Burası aşk köşeşi, burası şeks köşeşi

15 Nisan 2007

Taktım ben bu feng-shui'ye...Hani geçen gün, sevgilisinden ayrılan hıncını eşyalardan çıkarıyor demiştim ya...Alın size ispatı...Önerilerine bakın."Eğer genellikle ilişkiden korku duyan adamlara takılı kaldıysanız, aşk köşenizi kırılabilir aksesuar ve süslerden, sabit durmayan eşyalarınızdan kurtarın." Bu Feng Bey'in ilişkilerini incelemek lazım aslında. Kafasına çok şamdan yedi herhalde... "Kırılmaz materyalden yapılmış iki çanak alın ve sağlam bir raf ya da masanın üstüne koyun."Evin içini naylonlarla, mikalarla dolduracak. Asıl onları gören adam kaçar yahu... "Vazo ve çanaklarınızı uyumlu eşinizle tanışana kadar boş bırakın. Onunla tanıştığınızda ise çiçeklerle süsleyin."Asıl kendi için evine çiçek almayan, uyumlu eşini bulamıyor Feng Bey. Senin tarif ettiğin kadınlar bir de sadece adamla yatacaksa ağda yapar. Onu da mı sen önerdin yoksa?"DEFOOL, GÖZÜM GÖRMESİN SENİ" "Aşk köşenizi kontrol edin ve yalnızlık çeken her şeyden kurtulun."Kafayı yemiş! "Ayy... Canııım... Güzel halıcığım, sen çok yalnızsın ama kusura bakma, bana beni hatırlatıyor ayrıca alanımı ters etkiliyorsun" deyip sonra sapıtıyorsun mesela, "Senin yüzünden zaten. İğrenç halı. Beni de kendine çevindin. Defooolll... Gözüm görmesin seni. Hayri efendiii... Gel al şu halıyı. Al ne yaparsan yap!""Abla, şu sehpa da yalnız görünüyor. Sen bilirsin ama...""Romantizm özleminizin ve ihtiyacınızın sinyallerini aşk köşenize mutlu çift fotoğrafları koyarak verebilirsiniz."Adam gelmiş, "Kim bunlar, kardeşlerin falan mı?" diye soruyor. "Yoo... Tanımıyorum" diyorsun. "Oldu. Ya şimdi hatırladım, bir işim vardı, gitmem lazım" diyor tabii ki.Şu sinyali eşyalara değil de adama verse... Hayır, en azından bir süre kaçmaz. POLEMİK YAPMAM "Tek duran bir sandalyenin sizi yalnız kılabileceği gibi, rahat iki kişilik bir koltuğun sizi nelere yakınlaştıracağını tahmin edebilirsiniz." Hayır edemem. Ha, yataktan örnek verseydin tahmin edebilirdim. Ayrıca ben sana bir şey söyleyeyim mi Feng, insan kafaya koydu mu, sandalye, koltuk falan dinlemez... Polemik de yapmaz."Eğer bir aşk kurbanıysanız, aşk köşenizin ve yatak odanızın üçgen şeklinde dizilmiş fotoğraflardan kurtulmasını sağlayın. Buna objeler de dahil."Aşk köşesi de neymiş? Köşelerde mi yapıyor bunlar? Yoksa katiyen olmaazz. "Orada olmaz hayatım. Kalk. Köşeye geçelim!" "Yahu, bıktım artık köşelerde sevişmekten. Bak istersen yatağı taşıyalım köşeye..."Üçgene takmış bir de. Üçlü falan mı demek istiyor ne? "Eğer işiniz nedeniyle aşk hayatınızı erteliyorsanız ve bundan yorulduysanız yatak odanızı ve aşk köşenizi şu eşyalardan kurtarıp, temizleyin: Herhangi bir egzersiz aleti, bilgisayar, çalışma masası ve dolu raflar..."Sen olmasan ne yapardım ben Feng Abi! Haaaa... Rafları boşalt, yer açılsın diyorsun seennn...Ben anladım onu...

Devamını Oku

Bana rengini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim

11 Nisan 2007

Ya da tam tersi; kim olduğunu söyle sana rengini söyleyeyim...Hani son zamanlarda yani 5-6 senedir hayatımızda Feng Shui diye bir şey var ya...Mutsuz kadınların dini... Öyle tabii...Adamı elinde tutamayan ya da doğru adamı bulamayan kadınların son çaresi...Adam kaçtı diye vazonun yerini değiştiriyor mesela... Feng Shui...Ya da adam gitmedi ama yatakta iyi değil, yatağın şeklini değiştiriyor.Evin altını üstüne getiriyor; onu oraya, bunu buraya değiştirip duruyor. Ama adamı değiştirmek aklına gelmiyor.Bir Çinli çıksa hayrına, “Adamı değiştirecen adamı... Ya da kendini” dese...Şimdi bu Feng’in bir de renkleri varmış.Mesela SARI..“Seks niyetleriniz biraz kompleksli ve duruma göre adapte edilebilir demektir. Örneğin gay’lerin en favori rengi sarıdır derler” Hadi bakalım. Akşam yemeğe çıkmışsınız, adamda sapsarı bir gömlek!Üstelik adamın niyeti kompleksli! Ne demekse? Boyut anlamında mı, ne yani? Niyeti var ama kompleksli falan herhalde...Neyse, ne? Sarıyı geçeceğiz anlaşılan...YEŞİL: Ferah ve saftırlar. Nazik olmalarına rağmen tutkulu değildirler. Nazik adam nasıl tutkulu olsun ki? “Pardon sizi şöyle çevirebilir miyim? Yani rahatsız olmayacaksanız...” diye... Titiz de olur bunlar.SİYAH: Hafif sapık bir seks anlayışına sahip, abartısız sadist ve mazoşist hareketlerden hoşlananların rengidir.Hııı...Ben size söyleyeyim; bu adam sizi aldatır. Kesin. Öyle sado-mazo hareketler falan, siz kesmezsiniz onu. Ha, bir occasion olarak... Evet. KIRMIZI: Son derece kolay tahrik olmalarıyla birlikte sınır tanımayan, cömert partnerlerdir. Bir kere ışığı gördüler mi onları durdurmak saatler alır. Demek ki boğaların bir bildikleri varmış. Boşuna delirmiyor hayvanlar. Yalnız şu “saatler alır” kısmı da olmasa...BEYAZ: Doğallık konusunda katı kuralcıdırlar, abartılardan kaçınırlar. Fransız tarzı öpücükler müstehcen, gün ışığında seks yapmak ise tartışılmazdır. Oldu. Bunlar uçacağım diye meditasyon falan da yaparlar. Bir uçuracaksın, anlayacak uçmak ne demek ama...Bunlar kimbilir sevişirken terlerim diye fanilalarını da çıkarmazlar. Bitince de havluyla kurulayıp hemen değiştirirler. Üzerinde kurur murur...KAHVERENGİ: Doğru eş için bulunmaz bir hazinedirler. Sevişmek için zamana ve özele ihtiyaçları olan bu insanların hisleri çok gel-gitlidir ve söyleyeceğiniz ağır bir söz, ilişkinizi bitirebilir, dikkat!Kendi dikkat etsin. Kahverengi takım elbiseli adamlarla sevişemeyen kadınlar vardır.Evet vardır.Vardır. GRİ: Kararsız insanların rengidir. Hiçbir şey hakkında heyecanlanamazlar, renkler hakkında bile! Eşleri terk etmesin diye veya hamile kalmak için sevişirler. Bana mı diyo bu? “Renkler hakkında bile heyecanlanmaz” diye... Senin rengine mi heyecanlanacam be! Heyecanlanacak adam kalmadı sanki! Hadi oradan... MAVİ: Muhteşem seks partnerleridir. Günahkâr, etkileyici ve partnerinin ihtiyaçlarına karşı duyarlıdırlar.E, iyiymiş! Günahkâr...Üfff.... Ne kelime ama... Kitap çıkar bundan.Bir daha söyleyeyim mi?Peki.“Günahkâr...” Bir daha?

Devamını Oku

Keklik oynayan kadın seks yapabilir mi?

10 Nisan 2007

“Türk erkekleri sıcak ve kadınlardan çok hoşlanıyor. Mesela Amerika’da erkekler çok utangaçtır ama burada hiç öyle değil. Ne kadar güzel olduğunuzu söylüyorlar, kibar ve centilmence davranıyorlar. Bence tüm erkekler böyle olmalı” demiş.Kim mi demiş?Dünyaca ünlü model ve oyuncu Molly Sims...Hepsi tamam da, “Bütün erkekler böyle olmalı” kısmında artık patladım ben.Gelmiş, iki-üç adam iltifat etti, centilmenlik yaptı diye “hepsi böyle olsun” diyor.Dünyadan haber yok onun.Bizimkilerden de...Nereden bilsin kız, o centilmenlik dediği hareketlerin aslında ne anlama geldiğini...Nereden bilsin kız, onların bu yalakalıklarının uzun sürmediğini...Niyeti ciddiyse yani en iyi ihtimalle evlenene kadar...Değilse...Yatana kadar...İşte oraya kadar on takla atarlar.Hele hele, yabancılara karşı ayrı bir düşkünlükleri vardır.Onların gözünde her yabancı kadın, bunlara hemen... Pardon bunlarla hemen yatar.Bir de iyi yatar.Sabaga kadar...Daha da iyisi, yattığı için de kimse bir yükümlülük altına girmez. Daha ne olsun?BÖYLE ERKEK GÖRMEDİLER Bir başka inançları da, bu yabancı kadınların onları çok güçlü bulacağı yönündedir. Onlara göre, hiçbiri kendi ülkelerinde böyle erkek görmemiştir!Görmezler tabii...Seks üzerine bu kadar şartlanmayı göremezler...Biraz kalsalar burada, anlayacaklar hanyayı konyayı...Çok değil, birkaç sene...Baksanıza, güzelim nataşaları bile ne hale getirmişler.Ankara pavyonlarında yeni bir akım başlamış; nataşalara Ankara havası ve kaşık oyunu öğretmişler. Müşterilerin isteği üzerine...Gecenin bir saatinde kalkıp karşılıklı Ankara havası oynuyorlarmış.“Daranan daranan... dara dara nan” diye...Bir de kaşıkla...“Kekliği düz ovada avlaadım, gak gak guvalak, gak gak guvalak ...” Düşünsenize, o güzelim kızlar... O bebek gibi yüzleri, nefis bedenleri...Şeffaf tenleri...Tenleri...Başka türlü devam etmek isterdim ama...Ben istemez miydim sonu sigara dumanından halkalar çıkaran adamın boş boş tavana bakmasıyla biten bir hikâye anlatmayı ama... O güzelim kızlar, dizlerini yere vura vura... Ellerinde tahta kaşıklar... “Kekliği...” diye...Yazıktır, günahtır.Yaa, bizimkiler işte bu hale getirirler kadını.Daha kaç yıl öncesine kadar, “Seksi onlardan öğrendik”, “Daha önce kadınla sevişmiyormuşuz” diyen adamlar bakın şimdi ne yapıyorlar?Onları da öldürüyorlar.Yahu keklik oynayan kadın seks yapabilir mi? Ya da keklik oynayan kadınla seks yapılır mı?İşte böyle, nasıl olduğunu anlamazsınız.O centilmen adam; çok değil, kısa bir süre içinde eline ya bir tahta kaşık ya da bir yemek kaşığı tutuşturuverir...

Devamını Oku

Evliyim ama...

9 Nisan 2007

Aması maması yok. Yok aslında ama bunu dinleyen çok. Söyleyen de...Daha da kötüsü; inanan çok.Peki, acımasız olmayalım, “inanmak isteyen” diyelim.Uzatmayacağım. Çok açık ve net yazacağım. Hem de kısa.“Evliyim ama...” diye başlayan cümleler hep aynı sözlerle biter.“Evliyim ama... Ama onunla artık kardeş gibiyiz...” Hııı... Tabii... Henüz daha yaratıcı ya da daha arsız bir cümle icat edilemedi. “Yatmıyoruz” diyor yani...Şimdi bu diyaloğu, ardından da mealini yazacağım.Yazayım da itirazı olan varsa, okuduktan sonra söylesin. Ya da sonsuza kadar sussun.- Evli misin?- Evliyim. Evliyim ama...- Ama ne?- Ama onunla artık... Nasıl söylesem? Artık kardeş gibiyiz. Aslında buna üzülüyorum. Ve ilk defa bunu birisine, sana söylüyorum. (Bunalımlı bir ifadeyle söyleyecek bunları.)- Yaa... Üzülme ya. Düzelir, bir dönem geçiriyorsunuzdur.- Öyle basit birşey değil. Tam üç sene oldu.- Yine de... Ne bileyim? Dedim ya, üzülme...HEM DE DELİCESİNE...Şimdi gelelim bu konuşmanın mealine...- Evli misin?- Evliyim. Evliyim ama...- Ama ne?- Ama... Onunla arada bir yatıyoruz, o da tatsız tutsuz zaten. Ayrıca canım seni de istiyor. Yani seninle de yatsak.- Beni tavlamak için biraz daha yalan söylersen, olabilir. Ben de seninle yatmak istiyorum ama keşke onunla hiç yatmıyor olsaydınız.- Ya, yatıyoruz da ne oluyor? Onları sayma sen zaten.Evet, meali budur. Ama bu konuşma aslında bu anlama geldiği bilinmeden yapılır.Sanki bunları konuşmuyorlarmış gibidirler.İkisi de kandırılmak ister. Konuşmanın aslında da, mealinde de tek ortak nokta, eşle yatılmamasıdır.Yani sanki adamın ya da kadının evli olmasındaki tek sakınca bu: Eşiyle yatması...Yatmıyorsa...“Yatmıyorsa, e, tamam o zaman. Şunu baştan söylesene yahu...” durumu...Sanki bütün evli çiftler, sabahlara kadar hem de delicesine...Masanın üzerindekileri sıyırarak falan...Sanki!ÇOK CANI ÇEKİYORSA...Bitmedi...Bu konuşma iki türlü devam eder.“Kardeş gibiyiz”den sonrası... Sonrasının da bir “ama”sı var yani.Adam eğer hemen yatmak istiyorsa ya da çok ama çok canı çekiyorsa, şöyle söyler: “Zaten boşanacağız...” Zannedersin ki, konuşuldu falan...“Bundan karının haberi var mı?” diyeceksin aslında.Diyeceksin ama...Yok, eğer adamın iştahı o kadınla, “yatsa da olur, yatmasa da...” seviyesindeyse, o zaman şöyle der:“Kardeş gibiyiz ama yatmasak da onu seviyorum. Aramızda çok dostça bir sevgi var.” Ama...Yasak ilişkinin başında, tek sakınca gibi görünen “yatma” kriteri sonradan listenin alt sıralarına düşmeye başlar.Düşer...Düşer...Düşer....Ama bu epey sürer.Sonra?Biter.

Devamını Oku

İster gösteer ister gösterme

4 Nisan 2007

* Aaa... Hiç göstermiyorsun?* Göstermiyor muyum?* Hiç hem de...* Amaaan... Göstersem ne olacak, göstermesem ne? N’apıcan ki? De ki, gösterdim ya da göstermedim; napacan? * Öyle deme...* Dedim n’olacak?* Bela mısın, sabah sürprizi misin, nesin be? Ne desem ters anlıyor. Güzel bir laf edeyim dedim.* Etme kardeşim. Bu laf, güzel bir laf mı şimdi? Bir de bu vardır; hani kavgalarda karşıdaki birden “kaardeşim” olur.Orada, tam o sırada, “Ne o? Kardeş mi olduk şimdi? Geçen akşam hiç kardeş gibi değildik ama...” diyeceksin. Ama konumuzun bununla hiç ama hiç alakası yok. Konumuz şu: Göstermek...Bazıları hiç göstermez.Bazıları göstermek istemez.Bazıları göstermediğini sanır.30’larının ortalarına doğru, bir kadının hayatına, yeni bir diyalog girer. “Kaç yaşındasın?” sorusuyla başlayan... “34” der mesela... Karşındaki, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” der. Bu tepkiyi birkaç kere duyan kadın, irkilir. “Nasıl yani?” der kendi kendine... “Niye bana böyle söylüyorlar ki?” İçin için sinir olur. Bir zamanlar başkaları için kullandığı o cümle, artık ona söylenmeye başlamıştır.Evet, o da hep iyi niyetle, güzel bir şey söylediğini zannederdi...Meğer... Bir süre sonra alışır. Artık herkes, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” demeye başlayınca yani...Önce sadece teşekkür eder.Gerçekten de yaşını göstermediğine iyice alışınca, bu sefer de onunla gurur duymaya başlar. Yaşı artık 40’a yakındır. Belki de aşmıştır.Diyalog şekil değiştirir:* Kaç yaşındasın?* Tahmin et. (Yüzünde “Duyunca şaşıracaksın” ifadesi vardır. Emin ya, göstermediğinden...)* Yaa... Ne bileyim? Ben de hiç tahmin edemem ki? (Mesajı almış ama pot kırmak istemiyor)* Söyle bir şey... Yani kaç gösteriyorum? ( “Hiç göstermiyorsun” u duymaya zorluyor)* 32 * Hah hah haa.y... Ay ne 32’si canım. (İşte duymak istediği rakam) 38* Aaa... Hiç göstermiyorsun!Eve gelince veya arkadaşlarına kimlerin ona, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” dediğini ballandıra ballandıra anlatır. Sonra diyalog yine şekil değiştirir.40’larda kimse sormasa da, artık o zorlamaya başlar. Sorulsun ister.Ne yapar, eder “Kaç yaşındasın?” ı sordurtur. Ya da tali bir yol izler. İma eder yani...Ya çocuğundan ya da nostaljik bir hikayeden yola çıkar ama sordurtur. “Kaç yaşında gösteriyorum?” dönemi uzun sürer. Sonra sinirlenmeye başlar. “Ne var ki yaşımda?” devri başlar.“Yani göstermeye utanacağım yaşta mıyım?” mantığı...50’lere yaklaşınca veya o sıralarda ise iki çeşit kadın vardır. Bunlar arasındaki konuşmalar şöyledir:* Şu gülme çizgilerimi doldurtacağım. * Niye kızım?* Onlar yüzümü çok yaşlı gösteriyor. Bak. Şööyle yapınca... Nasıl değişiyor, gördün mü?* Kızım salak mısın? Bak etrafına. Botox’lu kadınlar yaşını göstermiyorlar mı sence? Çizgin olmayınca genç mi göstermiş olacaksın? Yooo... Sadece o yaşta ama çizgileri olmayan bir kadın olacaksın. * Olsun. Sinirimi bozuyor bunlar.* Kızım, o çizgilerin sana ne zararı var? Bir adam bulacaksın, o da sana “Pardon gülme çizgin var, seninle çıkamam” mı diyecek?Yani her şeyin tamam, bir tek gülme çizgilerin var diye işlerin ters gidiyor!Bu yüzden kimseyi bulamıyorsun ya da kocan başkalarına bakıyor! Ne çizgiymiş ama... Bir doldurtsan var ya...Var ya...Gösterirsin artık!İster gösteeer, ister gösterme...Tek soruluk canın kalır:“Kaç yaşındasın?”

Devamını Oku

Ben aradan çekiliyorum

1 Nisan 2007

Meğer ne çok varmış... Şu geçen gün tarif ettiğim, “eller iyisi” erkeklerden...Kimi, “benimki de öyleydi” diyor, kimi, “ben öyleyim ama sorun bakalım niye?” diye sitem ediyor.Aaa...Bana ne yaaa...Ben aradan çekiliyorum.Siz hesaplaşın.3 ORGAZMIMDAN SONRA“Biz bu model adamlara, ‘el güzeli’ deriz. Benim de olmuştu zamanında bunlardan. İşi gereği harika, neşeli, kibar vb. Başkalarının yanında bana da kibardı hatta fazla romantik. Ama yalnız kaldığımız anda surat beş karış. Temposu dedik, gündelik hayat yoruyor dedik.. Katlandım.. Ancak sonra ne oldu? Onun bu hallerine katlanmayı bıraktığım anda beni terk etti. Anlayışsızmışım...Yatakta sorunu var mıydı? Ya da bunu sorun olarak görebilir miyiz bilmiyorum. Benim için pek sorun değildi :) Benim 3. orgazmımdan sonra bile orgazm olamadığı olurdu. Böyle bir problem.” ESKİDEN NEŞELİYDİM“Dışarıya karşı şen şakrak, içeriye karşı dut yemiş erkek tipinin neden ve gerekçesini seks sorunu olarak yorumlamışsınız. Kesinlikle değil. Ben, hem içeriye hem dışarıya karşı son derece neşeliydim. Ne zamana kadar biliyor musunuz? Ta ki iyi niyetli hoş vakit geçirmek amacıyla söylediklerimin bana yol-su-elektrik (iğneleme-tehdit-aşağılama vs...) olarak geri dönmesi sürecine kadar... Erkeğin zayıf yönlerini arama, hafızaya saklama, yeri geldiğinde de fırından çıkarıp önüne koyma... Galiba kadınların yapısında var.” O ÇİFT, BİZDİK... “O arabanın içinde hiç konuşmadan seyahat eden çift ben ve eşimdik.Yani eski eşim. Öyle hissettim ben.Ve ancak bu kadar güzel bir tespit yapılabilir. Sebep kesinlikle cezalandırmak. Ama ben dayanamadım, onu hatalarıyla baş başa bıraktım.Artık bunlar için kimi cezalandırıyordur bilemem.” YAŞADIM, BİLİYORUM“O adamın normal yaşamda o kadar hayat doluyken evde bu kadar neşesiz olmasının sebebi büyük olasılıkla eşidir.Yaşadım biliyorum...Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, eşiniz pozisyonunu korumaya devam eder. Bir süre sonra da onunla her türlü ilişkiniz biter.Devam etmek zorunda olan bir ilişki haline döner. Çocuk, ekonomik nedenler gibi.Bence bu durumdaki kadınları sütten çıkmış ak kaşık, erkekleri de ne oldum budalası, kendini sevdirmeye çalışan ego rahatsızı insan gibi göstermemek gerekir.” ADAMLARIN YÜZDE 90’I BÖYLE“Bazı adamlar değil yalnızca bu tip davranışlar sergileyen. Adamların yüzde 90’ı böyle. Benim babam dahil buna... Kızıyla bile çoğu zaman şen şakrak konuşur, eşine geldi mi küçük dağları ben yarattım diye gezer bu tipler. Her şeyin en doğrusunu kendileri bilirler ve her zaman haklı sebepleri vardır. Bu adamların tek dertleri hâlâ çocuk ve şımarık olmaları. Bir tek karısı-sevgilisi vardır surat asacağı, eften püften şeylere bağıracağı...Hepsini boşverin de kim gerçekten mutsuz böyle bir adamla yaşamaktan? Biz kadınlar seviyoruz acı çekmeyi ve de acı çektireni :)” BETERİN BETERİ..“Yazınızda sıraladıgınız tiplerde bayanlar da var. Aman Allah’ım onlar daha beterdir. Çünkü erkek susar, somurtur, konuşmaz ama ya kadın... O misafirler ya da arkadaşlar gittikten sonra başlar eleştirmeye, veryansın etmeye ki bu daha beter bir durumdur.”

Devamını Oku

Bir de “eller iyisi” adamlar vardır...

28 Mart 2007

Bazılarınız bilir bu “eller iyisi” lafını...Yani senin yanında, evde suspus, dışarıda şen şakrak...Böyle bir adam tipi vardır.Sinir. Hem de ne sinir...Dışarı çıktığında, seninle ya da kendi arkadaşlarıyla fark etmez; nasıl neşelidir, nasıl kibardır anlatamam... Ama yalnız kaldığınız anda... Hem de daha aradan 2 dakika geçmiş olsa dahi birden değişir.Surat asılır, kabalaşır...Bir dakika... Oraya yani yalnız kalınan ana gelmeden önce anlatacaklarım var: O zamana kadar olanları...Daha da kötüsü ne yapar biliyor musun? Hani başkalarının yanında kibar ya, nezaketi sadece onlaradır.Yani mesela masadaki bütün kadınların sigarasını yakar, seninkini yakmaz.Sen de genelde böyle bir şey beklemezsin, zaten hiç yakmaz da hani herkesinkini yakıyor ya, insiyaki olarak beklersin.Ama yakmaz.Bu duyguyu verecek bir sürü hareketi daha vardır. Ne bileyim, birinin içkisinin bittiğini hemen fark eder, seninkini görmez.Senin sözünü keser falan.BİR BİLSELER...“Hey Allahım” dersin, “Alış artık. Bu adam böyle... Buradakiler gerçek bir halini bilseler...” Tabii belki de gerçek hali, neşeli olan halidir. O halde neden yalnız kaldığınızda değişiyor? Onu da anlatacağım...Şimdi o neşeli adam... Diyelim ki arkadaşlarınızla yemekteydiniz ve o da her zamanki gibi... Onların yanında yapmadığı şaklabanlık kalmadı.Espriler falan... Gece bitti, arabaya bindiniz eve dönüyorsunuz.Adam sanki radyo frekansını değiştirir gibi birden başka bir kanala geçer.Hödük FM... Kadın önce neşeyi sürdürmek için bir iki hamle yapar. Adam susar.Radyoyu açarsın, kapatır ya da sesini kısar. Sonra dedikodu yapmaya kalkarsın; belki ilgisini çeker diye, cevap vermez.Şöyle bir iç geçirir, “Oooff, of” diye. Sonra... Sonra mesela geğirir. Sen o zaman gecenin gerçekten bittiğini anlarsın.PEKİ NEDEN?İşte kadın o zaman pes eder. Hani yanınızdaki arabada görürsünüz, hiç konuşmadan oturan çiftler vardır ya, onlar işte...Gelelim neden böyle yaptıklarına...Kadını umursamadığından... Ondan sıkıldığından... Zevk almadığından... Paylaşamadığından... Mutsuzluğundan... Hangisi?Hiçbiri.“Eller iyisi” adamlar niye böyledir biliyor musunuz?O kadını cezalandırmak için.Yemeği yaktığı ya da çok konuştuğu için falan değil.Böyle adamların seks sorunu olduğunu düşünüyorum.Yapamayınca hırsını kadından çıkarıyor.Vardır ya öyle bir ruh hali...Kendi hatasını bir türlü kabul etmez, suç hep başkasındadır ya...Hatta ceza da...

Devamını Oku

Vahşi bir hayvan gibi...

27 Mart 2007

“Kenya’da bir film çekimi sırasında ilk kez birlikte olduk. Muhteşemdi. Korumalarım odama vahşi bir hayvanın girdiğini sandı. Kapıyı kırıp içeri girdiler! Oysa ki biz Brad’le sevişiyorduk.” Oha!İçeriden nasıl sesler geliyorsa...Daha da önemlisi, ne yapıyorlarsa...Bu haberi okuduğumda birkaç tepki aldım:“Ben de Brad Pitt’le yatsam, bir takım sesler çıkarırım herhalde...” Ya da:“Ben de Angelina Jolie’yle yatsam...” diye.Sanki iyi sevişmekle böğürmek aynı şey. Yani “Ne kadar böğürürsen o kadar iyi sevişiyorsun demektir” mi?Marifet gibi bir de anlatıyorlar.Bu işi vahşi hayvanlar gibi yapmak, ustalık ister!Ahhh, ah!Oysa belki de en kolayı bu...Şimdi Angelina’nın bu sözlerini okuyanlar, özellikle de erkekler kimbilir tahrik bile olmuştur. En azından veya en kötüsünden hoşlarına gitmiştir.“Vay be! Kadına bak...” hesabı...“Vay be! Erkeğe bak...” demezler ama...VAHŞİ KADINDAN DA KAÇARLAR HA! Çünkü zaten hepsi kendisinde o potansiyeli görür.Yani o yapmasına yapar da... Kadında iş yok!..Versen öyle bir kadın gerçekten, kaçarlar ha! O ayrı...Ayrıca da kaçsınlar.Ne o öyle...Vahşi hayvanlar gibi...Ama dedim ya erkekler bunun fikrinden bile hoşlanır.Kadınlar...Kadınlarda da bir eziklik olur. Yani sanki bütün kadınlar vahşi kısrak da, bir tek kendisi yazık (!) bağırmıyor.Ben size bir şey söyleyeyim mi?Erkeklerin de, sevişirken yaptıkları ya da yapmak istedikleri tuhaf sapkınlıkları gerçekten istediklerinden hiç emin değilim.Onları seyrederek büyüyorlar ya...Ve o seyrettikleri kötü pornolarda böğürmeler ve sapkınlıklar var ya...İyisi öyle olur sanıyorlar.İşte tam orada yanılıyorlar.GÜZEL GİYİNİP GÜZEL SOYUNMAYA... Şöyle anlatayım: En basitinden seks, “yemek yemek kadar doğal ihtiyaçtır” tezinden yola çıkarsak, çıksak...Doğal ihtiyaç ya...En temel güdülerimizden biri yani...Yahu siz yemeğinizi böyle ellerinizle, yüzünüze gözünüze bulaştıra bulaştıra, avaz avaz bağırarak, şapur şupur şaplatarak mı yiyorsunuz? Vahşi hayvan gibi...Hayır.Neye özen gösteriyoruz?Ben de doktorlar gibi, “Bugün nasılız bakalım” derler ya...“Seni bilemem ama benim her yerim ağrıyor” denmez tabii... Yine dağıldım. Ne diyordum?Neye özen gösteriyoruz arkadaşlar?Mümkün olduğu kadar güzel bir sofra kurmaya...Özel bir yemekse, hani en doğal ihtiyaç manasında...Güzel bir, hatta birkaç CD seçmeye... Hafif kokulu bir mum yakmaya...Işıkları dozunda ayarlamaya...Güzel giyinip güzel soyunmaya...Anlatayım mı daha?İyi miydi?Buraya kadar iyi de... Sonra niye böğürüyorsun?Odaya kaplan girdi sanmışlar! Yahu temel ihtiyaçlarımızın hepsini hayvanilikten çıkarıp daha zevkli, daha güzel ve insani hale getirirken neden onu bu kadar ilkel bırakalım ki?Üstelik belki öylesi daha güzeldir...

Devamını Oku