bir öneriyi hiç duymamıştık! İyi oldu. Ama ben yine de bu öneriyi monotonluktan çıkaralım diyorum. Şöyle mesela...“Kocacığım sürpriiizzz! Bak eve kimi getirdim? Kapat gözlerini, ben aç demeden açma. Hani sana bahsettiğim kurs hocası vardı ya...” Ya da tam tersi;“Karıcığım. Sürpriizzzz! Bak sana bilet aldım. Turla yurtdışına gidiyorsun. 4 gece 5 gün... Hıh hııı...” Ne var?Seks hayatınızın canlanacağı kesin.Ama sizin canlı kalıp kalmayacağınız eşinizin yaratıcılığıyla ilgili...SIRF MERAKTAN YAPABİLİR MİYİZ?Başka bir öneri şöyle:“Prezervatif kullanın” diyor. “Seks merakla başlanacak bir şey değil. Sevdiğiniz biriyle ilk tecrübenizi yaşamak için bekleyin. Cinselliği 20 yaşından önce yaşamamak daha iyidir. Sizin için özel olan birini bekleyin.” Tabii burada da aklımıza bazı sorular takılıyor.Mesela:Peki hocam, 20 yaşından sonra da sevecek birini bulamazsak sırf meraktan yapabilir miyiz? Yaş haddinden o hakkımız doğar mı yani? Diyelim ki, meraktan da değil ama canımız istedi, o zaman ne yapacağız? Can bu. Gelelim son öneriye...“Skor yerine keyfin tadına varın.” Yani? “Cinsel hayatınızda hedef, skor ortalamaları yerine paylaşımın tadına varmak olmalı. Performansın yerine sabrın ve beklentisizliğin keyfini sürün.” Sabrın ve beklentisizliğin keyfi ne demek ya?Yani, “Oldu oldu, olmadı çay demleriz” gibi bir şey mi?(Hani adam, kırk yılın başında canı isteyince karısına ‘sen suyu ısıt, olmadı çay demleriz’ demiş ya...)Bu, ‘sessizliğin sesi’ cinsinden bir öneri; ben anlamadım. Skoru, paylaşımı, performansı falan anladım da ötekini ı-ıh...Sabrın ve beklentisizliğin keyfi...Dara na nannn...Duygusuz sanıyorsunuz beni değil mi?Ben size bu başlıkla bir yazı yazayım da görün siz. “Sabrın karanlığında yürüyordum arkama bakmadan...Baksam ne olacaktı ki? Beklentisizliğin gölgesini takip etmekti bana düşen güz yapraklarının hışırtısında... Ve sabırla ve beklentisiz başıma dert olsun diye yine seni severim” diye... Devam edeyim mi?Ederim ha...
Ben de okudum. Uydurmayacağım yani... Biraz dalga geçeceğim için uzmanların adını yazmayacağım. İlk öneriyle başlayalım...“Tatil seksini deneyin. Eşinizle kaçamak yapın. Kadınların kalbini ufak bir hediyeyle, erkeklerinkini de güzel bir yemekle fethetmek mümkündür.” Kaçamak... Eşle... Hem de bir otelde.... Ne diyorsuuunnn?Bir eşle tatile gitmenin kaçamakla bir tek alakası olabilir o da fonetik açıdan... Oradaki “kaçamak” kelimesi eşlerden en az birine, “kaçmak”, “oradan kaçamak”, “kaçacak bir delik bulamamak” gibi kelimeleri çağrıştırır. Gidilen bir butik otelse, iş fonetiği de aşar; “eziyet” sınırlarına girer. Önünüzdeki 2-3 sene daha seksten kaçacaksınız demektir. Yani eşinizle... Sonra da unutursunuz zaten... Yani eşinizle...Hediye meselesine gelince, hiçbir kadının kalbinin ufak bir hediyeyle fethedilemeyeceğini daha önce yazmıştım. Fethedilmiş görüntüsü verebilir ama edilmez. Erkeğin gönlünü güzel bir yemek fethedebilir ama ondan sonra seks yapabileceğini hiç sanmıyorum.Hele açık büfeden yiyorsa...Unut sen onu...Yani seni fethetmeyeceği kesin.AHLAKLI TEKLİFİkinci öneri Avrupa Cinsel Fonksiyon Bozuklukları Birliği (ESDA) Başkan Yardımcısı’ndan. Birliğe bakar mısınız?Birlik olalım arkadaşlar. Birlikten kuvvet doğar.Hani sorulur ya bazı formlarda, “Herhangi bir derneğe, birliğe üye misiniz?” diye...Yazacaksın oraya; ESDA üyesiyim.O ne?Avrupa Cinsel Fonsiyon Bozuklukları BirliğiNiye? Cinsel Fonksiyon bozukluğunuz mu var?Bilmem, bir fonksiyon olmadığı için anlayamıyorum.Peki orada ne işiniz var?Avrupa’daki cinsel fonksiyon bozukluğu olanlar için çalışıyorum.Niye?Düzeltirsem diye... Niye olacak? İyilik iyilik...Üff... sapıttım yine...Şimdi onun önerisi de şu:“Âşık olun.” Oldu. Tamam olalım. Nerede olunuyor bu? Bir ücret karşılığı mı olunuyor? Ne kadar?Pardon yaa...Ücret karşılığı olunca o “Ahlaksız teklif”e giriyor.O zaman ahlaklı teklif ne?Bedava olanı...Şöyle mi olacak yani? Cümle içinde kullanacak olursak:“Biri bana ahlaklı bir teklifte bulundu.Nasıl anladın?Hiiiç! Öylesine benimle birlikte olmak istiyormuş... E, ahlaklı çocukmuş. Bi düşün sen onu...” SUSMA! SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK...Üçüncü önerimiz de şu:“Susmayın, seks konuşun.” Susma! Sustukça Sıra sana gelecek...Yok, bu tam tersi oldu.Uzmanımız, “Partnerinizle seks konuşun” diyor. “Nelerden hoşlandığınızı ima etmek yerine açık açık konuşun.” Yahu konuşarak olsaydı bu işler...Ne diyeceğiz yani?Feriştah gibi...“Bak şekerim, açık konuşayım; ben geniş omuzlardan, kuvvetli kollardan hoşlanırım. Seni severim o başka! Sen şimdi bana bi müsaade et...” Yer kalmadı, önerilere yarın devam edeceğim.