Bundan daha beter bir soru daha var: “Peki erkeklerin duyguları var mı?” Siz şimdi benim, “Bunlarda duygu ne arar? Hissiz dümbükler...” falan diyeceğimi sanıyorsunuz. Ama fena halde yanılıyorsunuz.Evet.Evet onların da duyguları var tabii...Hem de iki duyguları var.Korku ve istek.Yani şöyle de diyebiliriz; onlar ya korkarlar ya da isterler.Hatta bu iki duygu birbirini destekler. Körükler. Yani korktuğunu ister, istediğinden korkar. Öyleler işte...Peki çapkın erkeklerin normal erkeklerden farkı var mı acaba?Onlar daha mı duygusal yoksa daha mı hissiz ve vurdumduymaz?Sanki cevap hazır; çapkınlar daha duygusuz gibi..Yani “duygusuz oldukları için kimsenin gözünün yaşına bakmadan çapkınlık yaparlar” mantığı... Ama bence tam tersi...Bu halleri, normal erkeklerden daha duygulu olduklarından... Yani kadınlara karşı duygusuz olabilirler ama kendilerine karşı...Bu da, “Mühim olan kendini aldatmaman” gibi bir cümle oldu. Ne demekse! Psikolojik mesaj içerikli...Şöyle anlatayım; doyamıyorlar. Bunu da, eğer duygu açlığı olarak algılarsak, artı puan. Tatminsiz ve arayış içindeler. E, bunlar da duygu sayılır.Hiç yoktan iyidir.EVLENMEKTEN NİYE KORKARLAR?Ama...İki duyguları vardır dedim ya; korku ve istek diye...En büyük korkularından biri ne peki?Evlenmek...Evlilik mevsimi ya, o bakımdan.Erkekler, özellikle de çapkın erkekler evlilikten neden bu kadar korkar? Biri anlatmış: - Zor bunlar zor... Benim gibi çapkın olduğuna inanan, hayatında güzel bayanlar olmuş, reddedilmek nedir pek bilmeyen erkekler için bile zor, emin ol. Bizim de kendi içimizde o kadar çok gelgitlerimiz var ki...Yapma yaaa... Üzdün beni.- Böyle bir adam için en büyük korku nedir? Tahmin edeceğiniz gibi; evlilik.Deme!Niye peki?Onu da söylüyor: - Kafasında binbir tilki, ne yardan ne selden hesaplarıyla...Ben biliyorum senin kafandaki tilkileri. İyisi mi, sen anlat, ben sana yardımcı olayım.- Hayatındaki onca kıza nasıl, “Evleneceğim ben” deme telaşı...Sakın şaşırıp öyle deme. Yani “Evleneceğim ben” deme. Ona evlenme teklif ettiğini falan sanabilir. İşin içinden çıkamazsın. Hatta sen hiçbir şey söyleme, o başkalarından duysun. - Yıllardır birlikte olduğu sevgilisine, “Ya, ben evlenmek istemiyorum” diyememe paniği... Hiç uğraşma, çok prova yapsan da söyleyemezsin. Ama şunu da bil, ömür boyu “Keşke söyleseydim” diye dolanıp durursun. - Elimin tersiyle “bugüne kadar sahip olduğum her şeyi itebilecek miyim?” kuşkusu...Kuşkusu mu kalmış? Evet itiyorsun. - “Ne kadar devam eder?” umutsuzluğu... Valla bu kafayla çok sürmez, söyleyeyim. - “Yaşadığımız hayatta tek eşlilik çok zor” inancı...Merak etme, zaten öyle kalacağa benzemiyorsun. Telaş, panik, kuşku falan...Demedim mi, çapkınlar daha duygulu diye...
Hiç heveslenmeyin, aklınızdan geçenleri yazmayacağım. İçinde sado-mazo geçiyor ama sizin beklediğiniz anlamda değil. Bugün magazin dünyasına takılacağım.Biraz Hülya Avşar’dan söz edeceğim.Aslında amacım ondan bahsetmek değil. Onun durumuyla ilgileniyorum. Kişisel değil yani.Selülitleri mi?Hayır, o da değil. Ama ille de bir laf etmem gerekirse...Biliyorum siz şimdi, “O kadar spora rağmen, bir de kimbilir bizim bilmediğimiz ne kremler sürmesine, Allah bilir her gün masaj yaptırmasına rağmen... Biz yine iyiyiz” diyorsunuz.Hatta içinizden, “Demek ki bütün bunları ben yaptırsam taş olacağım taş!” diye de geçiriyorsunuz.Ama ben hiç öyle düşünmüyorum.Belki onları yaptırıyor belki yaptırmıyor, ne önemi var?Önemli olan hiç çekinmeden poz bile vermesi...Peki neden?Şunlardan biridir değil mi? “Umursamıyor” veya “Kadının kendine güveni var.” Hangisi?KADIN NE ZAMAN GÜZELLEŞİR?Hayır bence hiçbiri.Bence, o mutlu bir kadın. Bu güven ve umarsızlık, kendisini güzel hisseden bir kadında olur ancak.Ancak, bir sürü erkeğin ona “Güzelsin” demesiyle de olmaz bu.Aynaya bakıp kendi kendisini güzel bulmasıyla da...Nasıl olur biliyor musunuz?Demesini istediğin adamın sana “güzelsin” demesi gerekir. Bir kadın kendini o zaman güzel hisseder.O zaman kendisine güveni gelir.Bu kadar basit aslında.Evet bu kadar basit ama bazı hödük sevgililer ya da kocalar bunu yapmaz.Pardon, bazı dedim değil mi? Düzeltiyorum; çoğunluğu... Hatta yüzdeye vuracak olursam yüzde 90’ı falan.Yapmaz.Yapmadığı gibi tam tersine, ona “çirkinsin”, “şişmansın” ya da “yaşlandın” efekti verecek hareketler yapar. Şımaracağını hatta daha da açıkçası, kıçının kalkacağını düşünür. Öyle bir saçma kanaat vardır bunlarda.Hadi diyelim ki şımardı. Ne var bunda? Şımartsan ne olur?Adamların bu soruya çok mantıklı bir cevapları vardır:“Olmaaaz...” Hıı.. Tamam o zaman. Olmasın. Olmasın da... Başka biri ona iltifat ettiğinde... Ne yapacaksın? Hele ki kadının hoşuna da giderse...Bilemem. Ben söyleyeyim de... İKİNCİ İNTİKAM ZAFERİKonuyu dağıttım yine...İşin sado-mazo tarafına gelince...Sado dediğim, Sadettin Saran. Artık Hülya Hanım, ona “Sado” mu diyor bilmiyorum ama benim başlığa uydu diye...Diyeceğim; Hülya Avşar, eski eşinden daha iyisiyle birlikte ya şimdi...En azından sıkı biriyle...Eski eşi çocuk bakarken, Feraye Hanım’la...Hem de nedense benim kanım şu; sanki Hülya Hanım’ın boşandıktan sonra sapıtacağını düşünürken ve beklerken...Kibar konuşacağım:Kıç oldu...Evet, bu magazin dünyamızın ikinci intikam zaferi.İlki, Asena’nınkiydi.Amacımız neydi?Onsuz da mutlu olmak. Yani gerçek intikam.Tabii Hülya Hanım’ınki daha kuvvetli oldu. Çünkü o bir de eskisinden daha sıkı birini buldu. Bence yani...
Bu konuyu ayırca detaylı işleyeceğim ama... Eveeet... Nerede kalmıştık?Hani klasik avcı hikâyesinde olduğu gibi:“Sonra kadının kollarını kaldırdım...” diye.(Onun kol olmadığını ben de biliyorum, idare edelim, tamam mı!)En son “Bir erkeğin itirafları”nı yazmıştım. “Ama biz aldatmayı, seks yapma, değişiklik, fantazilerimizi uygulamak olarak görüyoruz. Suçluluk duymadan yapıyoruz...” “Erkek için öpüşmek sadece seks anında yapılacak ön eylemdir, hiçbir zaman sevgi anlamında yapmaz.” “Kadınlarımıza gelince; ben hayatımda her konudan bir şeyler konuşabilecek çapta kadın tanımadım. Yatakta fazla olsalar bari. O da yok” falan diyordu. Okuyun, sonra tartışalım demiştim. Çok güzel cevaplar geldi.* “Öpüşmek... Bizim de pek romantizm falan aradığımız yok. İyi öpüşen bir adamın iyi sevişeceğine dair bir umuda istinaden yaptığımız ön analiz çalışması bizimkisi...Ayrıca neden entelektüel kadın siyaset veya futbol konusunda iyi yorum yapan kadın oluyor? Siz de Uzakdoğu felsefesi deyince Taocu seksten, moda deyince mankenlerden, spor deyince futboldan başka bir şey konuşmuyorsunuz. Biz de konuşmayı boş verelim bari, yatakta fazla olun diyoruz, o da yok.” * “Abimizi canı gönülden kutluyorum. Mevzu tam onun belirttiği gibi. Okuyunca, ‘Yaşasın yalnız değilim’ dedim. Yahu hiç güzel ve kültürlü kız yok mu? Olursa da hiç mi bana denk gelmez. Bu durumu esefle kınıyorum.” BEYNİN BÜYÜKLÜĞÜ MÜ İŞLEVİ Mİ ÖNEMLİ* “Bunlar kendilerini dünyanın merkezi görüp, egolarını tatmin edici kadınların etraflarında daim olmasını istiyorlar. Sadece obje olarak, akıllarına paylaşım gelince bir tek ‘onu’ paylaşıyorlar. Sonra ne oluyor dersiniz? Kalas gibi uykuya dalıyorlar. Kutup ayısı formunda horlamaya... Beyin sıfırlanıyor, adını sorsan söyleyemeyacak durumda... Hani sonra tutuyor aldatmanın haklı gerekliliğini sıralıyor. Neymiş efenim, suçluluk duymadan yapıyormuş, onu sen kendi zekâ düzeyinde olan hemcinslerine anlat. Kadınlarından ödleri kopuyor, her aldatma da bunlara pahalıya mal oluyor. Ben de hayatımda her konudan anlayan, zevkle sohbetine doyum olmayan bir erkek tanımadım. Akılları neye çalışır biliyor musunuz? Uzuvlarına ve yuvarlak bir topa... Bu arada beynin büyüklüğü değil, kapasitesi önem arz eder, o zat-ı şahaneye de duyurulur.” KENDİ SPERMLERİ İÇİNDE BOĞULSUN * “Ben de erkeklerin her konuda konuşabilen kadınları yanlarında istemediklerini söyleyeceğim.. Çünkü bu kadınlar onları korkutuyor. Lafta istiyorlar ama gerçek hayatta asla. Ya o kadın ondan daha üstün olursa o zaman ne olur erkeklik egoları değil mi? Erkekler de maalesef bir kadınla hangi konuda konuşmaya başlarsa başlasın akıllarında tek konu var, seks... Bugüne kadar yaşamımda yer alan sanat dalları veya diğer konular hakkında konuşacak erkeklere rastlamadım.” Aramızda hâlâ romantik kalanlar da var:* “Aldatma konusundaki inanılmaz basit algılayışları da beni dehşete düşürdü.. Hayat bu kadar basit mi? Sevdiği kadın ‘seks yapma, değişiklik, fantazilerini uygulamak olarak’ aldatsa ne düşünürdü acaba? O zaman da bu kadar özgür düşünebilirler mi merak ediyorum..” Başka birisi de duygularını özetlemiş:* “Kendi spermleri içinde boğulur inşallah bu adam.”
Bana hep “Dileks Hanım” diyen bir okuyucum var. Arada sırada yazar.Bu sefer öyle samimi ki... Belli ki bir çırpıda yazıvermiş. Erkekleri, kadınları anlatmış.Okuyun da sonra tartışalım.***“Dileks Hanım, yazılarınızda hep romantik, centilmen, seksi daha alt sıralara koyan, sevdiğini aldatmayan, aldatmayı bile düşünmeyen erkeklerin özlemi içinde olduğunuzu hissediyorum.Aslında bütün kadınlar böyle erkekleri seviyorlar. Ama ömür boyu böyle kalabilen erkek çok az. Öyle olmasaydı dünyanın en güzel, arzulanan, zarif kadınları hiç aldatılmaz, ömür boyu sevilirlerdi.Bu kadar entelektüel, saygıdeğer erkek var ve hep karılarına, sevgililerine âşık oluyorlar ama fırsatını bulduğu zaman aldatıyorlar. Ama biz aldatmayı, seks yapma, değişiklik, fantazilerimizi uygulamak olarak görüyoruz. Her erkeğin yaptığı sıradan seks saatleri olarak, severek, suçluluk duymadan yapıyoruz...Ve bunu çok doğal buluyoruz...ERKEK İÇİN ÖPÜŞMEK...Ama âşık olmak, o başka bir şey. O zaman seks değil, sevmek ve sevilmek önemli oluyor ve ilişki bitiyor. Ruhen bitiyor...Bunu da çoğunlukla erkekler yapıyor. Siz hep romantizm arıyorsunuz ama erkek, romantizmi kadını elde edene kadar araç olarak kullanıyor. Erkek için öpüşmek sadece seks anında yapılacak ön eylemdir, hiçbir zaman sevgi anlamında yapmaz. Yapsa da şeklen ve özentidendir. Yani bu konuda tam bir hıyarızdır.Kadınlarımıza gelince; ben hayatımda her konudan bir şeyler konuşabilecek çapta kadın tanımadım. Sayayım: Satranç, briç bilen, sinema, edebiyat, resim, siyaset, futbol konuşabilen kadın sayısı herhalde çok az... Hep kişilere dönük yüzeysel, klişe sözler, en fazla okey oynamalar. Kitapta en fazla Ahmet Altan, Tuna Kiremitçi... Siyaset ve futbol yorumları amigo seviyesinde. Şimdi ben bu kadınla ne konuşayım? Günlük kıvır zıvır konular bir süre sonra sıkıyor. Sekste de tabuları varsa hiç çekilmez.CESARETİN VE PARAN VARSA SEKS ARARSINCesaretin ve paran varsa seks ararsın. Yoksa filozofluk yapar kendini avutursun.Siz de biraz bu hatunları erkeğin bilgi ve derinliğine uygun kadınlar olmaya yönlendirseniz... Bazen bakıyorsun kadın güzel, üstelik de snob bir duruşu var, bir fırsat yaratıyorsun hâlâ ağzından bir söz çıkmıyor. Ya bu müthiş, galiba çok üstten bakıyor diyor, başlıyorsunuz konuşturmaya. Aman Allahım tam bir sepet kafa, sadece Barbi bebek gibi güzel! Ne bir ses, ne bir nefes.Ama erkek arkadaşlarda bilgili insan çok. Ne derseniz deyin, erkeğin aklı daha fazla galiba. Kadınlar da yatakta fazla olsalar bari. O da yok.” ***Hadi bakalım...Ne diyorsunuz?
“Flörtü yeniden öğrenmem şart.” Önce bu başlığı gördüm. Hoş bir kadın fotoğrafının altında yazıyordu.Kim, niye böyle demiş diye okumadan aklımdan bir çırpıda başlığa cevap verdim.“Flört etmek bisiklete binmek gibidir. Kırk yıl binmesen unutmazsın.” Unutulur mu canım?Flört unutulur mu?Sonra baktım, kim demiş diye...RTL’nin Türk sunucusu 31 yaşındaki Nazan Eckes demiş. Eşinden ayrılmış da o bakımdan...Tabii kadının bizdeki durumlardan haberi yok. Evliyken flört mlört etmemiş, saf saf konuşuyor!Evliyken, sevgililiyken flört edilmeyeceğini sanıyor!Ohoo...Çok da güzel bir kız.Buraya gelip staj yapması lazım. Flörtü etmeyi öğrenir mi bilemem ama hafif şaşıracağı kesin.GECE OLUNCA NE YAPACAKSIN? Yoksa unutulur mu hiç?Unutulmaz ama daha zorlaşır.Tuhaf olur. Boşandıktan sonra yani...Farklıdır...Evlenmeden önceki flörtlere hiç benzemez. O yüzden biraz da haklı aslında. Kadın da, erkek de boşandıktan sonra biraz afallar.Hiçbir şey eskisi gibi değildir.En azından kendisi değildir.Boşanmış kadınların yeniden flörte başlaması trajikomiktir.Yani gündüz genç kız tripleri yaparsın da gece... Gece olunca ne yapacağını şaşırırsın. “Utansan bir türlü, utanmasan bir türlü” olur.Utansan, “Kadına bak kaç yıl evli kalmış, şimdi masum havalarında” der. Utanmasan, “kaşarlı” pozisyonu...Ne yapacaksın?Yaa...Hem utanıp hem utanmayacaksın. Ha, bu nasıl olacak?İşte öğrenmen gereken ilk konu bu.Bilen varsa anlatsın, biz de öğrenelim.İkincisi, adam mesela eve geldi. Utanma krizini de çözdünüz... Peki bu adam evde kalacak mı, kalmayacak mı?“Kal” desen olmaz, “Kalma” desen olmaz... Aynı durum. “Kal” der gibi “Kalma” diyeceksin. Ya da tam tersi; “Kalma” der gibi “Kal”...Ama ikisinden birini söylersen olmaz. Yanlış anlaşılırsın. Bu nasıl olacak?Onu da öğrenmek lazım. YA ÖNCEKİ DAHA İYİYSE...Erkeklerin de işi zordur.Boşandıktan sonra yani. Evliyken flört etmek kolay. Sıkıysa boşanınca et.Boşanan erkek, muhtemelen boşanan bir başka kadınla flört edecektir.Yaşlar öyle denk gelir.Bunun erkek açısından şöyle bir dezavantajı vardır: Kıyas kesindir.Kadın tecrübeli yani. Adamın kafadan bir rakibi var. En az bir...Ama erkek hep ikinci olduğunu sanır.Kıyas kesin ya, “Ya önceki daha iyiyse...” sendromu yani.Onlar için kötü bir duygu bu.Ne kötüsü... Berbat!Boşanmış adamın da yanlış anlaşılma korkuları vardır.Mesela akşam kadının evinde kalma konusunda...Kalsa, kadın evlenebileceklerini umabilir, kalmasa gönül eğlendiriyor sanabilir.Onun da kalır gibi evde kalmaması lazım.Ya da yine tam tersi; kalmıyor gibi kalması... Kadın onun evinde kalmaya kalkıyorsa işi daha da zordur.“Kal” der gibi “Kalma” demesi gerekir.Üff...Çok zor.Daha öğrenilecek öyle çok şey var ki.Tamam, flört bisiklete binmek gibi ama...Bisikletler de değişti yaa...
“İşte bu.” “Bu” dedim.“Kaybolan kadını buldum.” Onu geçenlerde eski Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz’le bir teknede gördük. Wolfowitz onu öpüyordu.Sonra o eski fotoğrafı tekrar çıktı ortaya. Clinton’la fısıldaşırken...İmregül Gencer isimli bir kadın.“Neyin nesidir? Kimin nesidir? Bir de bu çıktı başımıza” dedim. Evet, ne yalan söyleyeyim, söyledim.Belli ki, benim gibi düşünen çok; ertesi gün bütün gazetelerde o vardı.Clinton ve Wolfowitz’siz İmregül Hanım. Gazetelerin birinci sayfalarında dekolte bir elbisesiyle... Hem de sıkı bir dekolte. Göbeğine kadar açık falan.“Hıh!” dedim, “Al bi tane daha... Bu da onlardan biri...” Hani yabancı meşhur birileri gelince bizim artist kızlar hemen onların peşine düşüyor ya, onlardan sandım.Ne yapayım yaa.. Onlara alıştık. Ne fena...Sonra onunla yapılan bir söyleşiyi gördüm. Milliyet Gazetesi’nin ekonomi sayfasında. O fotoğraf farklıydı.Siyah bir takım ama gayet kadınsı.Ciddi ama kadın.Kadın ama hoş bir kadın.ILIMLI KADIN KIYAFETİRöportajı okudum.Yine “Hıh!” dedim.Ama bu “Hıh!” başka bir “Hıh...” “Evet onu buldum. Aradığım kadını buldum.” Aslında ne zamandır onu aradığımı bile unutmuştum, bu sefer o beni buldu. Hem çok hoş, hem akıllı, hem iş kadını hem de sadece kadın. Hem dekolteli hem de siyah takım elbiseli...“Bizde böyle bir sürü kadın var” demeyin.Yok çünkü. Bizimkilerde, “işimle gündeme geleyim” sendromu var.Üstelik bunlar dekolte de giyinmez. İş kadını ya, dernek üyesi kadınlar gibi giyinirler. Ilımlı kadın kıyafeti yani...Başka önemli bir ayrım daha var:Hem Clinton’la fısıldaşıyor hem Wolfowitz’le öpüşüyor.Ve bütün bunlara gülüyor. Nereden mi anladım?Şuradan; röportajı yapan Songül Hatısaru sormuş: “Clinton ve Wolfowitz haberiyle gündeme gelince üzüldünüz mü?” “Yok, böyle şeylere üzülmemeyi yıllar önce öğrendim. Ben bir iş kadınıyım. Üstelik uluslararası çapta işler yapan bir iş kadınıyım. Ben çok mutlu, ne yaptığını bilen birisiyim. Öyle kolay kolay üzülmem.” Bu laf da öyle kolay kolay söylenmez ha!“Öyle kolay kolay üzülmem...” Gerçi “Clinton ve Wolfowitz’le tanışmak ancak Türkiye’de şaşkınlık yaratır” da demiş, tamam biraz uçmuş olabilir ama olsun. Hakkıdır. TIPKI ESKİSİ GİBİ Çünkü o, çok uzun süredir karşılaşmadığım bir kadın profilini karşıma çıkardı.Kaybolmuştu.Onun yerini başka kadınlar almıştı:Aldatılan kadın.Kocasının yakasına yapışan kadın.Boşanıp sapıtan kadın.Asalak kadın.“Türban bozuntusu” takan kadın.Dernek kadını.İş kadını...Bunalımlı kadın...Hepsini bir tarafa bıraksak. Artık başka bir kadın olsak...Tıpkı eski günlerdeki gibi başka bir Türk kadını profilini aramaya başlasak...Birinci sayfadan derin dekolteli fotoğrafı, ekonomi sayfasında röportajı olan bir kadını mesela...
“Güzel bir ilişkiye başlamak üzeresiniz... Ancak bu ilişkinin sürekli olabilmesi için doğru kişiyi bulduğunuzdan emin olmanız şart!” Hayatımda böyle saçma laf az duydum...Emin olacakmışız...Hadi diyelim ki oldun... Ya sonra?Sonra ne olacak ben söyleyeyim; sen değişeceksin ya da o değişecek...Biriniz birinize az geleceksiniz. İçinizden biri sıkılacak veya şımaracak.“Doğrusunu bulalım da, değişimi de sonra düşünürüz” diyorsanız ki en doğrusu bu, peki başlayalım o zaman. Zaten çok iddialılar...Doğru insanı bulmak için ipuçları veriyorlar.Kendinize her zaman güvenin ve dürüst olun.Hazır mısınız? Dürüst olacağız.Geçmişteki hatalar veya hayal kırıklıkları ile noktalanan ilişkiler güveninizi sarsmasın.Ne olmuş yani; geçmişteki 32 ilişkin de kötü bittiyse? Ve hepsi de seni terk etmişse... Hem de iyi ki de bitmişse!Geçmişinizi önemsemeyin ve geleceğe bakın.Hangi birini önemseyeceksin zaten. Başa mı çıkılır? Kendinize sürekli sevilmeye layık ve özel birisi olduğunuzu fısıldayın. Kendi kendine fısıldasan ne olur? Başkası da bu cümleyi ayrılırken söyler zaten. Geçsek bu layık olma meselesini...Gerçek aşkı bulmak istiyorsanız bir takım deneyleri ve hataları da göz önüne almanız gerekiyor.Anlaşıldı... 33’üncüye doğru gidiyorsun. Devam etmeniz için şansınızın olup olmadığını anlayana dek ilişkinizi sürdürün. Arsız yapacaksın sen bizi. Ama ilk günlerde fazla umutlu olmayın.Nasıl başladıysa öyle gider diye bir söz de var ama... Hem de sanki daha mantıklı. İlişkinizin sizi hiçbir yere sürüklemediğini anladığınız zaman sadece nazik olmak uğruna bunu devam ettirmeyin.Rest çekelim ilişki bitsin. Bunu mu istiyon sen?Karşınızdaki insanla açık açık konuşun ve onun da hatalarını anlamasına yardımcı olun.Açık açık... Peki. “Bak oğlum. Andonsun, andon. Ne demek bilmiyorsan, anlamana yardımcı olayım istersen” gibi mi? Her zaman kendi güvenliğinizi ön planda tutun.Tabii... Zira bu “Oğlum” lafından sonra üzerine yürüyecek.Karşınızdaki insanın yabancı olduğunu unutmayın ve bu yüzden gelecek için planlar yapmayın.Bir dediğin bir dediğini tutmuyor, farkında mısın? Eski aşk yaralarınıza iyileşmesi için zaman tanıyın.Ona zaman tanırsan hiç bitmeyeceğini bir sen anlamamışsın.Eğer bir ilişkiyi yeni bitirmişseniz ya da yeni boşanmışsanız hemen yeni bir ilişkiye başlamak sizin için sağlıklı olmayabilir. Eski acılarınızı unutmadan, geçmişi silmeden yeni bir aşka başlamayın.Aşksız başka şeyler yapabilir miyiz?
“Eğer benim evimde yaşadığı için, fırsat bulamadığı için aldatmıyorsa sevgili, zaten sevgili değildir.” Ben de buna takıldım.Hıncal Uluç’un bu sözlerine...Tuba Ünsal’ın ‘evlilik kriterlerini’ eleştirirken konuyu “ayrı evlerde evliliğe” getirdi ya...“Onu hep özlemek, hep âşık kalmak, hiç bıkmamak, hiç usanmamak için” dedi...Öyle de güzel anlattı ki...Benim bile evlenesim geldi.Oysa birkaç gün önce Mehmet Y. Yılmaz evlilik konusunda Ahmet Haşim’in sözlerini referans göstermişti:“Birbiriyle evlenmemeleri icap edenler varsa onlar da birbirlerine âşık olanlardır.” Ben bu iki yazıdan şu sonucu çıkardım. “Ya hiç evlenmeyin ya da ille evlenecekseniz bari ayrı evlerde yaşayın.” Onlar aşkı yaşatmanın yollarını tarif ederken ben başka bir sorunun peşine düştüm. Onun cevabını arıyorum...“Eğer fırsat bulamadığı için aldatmıyorsa...” diyordu ya, “O sevgili, zaten sevgili değildir.” Böyle mi gerçekten?Yani: “Yapacağı varsa öyle bir yapar ki, ruhun duymaz.” “İçinde varsa, tutamazsın, yapar” gibi mi?BÜYÜK KONUŞMAYACAKSINPeki, fırsatların aldatmaya hiç katkısı yok mu?Çünkü fırsat bu, nerede karşına çıkacağı belli olmaz.Bin an, bazen bir insan...Fırsattan anladığın her neyse...Kimi zamanı, kimi de bir insanı fırsattan sayar.Yani biri, aldatmak için zaman kollar, öteki ise insan... Yani biri eşinden/sevgilisinden uzaklaştığı her metrede aldatmaya o kadar yaklaşır. Öteki ise daha tehlikelidir, nerede ve ne zaman olursa olsun fark etmez, etkilenmesi yeter. Kimi seçer, kimi seçmez yani...Kimi aldatmanın peşine düşer, kiminin de önüne düşer.Hiç niyeti yoktur, karşıdır ama büyük konuşmuştur!O bakımdan soruyorum:Ayrı ev bir fırsat mı? diye...Hani uçağa binmezsen uçak kazası da geçirmezsin gibi...En iyisi açık konuşmak.Mesela yeni birisiyle tanıştın, akşam seni evden aradı. Sohbet birdenbire tatlılaştı. Uzun uzun konuşmaya başladınız.Her akşam konuşmaya başladınız...KİM BUNA “HAYIR” DER Peki başka bir örnek daha:Mesela eski sevgilin aradı. “Sadece” konuşmak için sana geldi. Biraz şarap içtiniz. Gerisini anlatmayayım isterseniz.Mesela, biri vardı ya işten... Bir rapor için MSN’e almıştın. Akşamları onunla yazışmaya başladın. Böyle çook “mesela” bulurum ben size...O bakımdan soruyorum; “Ayrı ev bir fırsat değil mi?” diye...Şimdi bana dürüst cevap verir misiniz.Hanginiz, o tatlı telefon sohbetine “Hayır” der.Hanginiz eski sevgilisine “Hayır” der.Hanginiz karşınıza çıkan ‘güzel’ bir insana “hayır” dersiniz?Sadece sevdiğinizle aynı evde oturuyorsanız, “hayır” demek zorunda kalırsınız. Ya da birlikte oturduğunuz biri varsa bu teklifler gelmez. Bilmiyorum, benimki sadece beyin jimnastiği...Ama... Ama yine de, Hıncal Uluç’un dediği gibi, “Fırtınalı aşklar, huzurlu alışkanlıklardan daha cazip geliyorsa...” O başka...O zaman hepimiz evde kaldık.