Erol Köse vakası

16 Haziran 2006

Çok düşündüm, yazsam mı yoksa yazmasam bile mi diye...Yani kaale bile almasam mı?Ama "Gördüğüm bir lüzum üzerine" yazmaya karar verdim.Hani öyle demiş ya, "Gördüğüm lüzum üzerine bir süredir beraber yaşadığım Gülsen ile ilişkimi noktalamış bulunuyorum."Lafa bak!Benimki de işte öyle bir lüzum.Anladınız, şu Erol Köse ile Gülşen ilişkisi ya da ilişkisizliğinden bahsediyorum.Ya da onların bizimle ilişkisinden...Aslında ortada bir de görünmeyen bir lüzumsuzluk var: O da bu adamın ta kendisi...Bu okuduklarımızın tümü...Biz de toplum olarak yazılı bir açıklama yapsak,"Görülen lüzum üzerine artık sizi duymak istemiyoruz" desek...Yeter artık yaa...Yıllarca İbrahim Tatlıses'in lüzumlu gördüklerinden gına geldi zaten.Şimdi nur topu gibi, simsiyah bir Tatlısesimiz daha oldu.Topluma hayırlı, uğurlu olsun.Hatta bu seferki Tatlıses'i bile solladı çünkü bunun sesi de yok.Hiç olmazsa onu dinliyorduk falan.Öyleyse bu yenisine niye katlanalım ki?Bu olayda kim, kiminle, nerede, ne yapmış, kim haklı, hangisi haksız, beni hiç ilgilendirmiyor.Ama ille de söylemem gerekiyorsa, zorlarsam kendimi yani, tek cümleyle toparlayabilirim:"Herkes haksız." Üstelik bütün bunların bize yansıması da "bize haksızlık."Düşündüm de, çok da üzerine gitmemek lazım, Erol Bey'in, doğru söylediği şeyler de var.Abartmayayım, "şeyler" değil de "bir şey" var.Onun açıklamalarında elle tutulur tek doğru, Gülşen'e söylediği şu cümle galiba: "Önce kızsan da sonra bana dua edeceksin."Bir de aklıma, hani Gülşen'e televizyonda ilk aşkını ilan ettiği akşam geldi.Hani üzerinden bir hafta geçti, geçmedi..."Türk halkından aşkıma destek çıkmasını istiyorum" demişti...Şimdi sıra bizde...Yani bu sefer de biz sizden bir destek istiyoruz: "Sizi unutabilmemiz için bize bir fırsat verin""Bir süre ayrı yaşayalım."Böyle karşılıklı ricalarla konuyu bağlayalım.Yoksa beddua etmek zorunda kalacağız."İnşallah, eşi de boşar, malını mülkünü de elinden alır" falan diye... İstemeyiz.Erol Köse ayrıca önemli bir konuya da temas etmiş."Medya sosyal görevini yaptı. Aile ve çocuğun önemini hatırlattı. Bu değerlere sahip çıkıp Gülsen de daha fazla zarar görmeden bu ilişkiyi noktalamak istedim" demiş sağolsun.Bu yazı çıkıncaya kadar eminim çok gelişmeler olacak ama geç kalmadıysam bir şey daha söylemek istiyorum.Medya mensubu olarak şimdi ikinci vazifemi yapıyorum:Susun lütfen...Susun...Hiişşşt...

Devamını Oku

Erkek şarap gibidir, yıllandıkça değerlenir

9 Haziran 2006

Ya da, "yıllandıkça"dan kasıt nedir?Kaç yaşına kadar "yıllandıkçadan" saydır?40'ları biliyoruz da, ya sonra?Kadın konusunu çok yazdık. Zaten alıştık artık.Ama bugün ben kadınları bir tarafa bırakacağım.Şaşırmayın...Bugün "Şarap gibi adamlardan, pardon erkeklerden" (iyi yazacağım ya, o bakımdan "erkek" diyorum) bahsedeceğim.Dedim ya, onlar hakkında iyi şeyler yazacağım için daha önce teessüflerini ve küfürlerini iletenlerin teşekkürlerini kabul edebilirim.Doğruya doğru...'Yiğidi öldür ama hakkını da ver!" durumu yani...Şimdi yeni iddiamı açıklıyorum:"Erkekler şarap gibidir. Yıllandıkça güzelleşir, değeri artar.""Tadını bulur."Niye mi?Anlatacağım...Tıpkı kadınlarda olduğu gibi gençliklerinde erkeklerde de bir aptallık vardır. Ne istediklerini, ne yaptıklarını bilmezler.Daha da kötüsü, bildiklerini sanırlar.Hayatta önem verdikleri değerlerin sırası çok kötüdür.Aslında "değer"den pek anlamazlar ya...Zaten çok fazla etki altında kalırlar gençliklerinde. Değer dedikleri hep başkalarınınkidir. Ya hayran olduğu ya da korktuğu birinin...Ne yemekten, ne içmekten, ne giyinmekten, ne müzikten, ne de seksten anlarlar.Onlar, şeyleriyle sevişirler. Yani sayılar falan önemlidir onlar için.Nicelik - nitelik farkını bilmezler yani.O yüzden de biraz olgun kadınlara düşkün olurlar.Onlardan öğrenebildiklerini öğrenir, sonra çevre baskısıyla ayrıklar.Şimdiye kadar genç erkeklerin neden manasız olduklarını anlatabildim herhalde...Sıra, olgun erkeklerin neden iyi olduklarında...Yukarıda saydığım berbat özelliklerin çoğundan kurtulmuşlardır artık.Bir kadına nasıl yaklaşılması gerektiğini, ne istediğini bilir.Artık kendi istediklerini yapmaya başlamış, kendi zevkleri oluşmuştur. Kendisini tanımıştır yani...Dolayısıyla güveni yerine gelmiştir.E artık hali vakti de yerindedir.Tek pişmanlığı gençliğinde yaptığı evliliğidir. "Halbuki şimdi olsa..." diye hayıflanır."Ben bi' istiyim var ya" modundadır yani...Ve tabii seks yapmayı da öğrenmiştir artik.Abuk sabuk performans telaşı içinde değildir. Tadını çıkarmaya bakar. Artık onun için seksin sadece kendisi değil, öncesi ve sonrası da vardır. (Sonrasından pek emin değilim ama kulağa hoş geliyor.)Akılları da başlarına gelmiştir. Bu yüzden gençlik dönemlerinin tersine bu sefer de genç kadınlara yönelirler.Akıllanmış kadını seçmeyecek kadar tecrübelidirler.İşte bu yüzden olgun kadınlar yalnız ama aynı yaş grubundaki erkekler değildir.O yüzden olgun kadınlar, "Nerede bu boşanmış erkekler?" diye aranıp dururlar.O yüzden olgun kadınlar çıtır erkeklerle hüsran yaşıyor.Yani;"Erkekler de şarap gibidir, yıllandıkça değerlenir." Ama onların "yıllandıkçası" kaç yaşına kadar?Ben 45'ten sonra diyorum. Andropoza kadar...Var mı başka tahmini olan?

Devamını Oku

Nasıl baba olunur?

2 Haziran 2006

Emrah demiş ki,"Bu şekilde baba olmak istemedim"Benden duymuş olmasın ama başka şekilde de baba olunmuyor.Özellikle de biriyle yattığınızda korunmazsanız çocuk daha da kolay oluyor...Dünyadaki insanlar niye korunuyor sizce?Fantezi olsun diye mi?Şeylerine maske takıp maskaralık yapmıyorlar herhalde...Dua edin çocuğunuz olmuş, AIDS de olabilirdiniz...Bir de,"Benim baba olma özgürlüğüm elimden alındı." demiş.İşte buna cinim oynadı.Bu sözleri "küçük"ken söylese cahilliğine verirdim.Ama bu yaşta...Yok, olmuyor.O ve bir sürü erkek...Böyle düşünüp böyle sözler saf ediyorlar.Onlara da söylüyorum...Kimdi şimdi hatırlamıyorum ama onun için de aynen şu cümleyi kurmuştum:Babalık hakkınız, özgürlüğünüz eczanede satılıyor...Bu kadar basit."Küçüktüm, cahildim" falan demeyin...20 yaşında, magazin dünyasındaki bir erkek için nasıl çocuk yapılacağını bilmemek de tuhaf ama neyse...Hadi öyle bir anına denk geldi diyelim; o halde ceremesini çekeceksin.Bedelini ödeyeceksin."Onu da yapayım", "Bunu da yapayım", "Ama hiç ödeme yapmayayım", "Her şey benim istediğim gibi, keyfime göre ayarlansın" diye bir şey yok bu dünyada...Yahu insanlar kimsesiz çocukları evlat ediniyor, imkanı olan koruyucu anne - baba oluyor.Meşhurlar Afrikalı çocuklar için elinden geleni yapmaya çalışıyor.Böyle bir dünyada yaşıyoruz.Paranız mı yok?İnatlaşıyor musunuz?Öyleyse, kiminle inatlaşıyorsunuz?Çocuğunuzla mı?Niye?Yanlışlıkla yaptığınız için mi?Bunda onun ne suçu var?Bu sözleri Emrah'ın durumundaki bütün erkekler için söylüyorum.Biliyorum, onlardan çok var.Eskiden de olurdu.Ama eski kadınlarla yenilerinin arasında önemli bir fark var artık.Korkmuyorlar.Farkında mısınız bilmiyorum ama artık doğuruyorlar.Yani sizin babalık hakkınız kadar kadınların da annelik hakları var.Yani sizin (erkekler) her işi zevkinize göre yaptıktan sonra, "Baba olma özgürlüğümü istiyorum" gibi bir tavrınız olamaz.O yatmadan önce olur.Eskiden erkekler, "Kadın korkar, rezil olur, nasıl olsa babasız çocuk doğurmaz" rahatlığıyla hiç sıkıntıya girmiyorlardı."Ben öyle zevk almıyorum" gibi bir lüksleri hatta vurdumduymazlıkları, kapris de değil, acımasızlık ve bencillikleri vardı."Gitsin aldırtan"Yaa...İşte bu bencilliklerini törpülemeyi öğreniyorlar şimdi.Yavaş yavaş...Böyle gazete haberlerinden, çevresindekilerden okuyup duyup görüp anlıyorlar.Anlayacaklar...Ayrıca bu söylediklerim işin insani yönüydü.Tabii bir de hukuki tarafı var.Test sonuçları, Türk mahkemeleri Olmadı AİHM...

Devamını Oku

Ters ilişkiler...

26 Mayıs 2006

Ona bakarız da, ben başka bir noktaya takıldım.Önce müsaadenizle, "İşin içine seks girmeden o zaten ilişki olmaz ki" deyip sözlerime başlamak istiyorum. Olmaz tabii... Olur mu?İyi ya da kötü fark etmez, yeter ki bir şeyler olsun. Bir şeylerden kastım; temas...Şimdi gelelim benim aklıma takılana... Konunun spotunu aynen yazmam gerekiyor, çünkü ters olan konu o:"Bir erkekle tanıştığında, kadın onu önce arkadaş olarak kabul eder. Eğer birbirlerinden hoşlanırlarsa sevgili olurlar. Her şey sırasıyla gelişir. Birbirlerini tanırlar, severler, bağlanırlar ve birbirlerine karışmaya başlarlar. Ancak bu dönemler arasında belirgin bir kapı daha vardır: Seks!"İşte konumuz bu sıralama..."Ne var ki bunda" diyeceksiniz, biliyorum. Bu sırayla olmalı, değil mi? Şimdi bir daha, belki biraz daha dikkatlice gözden geçirelim.Hatta biraz da samimi ve gerçekçi olalım. Yukarıdaki sıralama doğru mu? Yoksa tam tersi mi?Ben lafı dolandırmadan açık açık söyleyeceğim:İlişkilerde önce seks vardır. Yani insanlar önce seks yapar demiyorum. Gerçi son zamanlarda böylebaşlıyor ama hadi daha genel düşünelim...Önce seks, birleşebilme dürtüsüyle yaklaşılır. Sonra birbirlerine karışmaya başlarlar ve bağlanırlar. Arkasından birbirlerini tanımaya başlayıp severler. Eğer bu sevgiden hoşlanırlarsa sevgili olurlar. Bir süre sonra da kadın onu arkadaş olarak kabul eder. Var mı itirazı olan?Şimdi gelelim onların konusuna... "Kadın ilişkinin içine seks girince neden değişir"e...Cinsel terapist Erhan Erakay, (Ne tuhaf değil mi? Mesela bir barda bir adamla tanışıyorsunuz. Mesleğini sorduğunuzda size, "Cinsel terapistim" diyor. Nasıl yani? Hadi yatalım mı demek istiyor? Daha tanışır tanışmaz "Ben çok iyi seks yaparım" mı diyor? Manyak mıdır, sapık mıdır, nedir? Kusura bakmayın Erhan Bey, alışamadık da...)Evet, Erhan Erakay, "ilişkiler çeşitli basamaklardan oluşur. Kadın ve erkek birbirini tanıdıkça, sevdikçe, teker teker bu basamakları çıkarlar. Ve cinsel ilişkiye girmek bu basamakların en yükseğidir, en üst basamaktır. Kadın bu durumda erkek üzerinde daha fazla hak iddia edebileceğini düşünüyor" diyor.Tabii seksten sonra erkeği ellerinde daha daha kolay tutabileceklerini düşündüklerini de ekliyor.E, ama doğru...Aslında elinde tutmaktan çok, ona istediğini yaptırmak daha kolay olur da diyebiliriz buna...Hatta seksten sonra değil de önce dememiz de daha doğru olabilir.Mi acaba?.. Yoksa bu ilişkilerde bir terslik mi var?

Devamını Oku

Erkeklerin dünyasına bir adım

19 Mayıs 2006

Bir adım yeter...Yetti yani...Erkeklerin dünyasına bir adım attım, onların tarafına geçip neler olup bitiyor bir bakayım dedim."Bir değişiklik var mı?", "Nereye geldiler?", "Kadın tariflerinde bir değişiklik var mı?" merak ettim.Boxer Dergisi'ni de aracı yaptım.Aslında eğlenceliler, garip bir vurdumduymazlıkları var.Kafa buluyorlar yani...Ben biraz da rehberlik yapmak istiyorum. Bakın şimdi:"Arıza kadın: Jennifer Aniston. Kocası başka kadınla kaçmış bütün kadınlar gibi o da arızalı."Kadını da arıza yaptılar ya...Sanki karısı başka erkeğe kaçan adamlar çok normal olurlar...Böyle arıza marıza diyorlar ya, aslında bayılırlar öyle kadınlara. Çünkü en kolayı onlardır. Kandırması, memnun etmesi... Bu yüzden arıza kadınlar onları tahrik eder."Nostaljik kadın: Jamie Lee Curtis. Bir zamanlar herkes ona aşıktı"Ben size söyleyeyim, bu "nostaljik kadın" dedikleri, uzun zamandır bir türlü yatamadığı kadın anlamına gelir. Belki taa lise, üniversite yıllarından içinde kalan biri bile olabilir. Onun yaşlı haline bile razıdır. Çünkü içinde kalmıştır. Yatmazsa gözü açık gider.Hani kadın dergilerinde "Sizi seviyor mu?" gibi testler vardır ya, onlarınki de şu: "Siz hâlâ erotik kahramanınızın neye benzediğini bilmiyor musunuz?" Erotik kahramanlarını arıyorlar yani... Bu onlar için müthiş bir oyun. Düşünsenize, dergi sayfalarında da olsa, bir sürü erotik kadın, hepsi onunla yatmaya hazır. Ona da seçmesi kaldı... O mu olsun? Bu mu?Hayale bak!Yani erkeklerin, "Sadece seni istiyorum" lafı bu sayfaya kadardır.Şimdi diğerlerine oranla biraz daha romantik sayılabilecek konuya geldik: "Hangi sevgili yüzde kaç mutluluk getirir?" Allah cezanızı vermesin... "Yüzde kaç?" diyor ya...Sevgili seçeneklerine de bakmanız lazım: Arkadaşının kız arkadaşı, arkadaşının aşkı, yeni namzet, bir yabancı, sevgilisinden yeni ayrılmış yaralı kadın, olgun kadın, çıtır...Merak ediyorsanız en fazla yüzde alanı söyleyeyim:"Tesadüfen karşılaşılan yabancı"Yüzde 85 oy almış."Kadınlar erkeklerin neresine bakar?" Onların nereye baktıklarını biliyoruz. Bizim nereye baktığımızı merak etmişler.Onlara bıraksanız, kadınların tek noktaya baktığına inanmak isterler. Bunun için bütün dertleri santim hesabıdır ya... Sanki dışarıdan bakınca anlaşılıyor. Halbuki kadınların çoğunun cevabı aynı: "Gözler"Üzgünüm... Bir de oyunları var:"Göğüs ölçüsü tahmin etmece..."Bu da, küçükken oynadıkları en uzağa işemece gibi bir şey.Diyelim ki ölçüyü buldun, ne olacak? En uzağa çişini yapmış erkek ne olduysa ondan olacak.Ve işte en can alıcı konu:Dünyanın en çirkin ve en çapkın erkeği.. Uff... Yani artık çapkın olmak için yakışıklı falan olmak gerekmiyor. Hepiniz çapkın olabilirsiniz, korkmayın diyor. Ben de bu teklife hangi erkek itiraz edecekmiş şaşarım. Onların son halini az çok anladık değil mi?Sinir bozucu, düz mantık, duygusuz ve abuk sabuklar... Ama kabul edelim; eğlenceliler de...

Devamını Oku

Anneni bile anlayabiliyorsan...

12 Mayıs 2006

Öyle bir zaman vardır... Gün gelir anneni anlamaya başlarsın.İşte o zaman, artık olgunlaştın demektir. Biraz da hayatta burnunun sürttüğünün işaretidir.Birilerinin seni üzmesine, kaybetmeye, yenilmeye alışmışsındır... Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi:"Anneni daha sık anımsıyorsan, hatta anlıyorsan"Bu dönemlerde şarkıların içinden böyle bir cümleyi hemen seçersin. Ama ya ağlarsın ya da gülersin, ikisinin arası yoktur. İkisi de hüzünlüdür...Artık sadece dara düştüğün için onunla değilsindir.Öyle olsa, "anne"li değil, "ana"lı şarkıları dinlerdin. Kendine acır, geçici bir arabeskliğin havasına kapılırdın. "Anam"la başlayan bir şarkı koyardın, ağlar da ağlardın. Çünkü ana dertlidir, sıkıştığında gidilen kucaktır."Ana" sözünün ardından iç açıcı bir cümle gelmez. Acı dolu, çıkmazlarda veya yalnızsındır.Bu acıyı, o üç harfli kelimeden başkası bu kadar vurgulamaz. Dedim ya, arabesktir, kuvvetlidir. Bu yüzden bütün ana şarkıları kahır doludur.Oysa "anne" başka bir durumu anlatır. "Öff anne ya, karışma yaa"dır.. "Aman anneee... Sen anlamazsın"dır...Şımarıktır. Biraz saygısız ve vurdumduymazdır.Ama ona muhtaç olduğunuz an, kimse kalmadığı an, "anne" hemen şekil değiştirip "ana" oluverir. Oysa hayata karşı şımarıklığınız törpülendiği, onunla ilişkilerin rayına oturduğu zaman... Artık onun yaptıklarını yapmaya başladığında...Onun kullandığı bir kelime ağzından ilk çıktığında...Kendini onun en sinir olduğun hareketini yaparken bulduğunda... Önce şaşırıp kalırsın, gülersin, sonra onu daha çok sevmeye başlarsın.Ona hak verir, kim bilir daha neler yapacağınızın hesabını çıkarırsın. E, tabii kendi muhasebeni de yaparsın. En önemlisi, nerelerde haksız olduğunu kendine itiraf edersin. Eteklerindeki bütün taşları ortalığa dökersin. Kim bilir, belki de en dürüst anlarından birini yaşarsın.İlk defa sığınmadığın halde onu sevdiğini fark edersin. Bir süre sonra da onun gibi olmayaAnnenin yaptıklarını yapmaya başlayınca... Onun kullandığı bir kelime ağzından ilk çıktığında... Kendini onun en sinir olduğun hareketini yaparken bulduğunda... Ünce şaşırıp kalırsın, gülersin. Sonra da onu daha çok sevmeye başlarsın.Öyle bir zaman vardır... Gün gelir anneni anlamaya başlarsın.İşte o zaman, artık olgunlaştın demektir. Biraz da hayatta burnunun sürttüğünün işaretidir.Birilerinin seni üzmesine, kaybetmeye, yenilmeye alışmışsındır... Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi:"Anneni daha sık anımsıyorsan, hatta anlıyorsan"Bu dönemlerde şarkıların içinden böyle bir cümleyi hemen seçersin. Ama ya ağlarsın ya da gülersin, ikisinin arası yoktur. İkisi de hüzünlüdür...Artık sadece dara düştüğün için onunla değilsindir.Öyle olsa, "anne"li değil, "ana"lı şarkıları dinlerdin. Kendine acır, geçici bir arabeskliğin havasına kapılırdın. "Anam"la başlayan bir şarkı koyardın, ağlar da ağlardın. Çünkü ana dertlidir, sıkıştığında gidilen kucaktır."Ana" sözünün ardından iç açıcı bir cümle gelmez. Acı dolu, çıkmazlarda veya yalnızsındır.Bu acıyı, o üç harfli kelimeden başkası bu kadar vurgulamaz. Dedim ya, arabesktir, kuvvetlidir. Bu yüzden bütün ana şarkıları kahır doludur.Oysa "anne" başka bir durumu anlatır. "Öff anne ya, karışma yaa"dır.. "Aman anneee... Sen anlamazsın"dır...Şımarıktır. Biraz saygısız ve vurdumduymazdır.Ama ona muhtaç olduğunuz an, kimse kalmadığı an, "anne" hemen şekil değiştirip "ana" oluverir. Oysa hayata karşı şımarıklığınız törpülendiği, onunla ilişkilerin rayına oturduğu zaman... Artık onun yaptıklarını yapmaya başladığında...Onun kullandığı bir kelime ağzından ilk çıktığında...Kendini onun en sinir olduğun hareketini yaparken bulduğunda... Önce şaşırıp kalırsın, gülersin, sonra onu daha çok sevmeye başlarsın.Ona hak verir, kim bilir daha neler yapacağınızın hesabını çıkarırsın. E, tabii kendi muhasebeni de yaparsın. En önemlisi, nerelerde haksız olduğunu kendine itiraf edersin. Eteklerindeki bütün taşları ortalığa dökersin. Kim bilir, belki de en dürüst anlarından birini yaşarsın.İlk defa sığınmadığın halde onu sevdiğini fark edersin. Bir süre sonra da onun gibi olmayaalışırsın. Ama hayatta ne olursa olsun, dönüp dolaşıp onu ararsın. Ulaşsan da ulaşamasan da... Bazen şarkıların içinde bazen bir başkasının hikayesinde... Anneni ararsın. Ya da o gelip seni bulur.Tıpkı sözleri Sezen Aksu'ya ait Ajda Pekkan'ın söylediği, bana sorarsınız en güzel anne şarkısı gibi...Ah he hayatlar ümidiyle Zamansız yollara düştük İlk yenilen biz değildik elbet Gün oldu dünyaya küstükAğlama anne benim için ağlama Ben de herkes kadaraldım acılardanAğlama anne benim için ağlama Ben de herkes kadaryaralandımSen ne olur çocukluğumu sakla Tek kalan bu elimde avucumda Ağlama anne benim için ağlamaHerbirimiz başka hikaye anne Bu ayrılıklar niye Sen yine ninni söyle bana Yavrum uyusun da büyüsün diye...

Devamını Oku

Şeytanla diyaloglar

5 Mayıs 2006

O dürttükçe aklınız karışır. Karıştırır. Bir de öyle güzel ve çekici fikirlerle gelir ki...Herkesin şeytanı başkadır. Tıpkı insanlar gibi, hiçbiri diğerine benzemez. Yani her şeytanın farklı zevkleri vardır. Hoşlandıkları, yapmak istedikleri...Hatta bazısı çok akıllı bazısı da aptaldır. Kiminin zevk kalitesi yüksek kimininki düşüktür. Dedim ya, farklıdırlar.Kimi paraya, kimi maceraya, kimi aşka, kimi içkiye, kumara düşkündür. Bu meyillerini gerçekleştirmek için bir beden arayıp dururlar. Artık o bedeni neyi göre seçerler bilmiyorum. Kapasiteye göre mi, kendilerini anlayabileceklerini sandıkları bir beyine mi giderler onu da bilmiyorum.Bildiğim tek şey, nereye giderlerse gitsinler insanı zorladıkları... Zorlarlar çünkü istedikleri ya dünya düzenine ya da ahlâka aykırıdır.Bütün şeytanların tek ortak özelliği ısrarcı olmalarıdır. Bırakmazlar peşinizi. ..işin zor tarafı da budur zaten; üsteledikleri öyle dayanılmaz derecede heyecanlı ve renklidir.Çünkü şeytan zevklidir.Baştan çıkmamak için ya yaşlı olmak ya da sıkıcı derecede iradeli olmak gerekir. Zaten çok iradeli ve prensip sahibi insanlara bakın, ne kadar sıkıcıdırlar. Zaten şeytanlar da onlara pek ısrar etmezler.Gelir biri pat diye sizi bulur. Başlar çalışmaya... Sizi iki arada bir derede bırakır.Başlarsınız onunla konuşmaya... ilk cümleniz hep aynı olur:"Şeytan diyor ki..."Ne diyor?"Git şu adamla yat!""Bu kadınla birkaç gece geçir!""Pahalı mahalı, o ayakkabıyı al...""Şu dubleyi de iç...""Bas istifayı, nasıl olsa başka bir iş bulursun.""Yalan söyle ama akıllı olsun.""Geçen sefer kimse duymadı ki, şimdi niye duysun?""Ne diyeceğini sonra düşünürsün, şimdi bunu kaçırma...""Senin kendine ait bir hayatın olmayacak mı?""Onu ara!""Al çantanı çık, kocanın ofisine git, karşısına geç, 'Senin gelmişini, geçmişini...' diye bağır, masasını yere indir sonra hiçbir şey olmamış gibi gel ve çalışmaya devam et...""Şu herifi kudurt ama onunla yatma...""Git başkasıyla seviş!""En tehlikeli kişiye aç telefonu, 'Neredeysen orada kal, geliyorum' de...""Şu tanımadığın kadına git 'Soyun seviş benimle' de"Vs...Ve şeytanla diyalogunuz hep aynı cümleyle son bulur:"Amaann... Yapsam ne olacak ki? Şu kısa hayatta... Kim bilecek?"Bazen de siz çağırırsınız onu... En çok da baharlarda...Bütün kış avare dolaşan, uygun beden bulamayan şeytanlar bahar aylarında herkese birden yetişemezler. .. Ona uyarsınız, uymazsınız ben karışmam. Ama uyacaksanız birkaç öneride bulunabilirim.Mesela, şeytanın aptalı iyi fikirler vermez. Verse de idare edemez adamı hemen yakalatır. Akıllısı ise... Nankördür.işini bitirdiği zaman çeker gider. Birlikte yaptığınız hiçbir işin sorumluluğunu paylaşmaz sizinle. Siz de suç ortağı aramaya başlarsınız. Şeytanı unutup her şeyi en yakınınızdaki birinin üstüne atıverirsiniz. İşte o zaman da başka durumlar çıkar ortaya:Şeytan okşar.

Devamını Oku

Kim olmak isterdin? Kiminle olmak isterdin?

28 Nisan 2006

Bir kişilik testi.Seçim oyunu...Sorum şu:'Jack Bauer'la mı olmak isterdiniz yoksa Başkan Palmer'la mı?" Ya da erkekseniz... 'Jack Bauer mi olmak isterdiniz yoksa David Palmer mı?"24 dizisini seyredenler konuyu kaptılar. Şimdi bilmeyenler için ne demek istediğimi anlatayım...Ne sorduğumu yani...Jack Bauer, bir kahraman. Amerikan anti-terör örgütünde ajan. Her türlü tehlikeye hiç düşünmeden kendisini atan, akıllı, cesur, kararlı, kuvvetli, bazen acımasız ama duygusal ve yakışıklı...Daha ne olsun?(Zaten ancak filmlerde oluyor böyleleri...)Başkan David Ralmer ise tam anlamıyla karizma. Dürüst, kendine güveni sonsuz, kuvvetli, içgüdülerine hakim ve yakışıklı...Bir de zaten adı üstünde; Amerikan Başkanı...Daha ne olsun?Biri makam adamı diğeri sahada...Biri protokolde diğeri başına buyruk...Biri maceralarda diğeri toplantılarda...İkisi de güçlü...Gerçek hayatta da böyle değil mi? iki kötüden ya da iki iyiden birini seçmek zorunda kalırsınız bazen.HAYDi SEÇİN BAKALIMİyinin iyisini ya da kötünün daha beterini ararsınız.Arada kalırsınız. Ne fena...Haydi seçin bakalım.Kiminle birlikte olmak isterdiniz, kim olmak isterdiniz?Amerika'da psikologlar televizyon dizilerinin gençlere "doğru flört etme yöntemlerini" öğrettiğine inarayormuş. Ve en popüler dizilerin kahramanlarını da örnek gösteriyorlarmış.Mesela, "O.C'den, "Sevgililer seks konularında birbirleriyle açık konuşmalı ve nelerden zevk aldıklarını bilmeli" dersi çıkıyormış.Mesela, "Sopranolar" dizisinde, "Flört edeceğiniz kişinin sizinle neden ilgilendiğini anlayın" dersi...Mesela, "Çaresiz Ev Kadınları" ndan, "Bağımlılar kendilerine yol göstermeye çalışan kişilerle asla flört etmemeli ve yeni bir ilişkiye girmek için bir yıl beklemeliler" sonucu çıkıyormuş.24'ten nasıl bir ders çıktığını biraz sonra anlatacağım.Çünkü aynı psikologlar Türkiye'ye gelse bizim dizilerden nasıl dersler çıkartırlar merak ettim doğrusu... Çıkan dersleri bilemem ama sonuçlan ortada aslında...Gelelim 24 dizisinin ne demek istediğine...Jack Bauer, mesleğine öyle bağlıymış ki bir bölümde kız arkadaşının vatana ihanet ettiğinden şüphelenip kıza yapmadığını bırakmıyormuş.Jack Bauer'in bu tutumundan şu dersi çıkarmış psikologlar:"Mesleğini aşın seven bir erkek, sizinle ilgilenmeye fırsat bulamayabilir. Böyle bir erkeğin sizi çok iyi tanımasına fırsat vermeden harekete geçmeyin. İşkolik bir erkeğe aşık olmayın"Hay Allah, yanılmışım.Hayal kırıklığına uğradım.Halbuki ben Başkan yerine Jack Bauer'la birlikte olmayı seçmiştim.24 adlı dizinin Jack Bauer'i Keifer Sutherland

Devamını Oku