Bilinmemesi gereken şeyler...

12 Eylül 2006

Hayatınızda en az bir kişinin bilmemesi gereken en az bir sırrınız vardır. (Yoksa da, “Ot musunuz siz?” Hemen yaratın.)Mesela annenizin, arkadaşınızın, eşinizin veya sevgilinizin hakkınızda bilmemeleri gereken konular farklıdır.Birinin öğrenmesinde hiçbir sakınca olmayan konuyu, öteki asla duymamalıdır.O trafiği ayarlamak ise biraz akıl biraz da yetenekle ilgilidir.En önemlisi ise neyi, kimin bilmememesi gerektiğini tespit etmektir.Sırlar yani...Bazılarını işinize gelmiyorsa kendinizden bile saklayabilirsiniz. Hiç sakıncası yok bence...Arkadaş, anne ve babanınkileri geçelim...Önemli olan kritik ilişkiler...Orada söylenmemesi gerekenler...Önce kadınlardan başlayalım.Yani kadınların erkeklerine asla söylememesi gereken sırlardan...Zaten birileri belirlemiş. Diyor ki,“Rekabet duygusu hissetmemesi için bugüne kadar yattığınız adamların sayısını...” Tabii, salaktık çünkü biz. Hatta santim kıyası yaparız. “Sen gel bakayım buraya, dur. Kımıldamadan dur, ölçeceğim. Hıh. İyiymiş, sen kal.” Dalga geçiyorum ama bazen kadınlar karşısındakinin son erkekleri olduğuna inandıklarından ve onun anlayışına sığınarak anlatırlar. Evet, anlayışlı olacaklarını zannederler.Son erkekleri olacağını da...Bırakın yattıklarını, platonik aşklarını da anlatırlar. Bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu çok geçmeden de anlarlar.Bunu anladıktan sonra sıra kız-kıza sohbetlere gelir. Liste yapmalar falan...Yaş sırasına, boy sırasına, ilişki süresine göre değişik listeler yapılır ya...Ama orada bile hepsi söylenmez. Kadın, iyice arsız gününde değilse ve o sıralarda biriyle mutluysa kendini oldukça masum göstermek isteyecektir.Yok, birisinden yeni ayrıldıysa hele ki aldatıldıysa o zamana kadar birlikte olduğu erkeklerin topunu boy sırasına göre ipe dizer...O ipte en fazla övdüğü, en az sevmiş olduğu adamdır.ERKEKLERE SIR MIR VERMEYİNGelelim başka bir öneriye...“Yatağınızın yanında veya etrafında gelin dergileri bulundurduğunuzu ve bunlara bakmayı çok sevdiğinizi asla ama asla erkeğinize söylemeyin.” Tabii... Bu kadar gerzek olduğunuzu anlamasın. Ayrıca gelin dergisine bakacağınıza Boxer’a falan bakın, bari saklayacağınız şey anlamlı olsun. Hem erkekler hakkında iki bilgi edinmiş olursunuz. Neyi severler, neyi sevmezler falan...Gerçi o zaman da evlenmekten vazgeçersiniz ama...Bilgi edinirsiniz ama asla anlayamazsınız.Mesela “masa üstü” takıntılarını, “Bir yabancı kadın modele niçin Türkiye’nin sanayi Başkenti İzmit’i gezdirdiklerini”, “Kız tavlama yöntemlerini”, “Ne kadar maçosunuz?” testindeki soru ve cevapları, “Paket lastiğinden nasıl top yapılır?” gibi faydalı ve manalı işlerle uğraştıklarını görürsünüz ama asla anlayamazsınız.Anlamanıza gerek olmadığını ise yıllar sonra idrak edersiniz zaten...Yani kısacası siz erkeklere bir sır falan vermeyin.

Devamını Oku

Ucuz kadınlar modern midir?

11 Eylül 2006

Eveeet...İş başa düştü yine... Ali Bulaç’ı tanıyor musunuz?Tanıyan tanıyor da, bilmeyenler için kısaca şunu söyleyebilirim: Zaman Gazetesi yazarı ve kendisini bireysel Müslüman diye tanımlıyor. Ali Bulaç, bir sempozyumda, “kadın” daha doğrusu “modern kadın” tarifi yapmış.“Modern kadın, kolay ulaşılabilir ve ucuz” diye...Aslında alakasız bir konuyu anlatırken ne yapıp edip konuyu buraya getirmiş.Niyeyse?Konuşmasının başlığı, “Seyyid Kutub’un 20. yüzyıl İslami Hareketleri üzerindeki etkileri” Bunun anlatırken, “Bugün bilgi çok kolay ve ucuz ulaşılabilir bir hale geldi. Tıpkı modern kadın gibi. Modern kadına da bilgi gibi çok kolay ulaşılabilir” demiş.Şimdi tam anlamadım; iyi bir şey mi diyor, kötü bir şey mi?İltifat mı ediyor, hakaret mi?Yani modern kadını, bir bilgi kadar kıymetli mi görüyor? Yani ona ulaştığın zaman yakaladığın mutluluğu, zevki mi anlatıyor?Yoksa öyle, “kolay” ve “ucuz” sıfatlarıyla bizi mi aşağılamaya çalışıyor?Bilgiyi mi harcıyor, kadını mı?Halbuki ikisi de güzel.İkisi bir arada daha da güzel...Anlaşılan akım derken b... demiş. Ne dediğini anladım aslında da... Yoksa modern kadını öveceğini aklımın ucundan bile geçirmedim.Peki o zaman...Şimdi oradan bir bakalım.Onların tarafından...Ne dediğini, aynı kelimelerle soru haline çevirelim.“Modern kadın kolay ulaşılabilir ve ucuz mudur?” Şimdi de, olası iki cevabı da verelim.Evet. Öyledirler.Onlara çok kolay ulaşırsınız, üstelik çoğu ucuzdur. Yani bir bara gidin, bulursunuz. Sizi beğendiyse bir içki de ısmarlarsınız; ucuzundan...Ama sonra...Sonrası size kalmıştır.Artık onu elinizde tutabilir misiniz? Oyalayabilir misiniz? Bilemem.Çünkü o, öyle “Kapat kafanı”, “Evde otur”lara gelmez.Şimdi de “Hayır” diyelim.“Modern kadın ucuz ve kolay değildir” Ucuz ve kolay olsa, hayattan kaçar, ardına saklanacak bir peçe arardı.Bir cevabım daha var aslında...Diyelim ki, kadın sizin söylediğiniz anlamda “ucuz ve kolay” Yani ne?En banal anlamıyla, “sevişilebilir” demek.Bunun nesi kötü?Bırakın gerisini kadınlar düşünsün.Bırakın kadınlar karar versin...******Yasak aşk şarkıları...“Somali’de aşk şarkıları yasaklandı” Ülkenin güneyinde kontrolü ele geçiren aşırı dinciler, aşk şarkıları çalan radyoları kapatmaya başlamış.Bunları okudukça benim ödüm kopuyor. Empatik fobiler geliştiri-yorum. (Böyle bir şey var mı ki?)Tahtalara vuralım.Allah korusun!******Kutsal inekçiler, şimdi ne olacak?Yeni eniştemiz, Zuhal Olcay’dan 10 yaş küçük çıktı. İçime doğmuş.“Ya onunki de Pınar Hanımınki gibi kendisinden çok küçükse” deyince bana kızmıştınız.Sizi gidi kutsal inek avcıları...Peki ya şimdi de, atıyorum; eniştemiz alkolik ve ‘şiddetli’ çıkarsa... Yine mi onlara dokunmayacağız?

Devamını Oku

Organik zamparalar

10 Eylül 2006

Kızlar dünyasında yeni bir geyik var.Yeni jargon...Viagra kullanmayan erkeklere ne diyorlar?Tahmin edin.Peki, ben söyleyeyim:“Organik zampara...” Hormonsuz yani...Aslında kadınların çok da umurunda değil; hormonlu ya da hormonsuz, organik ya da değil...Ne fark eder ki?Sonuca bakar onlar!Daha açık konuşmam gerekirse...İyi olsun da, nasıl olursa olsun...“Başarıya giden her yol mübahtır” felsefesiyle yaklaşılır. Bundan, hemen kadınlar kudurmuş gibi seks arıyorlar anlamını çıkarmayın. Yani “Yapsın da, nasıl yaparsa yapsın” gibi... Tamam öyle olanlar da var ama ben normallerden bahsediyorum.Normal bir kadın için erkeğin viagra kullanıp kullanmaması hiç de önemli değildir.Yatakta kalp krizi geçirmediği sürece tabii... Ama erkeklerin dünyasında durum çok farklı.Biliyorum.Onlar utanıyorlar.Viagra ya da onun gibi ilaçları kullanmaktan veya kullandıklarını söylemekten utanıyorlar.Hatta sırf bu utanç yüzünden seks yapmamayı göze alanlar bile var.O derece yani...Oysa ne var bunda?Kullansınlar...Kullanın.Siz bizim silikonlarımızla yıllarca dalga geçtiniz de ne oldu? Bizim bunu taktığımız yok.Siz de takmayın.Kullanın.Ama bir tavsiyem var; sakın bunu saklamayın.Çünkü anlaşılıyor zaten.Nereden mi?Sadece bir ipucu vereyim: kızaran suratlarınızdan...Kendi aranızda da durum farklı değil. Yani kim, kimin, ne kullandığını biliyor aslında.Zira en az bir arkadaşınıza söylüyorsunuz. Dayanamazsınız, söylersiniz. Söylenir tabii, insan duramaz... Hele ki, iyi bir sonuç aldıysanız, susmanız imkansızdır.Ama onun kimseye söylemeyeceği gibi saflığınız yok herhalde...Yok değil mi?Hani derler ya, “Arkadaşın, yakın arkadaşına, o da kendi arkadaşına....” derken bir bakarsınız ki, herkes biliyor.Yani bir sırrı iki kişi bildikten sonra ucunu tutamazsınız.Zaten konu hassas ve eğlenceli...Daha güzel bir dedikodu var mı?Bu dedikodu iki nedenle yayılır; birincisi sizinle dalga geçmek için, ikincisi ise güç bulmak için.Kendisi gerçekten organikse, arkadaşınız sizin viagra kullandığınızı karısına bile söyler. Ama eğer “tık” yoksa iş değişir. O sizi kullanarak yandaş aramaya başlamıştır.“Abi o kullanıyormuş” diye birilerinin ağzını arar. O da kullanıyorsa, artık mavi hapları denememesi için artık bir neden kalmaz.Ama dediğim gibi, bunda utanılacak bir şey yok.Kadınların da umurunda değil.Eee?Ne utanıyorsunuz ki? Utanmayın beyler...Üzülmeyin de...Şöyle düşünün:Zaten organik ürünler dünya pazarının yüzde 5’ini bile geçmiyor.*****BU DONA... BU KADAR PARA...Şaşırdım doğrusu...Gerçekten şaşırdım.Dona bak!Bridget Jones’un Günlüğü filminde Renee Zellweger’in giydiği donmuş. Üzerine rol arkadaşı Hugh Grant, “Merhaba anneciğim, Sevgiler+öpücükler” diye imza atmış.Bu imzalı don da 185 bin dolara açık artırmaya çıkacakmış.Bu don!185 bin dolar!Bridget Jones sıkı bir g-string giyseymiş kimbilir kaça giderdi?Bir de tabii, çoban köpeği bakışlı Hugh Grant o zaman acaba ne yazardı?“Anneciğim merhaba, sana ya uğrarım ya uğrayamam+kendine iyi bak”Ya da, “Anneciğim merhaba, biz içerideyiz+işimiz bitince çıkarız...”

Devamını Oku

Türbanlılarla aramızda bir günah paydası mı var?

6 Eylül 2006

Türbanlı yazarların son zamanlardaki çıkışlarını merak etmiştim ya...“Ben de insanım, benim de canım var, benim de kalbim var” türünden yazıları üzerine, “niye bunları anlatıyorlar ki” demiştim.“Bizim dünyamıza mı girmek istiyorlar yoksa bizi mi kendi dünyalarına almak istiyorlar” diye de sormuştum.Sonra geçen Salı günü Fatma K. Barbarosoğlu’nun yazısını gördüm.“Günah paydası bizi eşitler mi?” diye bir başlığı vardı yazının.O ortak noktamızı belirlemiş yani...“Günahlarımız.” “Bana mı diyor ki” diye baktım.Hepimize diyormuş. Ne diyormuş?“Kamusal alanı dindarlar ile paylaşmaya razı olmayanlar, ahlaki zaaflar söz konusu olduğunda neden çok gayretli oluyor” diye sormuş önce.Nasıl yani?Yani, “Dindarlar özellikle cinsel konularda zaaf gösterdiklerinde neden ‘a.. siz de bizim gibisiniz, yok aslında birbirimizden farkımız’ eşitliğine davet ediliyor”muş. Bir dakika: Biz durup dururken “siz de aldatır, aldanırsınız” diye kendimizi ortaya atmadık. Siz durup dururken bunları söylediğiniz için sadece, “Hayrola! Yolculuk nereye?” diye sorduk.Bu sorumuz önemliymiş çünkü cevabı daha da önemliymiş.Amacı o önemli cevabı vermek yani...Aramızdaki farkı anlatıyor şimdi...Diyor ki,“Mümin günahını sevmez. Çünkü günahı severek tövbe etmek mümkün değildir.” Ama... “Ehl-i dünya (laik zihniyet) ise işlediği günahtan pişmanlık duymaz. Zevk duyar.” Nasıl yani?Siz hayatta bir kere mi yapıyorsunuz o işi? Yani o günahı...Bu tez üzerine örneklerle bizim ne kadar günahkâr olduğumuzu anlatmış.Yani onlar bir kere aldatıp anlıyorlar ama biz anlamayıp üzerine bir de tadını çıkarıp bir kez daha..Bir daha... Bir daha yapıyoruz.Ama her seferinde başka erkek ya da kadın oluyor. Bu aynı günahtan mı sayılır? Tıpkı sizin muta nikâhınız gibi...Şimdi ben uzun uzun anlatacağıma, sadece bir soru sormak istiyorum kendisine...Nereden biliyorsunuz?Yani ehl-i dünyanın günahlarından (her ne olursa olsun) pişmanlık duymadığını nereden biliyorsunuz?Pişmanlık uzmanı mısınız nesiniz?Yoksa yeni bir peygamber geldi de, “Bunlar böyledir” mi dedi?Yoksa bu işe siz mi soyunuyorsunuz?Yanlış anlamayın, soyunmaktan kastım, kalkışıyorsunuz anlamında...Tıpkı ılımlı İslam diye bir hareketin doğuşu gibi...Sanki birisi çıkıp “evet; çok seksi, makyajlı, topuklu ayakkabılarla endamlı bir şekilde türban takabilirsiniz” demiş gibi... Kendi kendinize yeni dini tasvirler anlatıp duruyorsunuz.Şimdi de bizimkinin günah ama sizinkinin olmadığını söylüyorsunuz. Hı?Bana bunu söylesenize:“Nereden biliyorsunuz?” Ayrıca size bir şey söyleyeyim mi?Galiba aramızda hiçbir ortak payda yok...

Devamını Oku

Magazinin kutsal inekleri

5 Eylül 2006

“Merhaba,Senden tek istediğim Zuhal Olcay’a dokunmaman. Nasıl olsa piyasada malzeme çok. Onlarla ilgili ne yazarsan yaz. Ayrıca Zuhal Olcay’ı yazdığında rating de yapmaz.” Bunun gibi mail’ler geldi.Neymiş?Ben Zuhal Olcay’ı biraz eleştirel yazmışım...Yazamazmışım, yazmamalıymışım.Zuhal Olcay, “Sevgilim var, hem de 1.90 boyunda” deyince bir şey olmuyor ama ben bunu yazınca, tu kaka...O literatürümüze, “Uzun süreli ilişki sonrası cesaret” diye bir deyim kazandırıyor görmezlikten mi geleyim? Peki yarın, öbür gün Zuhal Olcay’ın 1.90’lık sevgilisi trende uygun olarak, kendisinden 10 yaş küçük çıkarsa...Ya öyleyse...Onu da mı yazmayacağız?Peki.Ben böyle bir şeyler duydum ama bunu ve duyduğum diğer bilgileri yazmayacağım. Ama hatırınıza değil ha! Emin değilim de ondan.Yoksa neden yazmayayım ki?O zaman Pınar’a vur, İbo’ya vur, Okan’a vur, Hülya’ya, Sibel’e vur vurabildiğin kadar...Hatta biz yazalım, siz de tempo tutun.Ama bazılarına dokunmayalım.Kimlere dokunmayalım?Mesela Zuhal Olcay...Mesela Arzum Onan...Hatta Mehmet Aslantuğ...Mesela Sezen Aksu...Mesela Candan Erçetin...Mesela Nilüfer...Magazinin kutsal inekleri...Onlar istedikleri sokağın ortasına yatar.Trafik onların sağından solundan ilerlemeye devam eder.Onların yanlış yapmaya, saçma sapan konuşmaya, bunalıma girmeye hakları vardır.Onlar kendilerinden 10 yaş küçüklerle birlikte olunca bir şey olmaz.Hatta onlar aldatılmışlardan sayılmaz bile...Aldatıyorlarsa da mutlaka haklı bir gerekçeleri vardır.Ama kast düştükçe haklar da azalır.Var mı böyle?Ben size bir şey söyleyeyim mi?Yanlış düşünüyorsunuz...Asıl kutsal ineklerin yaptıklarına, söylediklerine bakmak lazım.Ki daha anlamlı olsun. *****Ne diyorsun Dr. Bey?“Sigara tiryakisinin akciğer filmini devlet ödememeli!” Prof. Dr. Haluk Onat’ın sözleri bunlar.Siz Allah bilir, özel muayenehanesinde sigara içen hastalara da bakmayanlardansınızdır.Bu nasıl bir mantık anlayamıyorum.Faşist misiniz siz?Üstün ırk peşinde misiniz?İyi o zaman...Kilolu olanların da hiçbir testi yapılmasın.Aynı mantık değil mi?Fotoğrafınızdan anladığım kadarıyla pek öyle ideal kiloda da gözükmüyorsunuz ama...Olmaz. Hem kebapları götürün, sonra da kalbim sıkışıyor deyin.“Yok kardeşim. Kebapları yemeden önce düşünecektin. Ne testi? Sen bu sonu hak ettin. Git evinde geber” dersiniz artık.Öyle atarak, intikam olsun diye söylemiyorum bunları...Dün Osman Müftüoğlu’nu okudunuz mu? Şu başlığı kullanmıştı:“Obezite bir numaralı ölüm nedeni oluyor” Hadi bakalım...Ne olacak şimdi?Böyle düşünürsek hem de her alanda böyle düşünmeye başlarsak, yandık o zaman...Ne giyinecek ne de soyunacak halimiz kalır.*****GÜNÜN SÖZÜ“Kendi demokrasimizi kuralım” (Toplumbilimci Boby Said, ‘Vatandaşlık ve Demokrasi’ konferansında söylüyor.)

Devamını Oku

Bu da size kapak olsun!

4 Eylül 2006

Fotoğrafı görünce “Bunu yazmam lazım” dedim. Hatta demedim bile...Görür görmez aklıma bir sürü başlık gelmeye başladı. Birini bırakıp ötekini alıyordum.Her zamankinin tam tersi yani...Bu sefer ne yazacağımı bilmiyordum ama bir sürü çarpıcı başlığım vardı.“Sibel Can görmüş Kenan Evren” gibi hissettim önce kendimi...Attım başlığı...“Tam olmuşsun sen artık” Sonra bir başkası:“Oha oldum” Onu da beğenmedim. Hafif kalacağını düşündüm.Diğerine geçtim, yazdım:“Özür diliyorum” Çünkü şimdiye kadar gördüğüm bütün erkek fotoğrafları daha doğrusu erotik olsun diye çekilenlerin hemen hemen hepsi kadın taklidiydi.O fotoğraflardaki erkekler hep kadınların erotik pozlarından izler taşıyordu. Kadın gibi bakıyor, hatta ellerini bile kadınların koydukları yerlere koyuyor, kadınlar gibi dudak mimikleri yapıyorlardı. Hiç kendilerine özgü erotik duruşları yoktu. Bu gördüğüm, kadınınki gibi olmayan belki de ilk erkek fotoğrafıydı. O yüzden özür dilemek istemiştim.Ve:“Bu da size kapak olsun” Sonuncusunu seçtim çünkü bu resim hem Kadınca Dergisi’nin kapağıydı hem de sosyal içerikli bir mesajı vardı...Siz şimdi anlamamışsınızdır...“Bu da size kapak olsun” diye, erkeklere diyorum, erkeklere...Hoşlanmadınız değil mi?Yaaa...Nasıl oluyormuş?Biz arka sayfalarda incik gibi çıtırlara her gün nasıl bakıyorsak siz de biraz bakın artık!Alışın alışın.Biz alıştık.Oramızı buramızı düzeltmek için servet harcamaya başladık.Hadi bakalım, sıra sizde...Yok öyle...Göbeğinizi kucağınıza oturtup bakınırken, “Erkeğin tipi önemli değil” demek...Dedim ya, alışın. Bu daha ilki... Kimbilir daha kimler vardır...Neler vardır, neler...Kapaklara, birinci sayfalara ilk gelişiniz...Faruk Peker 50 yaşında çıkmış, koç gibi pozunu vermiş.Pozunu vermekle de kalmamış, anlayana lafını da esirgememiş:“Miras değil, çalışın sizin de olur” Ne diyeyim ben artık size?Var da...Diyeceklerim var da...Şimdilik bu fotoğraf size kapak olsun. Bir o fotoğrafa bakın, düşünün. Bir de aynanın karşısına geçin, gördüğünüz adama bakın.Sonra konuşalım.*****Beden ruhun aynasıdırBugün Faruk Peker’le başladık, sürdürelim o zaman.Faruk Peker, erkeklerin soyunmaktan çekinmelerini şöyle açıklamış:“Çıplaklıktan kaçınmalarının nedeni, homofobik korkuları. Bedenlerine saygıları da yok. Kendilerine bakmıyorlar. Çıplaklık, doğallık ve samimiyettir. Beden ruhun aynasıdır.” Beden ruhun aynasıdır, beden ruhun aynasıdır, beden ruhun aynasıdır...Anlaşıldı mı?Daha yazayım mı?*****Yaşlanmak dediğiniz...Tesadüf oldu. Bunu yazmayı düşünüyordum ama “Ne alaka” diyordum ki, benim gündeme cuk oturdu...Sabahın 06.30’u gibi televizyon kanallarında tekrar yayınlara rastlarsınız. TRT kanallarından biriydi sanırım, Tahsin Yücel anlatıyordu... Şöyle bir şeyler...“Yaşlılık dışarıdan size yansıyor. Bir gün birileri size “ağabey” demeye başlıyor. Sonra “amca”lar geliyor. Bizde bir de, “beyamca” diye bir tabir var. O zaman ‘amca’ya 10 yaş daha eklemiş oluyorlar. Oysa siz kendinizi hep aynı hissediyorsunuz. Değişmemiş gibi.” Eeee?Size bu aralar ne diye sesleniyorlar?

Devamını Oku

Aynı kişiye iki kere âşık olunur mu?

3 Eylül 2006

Geçenlerde, “Birden fazla kişiye âşık olunur mu?” diye sormuştum ya... Cevabını da vermiş, “olunur” demiştim.Şimdi size başka bir sorum var:Aynı kişiye iki kere âşık olunur mu? Olunur mu?Hani, “Karıma/kocama tekrar âşık oldum” diyenler vardır...Bu şimdi inandırıcı mı?“15 yıldır birlikteyiz. Ona tekrar âşık oluyorum” falan...Yani, “bizim aşkımız hiç bitmedi” kadar saçma bir laf bu.Olmaz öyle şey...Bu kadarı yeterli mi, açıklayayım mı?Eğer bu cümleyi kuran bir erkekse, gidip bir haltlar yemiştir. Hatta öteki kadın buna sıkı bir kazık atmış da demektir. Ya parasını yemiştir ya kendisi gibi biri ya da birilerinin varlığını öğrenmiştir.Kadın öyle bir Suzan Avcı çıkmıştır ki bir zamanlar sıkıcı, yenilikten anlamayan, cinselliği kalmamış karısı ona melek gibi gelir, melek...Karısının dizinin dibine gelişi seyre değerdir.Hemen herkesin içinde, “Karıma yeniden âşık oldum” demeye başlar. Ama artık o adama hiç güvenilmez. O yine birilerine kanıp gider. Yediği kazığın rövanşını ister. O da ben gerzek değilimi ispata uğraşmaktan, buna çabalamaktan başka bir şey değildir. Amma...Bu cümleyi bir kadın kuruyorsa, o bir salaktır.Ya da kocasını kandırıyordur.Yani onun da mutlaka bir çıkarı var demektir.Çünkü bir kadının kocasına bir defadan fazla âşık olması imkânsızdır.Ne demişler?“İnsan tanıdığına âşık olamaz. Âşık olmanın birinci şartı onu tanımamaktır.” Doğru.Zira hiç kimse tapılacak kadar mükemmel değildir.Âşık olmakla, tapınmak arasında fark var mı?Yok.Var mı itirazı olan? *****BİR GRUP BİLİMADAMIBu, “bir grup bilimadamı”ndan bana fenalık geldi.Hani bir gün çıkıp “kahve zararlı” ertesi gün, “Yok yok, faydalı”, başka bir gün, “Zakkum yaprağı kansere iyi” öteki gün, “Zakkum kanser yapıyor” diyenlerden bahsediyorum.Bunlar bir de düz mantık, saçma sapan teoriler ortaya atıyor ya,“Klima şişmanlatıyor” diye...Bir okuyorsun, “Klima olunca hareket etmiyormuşun da, kilo alıyormuşun!” Bunlar hiç dayak yememiş mi nedir? Zıkkımın kökü bir işe yarıyor mu?Ona da bir baksalar...Milleti de sebze meyve manyağı yaptılar. Şuraya yazıyorum, yarın öbür gün bunlar çıkıp, “Sigara içen, kırmızı et yiyen çok yaşıyor” demezlerse neyim?Ben bunu bekleyenlerdenim de...Nedir bunlar ya?Şöyle bir baktım da, bunların seksle ilgili araştırmalar yapanları İngiltere’den çıkıyor. Avustralya’dakiler onları destekliyor. Bula bula da, “Erkekler sekse kadınlardan daha fazla düşkün”ü buluyorlar. Sebze-meyve, vitamin işlerine Amerikalılar bakıyor. Onlar buluş yaptıkça Amerikan halkının obezitesi artıyor.Sigara içirtmiyorlar, hepsi şişmanlıktan ölüyor. Klima, kedi tüyü meseleleri İsviçreliler’in uzmanlığında...Onlar da intihar edip duruyor.Dengemizi bozdular yaa...Biraz sussunlar yaaa...

Devamını Oku

Ben erkeğimi boyundan tanırım

31 Ağustos 2006

Hayatımıza yeni bir sitkom daha giriyor. İyi oldu, diğerlerinden bıkmıştık... Gülşen, Hülya Avşar, İbo vs... Gerçek sitkomlardan bahsediyorum.Bu seferki Zuhal Olcay’ın başrolünü oynadığı bir dizi. Erkek oyuncuyu henüz bilmiyoruz.Ama o tarif ediyor.1.90 boyunda, kendisinden küçük ve atletikmiş. En sonunda da bir akademisyen olduğunu söylüyor.Ama önce boyundan bahsediyor.Allah’tan Japonya’da yaşamıyor. Yoksa Japon erkekleri için bu tarif çok moral bozucu olabilirdi. Onların boyları kısa ya, o bakımdan...Ama onunki 1.90’mış.Acaba bunda Haluk Bilginer’in uzun olmamasının payı var mı?Sitkom diyorum ya...Ama bu seferki “entelektüel sitkom.” Jenerik müziği de, Bülent Ortaçgil şarkıları... E, tabii kavramlar ve anlatımlar da içsel! Mesela yeni aşkının boyunu açıkladığı ilk demecinde Zuhal Olcay diyor ki,“Uzun ilişkiler yaşamış insanların ilişki sonrası cesaretine sahibim artık.” Hı?Uzun ilişki sonrası cesareti?..Haydi buyrun bakalım...Yeni bir kavram size...Ne demek yani?Uzun bir ilişkiden sonra artık “Önüme gelene ...” gibi bir şey mi?Öyle demek istememiştir herhalde.Cümle içinde kullanalım, belki daha iyi anlarız... “Sende uzun ilişki sonrası cesareti var mı?” “Var. Hadi yatalım” Ya da,“Sende uzun ilişki sonrası cesareti var mı?” “Yaa, vardı da, yatınca âşık oldum, yine kayboldu...” Veya;“Sende uzun ilişki sonrası cesareti var mı?” “Hiç uğraşma. Akşam başkasıylayım.” Yoksa;“Sende uzun ilişki sonrası cesareti var mı?” “Terbiyesizleşme!” Belki de şöyledir:“Sende uzun ilişki sonrası cesareti var mı?” “Bende var da, sende de var mı? Göreceğiz...” Değiştirelim:“Benimle ba akşam yatar mısın?” “Aaa... Bu ne cesaret?” “Uzun ilişkisi sonrası cesareti...” Neyse... Zamanla ne demek istediğini anlarız. Nasıl olsa artık sevgilisinin uzun boylu olduğunu biliyoruz. Gerisi de gelir...Bu seferki biraz daha heyecanlı. Bilinmeyen unsurlar diğerlerinden daha fazla.Şimdi teker teker hepsi ortaya çıkacak.Zuhal Olcay kriterlerine göre önce boyunu öğrendik.Sıra diğer özelliklerine de gelecek elbet.Taktım şimdi ben boy işine...Yahu adam tarif ederken önce boyu mu söylenir? En önemli özelliği bu mudur?Umarım, 1.90’lık damat kırılmamıştır.Uzun ilişki sonrası cesareti bu olsa gerek!Ama küçümsememek lazım.Bu, öyle böyle bir şey değil. İçinde hem “uzun”, hem “ilişki” hem “cesaret” var.Hafife alınacak gibi değil.Bu üç kelimeden kimbilir ne hikâyeler çıkar...*****Adam olacak adam...Yine bir bilim adamı harikası...Kadınlar daha çok konuşuyormuş!Hadi yaaa... İyi ki söylediniz. Bunu bilmeden ölmek istemezdik.Ne oldu yani? Söyleyecek bir şeyler var ki, konuşuyoruz. Ama kim dinliyor? İşte biraz dinleseler, adam olacaklar ama... Nerdeeee?*****Neden?Neden emlakçılar pazar günleri çalışmaz? Neden yaz okulları son 15-20 gün kapanır? Neden kuaförler ve ağdacılar pazar günü açık olmaz?Neden?

Devamını Oku