Önce ahlaksız teklifi sorguladık. Daha doğrusu bir kadının, çocuğunun hayatı için 150 bin
dolara patronunuyla
yatıp yatmayacağını...
Birbirimize, kendi
kendimize sorduk,
“Yatılır mı?”, “Yatılmalı mı?” diye...
Farzettik...
Empati yaptık...
Kimi kadın, bir dakika bile düşünmeden teklifi
kabul etti.
Kimisininki çok kıymetliydi... Etik değerleri yani...
Kiminin de aklı fikri oynaştaydı; kendi kendine, “Bilmem ki...” “Ne desem ki?” gibi
cilvelere girişti.
Bazılarının etiği-metiği, bazısının da çocuğu daha
kıymetli oldu.
Şimdi başka sorular ortaya çıktı.
Mesela diyelim ki, ahlaksız teklifi kabul ettiniz ve adamla yattınız ya da yatacaksınız.
Bu durumda,
“Ona karşı minnet mi duyarsınız yoksa ondan nefret mi edersiniz?”
Haydi bakalım...
Düşünmeye başlayın...
Zor bir karar değil mi?
Daha da kötüsü var ki, dizi böyle gidecek, ya adamdan hoşlandıysanız...
“Onunla bir daha
yatabilir misiniz?”
Ondan hoşlandığınızı kendinize ve ona itiraf edebilir misiniz?
(“Şey... Bu sefer de ben biraz rahatsızlandım” dersiniz, anlamaz! Tamam, cıvıtmayacağım...)
Şimdi en kötüsünü soracağım,
“O an nasıl geçer?”
Zevk mi alırsınız, zevkinize
itiraz mı edersiniz?
Bana sorarsanız bu tür “ahlaksız
teklif” filmlerinin
en önemli sahnesi budur ama onu
asla çekmezler.
Orasını bize
bırakırlar...
Oysa “sanat için”, “film gereği sevişmek” diye bir tavır var ya, bunun için daha ideal bir senaryo bulunmaz.
Neyse,
Bu etik meselesi insanın içini daraltır.
Empati yapayım derken bazen kendinizi tanıyamazsınız.
Bir bakarsınız durup dururken fahişe olmuşsunuz, bir bakarsınız hiç olmadığınız kadar namus abidesi...
Hatta bir bakmışsınız ki,
başkalarına taşlar fırlatmaya başlamışsınız.
Şimdi siz bu soruların
cevabını düşünün.
Düşünün ama...
Ama “Masum olan
ilk taşı atsın...”
Nedir bu pespayelik yaa...
“Eşşoğlu...” lafına bile bip koyan kanallar, bakın neleri yayınlıyor:
Bir anne çıkıp çocuğu için, “İnşallah çocuğun karnında kalır, doğuramazsın” diyebiliyor...
Genç bir adam abuk sabuk durmadan ağlıyor...
Öbür tarafta, kadınlar erkekler birbirlerini yiyor.
Semra Hanım, Tülin-Caner, Ahu Tuğba falan...
Bunlardan bahsediyorum.
Nedir bu
pespayelik yaaa...

