Siz buna maço mu diyorsunuz?

6 Şubat 2007

“Benim kadınım işinde tuttuğunu koparmalı. Eve gelince evini çekip çevirmeli, oturup bana yemek yapmalı. Elbette sevgilime yardımcı olacağım. Yemeği yerken çok zevk almalıyım mesela...” demiş.Tan Sağtürk böyle söylemiş.Bu sözlerin geçtiği habere de şu başlığı atmışlar;“Tüh! O da maço çıktı” Bir dakika... Burada biraz duralım.Benim teklifim şu; buna ‘maço’ demeyelim. Başka bir kelime bulalım.Evet, ilk bakışta öyle görünüyor; çok ama çok maço geliyor...Maço...Yani ne?Erkekçe...Aşırı erkekçe... Şimdi soruyorum;Bu isteklerin nesi erkekçe?Gelin bir daha okuyalım da, görün manzarayı... Ne istiyormuş? İşinde tuttuğunu koparacak, evi çekip çevirecek, yemek de yapacak, onu da yapacak bunu da yapacak bir kadın. Böyle erkek mi olur?Böyle maço erkek mi olur?Bir kere... Maço erkeğin ona yemek yapan sevgilisi olmaz.Ona yemek yapan karısı olur. Aynı evde yaşamak falan ona uymaz. Çatır çatır evlenir. “Henüz erken, hayatımın kadınını henüz bulamadım” tripleri yapmaz. Karısı da işinde tuttuğunu koparmaz. Çünkü maço erkek karısını çalıştırmaz. İstemez öyle iş yemekleri falan. Kaldıramaz.Yani maçoluğun da bir raconu vardır.Beğen, beğenme...Sana ilkel gelsin, gelmesin...Benimse ya da benimseme...ANA KUZUSU BUNLAR...Biz tam maço erkek tipini ortadan kaldırırken şimdi de bunlar çıktı ortaya... Bunlar ne?Ortaya karışık ızgara...“Hem maço, hem modern adam olalım” diyenler...İsteyince maço, isteyince modern...Ne zaman, canı ne isterse, o olsun.Ama kadın da ona uysun yani...Yani onun canı istediğinde ev kadını olup yemek yapsın. Sonra ev kadınından sıkılınca, iş kadınına dönüşüversin; tuttuğunu koparsın. Hatta geceleri de hayat kadını olsun.Bana ne yaa....Olsun işte...Anne ya, olsun lütfeeenn....Aynen böyleler.Annelerinin memelerinden kurtulamadan maçoluğa soyunuyorlar.Aslında küçücük çocuk gibi, “anne” arıyorlar.Hayır, bunları kız çocuğu söylese koca arıyor diyeceğim...Ben size bir şey söyleyeyim mi? Bunlar maço falan değil, düpedüz oğlan çocuğu...Gelişmemişler...“Anneee... Ya bi ıspanak yap da yiyelim yaa...” havasında yaşıyorlar.Vızıldanıp duruyorlar.Aslında aklıma başka birşey daha geliyor ama ağır olacak diye yazmıyorum.Böyle erkek mi olur yahu?Her şeyi kadın yapsın diye bekleyene mi erkek diyeceğiz?Bırakın maçoyu, erkek mi diyeceğiz?Ne maço, ne erkek, ne de aklı başında insan bunlar...Bunlar ne biliyor musunuz?Düpedüz;Ana kuzusu...

Devamını Oku

Tanıştığımıza memnun oldum...

5 Şubat 2007

Hiç de böyle söylenmez aslında...Ne o öyle? Dizi film gibi...Yani sizi birisiyle tanıştırdıklarında hiç böyle der misiniz?“Tanıştığımıza memnun oldum” Zaten bunu söyleyecek vakit olmaz. Yabancılara söylenir de...Aman zaten konumuz bu değil. Ne derseniz deyin, bana ne?Konumuz tanışıldığında ne deneceği değil, nasıl tanışılacağı...Daha doğrusu tanışmanın yeni yolları...Yani sen bi tanış, gerisi kolay...Bu yeni yöntemleri görünce eskilerin hepsine tav olacaksınız. Ben oldum.Bir de hepsine isim takmışlar...Aç Beni: İngiltere’deki kilit partilerinde, kadınlar boyunlarına bir kilit asıyorlarmış. Erkekler de onlara verilen anahtarlarla hangi kilidi açabileceklerini bulmaya çalışıyormuş. Her deneme yeni bir tanışma şansı tanıyormuş.Yani şimdi bunun, herhangi bir barda, bildiğimiz tanışmalardan ne farkı var?Orada da adamlar deneyip durmuyor mu? Bu, olmadı öteki... Ha, elinde anahtar olmuyor da başka şey oluyor...Bir içki ya da ne bileyim işte...ÇİZİKTİRMECE OYNAYALIM MI?Önyargıya yer yok: Zifiri karalıkta yapılan yemek partilerinde, organizatörler sizi, size en uygun olacak kişinin olduğu masaya oturtuyor. Garsonlar gece görüşü gözlükleriyle size servis yaparken siz de dış görünüşe takılmadan önyargısız olarak sohbet ediyormuşsunuz.Görmeden yani...Bu da bizim normal tanışmalarımızın içkili halini andırıyor. Hani üç kadehten sonrakiler...Hani ertesi gün kaçmacalar falan...Burada da ışıklar yanınca herkes çığlıklar atarak birbirinden kaçmaya başlıyor herhalde... Önce sarıl, sonra tanış: Sarılma partilerinde potansiyel çiftler birbirlerine sarılarak cinsellik içermeyen bir şekilde ne kadar uyumlu olabileceklerini önceden görmüş olabiliyorlarmış. Ne kadar şefkatliyseniz şansınız o kadar fazlaymış.Ne bu be!Anne mi arıyoruz kendimize?Ayrıca cinsellik içermeden nasıl sarılacağız ki?Sakın, bana sapık muamelesi yapmayın. “Her sarıldığında cinsellik mi var senin” diye...Evet var.Ayrıca sizinkinde yoksa, asıl sapık sizsiniz demektir.Var mı?Konuşmadan aşk: Sessiz partilerde, telefon, müzik, konuşmak yasakmış. Beğendiğiniz kişiyle kağıt kalem kullanarak konuşuyor ve “Çiziktirme” oynuyorsunuz.Aha!Ne oynuyormuşuz? Çiziktirme...Nasıl oynanıyor bu acaba? İsmi kışkırtıcı... Belli ki öyle herkesle oynanmaz. Birini seçeceksin, onunla oynayacaksın.“Sen gel bi buraya şimdi...” “Niye?” “Çiziktirecem de...” Ama konuşmak yasak ya, bunları işaretle anlatacaksın.BenSeni Çiziktirecem...Çiziktirmece oyunuymuş...Hepinizden özür diliyorum. Başta söylediğim bütün sözleri geri alıyorum.Ben dizi filmlerdeki gibi, “Sizinle tanıştığıma memnun oldum” tanışmalarını istiyorum.

Devamını Oku

O uçak yolculuğunu tersine çevirelim...

4 Şubat 2007

Uçtunuz siz! Uçtunuz... “Uçakta yanınıza gayet güzel bir bayan oturursa...” dedim; kısaca, “aklınıza çeşitli fanteziler gelir” dedim, ortaya neler çıktı neler...Ha, bir de, “Erkekler evden uzaklaştıkta, o iş yakınlaşır” da demiştim.Önce söyleyeyim, aranızda böyle düşünenlere “sapık” diyenler ve sıkı sapıklar var.Bir de benim gibi, böyle anlarla eğlenenler...Şimdi; eğlenenler genelde aynı yere takıldı: “Ya kadınlar...” diye...Yani şunu teklif ediyorlar bana,“O uçak yolculuğunu tersine çevirelim.” Tamam çevirelim. “Ya bir kadının yanına gayet hoş bir adam oturursa...” Bu kadarla da bitmiyor.Tarif uzun...“Kendi ayakları üzerinde duran, iş-güç sahibi, alt yapısı sağlam, yaşamı özümleyebilen bir bayan olsun. Evli olsun, hatta evliliği de yolunda gitsin yani kadının zayıf bir tarafı yok.Bir beyefendi görsün, giyimine özenli, yakışıklı, vakur ama kibar ve düzgün konuşan ve bunlar yan yana düşsün...Bir vesile ile bir konu açılsın, ufak ve hoş sohbetler geçsin. Sizce bu kadın bir şey hissetmez mi?Ortam bulurlarsa daha ileri gitmezler mi?” Sen şimdi gitsin bunlar yatsın istiyorsun ama...Değil mi?Yaşamı özümleyebilmiş ya(!) oradan çıkardım, o halde bunlara seks yapmak yakışır. Ama bence öyle olmaz.Zor yani... Kadının tabii ki hoşuna gider. Hatta akşam yattığında (tek başına!) fantezi de kurar o adamla ilgili.“Hiç tanımadığı bir erkeğe... Sırf fantezi olsun diye...” O halde ne farkımız var?Şu farkımız var:Erkekler ortamını bulursa yapar.Kadın yapmaz. Düşünür, düşünür, düşünür...Hoşuna da gider.Ama yapmaz.Yani gidip hemen orada bir yerde yapmaz...Ne yapar?Size şimdi bir örnek vereceğim. Bir okuyucudan çok tatlı, gerçek bir hikâye... “İş için gittiğim Londra’dan dönüyorum. Uçağa binmeden hemen önce beklenilen salonda çok güzel sarışın, İngiliz olduğunu tahmin ettiğim bir kadın oturuyor. ‘Sürekli uçarım bir keresinde de şansım yaver gidip böyle bir kadınla yan yana düşmedim’ diye düşündüm. Uçakta yerime ulaştığımda o kadın benim olduğum sıranın başında oturuyordu. Aynen dediğiniz gibi “sorry” vs. diyerek yerime geçtim. Kadın daha uçak kalkmadan Walkman’inin kulaklıklarını taktı. Kitabını çıkardı.Üç buçuk saatlik yolculuk boyunca çevresini ve de beni tamamen yok varsayan bir görünüm sergiledi.Uçak inmek üzereyken, o zaman yurda girerken doldurulması gereken formu doldurmam gerekiyor ama kalemim yok, kadından kalemini ödünç istedim. Önce İngilizce konuştuk sonra benim pasaportumu görünce ‘A, siz Türkmüşsünüz’ dedi. O da bizdenmiş meğersem. Birkaç cümle konuştuk, ona kartımı verdim.O güzel kadın daha sonra sırasıyla:AsistanımSevgilimOrtağımKarımEx eşimEx ortağımArkadaşımoldu.”

Devamını Oku

Evden uzaklaşan adam fantezisi

1 Şubat 2007

Şimdi size bir uçak yolculuğundan bahsedeceğim... Hayali bir yolculuk.Çok uzun da değil, 45 dakika veya Avrupa’ya kadar sürecek, en fazla 3-4 saatlik bir süre...Yanınıza bir hemcinsiniz ya da dikkatinizi çekmeyen biri oturduysa, iyi. Çay-kahve, dergi-mergi vakit geçer.Ama...Erkekseniz ve yanınıza gayet güzel bir kadın oturduysa...Oturur mu?Genelde oturmaz. Size denk gelmez.Ama ya gelirse...Onu önce check-in kuyruğunda veya servis otobüsünde görmüşsünüzdür.Belki bir ara göz göze bile gelmişsinizdir.Öylesine...Sonra uçağa girerken kaybedersiniz onu... Zaten ne olacak ki? Ne yapacaksınız ki?Sonra çantanızı, paltonuzu yukarı koyup yerinize oturursunuz. Ve gelenlere bakmaya başlarsınız. Gazetede, dergide okuyacağınız yeri bulana kadar...OLMAZDI AMA OLDU İŞTE...O sırada kadın içeri girer.O kadın. Yavaş yavaş ilerlemeye başlar. Bir elindeki kağıda, bir koltuk numaralarına baka baka size yaklaşır.Yaklaşır, yaklaşır...Ve...“Affedersiniz. Müsaade eder misiniz,” der. Yanınıza oturur. Veya...Siz uçağa girersiniz, koltuğunuzun nerede olabileceğini kestirmek için numaralara baktığınızda kadının da o sıralarda oturduğunu görürsünüz.O kadının. Biraz da havaya girersiniz. Sanki size bakıyormuş gibi...Yaklaştıkça, anlarsınız ki, yeriniz onun yanı.“Affedersiniz. Müsaadenizle, geçebilir miyim,” deyip yanına oturursunuz.Oldu.Olmazdı ama oldu. İşte şimdi yan yanasınız...O dakikadan itibaren artık huzurunuz kaçmış demektir. Oturuşunuz bile değişmiştir. Kürşad Tüzmen’vari bir hal alırsınız. Göbeğinizi içeri çeke çeke...Bir de kibarlık gelir üzerinize...FIRSAT DİYE BUNA DENİR! Kaşınır durursunuz, “Ne yapsam?” diye...“Konuşsam mı, konuşmasam mı?” “Ne desem?” “Salak gibi bir şey çıkarsa ağzımdan...” “Şimdi sapık gibi olmayayım da...” “Ya, yanıma oturmuş, fırsat işte...” Ne fırsatı?Erkeklerde şöyle bir ters orantı vardır; evden uzaklaştıkça öbür iş yakınlaşır.Kilometre arttıkça, eviyle arası açıldıkça aklı kaymaya başlar. Kendi aklı kaydı ya, kadının da kendisi gibi düşündüğünü sanır.“O da evinden uzakta nasıl olsa” diye bir mantık yürütür. Yani evden uzaktayken her kadın onunla yatabilir hissine kapılır. Mesela, uçakta tanışsalar hatta tanışmasalar daha iyi, orada bir yerde seks yapsalar ve bir daha birbirlerini hiç görmeseler...Evden uzaklaşan her adamın böyle bir fantezisi vardır. Benzer fantezi asansörde de yaşanır. Onu da sonra anlatırım.Havaalanından ayrılırken de aklından şunlar geçer:“Benden bi b.k olmaz.” “Kadın resmen asıldı.” “Asıldı tabii... Yere peçetesini falan düşürdü. Niye? Ben konuşayım diye... Ama ben salağım, salak!”

Devamını Oku

1 milyon Sterlin mi, seks mi?

31 Ocak 2007

Yine bir araştırma...Yine İngilizler... Biliyorsunuz belden aşağı bütün araştırmalar onlardan çıkar. Bu sefer de erkeklere sormuşlar; “Neyi sekse tercih edersiniz?” diye... 1 milyon Sterlin mi, seks mi?Erkeklerin yüzde 30’u, 1 milyon Sterlin (Yaklaşık 2.8 milyon YTL) karşılığında hayatları boyunca seks yapmamaya razıymış.Bu soruyu Türkiye’de sorsalardı, rakamlar değişik çıkardı.Bir kere cümle, “Erkeklerin yüzde 90’ı” diye başlardı...Ve rayiç de düşerdi tabii; ekonomik sıkıntı malum, 150 bin dolara kadar inebileceğini düşünüyorum.Bu ara 150 bin dolar düşkünlüğümüz var ya...“Erkeklerin yüzde 90’ı 150 bin dolar karşılığında hayatları boyunca...” Ama olay asla burada bitmezdi. Şimdi bizimkiler uyanık ya... Sorsanız şimdi birine...Hemen sorun yanınızdaki bir erkeğe...“1 milyon Sterlin karşılığında hayat boyu seks yapmamayı kabul eder misin” diye...Ben size bu andan sonrasını anlatayım.Adam hemen cevap vermeyecektir. Bir an durur.Siz o anda,“Yani yaklaşık 2.8 milyon YTL” deyin. Biraz daha durur.Aklından şunlar geçer,“Alırım parayı, o işi yapmanın da bir yolunu bulurum.” Bizimkilerin yüzde 99’u böyle düşünmezse, neyim...Ve size dönüp, tam cevap verecekken, “Ama parayı alırsan, o işi asla yapamayacaksın” deyin.Yine durur.ARKADAN GELEN İRİ YARI ADAM...Bu sefer aklından o iş geçmeye başlar...Çünkü aslında o kadar parayı o iş için harcamayı düşündüğünden tadı kaçar.Yani bir adama sorulacak “O kadar paran olsa ne yaparsın?” sorusunun karşılığı da budur, aynıdır aslında... Kendisini şu kare içinde görür:Hani filmlerdeki gibi, bir sürü çıplak ve ona hizmet eden olağanüstü güzel kadınların arasındaki tek erkek...Siz ona, “Ama yapamayacaksın” dediğiniz anda, o kare uçup gider kafasından.Uçmasa da, sahne değişir. O kadınların arasında mest olmuş yatarken arkadan iri yarı genç bir adam gelir ve... Ve hemen suratı asılır.Yine de son kez itiraz eder.“Niye? Kesecekler mi?” “Yahu, ’bu imzayla sana güveniyoruz’diye sözleşme yapmayacağız herhalde... Faraza yani... Farz et. Zaten gerçek hayatta niye biri gelip sana bunu teklif etsin ki?” O anda rahatlar.Nasıl olsa gerçek olmadığını o zaman anlar.Ve cevap verir...Ne der? *****BEN NE DEMİŞTİM!Aynı araştırmada, “Bir erkekle yatmak zorunda kalsanız, kimi seçerdiniz?” sorusuna erkeklerin yüzde 4’ü “Beckham” cevabını vermiş.Yüzde 4. Hiç az değil.Üstelik karısı Victoria’yla yatmak isteyen erkek oranı on binde 59’ken..Ben diyorum size, sonunuz hiç iyi değil. Yakında o sorunun başından “mecbur kalsanız” ibaresini de kaldıracaklar...Pek yakında...

Devamını Oku

Mutlu musun?

30 Ocak 2007

Böyle bir soru vardır ya... Manalı... Ağır yani... Soruluş şekline göre de değişir aslında. Sorulduğu mekân ve atmosfer de önemli tabii... Hangi niyetle sorulduğu da... Mesela başına “şimdi” eklenirse yani, “Şimdi mutlu musun?” diye sorulursa, olay birden değişir.“Karagümrük yanıyor” kıvamına gelir. Ortada bir aşk-meşk meselesi var demektir. Ve tabii bir de ayrılık.Mağdur taraf sorar bunu, hâlâ seven ve muhtemelen orada takılı kalmış taraf, “Şimdi mutlu musun?” Yani, “Beni bıraktın gittin, içimize ettin, rahatladın mı?” nın manalısı...İçinde acındırma da var tabii... Yani, “Ben b..k gibiyim, haberin olsun. Gelirsen de buradayım” ın arabeskçesi...İçler acıtıcısı... Başka türlü de sorulabilir tabii... Ama konu yine aşk-meşk çerçevesini aşmaz. Henüz tavlama aşamasında... Adam birkaç kadehten sonra kadına sorar: “Mutlu musun?” Bu da aslında, “Sen biraz dökül, sonra da bana...” demektir.Mutsuz kadınların daha kolay tavlandığını biliyoruz değil mi?O mutsuz kadında bu soru, turnusol kağıdı etkisi gösterir.Bakışı değişir. Sanki sığınacak bir liman bulmuştur. Dökülür...Aynen adamın düşündüğü gibi yani...O kadın, o sorudan itibaren içgüdüsel olarak adamla evlenmeyi hayal eder. Adam da onunla yatmayı...Dedim ya, içgüdüsel olarak...Artık hangisiyle sonuçlanır, bilemiyorum. Yani bu soru iki amaçla sorulur genellikle ama...Ama cevapları yaşlara göre değişir.40’LIKLAR TERBİYESİZDİR Kadınlar bu soruya her yaşında farklı cevaplar verir.Mesela, 20’li yaşlardakiler boş boş bakar. Ne diyeceğini şaşırır ve heyecanlanır.Üç-beş yerden kulağına çalınmış bir iki beylik laf etmeye kalkar, “Anlık mutluluklar vardır, insan sürekli mutlu ya da mutsuz olmaz ki” türünden...Çuvallar yani. Yazık. 30’lu yaşlarda işte az önce bahsettiğim bunalım dönemleri yani, bu soru önemlidir. Hem abuk sabuk ilişkilerin başlangıcı olarak hem de 40’lara hazırlık bakımından... 30’lardaki kadın, çok yaşadı ya(!) bu sorunun cevabını bulmuştur kendince. Kendince tabii...Bu soruyu duya duya, güzel bir cevap da oluşturmuştur kafasında... Beğendiği, akıllıca bir cevap. Bu kadının iki amacı olabilir: Karşısındaki adamı şaşırtmak, zekâsıyla... O yaşta nedense bir “Ben akıllıyım” iddiası vardır. Ya da kendini acındırmak ister, bunalım yani... 40’lıklarda durum tamamen değişir. Hele 40’ların ortalarına doğru... Hiç tavsiye etmem. Sormayın. Bu soruyu onlara sormayın. Alacağınız cevabın meali şudur:“Ne diyon dümbük?” Ya da: “Hadi canım, hadi... Bunlarla uğraşamam. Ne istiyordun sen?” Biliyorsunuz 40’lıklar da biraz terbiyesiz olur. Bir vurdumduymazlık, bir arsızlık gelir üzerlerine... 50’ler işi bilir. Mutlu mu, mutsuz mu olduklarını yani... Durum ortadadır zaten. 60’larda... Ne bileyim? Bence var ya... Bu soru da yasaklansın.Nedir bu yaa? Cak cuk ediyorsun? Mutlu muymuşuz da, değilmişiz de... Neyse derdin söyle...

Devamını Oku

Mutluluğu erkekte arayanlar...

29 Ocak 2007

Var tabii.. Mutluluğun hayatlarına girecek bir erkekte olduğuna inanan kadınlar...Maalesef bu kadınların sayısı da öyle böyle değil, o kadar çok ki...Daha doğrusu buna “inanmak” değil de, “sanmak” diyelim. Yani mutluluğu bir erkekte bulabileceklerini sanan kadınlar...Peki bulurlar mı? Mutluluğu yani...Hayır.Bunların hayatlarında erkek olsa bir türlü, olmasa bir türlüdür. İkisi de birbirinden beterdir. Varsa, öyle bir yüklenir ki adama... Daraltır. Gülmek için onu bekler, ağlamak için onu bekler, sinemaya gitmek için onu, çarşı pazar için bile onu... O yanında yokken de canı sıkılır. Sıkıcı bir insan olur.Yani aslında zaten sıkıcıdır da...Eğer yoksa...Yani hayatında bir erkek yoksa hiç çekilmez. Bir kere pisleşir. Kendisine bakmaz yani...Kendisine bakmadığı gibi üzerine bir de asabileşir.Gel-git’leri sıklaşır.Bir bakarsın aşırı neşelidir, bir bakarsın aşırı nemrut.Bir bakarsın her gece dışarı çıkar, bir bakarsın eve kapanır.Bir gün komple bakıma girer, ertesi gün perperişandır.Bir gün erkeklerden nefret eder, ertesi gün kadınlardan...Dengesizdir.İç huzuru yoktur.Korkarım ben onlardan.Korkarım.Arkadaş olmam. Onlar da benimle olmaz ya...Evet onlardan arkadaş da olmaz. Yalnızken çok iyi arkadaşınız olur, birini bulunca yok oluverir.Onu neredeyse hiç göremezsiniz.Ta ki, sevgilisinden ayrılana kadar.Ya ayrılmazsa...Ayrılır, ayrılır...BUNU SAYMAYALIM...Hani Ezel Akay ile Şebnem Dönmez evliliklerini ayrı evlerde sürdürme kararı aldıklarında,“Keşke...” demiştim. “Deneseler de biz de öğrensek...” Ayrı evlerde evliliğin nasıl sürdürülebileceğini...Umut etmiş, sürmesini istemiştim.Geçenlerde okudum, ayrılıyorlarmış.Doğrusu üzüldüm.Ama bu sayılmaz.Çünkü onlar evlerini sonradan ayırdı. Baştan öyle başlayacaksın ki...Mutlu olmak için...“Mutlu olmak için bol bol gülün ve çikolata yiyin” demiş.Ne kolaymış meğer.Laetitia Casta var ya, o söylemiş bunu. E tabii...Biz de Laetitia Casta olsak...Bize de biraz çikolata yeterdi herhalde... Şöyle anlatayım;Biz mutlu olmak için değil de, mutlu olduğumuz zamanlarda gülüp çikolata yiyoruz.Onun dediği gibi mutlu olmak için yemeğe kalkarsak bin kilo olarak geri döner o bize...Ama mutluyken yersen, o kalorileri yakacak aktiviteler de olacağından... Bir mahzuru yok yani...Yeşim Salkım’a nazar değdi...Henüz ondan “iyi” erkeklerle evlenebilme brifingi alamadan...Neredeyse bir kocadan nasıl boşanılır kursuna geçeceğiz...Demek ki neymiş?Evlenmekle iş bitmiyormuş!

Devamını Oku

O halde şişmanların tedavi masrafı da ödenmesin

28 Ocak 2007

Dünyayı kadınlar yönetseydi ne savaşlar olurdu ne de kavgalar...” diye düşünürken...Bunun üzerine beyin jimnastikleri yaparken...Önce geçen hafta bir kadın bakan, Nimet Çubukçu, “Nikâhsız kadınlar dövülebilir” dedi. Bu anlamdaki bir yasa teklifini savundu. Daha aradan 3-5 gün geçmeden, Diyarbakır’da bir kadın öldürüldü. 35 yaşında bir kadın.İmam nikâhlı kocası tarafından öldürüldü. 35 yaşında, 5 çocuk sahibi bir kadın, uyuşturucu bağımlısı kocasından şikâyetçi olmuştu. Ama Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da yer almadığı için şikâyeti işleme konulmadı. 35 yaşındaki kadın öldürüldü. Nimet Hanım da haberi okumuştur herhalde...Bunun sorumluluğunu hissediyordur herhalde... Kim bilir belki rahatlıkla “O da bunu haketmiş” de diyebiliyordur. Ben anlayamıyorum. Şimdi de bir kadın milletvekili çıkıyor ve bakın ne diyor? AKP Adana Milletvekili Zeynep Tekin:“Tiryakinin tedavi masrafı ödenmesin.” Ne akılcı bir çözüm! Daha iyisi düşünülemezdi! Keşke Zeynep Hanım milletvekili falan olmasaymış.Bu tür önerileri, altın günlerine, çay partilerine saklardı. Biz de duymamış olurduk. VAR MI İTİRAZINIZ ZEYNEP HANIM?TBMM’deki bir kadın milletvekiline yakıştıramadık.Niye mi? Anlatayım...Şimdi aslında ana fikir doğru. Yani sigaranın bırakılması gerektiği...Artık herkes bir şekilde bırakmayı düşünüyor zaten. Gençlerin de başlamaması gerekiyor. Burada da hemfikiriz. Ama... Sigara tiryakisinin sağlık masrafının karşılanmaması ne demek?Böyle önlem mi olur?Yani “püfür püfür içecek içecek... Sonra da gelin beni tedavi edin diyecek. Olmaz böyle şey” kafası bu. Bunu söylemiştim, bir kez daha söylüyorum: “O halde şişmanların da tedavi masrafı ödenmesin.” Yiyecek yiyecek, sonra da beni tedavi et diyecek, olmaz böyle şey!Var mı itirazınız, Zeynep Hanım? Aynı mantık...Sizin mantığınız yani...BİR AYDA 100 GRAM VERMEYE BENZEMEZ Bakın, herkes sigarayı bırakmayı düşünüyor. Tıpkı sizin kilo vermeyi istediğiniz gibi...Yanılmıyorsam bir ayda 100 gram verdiğinizi açıkladınız. Onu da geri almışsınızdır eminim, belki de daha fazlasını... Var mısınız? Sizin de tedavi masraflarınız karşılanmasın.Ya da diyelim ki teklifiniz yasalaşınca, bir insan da sırf bu sizin teklif ettiğiniz yasa yüzünden ölünce...Ölürse...Tıpkı Nimet Hanım’ın başına geldiği gibi...Vicdanınız rahat edecek mi? Bakın, bunlar çağ dışı düşünceler. “Sallandıracaksın üç kişiyi Taksim’de” türünden...Ben size şimdi başka bir öneride bulunacağım. Hem de öyle çay partilerindekinden değil. Tam bir milletvekiline yakışır cinsten. Madem ki sigaraya bu kadar karşısınız ve bir şeyler yapmak istiyorsunuz, olayı kökünden çözelim.Değil mi? Doğru olan da bu değil mi? Milletvekili olarak size yakışan bir teklif götürün Meclis’e. Deyin ki, “Bütün sigara fabrikaları kapatılsın, sigara yasaklansın.” Tıpkı bir uyuşturucu gibi muamele görsün.Getirin böyle bir teklif. Niye getirmiyorsunuz?Hı?

Devamını Oku