Hadi, şimdi de çatıda yapalım...

26 Nisan 2007

Çatıda mı?Bildiğimiz çatı?Oha ama... Hani ben geçenlerde, “o işten” sonra kimler, neler konuşur diye bir yazı yazmıştım ya...Aynı konuyu burçlara göre kategorize etmişler.Yani seksten sonra hangi burçtakiler, nasıl yorum yapar diye...Başlayalım mı?Koç: “Hadi bir daha...” Adam perişan olmuş mesela, sessizce yataktan kalkmaya yeltenirken ensesinden yakalayıp “Hooop!.. Nereye? Daha yeni başlamıştık!” Karpuz keseceğdik...Ya da kadın perişan, zaten içmiş falan; artık taklide bile hali kalmamış, tam uyuyacak, adam cin gibi bakıyor... Dikkatini dağıtıp hemen kaçacaksın. “Aaa... Kumanda nerede?” falan deyin mesela...Tabii başka bir ihtimal daha var: İki ‘koç’un bir araya gelmesi... Ki bunu anlatmak beni aşar... Boğa: “Ben acıktım pizza söyleyelim.” Pizza mı? Niye bu tatlı ya da kebap istemiyor? Gey mi ne? Kimbilir üzerine de fındık aromalı kahve falan ister. Sanki bir şey olmamış gibi... Acaba taklit falan mı yaptı? İkizler: “Kumanda nerede?” Ya, dünyada ikizlerden bu kadar çok mu var? Kumanda yokken ne yapıyordunuz siz? Neyle oynuyordunuz yani? Yengeç: “Ne zaman evleneceğiz?”Peki, bu cümleye rağmen evlenebilen yengeçler var mı? Oldu olacak bir de, “Yarın akşam da annemle tanışmanı istiyorum” de... Ömür boyu bekâr kal.Aslan: “İtiraf et, harikaydım değil mi?” Ne diyelim ki sana? Sen var ya, bi istesen var ya... Ama bi istesen yani... Şimdi istemedin de ondan. Yoksa... (Kaşındı ama...) Başak: “Kalk kalk! Çarşafları hemen yıkamam lazım.” Hani, eşinizi nasıl çıldırtırsınız diye sormuşlar da, Fransız, “Öpüşümle”, İtalyan, “Okşayışlarımla”, İspanyol, “Güçlü kollarımla” demiş. Bizim Türk ne demiş? “Çarşafa silerim, karım çıldırır.” Onun gibi...Terazi: “Sen mutlu olduysan, ben de çok mutlu oldum hayatım.”Ayyy... Yazık be! İyi hoş da, bu da sıkıcı mı ne? Hadi diyelim ki mutlu olmadım. N’apıcan? Ağlayacan mı?Ay, ağlar da bu.ARTIK ELLERİNİ ÇÖZEYİM Mİ? Akrep: “Hadi şimdi de çatıda yapalım.” Yahu, en azından komiksin. Şirinsin. Nasıl yani? Ciddi misin? Bilmem ki? Dolunay da var ama... Battaniye alalım mı?Yay: “Ben seni ararım. Sen sakın beni arama.” Hadi len... Arayan adi! Sen ararsan sen de adisin! Oğlak: “Bana kartını versene...”Ayakkabılarını versem... Biraz acele etmezsen diğerlerini alamazsın.Kova: “Artık ellerini çözeyim mi?”Hayır, ben ‘koç’um.Balık: “Canım çok iyiydin...”Ne diyeyim, Allah bütün erkeklere balık gibi bir kadın versin. Ya da kadınlara balık gibi bir erkek.Balık mı?Ne balığı?

Devamını Oku

Hayatımda böyle bir ‘şey’ görmedim!

25 Nisan 2007

Diyor ki: “O imzayı attıktan sonra sanki ne heyecan kalıyor, ne de romantizm.” Ne “sanki”si?Sankiymiş...Sankisi mi kalmış artık bunun?Ama ne yazık ki, hâlâ bunlardan var. Birtakım saf mı desem, gery mi desem, ne desem; öneriler var ya, onlardan medet umanlar...Hani eskiden, “Neden aşkımızı canlandırmayalım? Hemen şimdi açın telefonu, ona sevdiğinizi söyleyin, ne bekliyorsunuz? Eve giderken siz de çiçek alın” düzeyindeydi. Deodorant reklamı gibi... Sonra yavaş yavaş cinselleşmeye başladı; “Jartiyer, çilek, şampanya”ya doğru kaydı öneriler. O sıralarda leopar desenli çarşaf modası tavan yaptı. Sanki o kırmızı jartiyer giyince, öteki de çiçek götürünce bir yangının külü yeniden yanacak... Oysa bir evliliğin en iyi hali, margarin reklamlarındaki gibidir. Seksin en iyi hali ise prezervatif reklamlarında var... Sabah sabah işe maaile giderken birden başlıyor ya:“Tak, tak, tik, taka, tuk, tik...” “Bu ne?” “Sıradan bir prezervatifle seks.” “Tak tak tak... Tok tok tok...” “Bu ne?” “Bu bizim prezervatifle olanı...” Ne biliyon? Belki ben tiktaklı olanını seviyom? Bir de boru reklamı var ya, seksi seksi böyle genizden gelen nefesle karışık bir sesle konuşuyor. O ne demek istiyor, hiç bilmiyorum. “OĞLUUUM... GEL. GEL ANNENE...”Ama hiç bitimiyor. Öneriler yani.Son birkaç yıldır da psikolojik takılıyorlar. Sosyolojik...Derin yani... Diyor ki:“Yeni konulardan bahsedin. İster iş arkadaşlarınızla geziye, ister dil ya da dans kursuna gidin. Ama mutlaka kendiniz için bir şeyler yapın. Böylece eşinize anlatacağınız farklı konular olur.” Hıı... O da çok dinlerdi zaten. Ayrıca ilgilenirse, onu da çağırırsın falan diye ödü kopar. “Egosunu ihmal etmeyin. Erkekler de kadınlar gibi kendilerine âşık olunmasından, güzel sözlerden çok hoşlanırlar. Her eş ona ne kadar yumuşak ve sevgi dolu davranılırsa davranılsın, eleştirilmekten endişe duyar.” “Güzel söz”den kastı, “Ne kadar tatlısın” falan değil ha! Arada bir, “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim!” deyin, yeter.Bu laf önemlidir. Surat ifadeniz ve ses tonunuza göre anlamı değişiverir. Artık duruma göre, birini seçersiniz...“Eşinizle konuşmaktan korkmayın. Onu iğnelemeden, kendi durumunuzdan ve hissettiklerinizden bir-iki cümleye bahsetmeniz yeterli olacaktır.” İğnelemeden... Böyle bir cümleyi Shakespeare bile kuramaz. “Eşinizi değil, kendinizi değiştirin. Onu değiştirmek istedikçe yorulduğunuzla kalırsınız. Bu yüzden her şeyi tekrar dile getirmek yerine, davranışlarınızla ona yol gösterin.” Kesinlikle katılıyorum.Mesela, elinizle dizinize vurarak, “Oğluuum... Gel. Gel bakiiim. Otur. Aferin sanaaa. Al bakalım, ödül şekerini...”

Devamını Oku

Kadınlar hiyerarşisi

24 Nisan 2007

Şimdi anlaşıldı... Evet. Eşine bile niye söylemediği şimdi anlaşıldı.Cumhurbaşkanı adayından söz ediyorum. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayını saklama sebebini ben şimdi anladım.Niye biliyor musunuz? “Emine Hanım duyarsa” diye...Ya duysaydı? “Ölümü gör. Bak çok fena olurum” falan diye vazgeçirmeye çalışırdı. “Yahu, türbansız olsa neyse... E o da türbanlı... Neden? Neden o?” der mi, derdi.Bence yani... Eee... Kadınlar arası hiyerarşi de önemlidir.Hem de çok önemlidir. Hatta belki erkeklerinkinden daha fazla...Artık eskimiş bir, “Kadın kadını çekemez” tezinden bahsetmeyeceğim. O duygu da, o tespit de artık miadını doldurdu çünkü... Out. First Lady’mizin türbanlı olmasından da söz etmeyeceğim. En azından bugün.Bunun için nasıl olsa daha çoook vaktimiz olacak.Bugün o hiyerarşiyi yazacağım. Makam sırası meselesini yani... Kadınlar arasındaki...Bunu daha çok askerlerde, asker eşlerinde görürüz ya...Hani, “biz albayken”, “tayinimiz çıktığında” falan diye konuşurlar. “Biz” diye yani...Eşleri hangi rütbedeyse onlar da aynı makamdadır. Tabii askerlerdeki hiyerarşi katı ve belirgindir. Sivil hayatta ise bu kadar keskin olmasa da, gizli bir ayar vardır. Bu makam yükselişi sıralı ve düzenli bir biçimde ilerlediğinde problem çıkmaz.Herkes kendisini ona göre ayarlar zaten. Mesafesini, sevgisini, saygısını oturtur.Ama taşlar yerinden oynayınca... Daha düne kadar, “hanımefendi”yken ve tam da first lady olacakken...Fark etmez, nerede olursa olsun... Hangi makamda ya da hangi camiada olursa olsun...Hatta arkadaş toplantısında bile olsa... Bugüne kadar kendi camianda en hanımefendiyken ve sıra hiç de onda değilken...Kadınlar hiyerarşisindeki yerin altüst olunca... Hele ki, zaten anlaşamıyorsan...Hele ki, zaten pek de sevmiyorsan...Biraz içten içe çekişiyorsan. Sen daha iyisini biliyorsan...Çok fena... Çok fena... Gidip mutlaka tebrik etmen lazım. Bağlılıklarını bildirmen gerekiyor.O bildirecekken hem de... Şimdiye kadar öyleyken. Kadınlar hiyerarşisinde bir nevi tenzil-i rütbe...Ona karşı. Şimdiye kadar onun yaptıklarını şimdi sen ona yapacaksın. Protokolde, o senin arkadandayken, sen onun arkasına geçeceksin.Ya da tam tersi var. Mutlu eden tarafı... Eğer “o” sensen tabii... Pazartesi gecesi uykusu kaçan çok kişi vardı. Cumhurbaşkanı olacağını düşünen çook isim ve eşleri... Bütün gece koyun saydılar.Ama dün gece, evet dün gece uykusu kaçan sadece 2 kişi vardı bence... Emine Hanım ve Hayrünnisa Hanım.

Devamını Oku

Bu kalp seni unutur mu?

23 Nisan 2007

Öyle bir unutur ki, sen bile şaşırırsın.Hatta unuttuğunu bile unutursun.Yıllar sonra, liste falan yaparken aklına gelir. Hayatına girenler listesini yaparken...Artık hangi kategoride yer alıyorsa...Sevişilenler, sadece öpüşülenler, tek gecelikler, platonikler veya hepsini içerenler listesinde...Bir zamanlar hiç unutmayacağını; unutmayı bırak, ondan başkasını sevmeyeceğini sandığın insan, bir bakmışsın ki, listenin aralarında bir yere sıkışmış kalmış.Karşısında da 14 yazıyor mesela...14 mü?O ne mi?Artık 14 gün mü, 10 üzerinden 14 mü, 100 üzerinden 14 mü, bilemem.Belki de sizin aklınızdan geçen başka bir 14’tür.Artık onu bir listenin sahibi bilir, bir de onun yakın arkadaşı.Ama gerçek liste tek başına yapılandır.Yakın arkadaşsız.Bu liste meselesini daha sonra uzun uzun konuşuruz. O konuda da yenilikler var çünkü.TABİİ Kİ EŞİNİ DÜŞÜNMEZ Şimdi biz kendi konumuza dönelim.“Bu kalp seni unutur mu?” meselesine...“Bambaşka bir halin vardı, fark etmeden beni sardı Benliğimi benden aldı, bu kalp seni unutur mu? Bu kalp seni unutur mu, kalbim seni unutur mu?” Unutma meselesini çözdük değil mi? Unutmasına unuturuz da...Başka bir soru daha var.Fikret Kızılok’un bu harika şarkısını dinlerken kimi düşünürsünüz?Bu sorunun üç ayrı cevabı vardır.Daha doğrusu, bu soruya cevap verenler üç tiptir. Birincisi, bu şarkıyı duyar duymaz hep aynı kişiyi düşünenler.Bunlar genellikle evlidirler ve düşündükleri tabii ki eşleri değildir.Eski bir aşkını düşünür onlar. O düşündüğüyle evlenseydi bu sefer de bir başkasını hayal ediyor olacağını hesaplamadan...HİÇ BİTMEYECEK GİBİ İkinci tipler, bu şarkıyı o anda kiminle birlikteyse ona atfeder. O sırada öyle âşıktırlar ki, hiç bitmeyecek gibi gelir. Bitse de hiç unutulmayacakmış gibi, o bakımdan.Ama o biter, başka bir aşk başlar. Bu sefer de aynı şarkıyı bu yenisine atfederler.Saflığından mı, çakallığından mı, bilemem. Üçüncüler biraz arsızdır. Bu şarkıyı her dinleyişlerinde bir başkasını düşünürler. Bir onu, bir bunu...Bir eskisini, bir yenisini... O anda kime içi ısındıysa onu...Pardon yaa...Unutmuşum, birileri daha var; hayali birilerini düşünenler.Onların hayatına unutamayacakları kimse girmediğinden ne zaman bu şarkıyı dinleseler hayali bir aşkı düşünürler.Gelecekte yaşanacak.Yaşayacağı...Yaşarsa tabii...Oysa;Anlamı yok tüm sözlerin, sensiz geçen gecelerin... Yaşanacak senelerin, bu kalp seni unutur mu?

Devamını Oku

Şimdi anladınız mı?

22 Nisan 2007

Karısı demiş ya, “niye mektup yazdığımı şimdi anladınız mı?” Biz anlamasak ne olacak ki?Ama başka şeyler anladık tabii... Berlusconi beş kadınla birlikte görüntülendi, bizim erkekler mest oldu.Yani Berlusconi o sırada hatta tam o sırada bile bu kadar zevk almamıştır.Fotoğraflara bakıp bakıp iç geçiriyorlar...Kızlara tek tek bakıyorlar önce. “Anaa... Hepsi de güzel be!” Hani aralarından biri çirkin olsa, hayalleri yıkılacak.Sonra Berlusconi’nin ellerine bakıyorlar. Kızların neresinde diye...Ve haberi okumaya başlıyorlar. Hiçbir haberin devamını okumayanlar bile... “Sardunya’daki villasında, beş kadınla...” Tam orada akılları kayıyor:“Adama bak, ohhh... O yaşıyor işte. Bizimki hayat mı?” Tabii... Haklı adam. Ne o öyle, tek kadınla...Kadınlar da bu iç geçirmelere şu cevabı verirler:- Niye öyle düşünüyorsun? Onun da kendine göre dertleri vardır.- Ne derdi olacak be! Ne olabilir ki?- Niye olmasın? O da senin için “Ooohhh... Ne rahat adam. Risk misk yok. Çalışsa da çalışmasa da maaşını alıyor. Yakalanma makalanma derdi de yok” falan der.- Saçmalama. Adam bana mı özenecek?- Şöyle bir baktım da, aslında sen de haklısın. Ama belki özenir. Baksana 70 yaşında en azından. Hem belki senin yaşında olmak için kimbilir neler verirdi?- Kızıım, viagra var, viagra. 70 olsa ne olur?- İyi be! Habere bakıp bakıp mastürbasyon yap o zaman!- Tamam, çekilebilirsin...Biraz daha açık seçik olsun Evet, bu tür konuşmalar bu tür haberlerde hep yapılır.Bu tür hayaller kurulur.Erkeklerin zenginlik hayalleri hep aynıdır.Para arttıkça kadın sayısı artar.Kendilerini aynı böyle, Berlusconi gibi hayal ederler.Ama onların fotoğrafı biraz daha açık seçiktir. O villada, havuz kenarında bikinili, g-string’li kızlar, onun etrafında fır dönüyorlar. Zencisi, Japonu... Her ırktan bir çıtır... Gözünün içine bakıyorlar. Ortam seks kokuyor. Kızların biri geliyor, biri gidiyor...O da aslan parçası, ortalarında oturuyor. Elinde malibu falan. Bu arada, hayal ya nasıl olsa, hepsiyle de başediyor yani...Ama...Bir kadının zenginlik hayali hiç de öyle değildir.Yani, “Bana piyango çıkarsa giderim Maldivler’e, şöyle bir villa alırım. Beş tane de adam” diyen bir kadın biliyor musunuz?Demese de böyle bir hayali olan kadın?Tamam, kadınlar da hoş bir adam hayal eder. Hadi bonkör davranalım en fazlasından iki adam olur. Ama beş...Yok canım, hiç sanmıyorum.Var mı arkadaşlar? Aranızda varsa böyle birileri, atlamış olmayayım?Kadının en kötüsü, hayalinde, önce kocasına yeterli parayı verip içi rahat, onu boşar. Salağı, parayı kocasına verir, iş yapsın diye falan... Sonunda batarlar. Bir de bu arada aldatılır.Normali, birlikte bir şeyler yapmaya çalışır. Çalışır.Ama adam yine de Berlusconi haberinin devamını okur.

Devamını Oku

Karınız lezbiyen olsaydı...

18 Nisan 2007

Hem de sonradan...Evlenmişsiniz, çocuklarınız olmuş, yıllar yıllaaar sonra bir öğreniyorsunuz ki, karınız lezbiyen olmuş.Kimbilir, belki önceden de öyleymiş...Hadi bakalım, ne olacak şimdi?Aslında "kocanız gey olsaydı..." diye bir yazı yazacaktım. Ama sanırım daha önce de böyle bir şey yazmıştım.Hani, "Kocanızın sizi hangisiyle aldatması daha iyi? Bir kadınla mı yoksa erkekle mi?" diye..."Hangisi daha az yaralar?" manasında...Ama bu yeni durumun ardından nasıl bir teselli arayacağınızı -ben niye kendimi dışarıda tutuyorsam- arayacağımızı yazmamıştım.Yani insan acaba, "Vay be! Ölüyü bile diriltmişim! Ne kadınım ama..." mı der kendi kendine...Yoksa, "Benden sonra mı gey olmaya karar verdi acaba? O kadar mı kötüydüm?" mü der...Yani aradan zaman geçince tabii...Yoksa o anda... FANTEZİ ÜRETİR HEMEN Zaten bu duruma alışmaya başladık bile...Yani erkeklerin sonradan gey olmalarına... Bunun karşılığında, tam tersine pek rastlamıyoruz. Sonradan lezbiyen olanlara yani...Neden olabilir?Ya çok cesurlar ve bunu hiç inkâr etmedikleri için evlenmeye falan -yani bir erkekle- kalkışmıyorlar bile...Lezbiyen lezbiyen yaşıyorlar.Ya da çok korkaklar, sonradan da olsa bu durumlarını açığa vuramıyorlar?Bir de ortada şöyle bir durum var:Kadın kocasının gey olduğunu öğrense, öğrenince her şey bitiyor.Peki ya erkekler...Karısının, onca yıllık karısının aslında lezbiyen olduğunu öğrense...Ne olur?Karısını bilemem ama sevgilisinin lezbiyen olduğunu öğrenirse ne olacağını biliyorum.Tahrik olur.Hoşuna gider.Fantezi üretmeye başlar.Fazla da üretemez. "BEN DE LEZBİYENİM" DERKendisi de onların arasına girebileceğini düşünür. Heveslenir."Ben de lezbiyenim" diye!Onlar da zaten, "Sen de gel" diye yapıyorlardı. Ya da "Sen eğlen" diye..."Yahu adam, seni istese seninle olurdu" diye direkt söylesen de, anlamaz. Anlamak istemez.Lezbiyen görüntülerini izlemek hoşuna gider, geylerinkine tepki duyarlar.Şöyle bir mazeretleri vardır:"Kadın vücudu estetik de ondan" diye...O kadın vücudunu çekici buluyor ya, kadınlar da öyle sanıyor."Niye ki? Erkeğinki de estetiktir" desen, suratını buruşturur.Genellikle bizimkilerinki estetik mestetik olmadığı için midir nedir, bir erkeğin vücudunun estetik ve çekici olabileceği fikrini sevmezler.Sevmezler çünkü o halde kendileri de aynı potaya girmiş olacaklar. Kıyasa yani...İyi vücut kıyasına...Diyeceğim; Erkeklere göre geylik kötü, lezbiyenlik iyidir.Kadınlara göre ise...İkisi de birdir.

Devamını Oku

"Ondan" sonra ne konuşulur?

17 Nisan 2007

Ondan sonra...O iş...Anladınız değil mi? İşte o bitince...Ne konuşulur? Daha doğrusu; işin niteliği, sonrasındaki konuşma konusunu etkiler mi?Etkiler.Hem de epey etkiler. Bu konu, performansın durumuna, ne kadar sürdüğüne ve nasıl sonuçlandığına göre değişir.Anlatacağım...Anlatacağım da...Ama önce bir tüyo vereyim. İki taraf için de geçerli bir tüyo bu. Hem kadınlar hem de erkekler için yani.Önemli bir şey anlatacaksanız...Veya sizi dinlesin, anlattığınızla ilgilensin ve anlasın istiyorsanız...Ne söyleyecekseniz "ondan" önce söyleyin.Öyle bir gün ya da 5 saat önce falan değil. Hemen önce... Yarım saaat kala mesela...Öyle canla başla dinler ki... Hatta konuşur, fikrini bile söyler.Ondan önce söylenecek herşey şartlı refleks etkisi yapar. Ama ondan sonra...Hele sonraki 5-6 saat (performansa göre bu süre değişir) umurunda olmazsınız.Size hatta başka şeylere karşı duyarlılığı azalır. Ne azalması... Kalmaz.Sanki bir daha istemeyeceksin?Bu yüzden ne söyleyecekseniz ondan önce söyleyin.Yoksa..."Ondan" sonra yani...Hele ki çok iyi geçtiyse, insan şöyle bir hisse kapılır: Sanki çoook uzun bir süre ya da sanki bir daha hiç canın isteyemeyecek!Her defasında da öyle gelir. Bazı sevişmelerin etkisi 3-5 saat, bazılarının 6-12 saat sürer. Hadi sürse sürse en fazla iki gün...Bir daha yapmasan da olur gibi gelir.Sonra?Yavaş yavaş süngünü indirmeye başlarsın: "Aşkııım. Sana geliyorum. Bir şey istiyor musun?" demeye... Hani bir daha istemeyecek gibiyidin?Ne oldu?Hı? Ne oldu?Ama aslında ben size ondan sonra ne konuşulduğunu anlatacaktım değil mi?Anlatamam mı?Anlatırım.Omuzda yatmalar saate bakmalar falanEveeet...Çok iyi geçtiyse, iki taraf için de yani... Bol bol gülünür. Adam içi rahat, hemen yataktan çıkıp buzdolabına yönelir. Tatlı birşeyler arar. Hiçbir şey yoksa reçele kadar düşer. Onu yiyerek yatak odasına gelir. Evlilerse gayet gündelik bir konu konuşulmaya başlanır. "Buzdolapçı gelecek mi?" falan gibi...Sevgililer konuyu siyasete kadar götürebilirler ki bu tehlikelidir. Sonun başlangıcı gibi bir şeydir.Ama... Taraflardan biri mutlu olmamışsa...Ortada bir taklit ya da erken hareketler varsa...Ayyy.... İşte ondan sonraki konuşmalar bayar. Ya romantik ya da felsefi falan olur.Tatminsiz ya da az tatminli insan her şeyi yapar; şiir bile okur. Yani önce olabilir ama bittikten sonra şiir...Bilemiyorum, ben mi yanılıyorum? Çekilir mi yani? Omuzda yatmalar, "Ne düşünüyorsun?"lar, saate bakmalar bu durumun göstergeleridir.Yok eğer iki taraf da sonuçtan mutsuzsa o zaman kavga çıkar.O anda olmasa da en fazla iki gün içinde o kavga mutlaka çıkar. Ayrılmadıkları sürece de hiiç bitmez.En iyisi yapmamak canım. Ne uğraşacan?

Devamını Oku

Zenginler evde ne yapar?

16 Nisan 2007

"Mobilyada modayı TV dizileri belirliyor"Geçenlerde okudum; Milliyet Gazetesi'nin ekonomi sayfasında manşetti.Normalmiş gibi değil mi?Hayır.Aslında değil.Peki buradaki tersliği hissettiniz mi?Ben uzun zamandır bir terslik olduğunun farkındaydım da ne olduğunu tam olarak anlayamıyordum. Bu haber, puzzle'ın son parçasıymış. Bulup yerine koydum.Manzara tamamlandı.Yani insanlar dizilerdeki evlere bakıp kendi evlerini yapıyor.İşte sorun burada.Tam tersi olması gerekmiyor muydu?Yani TV dizilerinin gerçek insanların evlerinden kopya çekmeleri gerekmiyor muydu?Hani, gerçeği olabildiğince yansıtabilmek bakımından...Şimdi ne oldu biliyor musunuz?Diziler hayatı, hayat da dizileri kopya etmeye çalışıyor.Ama ikisi de olmuyor.Gerçek kayboldu.Adamı nasıl değiştireceksin? Dizinin dekoru hayata, hayatın duygusu diziye uymuyor.Dizilerdeki hayat ve duygular mı gerçek yoksa gerçek hayatta yaşadıklarımız mı?Karıştı.Herkes dizilerdeki aşkı, parayı, gururu, intikamı yaşamak istiyor.Hadi mobilya değiştirmek kolay da adamı, kendini nasıl değiştireceksin?Ne kimse kimseye o kadar değer veriyor ne de kimse oradakiler gibi asil duygulara sahip.İşte terslik burada...Diziler hayatı anlatmıyor. Anlatamıyor.Diziler ya da filmler...Hele işin içine biraz zenginlik girdi mi...Orada tam fıslıyorlar...Dikkat edin.Seyrettiğiniz film ya da dizideki şu detaylara dikkat edin.Kıyafet, dekor, diyalog ve duygulara..."Birbirini tamamlıyor mu?" diye...Korku filmi gibiKöy ve taşra hayatınınkiler, tamam. Artık makyajlı köylü kızları pek yok. Gerçi onların da hâlâ elleri ayakları pamuk gibi ama olsun. Onu da aşarlar. Sonradan görmelerin hayatları, diyalogları, kıyafetleri ve dekorları da yerine oturuyor. En azından şive çalışıyorlar. En fazlasından Nişantaşı burjuvasına kadar gelebildik. Onlarda da eve biri gelince yerinden kalkmaca yok. Uğurlama falan da... Olsun.Düzelir. Ama senaryodaki adam çok daha fazla zenginse...Sıkı zenginse...Hadi bakalım.İşte orada işin içinden çıkamıyorlar.Çünkü kimse o kadar zengin adamın evde ne yaptığını bilmiyor.Evi döşüyorlar da... Tablolar falan...Eee? Orada yaşayan insanların ne yaptıklarını bilmiyorlar. Mesela Binbir Gece'deki Onur. Eve gidip cezalı gibi tek başına hep o aynı koltukta oturuyor.Bir de hizmetçisi var.Evde çıt yok.Korku filmi gibi...Sahi, çok zenginler evde ne yapıyor?

Devamını Oku