Haberin Devamı
Ayyy...
Ayyy...
Hatta bir daha, “Ayyy....”
Bu fotoğraf neyi hatırlatıyor?
Eski Alman filmlerini!!!
Yalan mı? Beyaz ayakkabılar falan. Bir de içine soket çorap giyseymiş, tam olacakmış.
Lütfen Hande Yener lütfen yaa...
Yeni albümü için çektirmiş bu pozu ve demiş ki, “Biliyorum bu da çok farklı gelecek dinleyicilere ama eminimki alışacaklar ve de çok sevecekler.”
Şarkılarını bilemem ama ben bu görüntüye alışmak falan istemiyorum.
Hatta tam tersi,
Unutmak istiyorum, unutmak...
Geçirmece oyunu
“Çaydan kız geçirmece...”
Oyunun adı bu herhalde...
“Çayda Çıra”yı biliriz, köprüden geçirmeyi falan da biliriz, başka geçirmeleri de biliyoruz da bu, “çaydan kız geçirme” yi vallahi yeni duyuyorum.
Ama düşünüyorum da, hiçbir aile dostum benimle böyle bir oyun oynamadı.
Hiç teklif dahi gelmedi yani...
Demek ki, gerçek birer dost değillerdi!
Bir çaydan geçirmece bile oynamadılar benimle... Gülmeyin. Ne kadar art niyetlisiniz.
İnanmıyorsunuz değil mi...
Ne var bunda inanmayacak.
Genel Müdür, karısı ve aile dostları pikniğe gitmiş. Orada canları sıkılmış.
Sonra olaylar şöyle gelişti herhalde...
- Yaa, canım sıkılıyor kocacığım.
- Aaaa... Kıyamam hayatım. Dur, seni eğlendireyim.
- Nasıl?
- Bak şimdi göstereceğim. Haticeeee.... Gel karım sıkılmış. Oyun oynayıp onu eğlendirelim.
- Ne yapacağız?
- Sen gel, kucağıma çık şimdi?
- Eee?
- Geçireceğim.
- Nasıl yani?
- Ya, çaydan geçireceğim.
- Hıı... Tamam o zaman. Çaydan kız geçirmece oynayacağız.
- E, herhalde...
- Yaşasın. Sonra da o fotoğraflar çekilmiş.
Siz de yanlış anlıyorsunuz sonra!
Art niyetlisiniz art!.. Tamam önce gazetecilere “O da benim eşim, öteki de” demiş olabilir.
Gazetecileri başından savmak için söylemiş.
Doğru bir taktik. Gazeteci manşetini alıp gitmiş... Daha ne istesin ki!
Ama başından savmış mı? Savmış.
Biliyorum, aranızda hâlâ art düşüncelerinden kurtulamayıp,
“Madem öyle, neden çaydan karısını geçirmemiş?” diye soranlarınız da var.
Bakın ona ben bile bir neden bulamıyorum.
İlahi Müdür Bey, sen bizi güldürdün Allah da seni bildiği gibi yapsın.
Öyle diyorum, diliyorum çünkü ben size bir şey söyleyeyim mi? Bu iş burada bitmez.
Gönül işlerinden, çaydan geçirmecelerden bahsetmiyorum. Bu işte başka bir iş var.
Kadın, para, çaydan geçirmece falan... Burada bir İSKİ kokusu var.
Bu işte başka bir geçirmece var...
Kaşıntı tutuyormuş
“Zaten çıplak insanları görmeye dayanamıyorum, kaşıntım tutuyor!”
Bu sözleri kimin söylediğini tahmin etmeye kalksam Mehmet Ali Erbil ismi sıralamaya bile girmezdi. Ama oymuş. O söylemiş.
Bilmem kaç çocuk, bilmem kaç eş ve hiç bilemeyeceğim kadar sevgiliden sonra... Yeni yeni mi kaşınmaya başladı acaba? Yoksa ben mi yanlış anladım? “Kaşıntım tutar”ı muzır bir anlamda mı söyledi? Ben de gerçekten saflaşmaya başladım herhalde...

