Gözünüz aydın, kadın viagrası çıkmış

26 Mart 2007

Kadınların cinsel dürtülerini artıran bir ilaç geliştirilmiş.Kadın viagrası yani...Farkı, bu hap değil bir plastermiş.Tıpta son nokta...İnanılır gibi değil.Akılları fikirleri orada diyorum, inanmıyorsunuz.Bununla uğraşacağınıza, kanserle falan uğraşsanız ya...Ama yook...Sevişmek istemeyen kadınlara hasta muamelesi yapıyorlar.Yahu belki canı istemiyor. Belki seninle istemiyor.Belki öyle bir şey yaptın ki, ya da hep yapıyorsun ki, kadın soğudu senden.Kendini sevdireceğine, istenir hale getireceğine plasterden medet umuyorsun.Yahu kaç kere söyleceğim, kadınların sevişememe gibi fiziksel sorunları olmaz. İstiyorsa yapar.Bazı hastalıklar hariç ki, zaten bu plaster ona iyi gelmiyormuş.Diyor ki, “Viagra gibi mekanik etkiyle değil, seksle ilgili düşünceyi tetikleyerek çalışıyor”muş.Aklımıza düşürecek yani...Düşünsenize, kadın temizlik yaparken adam, “Hanııım... Taksana şu sana aldığımdan. Hani var ya...” diyor.Yerleri süpürürken kadın, üzerinde temizlik kıyafeti, diz yeri yapmış bir eşofman mesela, “Dur şu etkisini gösterene kadar bu odayı da alıverereyim” derken...Birden değişiyor, elektrik süpürgesini falan başka türlü algılamaya başlıyor.Sonra süpürgeyle lap dance yapmaya başlıyor...(Hani, şu adam oturuyor da, kadın karşısında seksi seksi dans ediyor ya, ondan.)Saç baş bir tarafta elektrik süpürgesiyle seksi hareketler yapmaya başlıyor.Adamın üzerine üzerine...Gözlerinin içine baka baka... Parmağını dudaklarına falan götürüyor ama eller leş gibi...Şişme bebek muamelesiKaçın, bizi de kendilerine benzetmek istiyorlar.Neydi? Bunlar dakikada bilmem kaç kere seks düşünüyorlarmış ya...Öyle olalım istiyorlar.Sokakta yürürken öyle bir bakalım ki, hemen orada hatta hiç konuşmadan...Gerçekten inanılır gibi değil.Bedavacılar.Artık sevişebilmek için bile kıllarını kıpırdatmak istemiyorlar. Ne uğraşacak; yemeğe götür, evi topla, kahveye çağır, bin dereden su getir, yok çok güzelsin de, galiba aşık oluyorum da...Ya da, yok yorgunum bütün gün evi temizledim, çocuklar ütü, yemek, vırt zırt dırdırı... Ne uğraşsın?Yapıştır plasteri, kadın üzerine atlasın.Çıkart, iş yapsın.Yine yapıştır, panter olsun.Tak çıkar, tak çıkar...Şişme bebek muamelesini yapacaklar... Bir de reçeteyle satılacakmış.Ne diyeceğiz ki, doktora? “Doktur Bey, benim canım istemiyor da...” “Neden hanımefendi?” “Benim adam biraz hıyar, biliyon nu?” “Olur mu hanımefendi? Hıyar mıyar... Ne biçim laflar bunlar... Alın, takın siz şu plasteri. On dakika içinde o hıyar ... ”

Devamını Oku

Sürpriizzz...

25 Mart 2007

Birden ışıklar açılır, herkes bir ağızdan başlar:“İyi ki doğduuun Ahmeeet...” “İyi ki doğdun, İyi ki doğdun!” “İyi ki doğduuun Ahmeeet...” Bir de, “mutlu yıllar” versiyonu var.Ahmet de hiç anlamamış ya da bilmiyormuş gibi çok sevinir.Şimdi sürpriz parti ya, herkes anlaşmalı, sabahtan itibaren kimse onu aramaz. Kimse yaşgününü kutlamaz. Herkeste bir tuhaflık vardır. Zaten iki üç gün önceden garip fısıldaşmaların farkındadır. O gün yani doğum gününde kös kös eve gider.İşte orada, birden ışıklar yanar...Sürpriz yaşgünü partileri vardır ya, ondan bahsediyorum.Son yıllarda çoğaldı da o bakımdan.Ne zaman bir sürpriz partiden söz edilse aklıma hep aynı şey gelir.Eski bir filmdeydi...Adam eve geliyor, kapıyı açıyor, ev karanlık. Belli ki kimse yok. Ya da karısının içeride uyuduğunu falan sanıyor.Usulca telefona doğru gidiyor, numarayı çeviriyor:“Aşkım, keşke seninle birlikte olsaydık. Seni çok istiyorum” gibi bir laf ediyor.Vee...Birden ışıklar yanıyor...Ama o doğum günü şarkısı söylenmiyor tabii...HEM DE HALININ ÜZERİNDE...Ben de bunun başka bir versiyonunu düşünürüm. Adam mesela başka bir kadınla, hem de halının üzerinde...Zaten o gün kimse aramamış ya, kendi programını yapmış.Tam o sırada, kapı çalınıyor.Adam kapıyı bir açıyor ki, tanıdığı ne kadar insan varsa kapıda...Şapkalarla falan...Al sana sürprizin âlâsı.Şimdi sakın mantık yürütmeyin, “Niye kapıyı açsın ki?” falan diye. Açmış işte.Çok çalmış, açmış.Hani bir de, televizyonlarda, “bahar geldi” haberleri vardır ya...Şehirden, parklardan görüntüleri verirler...Genç kız sevgilisiyle gizlice buluşmuş mesela...Akşam haberlerine çıkıyor.Ailece(!) seyrediyorlar...Köprüden geçen bilmem kaçıncı kişi gibi...O da, birlikte görünmemesi gereken biriyle mesela... Bir anda kameralar üzerinde.Neşeyle... ORTADA BİR YALAN VARDedim ya, bu aralar sürpriz doğum günü partileri moda diye..Açık söyleyeyim, sinir oluyorum.Hem öyle bir partiye davet edilmekten hem de böyle davet verenlerden...Ne demekse?Koskoca insanlar...Bir de, “Ne hediye alacağım?” derdi...Ortada bir yalan, yapaylık var...Eski Amerikan gençlik filmlerinden çalıntı bu işi bizde genellikle bunalımlı orta yaş kadınları akıl ediyor.İçlerinde mi kalmış ne? Yoksa başka bir ruh hali mi?Sahiplenmek mesela...Ağır baskı var ama... “Bak ben sana ne kadar önem veriyorum. Ona göre...” gibi. Ne bileyim? Yoksa, “Sen de benim doğum günümde bir şeyler yap” demek mi?Bir ihtimal daha var tabii:O da benim ruhsuzluğum...

Devamını Oku

P şifresi... Popülerlik yani...

22 Mart 2007

Edebiyat çevreleri, büyük penise sahip bir adamın hayatını anlatan romanı kimin yazdığını tartışıyormuş.Enis Batur’dan şüpheleniyorlar.Roman’ın adı “P” ve yazarın ismi de Enis Roman ya, o bakımdan...Hatta Enis Batur’un, yıllardır bir türlü ‘en çok satanlar’ listesine girememesi üzerine, “Bir gün öyle bir roman yazacağım ki, yer yerinden oynayacak” dediği de iddia ediliyor. Popüler kültüre tepki manasında...Biraz, “Penisimle yazarım ben bunları” havasında...Biraz da, “Siz buna layıksınız” ukalalığında...Halbuki neyinle yazarsan yaz, bize ne? Ayrıca kimin neye layık olduğunu nereden biliyorsun?Belki sen buna layıksın. Her kimsen? O mu yazdı, kim yazdı bilemem ama...Her kim yazdıysa bunu; ‘çok satar, popüler olur’ tepkisi ya da umuduyla yazmamıştır.‘Kadınlar kıçını başını açınca popüler oluyor, ben de penisimi açayım’ gibi basit bir formül de değil bu. Kendisini tutamadığındandır...Olsa olsa, her erkek gibi penisine olan hayranlığını bir şekilde ifade etmek istediğinden.Herkesin eli kalem tutmuyor tabii...Mesleğine, kişiliğine, gelişmişliğine göre değişiyor tezahürü...Kimi taciz ederek, kimi şiddet kullanarak, kimi resim yaparak, kimi konuşarak, kimi çok çalışarak... İşte kimi de yazarak...O kaddar mühimdir yani...DİREKT ORAYA BAKARLARHayranlar ya, ona ne laf söyletirler ne üzülsün isterler.Penislerine yani...Bir laf söylenecekse, onu da sadece kendileri söyleyebilir.Erkeklerin dostu, aşkı, sırdaşıdır o.Zaten dikkat edin, bir erkek boş kaldığı anda direkt orasına bakar.Hani işin gücün bittiğinde, “Ne yapsam? Kimi arasam?” diye düşünürsün ya, bunlar, “Ne yapsak?” diye oralarına bakarlar.Bu yüzden mesela otel odalarında akılları kayar. Çünkü ikisi baş başa kalır orada.Mesela bu yüzden aldatmalar, kaçamaklar çoğaldı.E, tabii... Eskiden ev geçindirme dertleri, çocuk sorumlulukları falan vardı.Hatta evdeki ufak tefek tamiratları bile yaparlardı. Boş kalmıyorlardı yani...“KALK, BİRAZ GEZELİM”Şimdi?Kadın da çalışıyor, ev geçindirme sadece onun işi değil. Çocuğa bakıcı tut, için rahat etsin. Tamirci çağır, bozulanı düzeltsin.Bir perde asacaklar, bir bulaşık makinesini boşaltacaklar bin dereden su getiriyorlar.O nasıl bir tavır? O nasıl bir kibir?Bir de yaptıktan sonraki havaları... O ne öyle? Sanki ikiz kuleleri inşa ettiler... Yani bunların aklını oyalayacak şeyler azaldı. Veee....Dolayısıyla boş zamanları...Yine veee...Boş kaldıkları anda ne yapıyorlardı?Oralarına bakıp, “Ne yapsak?” diyorlardı.Penisin vereceği cevap ne olur ki? “Kalk biraz gezelim...” Yani diyeceğim, bence o kitabı yazan Enis Batur değildir. Onu tanımıyorum ama penisinin ne kadar büyük olduğunu söylediğinde, yer yerinden oynar sanacağını düşünmüyorum.

Devamını Oku

Modern kadının ayıpları...

21 Mart 2007

“Eskiden ne güzeldi değil mi. Kendimizi kandırabiliyor, başkalarına kanabiliyorduk.” - Nasıl yani? - Yani bir erkek, “bana gidelim, şarap içer konuşuruz” dediği zaman gerçekten de öyle olacağını zannederdik. Ya da kendimizi kandırırdık.- Eee?- Ne ee’leyip duruyorsun? En azından bir hareket vardı. “Öyle yaptı, böyle dedi” diye oyalanıyorduk.- Hı-ı?- Hı’sı bu işte. Şimdi ne yapıyoruz?- Ne yapıyoruz Ayla?- Adam daha, “akşam ne yapıyorsun?” derken, “işim var” deyip kestirip atıyoruz.- Doğru söylüyorsun. Ama dikkat edersen kestirip atmayacağımız birine de rastlamıyoruz.- İşte ben de bunu söylüyorum sana. Eskiden adamdan hoşlanmasak da “hayır” demeye utanırdık. Ayıptı sanki...Ayıptı sanki...Eskiden...Eskiden dediği 30’lu yaşlar...“ŞARAP İÇER SONRA DA...” Aynen söylediği gibi; o yaşlarda genç adam, “Şarap içip konuşalım biraz” dediği zaman genç kadın buna inanır.Hele biraz da hoşlanıyorsa...Öyle çok değil, birazcık bile beğeniyorsa, “tamam” der.Bu “Tamam” iki taraf için de farklı anlamlar taşır.Erkek tarafı için, “Evet oğlum, kuş kafese girdi. Aklını kullan, yanlış bir hareketle kızı kaçırma. Yavaş yavaş yaklaş” demektir.Kadın tarafı için de... “Ayy... Ne güzel... Benimle konuşmak istiyor” dur.Sonuç mu?Anlatacağım...Adam “benim eve gidelim” dedi ya, kadın orada biraz huzursuz olur.Ama belli etmez.Çünkü ayıptır sanki...Yani, “hayır senin evine gelmem, tehlikeli olur” demek, “ben senin bildiğin kızlardan değilim” efekti yaratacaktır.Ne o öyle? Aptal kadınlar gibi...“Gelemeem... Bir şey yaparsın sonraaa...” mı diyeceksin? Şehirli bir kız olarak o eve gidip gayet normalmiş gibi davranman gerekir.“Erkek arkadaşın evine gitmekte ne var ki” havalarında... Gitmek değil, gitmemek ayıptır adeta...ÖNCE KOLUNU OMUZUNA ATARSonra... Gidince yani...Evet, konuşursunuz biraz. Biraz ama... Derken genç adam ne yapıp edip yanınıza oturur. Vee... Önce çaktırmadan kolunu omzunuza atar falan... Orada da “dur” demek de, ayıptır sanki... Ne o öyle? Böyle böyle, gerçekten istemediğiniz noktaya kadar gelinir. Artık ondan sonrası sizin “ayıp sanki” sınırınızın boyutuna göre değişir. Ama böyledir işte... Modern kadının kendine göre, biraz da nasıl ayarlayacağını bilmediği ayıpları vardır.“Yaa adama o kadar kur yaptım, şimdi hayır demek ayıp olur sanki” tadında...Buna benzer bir sürü durum yaşarlar. “Hayır” ın ayıp olacağını sandıkları durumlar.Halbuki ne gerek var değil mi? Başından bilsek... Hani erkek geyikleri vardır ya...“Abi, ne diye lafı dolandırıyoruz ki, kıza direkt soracaksın, ’sevişecek misin, sevişmeyecek misin?’diye...” (Aslında başka bir fiil kullanırlar da...)Sonra da bu fikirlerine kahkahalarla gülerler... Onlara bile komik gelir bu fikir. Sonra öteki lafa karışır:“Oğlum, yazılmış bunlar... Kızın seninle sevişip sevişmeyeceği... İyi mi, kötü mü olacağı... Hepsi yazılmış zaten. Ne merak ediyon ki?”

Devamını Oku

Aldatmalardan aldatma beğenmece...

20 Mart 2007

Empaticilik oynacağız şimdi... Soruyu sormuş, birkaç da cevap almışlar dergide.“Partnerinizin tek gecelik bir ilişki yaşamasını mı yoksa birine gönlünü kaptırmasını mı tercih edersiniz?” Bana ne soruyorsunuz, ben mi yatacağım? Gidin partnerime sorun.Hangisini tercih edermiş bakayım.Siz bana hangi durumda ne yapacağımı sorun.Hayatımda böyle saçma soru görmedim. (Böyle cümleler vardır ya...)Son zamanlarda bir de şu cümleye taktım: “Bırakalım artık bunları konuşmayı. Sarıl bana.” Ne konuşuyorlarsa, hemen de kesiveriyorlar. Yoksa “sarıl” dediği için mi hemen lafı bitiriyor, nedir?Nasıl bir cümledir bu?Ya ne alakası var konumuzla bunun.Tek gecelik ilişki mi yoksa gönlünü mü kaptırsın? Hangisi sizin için daha iyi diye soruyorlar.Yani bizim için değil, partnerin hangisini yaşarsa daha kabullenable olur?SINIRLI CİNSELLİK Ben seçimimi yapmadan önce birkaç soru sormak istiyorum.Sorabilir miyim?Mesela...İkincisinde yani gönlünü kaptırma seçeneğinde, seks var mı, yok mu?Ona göre...Gönlünü kaptırmış yani konuşup düşünüp duruyor manasında mı?Seks meks yok.Belki sadece partneriyle sevişirken onu düşünüyor... Bu kadarla sınırlı bir cinsellik...O çerçevede...Yoksa hem gönlünü kaptırmış hem de...Hem de bizim yatağımızda...Yok canım, herhalde bu seçenekte sevişilmiyor... Öyleyse bunu seçmek için biraz salak olmak gerekiyor. Ya da yalancı...Hani güya sevgilisinin iyiliğini istiyor... Seviyor ya, gerçek sevgi!TEK GECEYLE KALMAZ Gelelim öteki seçeneğimize...Orada da aklıma takılan noktalar var.Mesela...İlişki tek gecelik ya...Gece iyi mi geçiyor, kötü mü? Yoksa vasat mı?Bu önemli.Tek gece olduğuna göre ya vasat ya da kötü geçmiştir herhalde değil mi?E, iyi geçse tek geceyle kalmaz o.Bırakmaz peşini...Aklı kalır.Zaten..Yani zaten bir kaçamak, “Bu tek gecelik olacak” diye yapılmaz. Onun tek gecelik olup olmayacağı önceden belirlenemez ki.O gecenin performansına bağlıdır. Bıraktığı tada...Yani sonradan anlarsın onun kaç gecelik olduğunu...Düşünsenize, harika bir akşam geçirmişsiniz, uçmuşsunuz... “Tatlım, kusura bakma. Bu tek gecelikti. Şans işte! Keşke uzun süreli ilişkiye rastgelseydin. Zaten şöyle bir düşündüm de yaptıklarımızı, bundan seviyeli bir ilişki de çıkmaz. Hadi bye...” mı diyeceksin?Yooo...Ne diyeceksin?Tamam şimdi buldum.O cümlenin nerede kullanılabileceğini buldum.Ne diyeceksin biliyor musun?“Bırakalım artık bunları konuşmayı...Sarıl bana...”

Devamını Oku

Her evli en az bir kere bu hayali kurar

19 Mart 2007

“Gece karımın yanında yatarken boşanmayı düşünürdüm, teklif eşimden geldi.” Fazıl Say’ın sözleri bunlar. Demek ki eşi de onun yanında yatarken aynı şeyleri düşünüyormuş.Düşünsenize, ikisi de birbirlerine arkalarını dönmüşler, uyuyormuş gibi boşanma hayalleri kuruyorlar.Onları eleştirmeye kalktığımı sanmıyorsunuz değil mi?Sanmayın.Her evli insan hayatında en az bir kere bunun hayalini kurar.Boşanma hayali kurmak için evliliğinin ille de çok kötü olması gerekmez.Hatta hiç kötü değildir.O kadar kötü değildir ki, boşanmanın sadece hayalini kurabilirsin. Sadece sıkılmışsındır. Yok, sıkılmak da değil, öteki hayatı yaşamayı istemek bu aslında...Bekârlığı...Çünkü evlenirken şimdiki imkânlarınız yoktur. Maddi-manevi yoktur. Yani ne aklın ne de paran bekârlığın tadını almaya yeterlidir.Sanki şimdi tam sırasıdır.Şimdi bekâr olsan var ya...ŞÖYLE, AZ EŞYALI BİR EV Ama her şey iyi giderken, nasıl, ne diye boşanacaksın ki?Ya dedim ya, boşanmak da istemezsin aslında da keşke ikisini birden yaşayabilsen değil mi?Olmuyor işte...O halde başlarsın hayal kurmaya...Asla gerçekleşmeyecek bir boşanmanın hayalini... Her evlinin en az bir kere aklına bu gelir dedim ama...Bu fikir insanın aklına bir kez düştükten sonra bir daha çıkmaz. Arada sırada aynı hayali kurmaya devam edersin. Bazen kısa kesersin, bazen de hayalin cılkını çıkarırsın.Nasıl çıkarırsın?Artık plan kurmaya başlarsın. Hayalini gerçeğe yaklaştırırsın.Gece yattığında gözlerini kapatıp evini döşersin; şöyle az eşyalı bir ev... Kocaman bir plazma falan. İstediğin cep telefonunu ya da konsolu alırsın...Hesap vermek, sormak falan yok, düşünsene... “Oh bee...” Yeni birileriyle tanışırsın ya da o sırada taktığın birini tavlarsın. Sonra bir bakarsın ki sabah olmuş. BİR ŞEY OLMUŞ, ÖLMÜŞ MESELA...Bazen bu hayalini işe de taşırsın. İşte burada hayal plan haline dönüşür. “Evi ona bıraksam...”, “Ayda ne kadarla geçinebilirim?” gibi soruların cevabını ararsın.Hesap kitap yaparsın. Yazarsın bile...Bazen bu kadarla da kalmaz.Hatta, bu da bir şey mi?Akla daha neler gelir, neler...Mesela onun öldüğünün hayali...En temizi budur.Çünkü her şey düzgün giderken boşanamayacağınıza göre, hatta bunu istemediğinize göre, en iyisi onun bir şekilde ortadan kaybolmasıdır.Öldürmek falan değil ha, bir şey olmuş, ölmüş mesela...İnsan aklına gelenden utanır. Hatta sonra da korkar.Tahtalara vurur üç kere... “Allah korusun” diye...Hatta öyle bir şey olsa, üzüntüden kahrolur.Ama yine de bunu düşünmekten kendini alıkoyamaz...Evet, bunlar her evlinin en az bir kere aklına gelir...Bazı şanslıların da başına... (Ölüm hariç.)

Devamını Oku

Asosyal erkek dize gelir mi?

18 Mart 2007

Dize, kola, bacağa, göğüse ve başka uzuvlara gelir de... Mecazi anlamında sorarsak bu ‘dize gelmeyi...’“Sosyalleşir mi?” diye...Veya bir hata yapıp...“Düzelir mi?” diye sorarsak...Açık konuşayım, “hayır”; “sosyalleşmez” ya da “düzelmezler.” Asosyal bir erkeği en fazla ayda veya iki ayda bir bara ya da tavernaya götürebilirsiniz. (O da şanslıysanız.)Her zaman, “Hayır” diyemez çünkü... Üç “hayır”dan sonra bir “evet” demek zorunda hisseder kendini.Böylece;“Hiç gitmiyoruz” dırdırından kurtulur.“Asosyal” damgasından yırtar.Evet, arada bir gider.Gider ama onu orada dans ettiremezsiniz. Bunu unutun.SEKSİ DANS EDEN KADINLARÖnce “Hadi kalk biz de dans edelim” diye heveslenirsiniz.Yalaka bir ses tonuyla. Yok yok, daha da kötüsü; yalvarırcasına...Bu “casına” eki de ne tuhaf!‘Delicesine’, ‘çıldırırcasına’ gibi... İnsanın aklına başka şeyler getiriyor.Kadınlar yalvarırcasına bir yalakalık içinde sorarlar o soruyu...Ama nafile...Baktı adam kararlı, o halde kadın kendisi başlar dansa...Ama masanın yanıda...Öyle fazla açılmadan.Ve bir kadın arkadaşıyla karşı karşıya...Dikkat edin; hele son zamanlarda, dans edenlerin yüzde 80’i kadınlar...Eskiden sinir oluyordum kadınların bu hallerine...Şimdi olmuyorum. Seksi dans edenler hariç ama...Hani saçlarını elleriyle başının üzerine toplayarak, kıvıra kıvıra...Dudakları da bir şekil alıyor ya, onlara göre seksi...Nedir bu ya?Dudağını dışarı çıkar, saçını elinle topla, çok seksi ol.Bu mudur seksilik?Hadi de ki, seksi oldun!N’apıcan?Ne demek istiyorsun?“Bak ben bunu yapıyorum, daha neler neler yaparım” gibi falan mı?Aslında erkeklere sormak lazım. “Bu hareketleri yapan kadından ne anlıyorlar” diye...Ben de salak mıyım, neyim?Ne anlayacaklar ki.Sanki oradaki diğer kadınlar senin şu hareketlerini yapamaz...Ya, konumuz bu değil. Bunları sonra yazarım.Bar veya tavernadayız demiştik... Hani slow parçalara geçiş zamanı vardır.İşte o an.Çok fena...Kadın yerine oturur ve nedense(!) bekler.Adamın onu dansa kaldırmasını bekler.Evet, nedense! Nedense çünkü, o zamana kadar, hatta hiçbir zaman seni dansa kaldırmamış o adam bunu şimdi neden yapsın ki? O sırada pistte yaşlı bir çift nefis bir ritimle dans etmektedir. Tangovari...Kısa boylu, biraz tombul çift neşelidir... Hatta yaşlı adam biraz hınzırdır.Tatlı şımarıklıklar yapar. Tuhaf hareketlerini herkes sevimlilik diye karşılar. Herkes sevecen ifadelerle onları seyreder.Kadınlar özenir.Sonra kadın son bir hamle yapar, adamın elinden tutup çekiştirir, “Hadi yaa... N’olur!” Adam ne yapar?“Saçmalama ya, otur” der.Kadının suratı o anda düşer. Oturur. Neşesi de kaçar.Eve dönerken ya kavga çıkar ya da hiç konuşulmaz. Sevişmezler de...Aslında konumuz bu da değildi.“Asosyal erkek dize gelir mi”ydi. Konuyu hemen toparlayayım.Dedim ya... Gelmezler...

Devamını Oku

Böyle intikam olmaz ki...

15 Mart 2007

Bu intikam meselesi önemlidir. Önemliden öte, kritiktir.Tanıdığım bütün önemli kişilerin hayatında, okuduğum bütün başarılı kişilerin biyografilerinde, konu intikama gelince hepsinin aynı noktada durduğunu gözledim. Durduğunu...Evet, konu intikam olunca duruyorlar.Birçoğu, “Hayatımdan bu duyguyu çıkardım” diyor. Peki gerçekten de o derece midir, nirvanaya ermişler midir?Sanmıyorum.Sadece büyük adamların intikam çıtası yüksek oluyor.Öyle, ete süte intikam duygusu beslemiyorlar.Ne yapıyorlar?Dedim ya bekliyorlar.Çin atasözündeki gibi:“Nehrin kıyısında yeterince beklersen düşmanının cesedi önünden mutlaka geçer.” İlahi adalet gibi bir şey... Ama popüler hayatta böyle değil.Sıradan insanlar, acemi ruhlar daha sabırsız. Aynı acıyı onun yüzünde hemen görmek istiyorlar.Sıcağı sıcağına...Kendi acısı küllenmeden.Yaralı bir hayvan gibi saldırıyorlar.Yani öyle bir şey yapacaksın ki, onun da canı yansın.Amacımız bu değil mi?Hatta senin incindiğinin beş misli incinsin. O da yaralanmadan ruhun huzur bulmayacak.E, peki o zaman.Alalım intikamımızı...Alalım da nasıl alalım? Kısasa kısas...Yoksa acı çeksin de nasıl çekerse çeksin mi? O anda mı, yoksa nehrin kıyısında beklemeli mi?Huzuru hangisinde buluruz?ÖNCE ERKEKLERE SORALIMHadi işi genelden çıkartalım, çerçeveyi biraz daha daraltalım. Şu İngiliz şarkıcı gibi...Lily Allen. “Ondan intikam almak için bütün arkadaşlarıyla yattım” diyor.Hadi bakalım.Böyle intikam olur mu?Önce erkeklere soralım:Sevgilinizin bütün arkadaşlarınızla yatması kanınıza dokunur mu?Ben hemen cevap vereyim: Dokunur.“Aman, ne halt ederse etsin. Bana ne? Kendisini düşürür” deseniz bile...Düşünsenize, artık kendinize yeni bir hayat kurmanız gerekecek.Bütün arkadaşlarınızı değiştirmeniz...Hepsiyle küseceksiniz ya...Küseceksiniz değil mi?Yahu, bugün onunla yatan yarın başka sevgilinizin de peşinden gider...Arkadaşınızı, işinizi, mahallenizi değiştirmeniz gerekecek.Hepsiyle yatmış çünkü...Yeni baştan bir hayat kurmanız lazım.DEĞER Mİ?Şimdi sıra kadınlarda...Sevgilinizin bütün arkadaşlarıyla yatınca içiniz rahatlar mı?Ondan intikam almak için...Bütün arkadaşlarıyla...Bir daha düşünün.İşin bir de öteki boyutu var ki, işte o içler acısı...“Arkadaşlar.” Arkadaşının sevgilisiyle yatan adamlar...Aklıma o fıkra geldi:Hani kadın üç adamı eve almış, o sırada kocası gelmiş. Kadın hepsini bir yere saklamış. Koca önce dolabı açmış içeride bir adam, “efendim, dolabın tamiratını yapıyordum” demiş. Koca “tamam o zaman” deyip adamın parasını ödemiş. Az sonra yatağın altından tıkırtılar gelince bakmış ki, orada da bir adam. “yatağın kalite kontrolünü yapıyordum” demiş o da. Koca, “tamam o zaman” deyip parasına ödemiş.Bu arada kocanın para dağıttığını balkondan izleyen üçüncü, telaşla cama vurmaya başlamış, “ben de sevişiyordum, ben de!..”

Devamını Oku