Buna kim inanır? Kadir İnanır...

19 Şubat 2007

Çok kötü, biliyorum. Ama iğrenç bir espri bu kadar mı yerini bulur.Kadir İnanır’ın son röportajını okumuşsunuzdur...Orada:“Benimle beraber olup da beni terk edecek kadını alkışlarım. Benden daha iyisini bulacaksa gitsin. Hiç alınmam. Gitmişse de görmüştür cezasını. Benim gibi birisi olmadığını görmüştür. Bu da onun için en büyük cezadır” demiş ya...İşte buna...Kim inanır?Kadir İnanır.Haksızlık etmeyelim, zaten kendisi biraz asabi, başka inananlar da var tabii...Kadın - erkek fark etmez.Terk edilen, terk edilmek istemeyen herkes buna inanır.Terk edilmekten korkanlar da...En azından inanmak ister.E, o sırada yani terk edildiğinde etrafındakiler de bunu diretmezler mi sanki?“Senden iyisini mi bulacak?” Nereden biliyon? Bulacak belki...Ayrıca “iyi”den kastın ne?Herkesin iyisi kendine...Bu iyi - kötü meselesi değil ki...Vallahi...Değil.TUTKU ARIYOR MESELA...Kadın mesela: Güzeldir, para kazanır, dürüsttür, iyi yemek de yapar ama adam onu istemez. Niye?Kim bilir? Belki aşağılayacağı biriyle daha mutlu olacaktır. Hükmetmek istiyordur.Erkek mesela; yakışıklıdır, zengindir, romantiktir ama kadın onu istemez.Niye?İçi bayılmıştır. Tutku arıyordur falan...Ya da tam tersi, ne bileyim...Kadını titiz diye biri terk ederken aynı nedenle öteki çok sevebilir yani...Adamı seks düşkünü diye bir kadın terk ederken öteki kadın, sırf bu nedenle ona bayılabilir.Olur mu? Olur.Yani bu işler hiç belli olmaz.Kimin, kimde ne aradığına da, ne buluduğuna da akıl sır ermez.Hatta bazen siz bile anlayamazsınız.Başkalarında eleştirdiği her şeyi noktasına virgülüne kadar, aynısını yapana ne demeli?Hatta daha da beterini...YA UCHE’YLE ÇIKARSA...Hepsi olabilir.Her şey başımıza gelebilir.Pervasızca aldatılırken bir bakarsınız çatır çatır aldatan olmuşsunuz...Acımasızca eleştirilirken bir bakarsınız dedikodu çarkının tam ortasında yer almışsınız...Onun için...Ne yapacağız?Büyük konuşmayacağız...Ama o durumdaki yani terk edilen hangi kişiye bu laf iyi gelmez ki?“Senden iyisini mi bulacak?” Senden sonra gitmiş Uche’yle çıkmış mesela...Heh heh heee...Sakın ha! “Her şey Uche(!) demek değildir” türünden abuk sabuk mail’ler atmayın. Biz de biliyoruz. Her şey “Uche” demek değildir.Ama yine de...Ya öyle biriyle çıkarsa...Amaan...Olayı nereye kadar getirttiniz...Ne alakası var şimdi, Uche, muche...Tam tersi de olabilir...Ayrıca Kadir Bey onu mu diyor?“Aşka inanmıyorum”da diyor. Dedim ya, biraz asabi, kendisini kızdırmak istemem. Ayrıca ne söylerse söylesin ona yakıştırıyorum...Zaten pek de onu terk edeni duymadık. Hepsi duruyor mu ne?

Devamını Oku

Bir kadın, iki erkek...

18 Şubat 2007

Senaryo tanıdık... Bir kadın, iki erkek...Yani: İki arkadaş ya da iki kardeş... İkisi de aynı kadından hoşlanıyor.Ortada rekabet olunca, bu hoşlanmaca ister istemez büyük aşka dönüşüyor. Dedim ya, senaryo klasik. Gerçi gerçek hayatta şu sıralarda trend, “iki veya daha fazla kadın ve bir erkek” şeklinde ama... Ama dizilerde, filmlerde hâlâ kadın paylaşılamıyor... Senaristler 40 yaş üstü de ondan herhalde. Veya öyle olsun istiyorlar.Çok nadir de olsa gerçek hayatta da rastlıyoruz aslında. Ortada ince bir durum var mı bilemem ama Zeynep Tokuş, kocası ve paten partneri birlikte Sevgililer Günü yemeğine gitmişler ya... Hem de partner zenci!Tüm beyaz erkeklerin ezeli korkusu... Kompleksi!KADIN DA BOŞ DEĞİLŞimdi ben size başka bir senaryodan bahsedeceğim... Başlangıç aynı. İki erkek aynı kadından hoşlanıyor. Ve birbirlerinden haberleri var. Ufak tefek rekabet oyunları falan... Kadın...Evet, sıra kadının durumuna gelince senaryo bizim alışık olduklarımızın dışına çıkmaya başlıyor. Seyri değişiyor...Çünkü kadın da boş değil; o da onları beğeniyor. İkisini birden yani... İkisi de yakışıklı, jesty ve kaliteli tipler. Adamlar, ondan bir seçim yapmasını bekliyor. Ama o bir türlü yapamıyor.Ne yapıyor? Seçmiyor. Yani ikisinden de vazgeçmiyor... Çünkü evet, ikisinden de hoşlanıyor.Vee....Sonunda bir karar veriyor.İKİNİZİ DE İSTİYORUMSenaryo işte tam burada aşina olmaktan tamamen çıkıyor.Kadın iki erkeği de çağırıyor. Ne diyor biliyor musunuz?“İkinizle birden flört etmek istiyorum. Sizi tanıdıktan sonra seçimimi yapacağım.” Kalakalıyorlar... Tıpkı sizin şu anda aklınızdan geçenler gibi...“Haydaaa...”, “Yok artık!” der gibi... Ne “Haydaa...”sı? Aynen böyle. Yanlış olan ne?Yani erkeklerin yaptığı gibi çaktırmadan pardon, çaktırmadığını sanarak ikisini birden idare etmek mi? Ona başka yalan, buna başka...İkisinin, üçünün arasında telef olana kadar, en son noktaya kadar, kadınlar onu terk edene kadar tuhaf oyunlar oynamak mı?Yalan makinesi haline gelmek mi?Doğru olan bu mu? Yanlış anlamayın, birinden birini savunduğum falan yok, sadece soruyorum. “DEVAM EDECEK MİSİN?”Ama asıl soruya geçmeden önce anlattığım senaryoya bıraktığım yerden devam etmek istiyorum.Yani ne oldu? Adamlar kadının bu teklifi karşısında ne yaptı?Kadın teklif ediyor ve gidiyor.İki adam baş başa kaldıklarında birbirlerine bakıyorlar. “Devam edecek misin?” diyor biri. “Evet” diyor öteki. “Sen?”“Ben de...” diyor, o da. Ve üçlü flört başlıyor. Kadın öğle yemeğinde biriyle, akşam yemeğinde ötekiyle çıkıyor falan... Fakat kısa bir süre içinde adamlar birbirlerinin işine taş koymaya başlıyorlar.Hem de kadın rüyasında ikisiyle birlikte yattığını gördüğü sırada...Hemen müdahale ediyor:“Ne yapıyorsunuz siz? Böyle ikinizle de doğru düzgün flört edemiyorum ki! Kendinize gelin.” Eveet... Şimdi siz de kendinize gelin ve bana cevap verin:“Böyle bir trionun içinde yer almak...” “Bu cesaret işi midir?” Son bir soru daha, “Peki, giden korkak mıdır?” Not: Senaryo, Grey’s Anatomy dizisinden...

Devamını Oku

“Öteki”yi biliyoruz... Ya “öbür dünya”nın Sevgililer Günü...

14 Şubat 2007

Nihayet geçti, gitti. İdare edeniyle, yakalananıyla... Çiçek alanı, almayanıyla...Kimi çok sevdi, kimi nefret etti, strese girdi...Dün herkes kendi dünyasındaydı... Ama bir başka dünyada...“Öbür dünyada”da ‘Sevgililer Günü’ yaşandı. İki gündür, “dinci” kesimi takip etmeye çalışıyorum.Sokakta artık görmeye alıştığımız ‘ılımlı İslam’ kıyafetli, makyajlı genç kızları da, İslami basını da izledim. “Onlar” Sevgililer Günü’e nasıl bakıyor?” diye...Hoşlanmadıklarını biliyordum da, “Ne kadar?” ve “Nasıl?” olduğuna baktım.Şimdi size neler gördüğümü anlatayım...Mesela dün Zaman Gazetesi’nde ‘Sevgililer Günü’yle ilgili, iç sayfaların birinde küçük tek bir haber vardı. O da şu:“Sevgililer Günü virüsü bilgisayarları tehdit ediyor.” Yeni Şafak’ta dün konuyla ilgili hiç ama hiçbir haber yoktu. Sadece köşe yazıları vardı. Hüseyin Hatemi’nin, “Sevgili’nin Günü” başlıklı bir yazısında Türkçe kelime az olduğundan, sadece Allah sevgisinden bahsettiğini anladım. Galiba...EN BÜYÜK KOZLARI, AŞK Aynı gazetenin iki türbanlı kadın yazarı da bu konuya girmişti. Fatma K. Barbarosoğlu, gazetesinin ‘Sevgililer Günü’ ilavesi vermesini önce bir okuyucu vasıtasıyla -ben de öyle konuşur oldum, düzeltiyorum- aracılığıyla eleştiriyordu: “Bu sene seküler zihniyetteki gazeteler Valentino Günü’ne gayet eleştirel yaklaşırken ‘BİZ’ pek bir bağrımıza basıyoruz. Yani... Ne diyeyim!” diye...Fatma Hanım, “SİZ”i bir konuda düzeltmek isterim; Valentino değil, Valentine... Özlem Albayrak da, “Sevgililiğin bu raddede kabul ve onay görmesi, modernizmin ürettiği ve dolaşıma soktuğu popüler kültür tarafından pek haz edilmeyen evliliğe alternatif bir ikili ilişki biçimi olarak seçeneğe dönüşütülmüş olmasından geliyor. Bu projenin mimarlarının da en büyük kozu da “aşk” demiş.Bir daha okumayın, ben özetleyeyim; yani “sevgililik kötü, evlilik iyi” diyor.ORADA BURADA ÇİFTLEŞECEĞİNİZE...Vakit Gazetesi, dün birinci sayfadan şöyle görmüş:“Fuhşa teşvik gibi” Devam ediyor:“Papaz St. Valentine’nin ölüm günü olan ve ‘Sevgililer Günü’ olarak kutlanan 14 Şubat’ın arkasında tüketim çılgınlığı yatıyor. Sevgililer Günü dolayısıyla bütün dünyada fuhuş adeta teşvik ediliyor. Bunu fırsat bilen Eczacıbaşı Grubu da Okey marka prezervatif reklamlarıyla büyük bir skandala imza attı.” Reklam afişlerinde, “Ailenize karşı zor duruma düşmemek için prezervatif kullanın” masajı veriliyormuş.Eee?Bir de köşe yazısı var Vakit’te. Yavuz Bahadıroğlu’nun... “Bu kapitalist düzenin icadı yüzünden herkes kavga edip ayrılıyor. Herkes hediye derdinde” anlamında... Sonra da ekliyor:“En güzel armağan kadına şiddet uyulamamaktır.” Dayak atmazsan, hediye vermiş kadar olursun yani...Bir gün önceki Vakit’te Abdurrahim Karakoç da Sevgililer Günü’ne farklı yaklaşmış!Yazısından bir alıntı:“Bir de derler ki, ‘Türkiye kalkınmıyor.Nasıl kalkınır bre, sizler gibi yolda-yolakta, evde-sokakta, ormanda-konukta çiftleşen, saatte bir sevgili değiştiren tüketim araçları var oldukça.” Yani, “Orada-burada sevişeceğinize, çalışın” diyor.Evet.Çalışın arkadaşlar...

Devamını Oku

İtiraflar...

13 Şubat 2007

Bugün benden günah gitti. Sıra sizde... Buyrun... Seçmece bunlar... Seçmeceee!..“Ya, siz bela mısınız başımıza :) eve gidince, hatunla buluşunca, ‘Seni okumuş mu?’ diye önce yoklama çekmekten anam ağladı. Ben şöyle bir çare düşündüm!!! Yardımına ihtiyacım var, teknik hata yapmayayım diye... Nasıl olsa kamu hizmeti yapıyorsun. :)Ben cumartesi gününden başladım. Hatta sevgilimle buluştuğumuzda bile o gün asker arkadaşı muamelesi yaptım, hastayım diye. Evde de aynı tabii ki... Dışarıda güzel bir yemek yiyip geliyorum. Evde ağzıma bir şey sokmuyorum diye baya bir üzüntü var. Sevgilim sağlığımı merak edip arıyor :) Öksürme, hapşırma gırla gidiyor. Karar verdim, o gün tüm kadınlar için hastayım abi. Yok başka çaresi. ‘Jennifer Lopez bile gelse yine hastayım’a karar verdim. Tek sakat tarafı, unutuyorum işyerinde aksırma, hapşırmayı... Sekreterim arada bir salak salak, ‘daha iyisiniz galiba’ dediği zaman hemen hatırlıyorum.Hatunlara her gün hasta olacağıma, bir sefer de kendim için hasta olayım dedim. Böylece kafam dinç.Sizin stresiniz bu sefer sökmeyecek galiba... İnşallah tabii ki:) (ismimi falan yazarsan sürüm sürüm süründürürüm :)” Yakalanırsan haber ver.KİM ÇIKARDI BUNU?“Peki evli olmayıp, birden çok sevgilisi olanlar ne yapacak? Kim çıkardı şu Sevgililer Günü’nü yani?” “İKİ SEVGİLİM VAR”“Mesela ben evliyim ve iki de sevgilim var. Hem de internetten. Ama Sevgililer Günü’nü hiç dert etmiyorum. Karımınkini zaten kutlamam. Diğer ikisine de bir kısa mesaj, anında silmece... Bu kadar kolay ve zahmetsiz geçecek bir olayı bu kadar büyütmenize de akıl erdiremedim. Bu kadar basit bir olayı düşünemeyecek kadar aptal erkekler de çapkınlığa soyunmasın diyeceğim ama bu da sizin ekmek paranız. Yazın, belki fikirlerinize ihtiyacı olan çıkabilir.” “HİÇ BU KADAR FENER’İ TUTMAYI İSTEMEMİŞTİM”“Dilek Hanım, yazınızı okudum da bi türlü kendimi haklı çıkaracak bi sebep bulamadım (evli ve sevgili muhabbeti) ama buna rağmen de yardımcı olabileceğinize inanmaktayım :):):) (biraz duygu sömürüsü yapiyim da) :):) İşin kötü yanı, Fenerli değilim... Ömrümde hiç bu kadar Fener’i tutmak istememiştim :)):): Ya da “Karıcım Fener’in rezilliğini izlemeye gidicem, inşallah yenilir (bir GS’li olarak) ben bi maçı izleyip gelem :):) Acaba tepki ne olacak? Görücez bakalım... Gerçekten büyük bi sendrom...” “E, OLMUYOR TABİİ...”“Merhaba. Sevgililer Günü’ndeki en önemli debelenme kısmını büyük bir isabetle tespit etmişsiniz. 365 gün 6 saat boyunca öküzlük yapan biz erkekler bunu 1 gün için ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. E, olmuyor tabii alışmadık bünyede olmuyor.” ***Evet arkadaşlar.Şimdi sıra yakalananlarda...Var mı aranızda?

Devamını Oku

Sıra geldi kadınlara...

12 Şubat 2007

Kadınların “Sevgililer Günü” ne...Onları da kategorize edelim...Üçe ayıralım...Takipteki kadınlar: Sevgilisini ya da kocasını takip etmekten kendi dertlerini unuturlar. Onlara gerekli uyarıları dün yazdım. (Bkz: Evli ve sevgilisi olanlar için “Sevgililer Günü” kılavuzu)Bunlara ilave olarak bir-iki önerim daha var.Kredi kartı ekstresini kontrol edin. (Şubat harcamalarını gösteren) Bir de bu iki günlük nakit harcamalarını...Onlar hediye işini hep son ana bırakırlar çünkü. Ne alacaklarını bilmedikleri için... Bu iki güne dikkat yani...İkinci önerim de şu: İki gün boyunca sevişin. Yani hali kalmasın. Evet, o derece...Biliyorum, biraz tuhaf kaçabilir. Kaçarsa kaçsın. Ne olacak ki? Hiç olmazsa sevişmiş olursunuz...Belki de zor gelebilir ama sıkın dişinizi... Zaten o suçluluk duygusu içinde olacağından size her zamankinden daha iyi davranacaktır.Bir de, her şeye rağmen(!) “Maça gidiyorum” diyenlerden bir hatıra fotoğrafı isteyin. Maç hatırası... Birlikte gittiği arkadaşıyla, şöyle canlı bir fotoğraf...Eveet...Gelelim çapkın kadınlara...Birden fazla sevgilisi ya da evli ama sevgilisi olanlara...Ama her şeye rağmen onların işi erkeklerden daha kolaydır.Çünkü iki erkeği idare etmek, her zaman iki kadını idare etmekten kolaydır.En azından ağlamazlar...BU KADIN NE YAPACAK?Kadınların da evli ama sevgilisi olanların durumu, birden fazla sevgilisi olanlardan daha kolaydır.Şöyle anlatayım:Birden fazla sevgilisi olanlarda, erkeklerin birbirinden haberi yoktur. İki erkek de (ya da daha fazlası) kendisini tek sanmaktadır. Ne olacak şimdi?Ne yapacak bu kadın?14 Şubat’ta hangisiyle birlikte olacak?Ötekine ne diyecek?Büyük ihtimalle, ikisiyle de birlikte olmayacak.Ya o gün çok hastalanacak ya ailesinden biri hastalanacak ya da başka bir şey...Ama ikisiyle de olmayacak. Yani bence olmasın.İkisiyle de bol bol ve rahatça telefonla konuşsun. Böylece hem nerede olduğu hem başkasıyla olmadığı anlaşılır. Yani onu aldatmadığı kesinleşir.Bunu hallettik. Sıra geldi evli ama sevgilisi olan kadınlara...Onların durumu nispeten daha kolay. Çünkü en azından sevgilisinin, kocasından haberi vardır. Zaten büyük ihtimalle sevgilisi de evlidir.Onlar kısa bir kutlamayla bu işi hallederler. İkisi de birbirinin halinden anlar. Bir de normal kadınlar var. O günün telaşına düşmeyenler. Yani tek eşli ve takip ya da kaçamak gibi dertleri olmayanlar. Bu çoğunluk, tek bir ortak paydada buluşur; “Bari iyi bir şey alsa...”

Devamını Oku

Evli ve sevgilisi olanlar için ‘Sevgililer Günü’ kılavuzu...

11 Şubat 2007

Strese girdiniz değil mi? Bütün erkekler... Bütün kadınlar...Evli, bekâr, sevgilili, sevgilisiz...Ama özellikle de erkekler...Hepsi, “Ben öküz değilim” sendromunu yaşıyor.Kadınlar da stresli...Onlar da, “Bakalım ne kadar öküz değilsin, göreceğiz” baskısı içinde...Ama aramızda birileri daha var ki, onların işi herkesten zor.Bir grup erkek.Evli ve sevgilisi olanlar...Telaş bastı onları...Şimdi ben onların streslerine biraz daha stres katmak isterim doğrusu...Ama yapmayacağım.Bu sefer onlara yardımcı olmak istiyorum.Ne yapmalı, ne yapmamalılar?Önce ne yapmamaları gerekiyor, oradan başlayayım.Mesela, bu hafta içinde seyahate çıkmayın. Hem de cumartesiye kadar. “Oha!” derseniz, o zaman, 14 Şubat’ın bir gün öncesi ve bir gün sonrası yerinizden kıpırdamayın. Özellikle de bir gün önce... En tehlikelisi... “Hayatım seninle bir gün önce kutlayalım, huzurumuz kaçmasın” salaklığına düşmeyin. Hele öyle, “Japonlar geldi, Allah kahretsin, yine yolculuk göründü” falan derseniz yandınız. Karınız sizi eliyle koymuş gibi bulur. Bari “Ruslar gelmiş” deyin. Hiç olmazsa “Söylemiştim ya hayatım” falan dersiniz...Türk’se sevgiliniz, oturun evinizde.ANLADINIZ SİZ ONU!İkinci tüyo:Maç meselesi yani... Aynı gün Fener maçı var ya...“Maça gideceğim” diyecekseniz, maça gidin.Sakın ha, “iki-üç saati sevgilimle geçirir, sonra da paşa paşa eve gelirim” planları yapmayın.Sıkı takiptesiniz, unutmayın.Gelelim telefon tüyolarına...Sadece o gün değil, hafta boyunca telefonunuz açık olsun. Şarjı bitmesin ve kapsama alanından çıkmasın yani... Hele hele ‘sessiz’e hiç almayın. Mesaj konusunu hatırlatmama gerek var mı? 13-14-15 Şubat günleri mesaj gelmesin.Ne yapın edin, gelmesin.Gelirse de anında silin.Gün boyunca “Gelen aramalar”ı da silmeyi unutmayın. Hepsini değil tabii... Anladınız siz onu!Başka isimle kaydettiyseniz bile!Hediye meselesi önemli...İyi-kötü alacak bir şey bulursunuz.Önemli olan onu nerede saklayacağınız.İş yerinde durmasın. Bu sıralar karınız her an sizi ziyarete gelebilir. Bagaja da koymayın. Alet kutusunun içine falan...Olur da yakalanırsanız, “Sana almıştım” deyin.NE YAPMALISINIZÇiçek sipariş etmeyin. Edecekseniz de tanımadığınız bir çiçekçi olsun. En iyisi kendiniz gidip alın.Ama elinizde çiçeklerle tanıdığınız birine rastlamayın. Rastlarsanız çiçekleri annenize veya ablanıza falan götürün. (Eve zaten aldıysanız yani.)Son olarak, sakin olun.Hem karınız hem sevgiliniz, ikisi birden streste zaten. Siz cool olun. Yoksa her şey berbat olur. Unutmayın; sizin aklınıza gelen, karınızın da aklına gelir. Hatta sizin aklınıza gelmeyenler de gelir. Ha, “Peki o zaman ne yapacağız biz?” diyeceksiniz.Ne yapmalısınız?Niye söyleyeyim?Hı?Niye?Bunu söylemem için bir neden bulun ama mantıklı, sıkı bir gerekçe... Bana yazın, söz; söyleyeceğim. Hem de garantilisinden... Sıkın dişinizi, iki gün kaldı.Hem ben size bir şey daha söyleyeyim mi?Yazılmış...Bunların hepsi yazılmış.Yakalanacak mısınız? Yakalanmayacak mısınız? Ucundan mı döneceksiniz?Karınız anlayacak ama renk mi vermeyecek? Yoksa kıyamet mi kopacak?Sevgiliniz uzun bir süre sizi kanırtacak mı?Hepsi yazılmış bunların...O yüzden rahat olun yani... Che sará, sará...

Devamını Oku

Mutlu kadın nasıl tavlanır?

8 Şubat 2007

Daha da önemli bir soru var aslında... “Tavlanır mı?” “Mutlu kadın tavlanır mı?” Bu sorunun cevabını biliyorum. Biliyorum da sona saklayacağım. Şimdi klasik düşüncelerinizi bir tarafa bırakın. Hele hele, “Aslında kadın erkeği tavlar. Erkek kadını değil” geyiğine hiç girmeyin.Hayatımda böyle saçma sapan laf duymadım. Sinir bir laf.Büyük bir fikirmiş gibi!Bunu yeni, ilginç bir fikirmiş gibi söyleyenler vardır ya...Düşünmüş düşünmüş, bir yerde de okumuş, hoşuna gitmiş, durup durup bunu söyler. Bu lafı çoğunlukla erkekler kullanır. Ama nasıl erkekler?Kendilerini diğer erkeklerden ayrı tutanlar... “Tutmaya çalışanlar” desem daha iyi olacak...Hani böyle, kendilerini kadınlara teslim olmuş gibi gösteren, kadın düşkünü adamlar...Genellikle de solcu ve romantik olur bunlar.Tabii ikisinin de başına eski ibaresi koymak şartıyla...“Eski solcu” ve “eski romantik” İkisi de çekilmez.“KADIN OLSAM, KESİN...”“Abi, kadın isterse her şeyi yaptırabilir insana” falan da derler. Onların “her şey”le neyi kastettikleri de şüphelidir.Öyle midir? Bu erkekler, aynı zamanda şu cümleyi de hep kullanır, “Abi, ben kadın olsam kesin orospu olurdum.” Kendi bu erkek aklıyla herkesle yatmak istiyor ya, şöyle bir mantık kuruyor kafasında:“Kadınlar istediğiyle yatabilir, e ben de istediğimle yatmak istiyorum. O halde kadın olsam herkesle yatardım.” Bunun karşılığı da, onların lügatında orospuluk olduğu için cümle bu hale gelir, “Ben kadın olsam...” Evet bu adamlar kadınlara da yakın olur. Öyle maço tavırları yoktur.Bu yüzden diğerlerine oranla daha kolay kadın tavlarlar.Ama ilgi alanları bunalımlı kadınlardır. Bunalımlı ve 35 yaş üstü kadınlar... Bunalımlı, 35 yaş üstü, yeni boşanmış kadınlar...Onlara ağızları bol laf yapar.Hayata ve aşka dair bir-iki felsefik laf, nostaljik bir şarkı, şarap yeter onlara... Mutsuz kadını, daha fazla mutsuzluk oyalar. Öyle tatmin olur. Seviştikten sonra ağlarlar falan...YA KADIN MUTLUYSA....Ama ya kadın mutluysa...Yandınız o zaman... Çünkü; Mutlu kadının romantizm anlayışı farklıdır. Mutsuz kadın gibi arabesk değildir yani. Dolayısıyla hemen sarhoş olmaz. Ve kendine hakimdir. Yani sizinle yatmak istiyorsa içip içip kendini kaybetmeyi beklemez. Kendini kandırmaz.Mutlu kadını güldürmek de ağlatmak da zordur. Öyle her abuk lafınıza tav olmaz. Görmezden gelmez yani... Mutlu kadın materyalisttir. Mutlu kadın kanlı canlıdır. Hepsinden önemlisi, mutlu kadın bencildir. Yaa... Ne yapacaksınız şimdi? Nasıl tavlayacaksınız bu kadını? Şimdi söyleyeyim mi?İşiniz zor. Çünkü sizin de mutlu olmanız gerekiyor.Hadi onu da geçtim, bencil de olmamanız lazım.Bu durumda sizin için tek dileğim olabilir: Allah hiçbir erkeğin başına mutlu kadın vermesin.

Devamını Oku

Erkek dediğin kaç çeşit ki!

7 Şubat 2007

Kaç çeşit olacak? Çeşit, çeşit... Ama bu sefer onları vampirler, kurt adamlar, hayaletler ve zombiler diye ayırmışlar.Ben şu vampirlere taktım bugün.Diğerlerine de sıra gelecek de... Şu vampirleri bitireyim bugün.Şöyle tarif etmişler:“Tüm enerjinizi emen insanlardır. Tüm varlığınızı kendi varlığı haline getiren erkek tipidir.” Evet, doğru.Bunlardan var. Hem de çok var. Hatta bazen bana hepsi öyle gibi geliyor.Sizi önce olduğunuz gibi seviyor sonra da yok etmeye çalışıyorlar. Ben size bir şey söyleyeyim mi? Başarıyorlar da... Neden?Çünkü kadınlar salak gibi, onun dediklerini yapınca ya da susunca sevileceklerini sanıyorlar.Bir “Aferin” almak onlara yetiyor.Ama yavaş yavaş yok oluyorlar... O BEN MİYİM?Bunun nasıl olduğunu anlamazsınız. Yani o hale nasıl geldiğinizi...Nasıl yok olduğunuzu...Hatta o hale geldiğinizi bile anlamazsınız. Bir arkadaşınız ya da anneniz falan size söyler. Der ki mesela, “Aç bir telefon, izin al da çarşıya gidelim.” Mesajı alırsınız hemen tabii...O anda çok sinirlenirsiniz. İtiraz eder hatta kavga bile çıkarırsınız. Çünkü sizin için çizdikleri tablo çok fenadır. Şahsiyetsiz bir kadından bahsetmektedirler...Sizden... En kötüsü de nedir biliyor musunuz? Haklıdırlar.Konu açılmıştır artık. Örnekler çoğalır.Verdikleri her örnek için geçerli bir savunmanız vardır aslında...Ama... Ama sonuçta...Sonuca bakarsanız, siz o tarif ettikleri kadınsınızdır artık.Ona sormadan, ona söylemeden adım dahi atamayan bir kadın.ÇEŞİT ÇEŞİT KULLARINI...Ben herkes başına buyruk olsun, kimse kimseye bir şey sormasın demiyorum. Ama bu kadınlar izinsiz oje bile alamaz hale gelir. Kendilerine güvenleri sıfırlanır.Sonra... Buradan sonra vampir erkek tarifinin devamını okuyalım:“Moralinizi bozar, sizinle vakit geçirmek yerine arkadaşlarıyla zaman geçirirler. Sürekli ona bağımlı yaşarsınız.” E, tabii... Adam rahat.Evdekini bağlamış, kendi arkadaşlarıyla gidiyor.Sizin moralinizi bozarak hem de...Bunlar nasıl moral bozar ben biliyorum.Mesela, “Şu saçlarını değiştirsene... Çok klasik” deyiverir.Veya; “Şu yağların da olmasa, göbeğin çok güzel olacak. Eskiden öyleydi ya...” diye aklı sıra espri yapar!İyi günündeyse, “Senin simitlerini yerim ben” der, belinizdeki fazlalıkları tuta tuta...Sonra mesela televizyonda gördüğü fıstık gibi bir hatuna ağzı sulana sulana bakar. Sanki isterse onunla olabilecekmiş gibi...Sanki ona layıkmış gibi...O seni ne yapsın? (Diyemezsiniz tabii...) Ayrıca... Erkek dediğin kaç çeşit ki!Ne demiş derviş?Çeşit çeşit kullarını...

Devamını Oku