Hayatımda böyle bir ‘şey’ görmedim!

Birtakım saf mı desem, gery mi desem, ne desem; öneriler var ya, onlardan medet umanlar...Hani eskiden, “Neden aşkımızı canlandırmayalım? Hemen şimdi açın telefonu, ona sevdiğinizi söyleyin, ne bekliyorsunuz? Eve giderken siz de çiçek alın” düzeyindeydi

Haberin Devamı

Diyor ki: “O imzayı attıktan sonra sanki ne heyecan kalıyor, ne de romantizm.”

Ne “sanki”si?

Sankiymiş...

Sankisi mi kalmış artık bunun?

Ama ne yazık ki, hâlâ bunlardan var.

Birtakım saf mı desem, gery mi desem, ne desem; öneriler var ya, onlardan medet umanlar...

Hani eskiden, “Neden aşkımızı canlandırmayalım? Hemen şimdi açın telefonu, ona sevdiğinizi söyleyin, ne bekliyorsunuz? Eve giderken siz de çiçek alın” düzeyindeydi.

Deodorant reklamı gibi...

Sonra yavaş yavaş cinselleşmeye başladı; “Jartiyer, çilek, şampanya”ya doğru kaydı öneriler. O sıralarda leopar desenli çarşaf modası tavan yaptı.

Sanki o kırmızı jartiyer giyince, öteki de çiçek götürünce bir yangının külü yeniden yanacak...

Oysa bir evliliğin en iyi hali, margarin reklamlarındaki gibidir.

Seksin en iyi hali ise prezervatif reklamlarında var...

Sabah sabah işe maaile giderken birden başlıyor ya:

“Tak, tak, tik, taka, tuk, tik...”

“Bu ne?”

“Sıradan bir prezervatifle seks.”

“Tak tak tak... Tok tok tok...”

“Bu ne?”

“Bu bizim prezervatifle olanı...”

Ne biliyon? Belki ben tiktaklı olanını seviyom?

Bir de boru reklamı var ya, seksi seksi böyle genizden gelen nefesle karışık bir sesle konuşuyor.

O ne demek istiyor, hiç bilmiyorum.

“OĞLUUUM... GEL. GEL ANNENE...”
Ama hiç bitimiyor. Öneriler yani.

Son birkaç yıldır da psikolojik takılıyorlar. Sosyolojik...

Derin yani... Diyor ki:

“Yeni konulardan bahsedin. İster iş arkadaşlarınızla geziye, ister dil ya da dans kursuna gidin. Ama mutlaka kendiniz için bir şeyler yapın. Böylece eşinize anlatacağınız farklı konular olur.”

Hıı... O da çok dinlerdi zaten. Ayrıca ilgilenirse, onu da çağırırsın falan diye ödü kopar.

“Egosunu ihmal etmeyin. Erkekler de kadınlar gibi kendilerine âşık olunmasından, güzel sözlerden çok hoşlanırlar. Her eş ona ne kadar yumuşak ve sevgi dolu davranılırsa davranılsın, eleştirilmekten endişe duyar.”

“Güzel söz”den kastı, “Ne kadar tatlısın” falan değil ha! Arada bir, “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim!” deyin, yeter.

Bu laf önemlidir.

Surat ifadeniz ve ses tonunuza göre anlamı değişiverir. Artık duruma göre, birini seçersiniz...

“Eşinizle konuşmaktan korkmayın. Onu iğnelemeden, kendi durumunuzdan ve hissettiklerinizden bir-iki cümleye bahsetmeniz yeterli olacaktır.” İğnelemeden... Böyle bir cümleyi Shakespeare bile kuramaz.

“Eşinizi değil, kendinizi değiştirin. Onu değiştirmek istedikçe yorulduğunuzla kalırsınız. Bu yüzden her şeyi tekrar dile getirmek yerine, davranışlarınızla ona yol gösterin.”

Kesinlikle katılıyorum.

Mesela, elinizle dizinize vurarak, “Oğluuum... Gel. Gel bakiiim. Otur. Aferin sanaaa. Al bakalım, ödül şekerini...”

DİĞER YENİ YAZILAR