Peki, erkeğin en iyi yaşı kaç?

10 Şubat 2006

Erkeklere kalsa, cevap; "Hepsi" Ama... Peki, peşin hükümlü olmayalım, bakalım hangi yaşlarda nasıllar? Ona göre karar veririz.Kimbilir belki, gerçekten "Hepsi" çıkar belki de "Hiçbiri" Şimdi siz benim, "Hiçbiri" diyeceğimi sanıyorsunuz değil mi?Fena halde yanılıyorsunuz.Bu değerlendirme kadının ruh ve yaş haline göre de değişiyor tabii.Yani bazen "hepsi" güzel gelirken bazen "hiçbiri" oluveriyorlar.Aslında kısaca mutluyken, huzurlu ve keyifliyken "hepsi" derken, birini bile bulamayınca "hiçbiri" diyorsunuz.Ama bu özel durumların dışında yani kadına göre değil de, erkeğe göre bir değerlendirme yapacak olursak...Eveeet başlayalım...20'li yaşlar20'li yaşları, tipkı kadınlarınkinde olduğu gibi es geçiyorum.Kale ve değerlendirmeye almıyorum yani. Alınmasınlar, geçecek bu salak yılları.Nasıl olsa geçecek...30'lu yaşlar30'lardan bahsedebiliriz. Erkeklerin 30'lu yaşları ortadan ikiye ayrılır.İlk yarısı 20'lere, ikinci yarısı 40'lara yakın olduğu içindir bu ayrılık. Dolayısıyla 35'e kadar en gıcık dönemlerini yaşarlar.îş, evlilik, çocuk başlangıcıdır bu yıllar. Yani bir erkeğin bundan sonraki hayatındaki bütün ağırlıkları yüklendiği zamanlar. Allah'tan şuursuz yaparlar, yani aslında ne yaptıklarının (!) farkında değillerdir.Yani, ileriki yıllarda "Keşke yapmasaydın^ diyecekleri şeyleri yaptıkları yıllar...Fiziksel olarak bu yıllar iyidir. Evlilikten dolayı biraz kilo almışlardır ama çok değildir.Seks hayatlarında ise performansları iyidir ama ruh yoktur, ruh...Kadından anlamazlar. En fenası da anladıklarını zannedip anlamamalarıdır.Ama ikinci yarıda 35'ten sonra biraz silkinirler. Artik "iyi" den anlamaya başladıkları yaşlar başlamıştır, îyiden kastim kadın değil. Hayata dair şeyler...Aynı zamanda yavaş yavaş yaşadığı hayati da sorguluyordur artık.Bu dönemde cinsellikleri dibe vurmuştur. Karısıyla artik hiçbir şey eskisi gibi değildir. Dışarıda birileriyle olmaya cesaret edemez. Etse, ya yakalanır ya da eline yüzüne bulaştırır.40-45'li yaşlar40-45 arasında en arsız dönemlerini yaşarlar."Eee... Bu ne sıkınti? Satmışım anasını..." zamanıdır. Hatta biraz da, "Ben bi istiyim var ya..." havasına da girerler.Her şey yolunda gittiyse, zaten artik para kazamyordur, çocuklardan dolayı rahatlamıştır, karısı da alışmıştır ona. Aklı fikri dışarıdadır.E, zaten barlarda bir sürü kız onu bekliyordur. Hatta bir tane de ciddi ilişkisi bile vardır.Bu dönemdeki erkeklerin dörtte biri boşanır.Boşananların yarısı zaten ikinciyi buldukları için boşanmışlardır. Onlar hemen evlenir. Diğer yarısı da 2-3 sene sapıtarak yaşarlar (günde üç kadın falan) ama sonunda onlar da evlenirler. "Bıktim bu hayattan nereye kadar?" derler ama asıl olan, "Yaşlanacağım bana kim bakacak" korkusudur.îşte yaşlı babaların çoğalması da bu yüzden. İkincilerden çocuk meselesi yani...Anlayacağınız 40-45 arası erkeklere hiiiç güven olmaz.Ama......ve 45 sonrası45 sonrası...Bir erkeğin en iyi hali 45 ve sonrasıdır. Yani "olmuşlardır" artik.Bu dönemlerde bütün

Devamını Oku

Seksin sağı solu var mı?

3 Şubat 2006

Yapma. Bize ne?Sanki bizimle seks yapacak...italya Başbakanı Silvio Berlusconi seğmenlerine böyle bir söz vermiş.Bize ne söylüyorsun? Git karına söyle. 2,5 ay biz mi bekleyeceğiz? Aynca yapıp yapmadığını nereden bileceğiz?10 Nisan gecesini de düşünemiyorum. Bir açıklama yapar herhalde. "Sizlere söz verdiğim üzere 2.5 aydır seks yapmıyordum. Kısmetse ve izninizle artık bu akşam yapacağım."E, artık sonra da yapıp yapmadığını anlatır. Gerçi bu, seçim sonuçlarına göre değişir ama bakın şuraya yazıyorum, bu iş daha da uzar...Bayan Berlusconi unutsun artık bu işi. Gerçi onun da umurunda değil ya... En son, Venedik eski Belediye Başkanı üstelik de sol görüşlü bir felsefeciyle dedikodusu çıkmıştı. Aynca yapsa ne olacak, yapmasa ne?Gerçi bunu tahmin edebiliyorum.Yapmazsa gitgide sinirleri zayıflayacak. Daha asabi olacak. Bu da rakibi üzerinde zayıflamasına, çabuk sinirlenmesine neden olacak. Etrafında seks yapan herkese sinir olacak. Bu da garip kıskançlıklara, itici davranışlara dönüşecek. Aşın hırslı görünecek ki bu da seks yapmamasının ona tek yaran olacak.Ama yaparsa...Bu sefer de dünya daha güzel görünecek gözüne. Neşeli, esprili, sıcakkanlı, etrafına pozitif enerji saçan biri olacak. Yani seks yapıp yapmadığını hemen anlayacağız.Şimdi siz de benim gibi seçimlerle seks yapıp yapmamasının ne ilgisi var diyorsanız, söyleyeyim:Bir gazeteye göre, eşcinsel evliliklere karşı aile hayatinin korunması için yürütülen kampayaya destek olmak için. Olur mu ya? Bu nasıl destek? Aile hayatını seks yapmayarak nasıl koruyacaksın? Tam tersi, ancak böyle koruyamazsın.Bir başka gazeteye göre de bir rahip şöyle bir şey söylemiş:"İtalya'da aile değerlerini savunan tek kişi sizsiniz. Tüm desteğimizi vereceğiz. Çünkü sol kazanacak olursa bu ülkede ahlâkın sonu olacak"Bunun üzerine Berlusconi de cevabı yapıştırmış: "Size söz veriyorum 2,5 ay seks yapmayacağım."YAŞ YETMİŞ...Haydaa... Nasıl yani? Sağcılar seks yapmıyor, solcular mı yapıyor? Anlaşılan en azından karısında durum böyle.Yok canım, ben size söyleyeyim; bunun canı istemiyor, bahane arıyor besbelli. Kaç yaşında ki? 1936 doğumlu... Yani tam 70'inde.E, yaş yetmiş...Üff bu da çok sinir bir laf oldu.Ama ben olsam, yani karısının yerinde; bu demeçten huylanırım. Tabii başka bir "nedenim" yoksa... "Niye yok? Ne 2,5 ayı?" diye sorarım.Yok canım, Berlusconi ya karısına ayak atıyor, gidip başkasıyla rahat rahat bir şeyler yapacak ya da...Ya da kendini aklıyor. Daha doğrusu yavaş yavaş kendini alıştırıyor.Amaaan...Bize ne yahu?Bizimle mi seks yapacak?

Devamını Oku

Puro içen başka boyuta geçiyor

30 Ocak 2006

Biri, ne yapsa yeridir, öteki seksi, Dietrich ise karizma. Üçüne de yakışıyor. Puro içen Türkler antipatik, yabancılar değil diye bir sonuç çıkarmayı da kendime yediremiyorum doğrusu.Diyelim ki, öyle. Peki ama neden?İdel Castro, Churchill, Michael Jordan, Güneş Taner, Semra Özal, Groucho Marx ve son olarak Atilla Koç...Bir çırpıda sayacağım puro içen ünlüler...Geçenlerde Atilla Koç'un bir fotoğrafını gördüm. Sanırım yeni çekilmişti.Ağzında yarıya kadar içilmiş kalınca bir puro vardı.O sempatik görüntülü bakanın birdenbire nasıl antipatik hale geldiğini gördüm.Evet, kabul edin, her şeye rağmen, sempatik görünüyor...Görünüyordu. Ta ki, puro içene kadar. Çetin Emec'in bir yazısında, Güneş Taner'i tarif ettiği gibi:'Ağzında mütevazı bir polis co-bu kadar purosu..Sonra, gözümün önüne diğerlerinin fotoğrafları geldi."Film şeridi gibi" denir ya, aynen öyle...Önce Türkler; ilk aklıma gelen Güneş Taner ve Semra Özal oldu.ikisini de şahsen tanımam. Ama onları tanıyanları tanırım. Güneş Taner'i yakından bilenler çok severler.Semra ÖzaTı tanıyanlar ise farklıdır; ya çok severler ya da hiç sevmezler; arası yoktur.Onların fotoğraflardaki ortak özelliği puro içmeleriydi.Ve bu özelliklerinin aynı duyguyu yansıtması...Tıpkı Atilla Koç gibi, puro içmeye başladıklarında başka bir boyuta geçtiler.En azından o fotoğraflara bakanların gözünde...Evet, birden antipatikleştiler...Sonra diğerleri aklıma geldi; Churchill, Castro, Michael Jordan, Groucho Marx; yani yabancılar.Onların fotoğrafları hiç de sevimsiz değildi.Hatta tam tersi...Churchill'in purosu, onu bir kat daha fazla güçlü kılıyordu. "Yüzyılın en puro tiryakileri" arasında açık arayla birinci seçilmesi boşuna değildi.Castro Üe puro bir bütündü.Michael Jordan'un ünlü puro dergisi Cigar Afitionado'daki kapak fotoğrafı meydan okuyordu.Marx Brothers'ın ise keyifleriydi...Tabii puro içen kadınlar farklıdır. iddialıdır.O kadınlara yaklaşmak zordur.Dünyada VVhoopi Goldberg, Demi Moore ve Marlene Dietrich'i sayıyorlar...Biri, ne yapsa yeridir, öteki seksi, Dietrich ise karizma...Üçüne de yakışıyor. Nasıl yani?Puro içen Türkler antipatik, yabancılar değil diye bir sonuç çıkarmayı da kendime yediremiyorum doğrusu.Diyelim ki, öyle. Peki ama neden?Acaba puro içme şekillerinden mi kaynaklanıyor?Yoksa nerede içtiklerinden mi?Zenginliğin simgesi olduğu için mi?Keyfi işaret ettiğinden mi? "Benim mutlu olmam yetmez, başkalarının mutsuz olması lazım" gibi bilinçaltı bir durum mu var?Yoksa bir iddiayı mı temsil ediyor? Öyle herkeste olmayan.Ne yani, söz konusu olan kıskançlık mı?Ya biri bana bunu açıklar mı, neden Türkler'in puro içmesi antipatik?Bizimkilere inanmıyoruz ondan mı?Belki de puro içmesini bilmiyoruz, insanları aşağılayan bir tavrı mı var ne? Bizi birbirimizden ayıran...Ona mı katianamıyoruz?Biri bana bunu anlatır mı?Bu arada meraklıları biliyordur da, hava atmak isteyenlere söyleyeyim; şu sıralar en kaliteli puro markalan, tabii ki Küba'dan; Double Corona türü "Punch" ve "Hoyo de Monterrey"miş. Bunları bulamazsanız "Partagas" da sizi idare eder...PURO DEYİP GEÇMEYENLER• Bazen bir puro sadece bir purodur. (Sigmund Freud)• Günde on, onbeş arası puro içiyorum. Benim yaşımdaysanız hayata bir şeyle tutunmak zorundasınız. (Amerikalı Komedyen George Burns / 98 yaşındayken)• İyi bir puro bir kadına benzer. Doğru şekilde belli aralıklarla "ilgi göstermezsen" söner ve senden gider.(Anonim / İngiltere)• Puro gibi başka bir şey daha yoktur: O kibar bir halkın tutkusudur. Kim purosuz yaşıyorsa bunu haketmiyor demektir. (Moliere / Don Juan 1665)• Beyler, puro içebilirsiniz. (Kral 7. Edvvard, Kraliçe Victoria'nın koyduğu puro yasağını kaldırırken)• Eğer cennette puro yoksa hiç gitmeyebilirim. (Mark Tvvain)"PURO BİR GÜÇ VE STATÜ SEMBOLÜ"Puronun psikolojiyle ilgisi olduğuna ya da bu tip bir psikoloji olduğuna inanmıyorum. Çünkü psikoloji kalıcı bir kavramdır. "Şu puroyu içenle bu puroyu içen farklı psikolojilere ya da aynı puroyu içenler benzer bir psikolojik yapıya sahiptir" denemez. Ancak puro bir güç ve statü sembolü olarak kullanılabilir. Sonuç olarak insanlar ev ve arabalarını nasıl bir statü sembolü olarak gösteriyorlarsa puro için de aynı durum geçerli olabilir. İçen kişi, sahip olduğu iktidarı ve hakimiyeti yaymak adına puroyu kullanabilir. Dolayısıyla içmeyen kişiler de bu iktidar gösterisinden rahatsız olabilirler, ama psikolojik açıdan puronun kalıcı ya da geçerli bir kavram olduğu söylenemez.

Devamını Oku

Vahşi kadın terbiyesi

23 Ocak 2006

Çünkü belli ki, işin ucunda seks var. Hem de vahşisinden.Onların idealleri biliyorsunuz, bu; vahşi olması. Hep söylüyorum ya, gelişimlerini tamamlayamadıklarından kaynaklanıyor bu istekleri. Gelin bunlarla eğlenelim. Bunların vahşi kadınlarıyla... Aslında konumuz, "Vahşi kadın nasıl terbiye edilebilir?""Madem terbiye edeceksin niye vahşi kadını seçiyorsun?" diye sormayacağım. Sorarsam ezberleri bozulur. Tadları kaçar.Önce vahşi kadın tariflerine bakalım. Neyi, kimi kastediyorlar?"Vahşi kadından sadakat bekleyemezsiniz. Tehlikelidir, hızlıdır. Anlık yaşar, bir sonraki hamlesi anlaşılamaz. Kötü eştir. Empati kurmaz, sizin için iyilik yapma derdinde değildir. Rahat ona batar. Pahalı yemekler, şık barlarda vakit geçirmek ister. Statüye, paraya, güce tapar. Taleplerini yerine getiremezseniz yuvadan uçmaya hazırdır." Liste uzayıp gidiyor. Tabii güzelliği, çekiciliği ve seks oyunlarını anlatmaya gerek yok herhalde...Bir nevi Suzan Avcı yani... Diyeceksiniz ki, erkekler böyle kadınları sevmez. Doğru ama onlardan hem korkarlar hem de onlarla birlikte olmak isterler. Açık konuşalım; onlarla yatmak isterler, öyle mazoşist bir tarafları var işte. Kendilerine güvenleri bazen kendilerini de aşar ve onlara sahip olabileceklerini bile düşünmeye başlarlar. Düşünmeseler böyle şeyler yazmazlardı: "Vahşi kadın nasıl terbiye edilir?" (Boxer Dergisi) Bakın bunların akıllarına...EV KADINI VAHŞİ OLUR MU?"Gece maçını kazan" diyorlar. Yani yatakta iyi olacaklar. Sanki yatakta iyi olunca o vahşi kadın da evinin kadını olacak. "Ama kimseyle bu kadar iyi olmadı" diyor, değil mi!!!ikinci önerileri şu: "Gücünü elinden alın" Kuralları siz koyacaksınız. Cuma günü buluşmak istiyorsa randevuyu cumartesiye erteleyin. (Tabii o da sizi bekler. Beklerken de bir ters bir yüz kazak mı örer, artık başka şeyler mi bilemiyorum.)"Seni seviyorum cümlesini ilk o söylesin" Ne olacak yani? Yani var ya, sürüm sürüm süründü şimdi kız. Çok umurundaydı. Oğlum bu normal değil, vahşi kız. Hatta daha da beteri; vahşi kadın. Öyle sevgi falan, yemez..."Başlatan bitirir" Bu neymiş ki? "İlk sözü de, son sözü de siz söyleyin. Gizemli olun" demekmiş. Var ya, siz bunu yaptınız mı iş bitmiş demektir. Vahşi kadın, süt dökmüş kediye döner. Ne alâkası var be! Gidin siz onu "in" kafelere giden boşanmış kadınlara yapın da iyice bunalıma girsinler."Aslında iyi köledirler. Ona ev işi yaptırın" Hu... Şu resimdeki kadını yer silerken düşünebiliyor musunuz? Yazık olur beyler...Ben size bir öneride bulanayım en iyisi. Sadece bir tane; "Gelin siz, terbiye merbiye etmeyin kimseyi. Zevkini çıkarmaya bakın.'

Devamını Oku

Bu mudur? Budur...

15 Mart 2005

Sharon Stone da olmasa 40'tan sonra hayatın ne kadar güzel olduğunu anlatmam mümkün olmayacaktı. Bu yüzden yazıma öncelikle ona teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bütün 40'lıklar adına soyunduğu ve "47 yaşında" olduğunu "göğsünü gere gere" söylediği için...Çünkü biliyorum ki, özellikle erkeklere bunu anlatmanın başka bir yolu daha yok.Kadınları bu konuda ikiye ayırıyorum. Kıskananlar veya alkışlayanlar.Kıskananlar, çoktaaan nerelerinin estetikli olduğunu tespit etmişlerdir bile. (Ne fark edecekse?) Onlar kocalarına ya da sevgililerine hırsla "Kadının her tarafı yapma. Üstelik dokununca patlıyormuş" telkininde bulunmaya çalışırlar. ( E, sen de yaptır. Sanki yaptırmayınca çok güzelmişin gibi...) Erkekler de, "Ayy, çok iğrenç! Dokunamam ona" diye kadınların içini rahatlatırlar. Ama gece kimi düşündüklerini bir Allah, bir de kendileri bilir!Alkışlayan kadınlar da ara sıra bozdukları rejimlerine hızla geri dönmüşlerdir. Hırs basar onlara... Aralarında çıtayı yükseltenler bile çıkar; "Yahu, ondaki imkanlar bende olsa, kimbilir ne olurum" diye...Cesaretiniz var mı?Ha, erkekler bundan böyle 40 yaş üstünü mü tercih ederler, bundan hiç emin değilim. Bu cesaret kaç erkekte vardır?Niye mi?Niyesini şimdi anlatacağım:Şimdi, bu fotoğraflar Bora Bora'da çekilmiş. Sharon Stone ve sevgilisi Eason orada tatildeyken.Bunlar güzel güzel tatil yaparken aralarında müthiş bir kavga çıkmış. Adam çekip gitmiş.Sharon ne yapmış?20'lik 30'luklar gibi arkasından mı koşmuş?Geceler boyu ağlamış mı?Peki ya mesaj atar diye cep telefonuna mı kitlenmiş?Yoksa bunalıma mı girmiş?Hayııır...Francois diye birini bulmuş. 47. yaş gününü onunla, yat gezisiyle kutlamış. Ve bu fotoğrafları çektirmiş.65 yaşında seks!Farkındaysanız, burada iki konumuz var:Birincisini artık öğrendiniz: 47 yaşındaki bir kadının ne kadar güzel olabileceği...Gelelim ikincisine...40'lık bir kadını asla sinirlendirmeyeceksin.Sen kaybedersin...Böylece 47 yaşında hayatta neler olabileceğine dair bir fikir sahibi olduk.Peki daha ileri yaşlarda neler olabilir? Belki bir ipucu olabilir diye bana gelen bir maili aktarayım..."Sevgili kızım Dilek,Vatan gazetesinde yazdığın yazıya pek güldüm.Siz gençler, siz doğduktan sonra anne ve babalarınızın hiçbir şey yapmadığını düşünürsünüz. Eğer bilir veya tesadüfen hissederseniz de ayıplarsınız herhalde.Benim güzel kızım, kadın 65 yaşına gelse de (Şu an ben 65 yaşındayım) seks hayatı devam eder. Hem de oldukça zevkli olarak. Tabii tabiat kanunu bunu hangi yaşta olursa olsun menopozdan sonra yavaşlatıyor olsa da bitmez. Bu nedenle 65 yaşındaki kadınlardan ümidini kesme. (66'da ne olur onu bilmem. Seneye sana haber veririm.) Yazılarını zevkle okumaya devam edeceğim.TEYZEN"Ah, teyzeciğim,Verdiğin bu habere sevineyim mi, üzüleyim mi inan şaşırdım. Şöyle bir hesap yaptım da, 20-25 yıl daha var önümüzde...Vallaahi ne yalan söyleyeyim, doğrusu biraz gözümde büyüdü...

Devamını Oku