Hani kedili kadınlardan şöyle bir bahsettim ya dün... Bir de “kedisi olan adamlar” demiştim, “Farklı olurlar...” Olurlar gerçekten de...Ha, iyi mi kötü mü bilemem. Ben anlatayım siz karar verin.Ama dün de dediğim gibi en azından “öküz” olmazlar...Bu adamlar...Hem bir kedinin bütün özelliklerini taşır hem de bir kediye katlanabilmeyi bilirler. Öğrenmişlerdir.Genellikle sosyal demokrat olurlar. Aşırı milliyetçi ve kapitalistlerde kedi seven azdır.Milliyetçiler köpek sever, kapitalistler de evde pek hayvan beslemez. Severler de, uzaktan...En önemli özellikleri keyifli, rahat ve neşeli olmalarıdır.Tıpkı bir kedi gibi...En azından bu üçüne düşkündürler. Bunların peşinden giderler. Orada kendilerini bulurlar.Siz de onlara bu ortamlarda rastlarsınız zaten.Romantik değil ama duygusal olurlar.Yani evlilik yıldönümünüzü unutabilir ama herhangi bir zamanda size hediye alabilir.Yani sizinle yağmurda yürümez ama yağmuru anlatan bir şiir okuyabilir.GİZLİ ZEVKLERİ VARDIRÖzelliklerinden biri de hükmetmekten hazzetmemeleridir. “Rica” ve “Teşekkür” etmesini bilirler.Daha da önemlisi var; kapris çekmesini bilirler.Hatta bundan gizli bir zevk bile alırlar.Çünkü aslında kedileri gibi bir kadın ister onlar. Kendileri gibi...Hem sevecek hem rahat bırakacak... Ve tabii estetik değerleri yüksektir. Bir de ne var biliyor musunuz?Kıskanç değillerdir. En azından bu duyguları kontrollüdür.Eğitilmişlerdir bu konuda...Kıskanmazlar ama kıskanılmaya alışıktırlar. Bu huy bazen sinir bozucu dahi olabilir; çünkü siz sinir krizleri geçirirken ustalıkla, hiç çaktırmadan sizi sakinleştirir. Tıpkı bir kedinin kucağınızda mırlayarak uyuması gibi kendisini size teslim eder. Size ait olduğunu düşünürsünüz. Rahatlarsınız.Ta ki küçücük tek bir hareketiyle, tek bir kelimesiyle aslında ne kadar sizden bağımsız olduğunu anlatana kadar.Size ihtiyacı olduğu kadar evet, ama bir o kadar da sizi umursamayabilir. Bir kedi kadar meraklıdır. E, dolayısıyla dedikoduyu da sever. Onunla sohbetler hep zevkli geçer.KOLAY AŞIK OLURLARSizin için iyi bir huy mu, değil mi bilemem ama kolay âşık olurlar.Kendilerini tutmasalar neredeyse her kadına âşık olabilirler. Belki de âşıktırlar...Ama arkadaş olmasını da bilirler. Ben pek inanmam buna ama bir istisna hakkım varsa onu kedili erkekten yana kullanırım.Şimdi size seks hayatlarını da anlatayım istersiniz.Ne bileyim ben. Ama eğer gerçek bir kedi gibilerse...Onları tutmanız mümkün olmaz. Farklıdır onlar...Kediden sonra mı böyle olurlar, böyle oldukları için mi kedi severler bilmiyorum...Ama onlara ne yapılmaması gerektiğini biliyorum.Köşeye sıkıştırmayacaksın...Sıkmayacaksın...Diretmeyeceksin...Yoksa kaybedersin.
Kediyle yaşayan kadınlar farklıdır. Aslında kediyle yaşayan erkekler de farklıdır. Onları diğerlerinden ayırmak gerekir. Zaten kendilerini belli ederler. Sonra anlatırım ama kısaca, “öküz” olmazlar.Fakat kedili kadınlar, iyi mi kötü mü tartışılır ama dedim ya, farklıdırlar.Onları diğerlerinden ayıran birçok özellik vardır ama en önemlisi şudur:Sevgi arsızı olurlar.Bu yüzden onlarla yaşamak, anlaşmak kolaydır. Biraz sevgi, ilgi için çok fedakârlık yaparlar.Alışıktır çünkü.Karşılıksız sevmeyi öğrenmiştir.Ama nereye kadar?Nereye kadar biliyor musunuz? Kedisine laf söyleyene kadar... Yani kedi sevmiyorsanız başından o kadınla ilişkiye girmeyin.Açık söyleyeyim, kaybedersiniz.Hiç şansınız yok.HEM DE KENDİ BANYOSUNDA! Hele hele onu asla bir seçim yapmak zorunda bırakmayın. Sakın ama sakın ha, bir kadını bu tercihi yapmaya zorlamayın. Kedisi olan bir kadın sizin için çok fazla fedakârlıkta bulunabilir.Ama şunu bilin ki öyle bir durumda sizi seçmez.Evet. Sizin için onca zorluğu yüklenen o kadın, sizi seçmez.Ha, “Nasıl olsa onu saf dışı bırakırım” diye de cinlik yapmaya kalkmayın. Kediyi yani...Aklınızdan bile geçirmeyin bunu.Onu saf dışı bırakacağım derken kendinizi kapının dışında bulursunuz.Boxer Dergisi’nde okudum, “Hayvansal dürtü” adlı sayfada akıl veriyorlar:“Sevgilinizin kedisini nasıl saf dışı bırakırsınız?” Aslında tıpkı sayfa ismi gibi hayvansal dürtülerinize kulak verirseniz, sonradan olma kurnazlığınıza yenilmezseniz sorun çıkmaz.Ama yook, ben bu önerileri deneyeceğim derseniz, başınıza gelecekleri ben size anlatayım.Diyorlar ki:“Onu tuvalete götürün ve ıslatın. Kediler sudan nefret ettikleri için bu cezaya boyun eğip size saldırmaktan vazgeçecek. Bir süreliğine onu tuvalete kapatabilirsiniz.” Aslında susacaksın, bırakacaksın kediyi ıslatsın. Hem de kendi banyosunda! Sonra da seyredeceksin; önce kedinin onu nasıl paramparça ettiğini... Direkt kafasına yapışarak... Sonra da kadının onu, hem de o halde kafasına kafasına vurarak nasıl kapı dışarı ettiğini...Seyredeceksin...O İŞİ YAPTIRMAZ“Kediler kindar ve zeki hayvanlardır. Sevgiliniz tuvaletten gelen miyavlamaları duyunca korkmanıza gerek yok. Siz kadehleri tazelerken kedi onun kucağına yerleşir.” Sen öyle san. Ne kadehi, ne kucağı... Sen korkudan sevgilinin kucağına çıkma yeter. “Aşkım yaa... Durup duruken üzerime atladı yaa... Al yaaa... Al onu, kapat!” Söylesenize, böyle ağlayan adamla kim, ne yapar ki? “Yatak odasına geçtiğinizde sizinle yatmak isteyecektir, onu kapının önüne koydurtun.” Baştan söyleyeyim, sizi rahat bırakmaz. Sürekli miyavlar, patilerini kapının altından tıkır tıkır çıkarmaya çalışır. Huzursuz olursunuz yani. Zaten kinlenmiş hayvan. Size o işi yaptırmaz söyleyeyim. O yaptırsa, kadın yaptırmaz.“Hiçbir şey fayda etmiyorsa ona taze mama verin. Kediler mama için dünyayı bile satacak şerefsizliktedir.” Sensin şerefsiz. Kedinin şereflisi şerefsizi mi olur be adam? Hiç şansın yok. Baştan iyi davranacaktın. Artık kıstırdığı yerde harcar seni, ona göre...
Üç gün... Tam üç gün boyunca yazdı. Nasıl dolduysa...Ayrıca neden dolduysa?Durumdan vazife çıkarmış kendisine... Selahattin Duman’dan bahsediyorum.Ben erkeklerin yiğitlik kalelerine saldırıyormuşum, o da bu erkeklik kalesinin son burcu düşene kadar savaşacakmış. Ama teçhizat eski, lojistik yetersiz, istihbarat bayat... Bu zamanda bana kılıç çekiyor.Çakada çukada, atlaya zıplaya kılıç oynatıyor karşımda.Filmdeki gibi, orada kendini yıpratırken dann! Tek kurşunu alnına sıkacaksın. Ki...“İyi ki kadınım” başlıklı yazımdaki 32 maddenin hepsine cevap vermiş.Neyse ki, 31 madde yazmamışım, yoksa gözleri kör olacaktı!..Almış mahallenin erkeklerini arkasına, üzerime üzerime geliyor. Hepsine cevabım var ama şartlarımız eşit değil.Bir an önce güncellenmesi gerekiyor.Ya da etrafındakileri güncellemesi...Bilgileri eski.Hâlâ G noktası arıyormuş. “Bir G noktası çıkardılar başımıza, nerede olduğunu kendileri de bilmiyor, biz de definecilik yapar gibi aranıp duruyoruz” diyor ya...G noktası yalanlanalı yıllar oluyor.Yok öyle bir şey. Yok.Boşuna aranmayın.Ha, niyetiniz başka veya vakit kazanıyorsanız onu bilemem.Ayrıca diyelim ki var. Nedir umudunuz? Bir noktayla bu işi halletmek ne kadar kolay olurdu değil mi? Bip! Dokunacaksın, kadının işi bitecek. Hatta bir de keşke işaretli olsa, aramazdınız, ne güzel olurdu!Yani o noktayı bi bulsanız var ya...Aslında sizin de bir noktanız olsa keşke! P Noktası...Hatta bir ayrıcalık tanıyalım; sizinki iki harfli olsun. Herkesinki çok özel ya, başına isminizin baş harfini de eklersiniz.ADAM 150 KERE YAPIYOR AMA...Belli ki National Geographic izlemekten güncel gelişmelerden geri kalmış.E, aslanların günde 150 kere çiftleşmesini takip etmek de bir mesai. “Ya olmazsa, ya kısa sürerse” sendromları için ormanlar kralı aslanı örnek gösteriyor.Doğada böyleymiş, kısa sürüyormuş. Siz de 150 kere yapın da, kısa sürsün!Ayrıca...O filmin tamamını seyretseniz, aslanın dişileri elinde tutmak için, kalbini kazanmak için kaç takla attığını, genç aslanlarla mücadelesini de görürsünüz.Ama siz...Sadece çiftleşme kısmını izlediğinizden, (hani bazı filmlerde araya parça koyarlar ya o niyetle) neler olup bitiyor haberiniz yok. Sanki erkek aslan öküz gibi yatıyor, dişiler de günde 150 kere onunla çiftleşmek için can atıyor...Adam 150 kere yapıyor ama ondan önce ve sonra neler yapıyor haberiniz yok. Ne savaşlar veriyor...Kaç delikanlıyı bertaraf ettiniz şimdiye kadar?Hı?Kaç iltifatınız, kaç çiçeğiniz var? Hem de ömür boyu...Ama hem kısa sürsün hem kükreyin, olmuyor yani...Oluyor da, ayıp oluyor.Bence o filmi bir daha seyredin. Bu aslanlardan öğreneceğiniz çok şey var.Selahattin Duman’ın merak ettiği bir soruyu da bu arada cevaplandırayım.Burun ameliyatı geçiren her kadının neden, “Burnumu kapıya çarptım da” bahanesi uydurduğunu sormuş.O da öyle değil. Küçük bir kaza geçirmezler, “Burunlarında deviasyon vardır” o yüzden!..Yok yaa...Olmuyor böyle... Hepsini mi düzelteceğim?Dedim ya, güncellenmeniz lazım.Size bir de kıyak geçeyim.O, “G noktası” var ya...Ne demek biliyor musunuz?“Genel” demek...Bunun ne anlama geldiğini anlamayanlar için de “gerzek” demek...
İlk akla gelen “kırmızı” değil mi? Kırmızı gül aşkı, aşk da cinselliği hatırlattığından...Belki de erotik fotoğrafların, daha doğrusu koyu seks görüntülerinin ışığında hep kırmızı kullanıldığından...Kırmızı iç çamaşırlarının hiç de masum görünmemesinden (siyahlardan daha farklı bir imajı vardır onların)...Ne bileyim, böyle bir sürü neden yüzünden cinselliğin bir rengi varsa o da, sanki kırmızı gibi...Aranızda “uçuk pembe” diyenler varsa bu yazıyı okumasın. Hatta bana küssün.Ama devir artık kırmızı devri değil. Yeşil çağına girdik.Slogan da şu: “Dünyayı düşün, ‘yeşil seks’ yap”. BUNA ARTIK “GRUP” DENİRTahmin ettiğiniz gibi bunu önerenler, “çevreciler”.“Son bir yılda dünya kamuoyunun çevre sorunlarına duyarlılığı arttı. İnsanlar cinsel yaşamlarında da bu duyarlılığı göstermeli” demişler.E, ama...Yeter ama...Yatağımıza kadar girdiler.Bence var ya, dünya kamuoyu kafayı yemeye başladı.Küresel ısınmacılar var ya bir de...Onlara göre 2007’nin aralık ayında küre ısındı ya!..Yakında onlar da bir açıklama yapar: “Fazla ateşli sevişmeyin. Küre ısınıyor!..” Bir seks yapacan, düşün dur artık...Küreyi mi düşünecen, doğayı mı, kendini mi, onu mu? Gittikçe çoğalıyoruz.Bu artık grup statüsüne girer.Bir de düşünülmesi gereken dış etkenler de var ki; komşular, çocuklar, eşler(!), abiler, anne-babalar...Bu nasıl bir strestir? Nedir bu ya?Seks mi yapacaksın yoksa psikolojik dayanıklılık testi mi? MASAJ YAĞSIZ ASLA!Çevreciler, yeşil seks konusunda neler yapmamız gerektiğini de belirlemiş.“Yeşil ışık yakın”, “kırlarda sevişin” falan demiyorlar.Diyorlar ki:“Yenilebilir kaynaklardan elde edilen liflerle üretilen iç çamaşırı giyin.” Oldu.Victoria’s Secret salatalık sütyeni çıkardı mı?Havuçlu jartiyer mesela...Artık aç karnına yatağa gireriz. Hem yer hem de...Başka bir öneri de şu: “Partnerle birlikte duş almak.” Hııı... Çevreci ayağında... Anladım ben onu! Sudan sebeplerle...“Organik masaj yağı kullanmak.” Zaten biz de her sevişmemizde masaj yağı kullanırız, biliyon mu? Yani masaj yağsız asla! O dereceyiz...Git, Türkiye’de hangi evin banyosuna bakarsan bak, en az üç çeşit masaj yağı bulursun.Bizde cinsellik oradan başlar!“Sex shop’lardan PVC veya vinilden üretilmiş malzeme satın almamak.” Onların vinil olmayanlarına “insan” deniyor zaten. Ha, onlar da laf dinlemiyor. Bir de ağızları çok laf yapıyor. Ben size gerçeği söyleyeyim mi?İnsanlar doğru düzgün sevse, sevişse ne çevre, ne savaş, ne ısınma, soğuma sorunumuz kalır.
Bir daha dünyaya gelsem yine kadın olmak isterdim. Ama tabii mümkünse yerkürenin doğusu olmasın...Madem ki bugün bizim günümüz, kadın olmanın avantajlarını hatırlatayım size...Önce bütün erkeklerin en fazla özendikleri avantajımızdan başlayayım.“Biz istediğimiz erkekle yatabiliriz.” Ne acayip değil mi?Diğerlerini internetten toparladım.* Tuvalette sadece tavana değil, sağımıza solumuza herhangi bir ölçme biçme endişesi duymaksızın bakınabiliriz.* Evde, banyoda kıl-tüy dökmeyiz.* 50 yaşından önce hiçbir erkeğe seks için para ödemek zorunda değiliz. (Gelin şunu 60-65 yapalım.)* 31 sayısı diğerleri gibi sadece bir sayı...* Bir gece hoş bir rüya görsek ertesi sabah pijamamızı kirliye atmamız gerekmez.* Kızdığımızda birbirimizin annesine, kız kardeşine, ebesine, dayısına ya da sülalesine dair cinsel taleplerimiz olmaz.* Tükürmeyiz...* Çapkınlıklarımızın ardından giysilerimizde, biz istemedikçe deliller (ruj lekesi, sarı saç teli vs.) bulunması ihtimali yok.* Cep telefonumuzun sesi popomuzdan gelmez.* Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme gibi karizma krikolarımız yok...* Bale, dans, ritmik jimnastik, buz pateni vb. uğraşlar edinmemiz cinsel tercihimiz hakkında tartışma yaratmaz...* Belli dönemlerimiz, cinayet bile işlesek hafifletici neden kabul edilir.* “Boşanmak istersek” tek celsede boşanırız.* “Boşanmak istemezsek” zengin bir dul oluruz.* Kol saatimizin aynı zamanda hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olması gerekmiyor.* Kuaförde kimse yüzümüzü kolonya ile ovuşturarak gözlerimizi yuvalarından çıkartmıyor. Bir de başımızı öne eğerek saç yıkatmıyoruz... * Arabamızın yolda patlayan lastiğini değiştirmeyi bilmesek de olur.* “Ya ereksiyon olmazsa”, “Ya kısa sürerse...” gibi bir sorunumuz yok. * Kişiliğimiz, kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değerlendirilmiyor.* “Gerçek mi, rol mü yapıyor?” gibi bir şüphemiz yok. * Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması ya da bir aracın bizi sollaması gururumuzu incitmez. * Dünya yerle bir olsa önce kadınlar ve çocuklar!* Bedenlerimize tapınacak bir karşı cins varken, kozmetik ürünleri ve estetik cerrahının olanaklarından sonuna kadar yararlanıyoruz.* Tecavüze uğradığımızda cinsel tercihimizi değiştirmek zorunda değiliz.* Meslek grubunda “ev kadını” diye kebap bir şeçenek var...* Rahatlıkla “3 dubleden sonra feci sarhoş olurum” diyebiliriz..* Blue-jean’lerimizin muhtelif kısımları diğer taraflarına göre dengesiz biçimde durmaz-beyazlamaz... Ya da sararmaz...* Ayakta kalmak (!) için 1.5 porsiyon kaymaklı künefe yememiz gerekmiyor...* Evde bozulan bir aleti, onarmaya çalışıp bir daha kullanılmayacak hale getirmek yerine tamirci çağırmak rasyonalitesine sahibiz.* Övgü ve komplimanlar sadece ruhumuzu okşar geçer, ikna etmeye yetmez... Gururu okşanan bir erkek neyi reddeder ki?* Toplum içinde organ düzeltme stresimiz yoktur.Yeter mi?
İster öyle bir çevrede yaşayın ister yaşamayın... İster muhafazakârlık deyin ister ahlaksızlık...Hayatımızda hâlâ, “kızlık” diye bir kavram var.Ve tabii bir de, kızlık zarı...Bunun önemsenip önemsenmemesi üzerine yazmayacağım tabii ki...Doğru olup olmadığını da bu saatten sonra tartışacak değilim. Ama var.Böyle bir durum var.Bu durumun üzerine bir de o kızlık zarının dikilmesi geliyor ki, işte orada duracağım. Yani konumuz “Kızlık zarı diktirilmesi...” Bu doğru mu, değil mi?Haydi biraz daha trendy sorayım,“Etik mi, değil mi?” ETİK Mİ DELİK Mİ? Mısır Başmüftüsü “Kızlık zarı diktirmek helaldir. Ancak kocalarına söylemeleri gereksiz. Bu bir dürüstlük sorunu değildir” demiş.Tartışma buradan çıkıyor yani.Aynen katılıyorum.Bunun bir dürüstlük sorunu olmadığı ve kocalarına söylemeleri gerekmediğinde hemfikirim.Ha... Helal mi?Dini açıdan bilemem ama şahsi “helaller” listemde yeri var.Helal! Üstelik espri falan da yapmıyorum.Hatta üç kere, beş kere de diktirilebilir.Madem ki erkeği bunu istiyor...Madem ki buna takmış...Madem ki bunu arıyor...Ve en önemlisi, madem ki aradığını orada buluyor...Al sana kızlık zarı.Al.İşte benim mantığım bu.Bir daha mı istiyorsun?Bir daha söyle...Bir daha...Ne kadar istersen, itin olur.ORİJİNALİ HANGİSİ Daha da abartabilirim.Bu iş öyle çoğalsın ama o kadar çoğalsın ki böylece bu adamların inancı körelsin.Yani o kadar yaygınlaşsın ki bu adamlar kızlık zarı diye tutturdukları ahlak perdesinin aslında ne kadar basit bir kandırmacayla kapanabileceğini görsün. Ne kadar kolay kandırılabileceklerini anlasınlar.İsteyen her kadının onu aldatabileceğini bilsinler.Belki böylece kızlık zarında bir şeyler aramaktan vazgeçerler.“Ne var ki? İsteyen ‘kız’ olabiliyor zaten” zihniyetiyle belki hani belki...Belki böylece önemini kaybeder. Zira onları eğiterek bir yere gelemeyeceğimiz kesin. Daha doğrusu eğitemeyerek...Yoook...Yine de vazgeçmezlerse...Zaten orgazm taklidi dalında dünyada ön sırlardayız, bunda da oluruz.Onlar da, hangi zarın bir doktor elinden çıktığını, hangi zarın orijinal olduğunu anlamak için bir kumar oynasın.Mesela bir zar atsınlar.Dübeş gelirse...Gelir mi ki?
Kadınlar bu fikrimden pek hoşlanmadılar...“Siz de kendinizden büyük birini bulun” fikrimi...Hani geçenlerde, “Adamlar genç kadınlara kaçıyorsa, kadınlar da kendilerinden büyüklere gitsin” demiştim ya...50’yseniz 60’lık bulun gibi...İşte bu fikrimi hiiç beğenmediler.Diyorlar ki:“50 yaşında tanıdıklarım var, birçoğu fıstık gibi... Yüksek sosyoekonomik düzeydeki kadınlar kendilerine iyi bakıyor.Şimdi düşünüyorum da onları 60’lık, 70’lik erkeklere teslim etmek, ‘Al sen bunla idare et’ demek haksızlık resmen.60 yaşında bir adam, yani çoğu, Türkiye şartlarında dayanılmaz (çekilmez) oluyor.Yazık o kadınlara...” Duydunuz mu?Erkeklere diyorum, duydunuz mu!Böyle anılıyorsunuz, “çekilmez.” Ama haksızlık etmemek lazım, aralarında iyileri de var.Nasıl ki 50 üstü kadınların hatta 40’tan sonraki kadınların hepsi taş gibi değil, erkekler de öyle.Tamam, oran kadınlar kadar yüksek değil ama onların aralarında da kendilerine iyi bakanlar var.YÜZEN ADAMLARDAN ŞÜPHELENİYORUMEskisi gibi değil yani. İlerleme var.Yüzüyorlar, havuzdan çıkıp ağırlık çalışıyorlar, yürüyorlar falan...Gerçi ben yüzenlerden biraz şüpheleniyorum ama...Nasıl mı?Ne bileyim, ‘çok yüzenler az seks yapıyor’ gibi bir hisse kapıldım.Ya da ‘az seks yapanlar, çok yüzüyor...’İkisinden biri ama hangisi?Bu tezimi başka bir zaman uzun uzun anlatırım.Yani adamlar kendilerine bakmaya başladı.O halde önemli olan ne biliyor musunuz?Vücut ikizinizi bulmak.Bu yaşlarda önemli olan artık “vücut yaşı.” Alın bir başkası:“İyi hoş, çok güzel yazmışsınız da 60 yaşındaki adam, yaşıtları 30’luk kadınlarla beraberken kendisi niye 50 yaşındaki kadınla beraber olsun? O da 30’luk ister. Yok menopoz, yok estetik krizleri niye uğraşsın ki? Ben Nişantaşı’nda bir kafede otururken iki tane tonton amcanın konuştuklarına kulak misafiri oldum. Önce ne tatlı tontonlar derken duyduklarımdan sonra dudaklarım uçukladı. İkisi de sevgili yapmış, birbirlerine nasihat veriyordu. Şimdi bu amcalara, ‘yaşınız başınız kaç? Torun torba sahibisiniz, sizi kim ne yapsın?’ diyebilir miyiz?” Hayır, diyemeyiz. Demeyiz de...Ama...Kendisine iyi bakmış 40 ya da 50’lik bir kadın (botox’lular hariç) her zaman 30’luklardan daha iyidir.En azından 60’lık erkekler için...Yoo...Daha da ileri gidiyorum, bütün erkekler için...Var mı itirazı olan?
Yok, zırrr olmaz, çünkü o sırada ev değil cep telefonu çalar.Artık melodisi neyse, o.Mesela, “Aşkııım, baksana bana, aşkııımmm...” Yine her şey yolunda gitmiş ya da gitmemiş ama oraya kadar gelmişsiniz...Nereye kadar?Onu da ben mi söyleyeceğim? Oraya kadar işte!Yalnız kalmışsınız nihayet. Çorap çıkarma faslını falan kazasız belasız atlatmışsınız... (Atlatmışsınızdır artık o kadar tüyo verdik.)Tam havaya girilmiş...Önsevişmeyi bile geçmişsiniz...İşte tam o sırada, “Aşkııımmm baksana bana, aşkııımmmm” diye çalmaya başlıyor.ARABADA 5, EVDE 15 Bu arada, internetten en çok indirilen melodilerin başında Ankaralı Namık’ın “Arabada 5 evde 15” geliyormuş ama biz Nazan Öncel’i tercih edelim.Evet tam o sırada cep telefonunuz çalmaya başlıyor.Ne yaparsınız?Ben biliyorum.Tabii ki herkes aynı şeyi yapmıyor. Sevgililer, evliler ve yasak aşkçıların tavırları farklıdır.Sevgililer de aralarında ikiye ayrılır.Yeni sevgililer telefona bakmaz.Çalmaya başladığında bir-iki saniye durulur, “Amaaan, çalsın. Kimse, kim? Sonra bakarım” diyene kadar... O andan sonra sesini bile duymaz. O, orada bağırır durur, açan olmaz.Eski sevgililer yani eskiden kastım eskimiş olanlar, bir başka deyişle sevişmeye alışık olanlar (birbirleriyle yani) o çalan telefonu ne yapar eder, açarlar.En azından “kim arıyor” diye bakarlar. Arayan çok ama çok lüzumsuz biriyse telefon açılmaz. Ama görünmeyen numaraysa bile açılır.Onun o halde telefonla konuşması en az çorap çıkarması kadar abestir. Etikten falan bahsetmiyorum. Yani sevişme adabından...Görünüş olarak...Komiktir.Yok yok; trajikomik...Gözünüzün önüne getirin. Aynen öyle işte...Telefonla konuşur, sonra da utanmadan sizi bıraktığı yerde bulmak ister.Hem de bıraktığı gibi...Zaten sevgililik “eski” sıfatını böyle böyle hak etmeye başlar. Gelelim evlilere...Onların cep telefonları çalmaz.En azından o sırada çalmaz.Genellikle akşamları, el ayak çekildikten sonra yaptıkları için, kim arayacak ki?Olur ha çalarsa da hemen açarlar.Ama “hayırdır inşallah” diye...Öteki de hemen sorar: “Kimmiş?” Hııı...Yasak aşkçılar...Onlar her çaldığında telefonu açmaya adeta mecburdur.Zaten o ihtimal için bahaneleri de hazırdır. Yani tam o sırada evden gelecek telefon için hazırlığı vardır onun.Normal zamanda duymadığı birçok telefon için, “duymadım n’apayım” ya da “tatlım şarjım bitmiş”i rahatlıkla söyleyebilen yasak aşkçı, böyle anlarda aynı rahatlığı gösteremez.Suçlu ya...Telefonu açar ve önceden hazırladığı yalanı hemen söyler. Öyle de rahat söyler ki!Hatta o telefondan sonra rahatlar. “Ha aradı, ha arayacak” stresi üzerinden kalkmış olur.Yasak aşkçılar telefonunu kapatmaz.Onların şarjları bitmez.Şarjları bitmez...Şarjları bitmez...