* Aaa... Hiç göstermiyorsun?
* Göstermiyor muyum?
* Hiç hem de...
* Amaaan... Göstersem ne olacak, göstermesem ne? N’apıcan ki? De ki, gösterdim ya da göstermedim; napacan?
* Öyle deme...
* Dedim n’olacak?
* Bela mısın, sabah sürprizi misin, nesin be? Ne desem ters anlıyor. Güzel bir laf edeyim dedim.
* Etme kardeşim. Bu laf, güzel bir laf mı şimdi?
Bir de bu vardır; hani kavgalarda karşıdaki birden “kaardeşim” olur.
Orada, tam o sırada, “Ne o? Kardeş mi olduk şimdi? Geçen akşam hiç kardeş gibi değildik ama...” diyeceksin. Ama konumuzun bununla hiç ama hiç alakası yok. Konumuz şu: Göstermek...
Bazıları hiç göstermez.
Bazıları göstermek istemez.
Bazıları göstermediğini sanır.
30’larının ortalarına doğru, bir kadının hayatına, yeni bir diyalog girer. “Kaç yaşındasın?” sorusuyla başlayan... “34” der mesela... Karşındaki, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” der. Bu tepkiyi birkaç kere duyan kadın, irkilir. “Nasıl yani?” der kendi kendine... “Niye bana böyle söylüyorlar ki?” İçin için sinir olur. Bir zamanlar başkaları için kullandığı o cümle, artık ona söylenmeye başlamıştır.
Evet, o da hep iyi niyetle, güzel bir şey söylediğini zannederdi...
Meğer... Bir süre sonra alışır.
Artık herkes, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” demeye başlayınca yani...
Önce sadece teşekkür eder.
Gerçekten de yaşını göstermediğine iyice alışınca, bu sefer de onunla gurur duymaya başlar. Yaşı artık 40’a yakındır. Belki de aşmıştır.
Diyalog şekil değiştirir:
* Kaç yaşındasın?
* Tahmin et. (Yüzünde “Duyunca şaşıracaksın” ifadesi vardır. Emin ya, göstermediğinden...)
* Yaa... Ne bileyim? Ben de hiç tahmin edemem ki? (Mesajı almış ama pot kırmak istemiyor)
* Söyle bir şey... Yani kaç gösteriyorum? ( “Hiç göstermiyorsun” u duymaya zorluyor)
* 32
* Hah hah haa.y... Ay ne 32’si canım. (İşte duymak istediği rakam) 38
* Aaa... Hiç göstermiyorsun!
Eve gelince veya arkadaşlarına kimlerin ona, “Aaa... Hiç göstermiyorsun” dediğini ballandıra ballandıra anlatır.
Sonra diyalog yine şekil değiştirir.
40’larda kimse sormasa da, artık o zorlamaya başlar. Sorulsun ister.
Ne yapar, eder “Kaç yaşındasın?” ı sordurtur. Ya da tali bir yol izler.
İma eder yani...
Ya çocuğundan ya da nostaljik bir hikayeden yola çıkar ama sordurtur.
“Kaç yaşında gösteriyorum?” dönemi uzun sürer. Sonra sinirlenmeye başlar.
“Ne var ki yaşımda?” devri başlar.
“Yani göstermeye utanacağım yaşta mıyım?” mantığı...
50’lere yaklaşınca veya o sıralarda ise iki çeşit kadın vardır. Bunlar arasındaki konuşmalar şöyledir:
* Şu gülme çizgilerimi doldurtacağım.
* Niye kızım?
* Onlar yüzümü çok yaşlı gösteriyor. Bak. Şööyle yapınca... Nasıl değişiyor, gördün mü?
* Kızım salak mısın? Bak etrafına. Botox’lu kadınlar yaşını göstermiyorlar mı sence? Çizgin olmayınca genç mi göstermiş olacaksın? Yooo... Sadece o yaşta ama çizgileri olmayan bir kadın olacaksın.
* Olsun. Sinirimi bozuyor bunlar.
* Kızım, o çizgilerin sana ne zararı var? Bir adam bulacaksın, o da sana “Pardon gülme çizgin var, seninle çıkamam” mı diyecek?
Yani her şeyin tamam, bir tek gülme çizgilerin var diye işlerin ters gidiyor!
Bu yüzden kimseyi bulamıyorsun ya da kocan başkalarına bakıyor!
Ne çizgiymiş ama...
Bir doldurtsan var ya...
Var ya...
Gösterirsin artık!
İster gösteeer, ister gösterme...
Tek soruluk canın kalır:
“Kaç yaşındasın?”
İster gösteer ister gösterme
* Aaa... Hiç göstermiyorsun? * Göstermiyor muyum? * Hiç hem de... * Amaaan... Göstersem ne olacak, göstermesem ne? N’apıcan ki? De ki, gösterdim ya da göstermedim; napacan?
Haberin Devamı

