Öpme stilin seni ele veriyor...

31 Mayıs 2007

Versin...Ne olacak ki?Zaten o raddeye gelmişsin, ele vermesi mi kalmış?Ayrıca ele verse ne olur, vermese ne olur? Olan olmuş yani... Gidiyorsun, bir yola girmişsin. Öpüşmüşssün artık sen.Öpüşmüş insan. Geç bunları, geç... Yani sen artık kendini ele vermişsin vereceğin kadar... Seni versinler ellereee... Öpüşme çeşitleri diye bir makale ve sonunda da “Öpüşme stilin seni ele veriyor” diye bir test okudum.Soruya bak şimdi:“Sence insanlar ne sıklıkta öpüşür?” Yahu bir insan hayatının hangi arasında, nasıl bir zamanda veya niye böyle bir soru sorar ki kendi kendine?Ya da birisi ötekine...Niye sorar bunu?KAÇ DEDİM SANA, KAAÇ...Düşünsenize; oturuyorsunuz, öyle çok da uçmayalım, iyi bir arkadaşınız size gayet sakin bakarak:“Ya sence insanlar ne sıklıkta öpüşür?” diye soruyor.Ne dersin?Ne diyeceksin? “Ne diyon be? Kafayı mı yedin, git bi elini yüzünü yıka” dersin. Veya:“Hayatım boyunca birinin bana bu soruyu yöneltmesini beklemiştim. Öncelikle bana bunu sorduğunuz için size teşekkür ederim. Cevabımı veriyorum: Üç. Günde 3 kere...” Bu daha korkunç değil mi? Kimbilir niye böyle düşündü? Hiiç “Niye?” diye sormayacaksın.Bu cevabı veren birinin yanından hemen tası tarağı toplayıp kaçacaksın.Muhtemelen meditasyon yaparken, “Ayinga” diyeceğine bunları düşünmüştür. Ve bunu düşünen insanın aklına kimbilir daha neler neler gelir...Daha da kötüsü, bunları sana anlatmayı planlamaktadır.Kaç dedim sana, kaaç...HEM DE HALININ ÜZERİNDE.. Bak şimdi, ikinci soruya bak:“Sevgilin seni öpmek için yaklaşıyor. Sen...” Dırınnn...Ne var be? Sanki bir şey oluyor, anlatışa bak: “Sevgilin sana yaklaşıyor” diye... Sanki adam elinde kasatura arkandan yaklaşıyor ve sen onu görmüyor fakat hissediyorsun. Veya banyo perdesinin arkasında bir gölgeyi fark ettin.Ne oluyoruz, anlamadım ben.Adam öpecek. Bu, “Sen...” diyor. “Ne yaparsın?” Yapacak çok şey varmış gibi...Şöyle şıklar olsa mesela:a- O öpmek için yaklaşıyor ama ben altta kalır mıyım? Yatırırım halının üzerine... b- O öpmek için yaklaşıyor ama ben “Hadee... başka kapıya” diyorum.c- O öpmek için yaklaşıyor ama ben daha önce hiç öpüşmemiş gibi yapıyorum.Şimdi sonuçları açıklıyorum.a’yı seçenler: Manyak.b’yi seçenler: yüzsüz frijit. c’yi seçenler...Bunlar üzerine roman yazılır. Bulun bakalım bunlara ne denir?Bir de tabii öpüşenler var.Sadece öpüşenler...

Devamını Oku

Erkekleri anlama klavuzu

30 Mayıs 2007

Hani hep kadınlar için, “Ne diyorlar ama aslında ne söylemek istiyorlar” türünden denemeler yapılır ya... Bu sefer de aynısını erkekler için yapmışlar.Hem de erkekler yapmış. Bizim Boxer Dergisi’nde okudum. E, lafa karıştım tabii ki...Bakın şimdi; ne dediklerinde ama aslında ne söylemek istediklerine...Açım: (Açım.)Yorgunum. (Gerçekten yorgunum.)Buraya kadar iyi. Bir akşam yemeğine ne dersin? (Sevişesim var.)Hıı... Şimdi burada biraz duralım. Sevişesi varmış beyefendinin!Oldu. Nasıl bir sevişme alırdınız? Vahşi, tabusuz, romantik... Pardon sonuncusu ağzımdan kaçtı... Roman diyecektim... Romanlardaki gibi... Korkmayın canım, roman dediysem “Fırıncının kızı” falan... Vardır böyleleri... Gerçekten de sevişesi gelir. Telefon defterini açar, bakar. Kiminle sevişsem diye... Önce zor olandan başlar. Bir türlü sevişemediğinden. Genellikle o, yine başka bir sefere kalır. Duruma göre “Bayan Hazır”a kadar düşer. SEVİŞESİ GELMİŞ!Benimle dans eder misin? (Seninle sabaha kadar sevişmek istiyorum.)Tabii... Başka türlü bir erkeğin bir kadını hem de kendi iradesiyle dansa kaldırabileceğini düşünen parmak kaldırsın. Telefon numaran var mı, ararım bir gün: (Seninle sevişmek zorundayım.)Aaaa... Tamam o zaman. Ben de dört gözle bekleyeceğim seni. Yeter ki sen ara! Şöyle bir sevişiverelim! Böyle adamlar da vardır. O kadar emindir ki kendinden, insanın inanası gelmez bunlara. O arayacak ve sen onunla yatacaksın. Kendi istiyor ya...Bunun aklından, “O da beni istiyor mu?” ya da “Niye istesin ki?” gibi sorular geçmez. Bir yerde tanışırsın, arar mesela; “Akşam sana geleyim mi” diye sorar. Özgüvene bak! Daha da kötüsü, “Hayır” deyince de şaşırır. En beteri ne peki? Israr edeni...Elbisen çok güzelmiş: (Dekolten muazzam, bravo...)Dekoltesi olmayan hiçbir yeni elbiseyi fark etmediklerini biliyoruz değil mi?O halde şimdi niye iltifat ettiklerini bulmaya çalışalım. Niye?ÜÇ GECE ÜST ÜSTE...Çok gergin görünüyorsun, masaj yapayım mı sana? (Seni okşamak istiyorum.) O kadar mı? Yani oraya kadar mı? Masaj yapacaksın ve bırakacaksın... Ne söylediğine ne de aslında söylemek istediğine kimse inanmaz. Hatta sen bile inanmazsın, zira bunu söylerken nedense ağzın kulaklarındadır. Neyin var? (Yine gereksiz saçma sapan bir depresyona girmek üzere misin?) Hayır. Bu sefer çok ciddi. En azından senin açından; çünkü gidiyorsun... Böyle diyeceksin ki ayılacak. Yorgun gözüküyorsun: (Bu gece seks yok mu?) Sizi duyan da her gece seks yapacağınızı sanır. Üç gece üst üste “Yorgun değilim” diyen çıkacak ki karşınıza... Tabii, yeni saçın çok güzel olmuş: (Eskisi daha güzeldi. Uzar di mi bu?)Ya, biriniz de çıksın, “Kısa saç seviyorum” desin. Hiçbiriniz sevmezsiniz. Ama konu Sharon Stone’sa saçına da başına da bakmazsınız...Biz aslında ne demek istediğinizi biliyoruz. Biliyoruz da, işte... İdare ediyoruz...

Devamını Oku

Vücut istiyor, vücut...

29 Mayıs 2007

Havadan mıdır nedir, herkesin içinde bir sıkıntı var, demiştim. Geçmiyor... Hani geçen sefer erkeklerinkini anlatmıştım, beyefendilerin kıstırılmışlıklarını...Sıra kadınlarda... Kadınlarınki derindir. Dolar, dolar, dolarlar; para birimi dolar değil ha, gerçi onun da payı vardır ama asıl sorun duygusaldır. Yani dolarlar ve patlayamazlar.Patlayamadıkları için de iç çeke çeke ve asabi asabi dolaşıp dururlar.Bazen öyle bir noktaya gelirler ki, deodorant reklamlarında bile gözleri dolar. “Sinirlerim mi bozuk ne?” deyip geçiştirirler. Ama nereye kadar? “Hatırla Sevgili”ye kadar...Veya “Yabancı Damat”ın son bölümlerine... Bazen de her şey yolundadır, sıkılacak üzülecek önemli bir şey de yoktur ama yine de içi sıkılır. Belli periyotlardan söz etmiyorum. Sıkılır işte...ONLAR ÖPÜŞÜR, SEN ÜZÜLÜRSÜNBen bunun sebebini biliyorum... Ne biliyor musunuz?Vücut istiyor... Evet aynen öyle. Vücut ağlamak istiyor. Belli ki sıkıntı kontenjanın öyle ya da böyle dolmuş. Bunun için ille de büyük trajediler, önemli iniş çıkışlar yaşaman gerekmez.Aslında bunun da nedenini biliyorum ben. Sevgisizlik bu. Bu yüzden hep sarılmalı, romantik öpüşmeli sahneleri görünce üzülüyorsun. Normal insan bu sahneye üzülür mü?Onlar öpüşüyor, sen üzülüyorsun...Tuhaf ama öyle... Sorsalar söyleyemezsin.Ama biliyorum, dokunsam ağlayacaksın. O zaman ağlayacaksın. Öyle gizli saklı, iki dizi arasına sıkıştırarak değil. Doğru düzgün ağlayacaksın ki, açılasın.İşte bunun için özel bir çaba ve mesai harcaman gerek. Tıpkı güzel bir parti hazırlığı yapar gibi... İşi ciddiye alacaksın. Yalnız olacaksın. Ya da senin gibi bir arkadaşınla... Şöyle birbirinizi doldurabileceğiniz birisiyle... Mesela o sana, “Arkadaşım sen her şeyin en iyisine layıksın” falan diyecek. Sen de ona, “Sen... Ya sen? Şimdiye kadar kim seni anlamaya çalıştı ki?” türünden bir şeyler söyleyeceksin.AĞLAMA NOKTASIHerkesin bir ağlama noktası vardır. Damardan bir lafı... En etkilileri yalnızlıkla ilgili olanlarıdır. “Güçlü olmaktan bıktım artık.” “Ben de bir zamanlar annemin küçük kızıydım.” “Bunaldım artık.” “Çek, çek, çek... Bir yere kadar.” “Ben bunları hak etmiyorum.” “Bir insan daha fazla ne ister ki?” “Yoruldum artık. Çok yoruldum!” Böyle laflar işte... Ama önce ortamı hazırlayacaksın. Ne içecekseniz artık, rakı mı, şarap mı neyse içeceksiniz. Sezen Aksu’nun “Eskidendi”sini koyacaksın. Ama replay’e ayarlayacaksın. Hep o çalacak. O konuştuğu bölüm var ya, “Hani herkes arkadaş/ Hani oyunlar sürerken/ Kimse bize ihanet etmemiş/ Biz kimseyi aldatmamışken/ Hani biz kimseye küsmemiş/ Hani hiç kimse ölmemişken/ Eskidendi, eskidendi” diyor ya... Tam orada...Veya Zülfü Livaneli tam, “Kırılmış direkler, yırtık yelkenlerle/ Kaç seferden yorgun döndüm” derken...Artık kaçarınız kalmaz. Ağlarsınız. Ağlayın. Açılırsınız...

Devamını Oku

İnsanlar çift midir, tek mi?

28 Mayıs 2007

“Mükemmel çift misiniz?” Bu başlığı görünce takıldım kaldım. Hayır, “çiftin mükemmeli olur mu” ya değil takıntım.“Çiftini buldun da mükemmelini arıyorsun” a da değil. Ben de kendimden kafayı bunlarla bozacağımı beklerdim ama olmadı.Başka bir şey oldu.Fikrim geldi.“A-ha!” dedim. “Buldum!” Sonra yine kendi kendime, “Yoksa...” dedim, “Yoksa biz tarihi bir hata mı yapıyoruz?” İnsanlar aslında çift değil de tek midir?Bu yüzden mi kimse ruh ikizini, vücut ikizini veya eşini bir türlü bulamıyor.Lütfen kimse çıkıntılık edip, “Ben buldum” demesin. Büyük konuşmasın. Yani tek yaratıldığımız için kendimize bir eş, ikiz arayışımız aslında nafile bir çaba mı?Bakın, bu çok rahatlatıcı bir çıkış noktası olabilir.Yani bu referansla yola çıkarsak kimse kimseyi eşi, ikizi, üçüzü, pardon “üçüzü” olmaz o başka bir durum; yani bir parçası olarak görmez.Görmezse de, görmeyince de ben size söyleyeyim, rahatlarız.Hem de çok rahatlarız.Daha mutlu olacağımız kesin.Böyle bir fikirdi işte... ÇOK AMA ÇOK PARAOldum olası testleri severim. Bu yüzden, algıda seçicilik herhalde, nerede test görsem sorulara ve şıklara şöyle bir göz gezdiririm.Hem eğlenirim hem de insanların akıllarından neler geçebileceğini öğrenirim.İşte “Mükemmel çift misiniz?” de bunlardan biri...Soruya bakın şimdi.“Şu anda üç dilek hakkınız olsa ilk dileğiniz hangisi olurdu?” (Niye hep 3 hak verilir ki?)a- Sevgilimle ömür boyu mutlu bir yaşamb- Çok ama çok parac- Hayalimdeki aşkı bir gün bulmakKalıbımı basarım, yüzde 99’unuz “b” şıkkını seçer.Bir de utanmadan, “Para olunca istediğin aşkı da bulursun zaten” der. Çok ama çok parası olanlar hariç. Onlar da o geriye kalan yüzde 1 zaten. O yüzde 1 hangisini seçer? Bence c şıkkını. Muhtemelen şu an birlikte olduğundan sıkılmıştır.BİZ SALAĞIZ YA...Peki “a” şıkkını kim seçer?Uyanıklar...“Mutlu yaşamın içinde para da var” der bunlar. Biz salağız ya, akıl edemedik, o çözdü işi...Gerçek hayatlarında ne parası ne de sevgilisi vardır bunların.Başka bir soru:Birlikte dışarıya çıkacak olsanız programı kim yapar?Şıklar: Ben, o, ikimiz birlikte...İdeali, “ikimiz birlikte” olanı değil mi?Öyle olmaz oysa. Biri “Sen bilirsin” der. Bu, iyi bir şey gibi görünse de en sinir cevaptır.Bu, “sen bilirsin” diyen, gittiği yerde mutlaka en az bir kusur bulur. İnsanın asabını bozar. “O zaman bir daha sen bul” dersin. Ama o bir dahaki sefer yine aynı cevabı verir: “Sen bilirsin.” Yazdıkça fikrimin yerinde olduğunu da görüyorum.Evet, evet...Galiba insanlar çift falan değil...

Devamını Oku

İlk aşk dediğin, hangisi yani?

27 Mayıs 2007

Ne zamandır yoktular...Bilim adamları...Artık hayatımızda, “bilim adamları (...)”yla başlayan cümleler var ya...Kimse bunlar?Hani eskiden bir reklam vardı: “İsviçreli bilim adamları, 3 yıl süreyle kapandılar, gece gündüz uyumadan bunu buldular” diye...Buldukları da, diş fırçası...Ucu hafif meyilli de, daha iyi fırçalıyor mu ne?O zamandan beri bilim adamları deyince benim aklıma, yerin 7 kat altında penceresiz odalara kapanmış dışarıyla irtibatı kesilmiş tüplerle uğraşan adamlar gelirdi.Ta ki, sosyal meselelerle ilgilenmeye başladıkları zamana kadar...Durup durup ortaya çıkıyorlar, “Erkeklerin aldatmaları genetik” diye mesela...Yok ya...Öyle abarttılar ki, ben artık bir kısmının gazetelerin yazı işlerinden birileri olduğundan şüphelenmeye başladım. Baktı ki tık yok mesela, yazıyor:“Seks baş ağrısına iyi geliyor.” Kim diyor?Bilim adamları...Hıı... Tamam o zaman.Ertesi gün okuyoruz:Amerikalı, pardon seks konularını İngilizlerin tekelinde, “İngiliz bilim adamlarının 3 bin 500 kadın üzerinde yaptığı araştırmaya göre...” DUR! İÇME ONU... Bir de gurme bilim adamları var.Onlar da mevsimine göre kavun karpuz, portakal, kahve, şarap falan o işlere bakıyor.Gıda manyağı olduk.Tam yemek üstüne nefis kokulu kahveni yudumlayacaksın biri çıkıyor:- Hooop! Kaçıncı kahven bu? Kahvenin zararlarından haberin yok mu!- Yok kardeşim. İçeceğim.- Ama...- Aması maması yok. Karışma. Düş yakamdan...Ya da o anda uydur: “Senin haberin yok galiba... Doğadaki en iyi afrodizyak kahveymiş. Yeni okudum” de...Hatta bir de, “Kahveye tuz da katacaksın ama...” de. Katıp içmezse neyim...Yoksa, nedir bu bilim adamları yaa...İşleri güçleri mi kalmadı?Gitsinler kanserle falan uğraşsınlar, kişisel sorunlarını bize taşımasınlar...“O”NDAN ÖTE NE VAR? Bütün mesele okuduğum şu son haberden çıktı aslında:“İlk aşk evlilikleri yıkıyor.” Kim demiş, tahmin edin.Tabii ki, bilim adamları...“İlk aşk”tan kastedilen; İlkokul aşkı mı?İlk öpüştüğün mü?İlk yattığın mı?İlk aldattığın ya aldatıldığın mı?Sadece fantezisini kurduğun mu?Hangisi?Hangisinin ilki?Nedir yani, açık konuş. Netekim konuşmuşlar:“Uzmanlar, ilk aşkın ‘ilk cinsellik deneyimi’ demek olmadığına, bundan da öte bir şey olduğuna ve insanın tüm fizyolojik ve psikolojik yapısını etkileyip değiştirdiğine dikkat çekiyorlar”mış.Bu bilim adamı kesin kadın.“Bundan da öte..” falan diyor.Ondan da öte, ne yani?“Olmasa da olur” mu? Yoksa çok mu iyi...“Ondan da öte”yi anlayan varsa lütfen bana da anlatsın. Ayrıca “o” kötü bir şey mi? İyi bir şey mi?Ayrıca sen ilk aşkına rastladıysan bize ne?Ne halt edeceksen et.Bizi karıştırma kardeşim...İlk aşk milk aşk...

Devamını Oku

Yalnız tatil heveslisi adamlar

25 Mayıs 2007

Havadan mıdır nedir, herkesin içinde bir sıkıntı... Geçmiyor... Ne zamadır böyle... Herkesin canı sıkılıyor, içi daralıyor... Ben biliyorum bunun nedenini...Ne biliyor musunuz?Vücut istiyor...Evet aynen öyle.Anlatacağım...Ama bir de kıstırılmış hissedenler var. Onlarınki de aynı nedenden fakat arada bir çizgi var.Başka bir kategorideler. Lafı dolandırmazsam, evli erkekler “kıstırılmış” hissederler. Kadınlarınki derin bir sıkıntıdır.Özellikle de bu mevsimde...Kıstırılmışlardan başlayalım mı? Bu kıstırılmış adamlar, baharda bitleri kanlandığı için böyle hissederler.SEN YANLIŞ ANLADIN! Doğa canlanıyor, çiçek böcek meselesi değil bu...Önümüz yaz ya, yaklaştı ya, bunlar şimdi kaşınmaya başladı. Huzursuzlukla karışık bir kıpırtı var içlerinde...Kıstırılmışlık... Nedir yani?Bir şeyler yapmak istiyor da, yapamıyor...Niye yapamıyor? Bir de tabii “Neyi yapamıyor?” İşte kilit sorular...Ben size bunların da cevabını vereyim. Bir kısmı karılarının yazlığa gidişinin sabırsızlığı içindedir, diğer kısmı da...Onlar çok komik... Onlar kim biliyor musunuz?Yalnız tatile çıkma heveslileri...Bu fikir, yani yalnız tatil fikri, onları çok sarar. Nasıl güzel bir şeymiş gibi gelir, anlatamam.Ama eşlerine bunu bir türlü söyleyemezler. Yanlış anlaşılacaklarından korkarlar. Sanki doğrusu neyse?Yalnız tatil ne demekse?Yanlış anlaşılmazlar yani...Şimdi bunlar kendi akıllarına ya da arkadaşlarına bunu şöyle anlatırlar.- Ya şimdi söylesem yanlış anlayacak. Onu sevmediğimi ya da çapkınlık yapacağımı sanacak. Oysa hiç öyle değil.Ne peki? İşte onu anlatamazlar...Bilmezler çünkü. Ya da öyle bir şey yoktur. Doğrusu şudur:Sıkılmıştır...Evden de, çocuklardan da, karısından da, annesinden, kayıvalidesinden her şey ve herkesten sıkılmışıtır. İşte bunu söyleyemez.“Senden de, hepinizden de sıkıldım. Ben gidip havalanıp geleyim” diyemez.BIRAKACAKSIN GİTSİN Bunun sevgisizlik olarak algılanıp suçlanacağından korkar.Ha, bu sevgisizlik midir? Tartışılır...Ama... Bırakacaksın, gitsin. Yalnız... Tek başına gidecek.Akıllı kadının yapacağı budur. Kalıbımı basarım, gittiği yerde sıkılacaktır. Artık neyse hayalleri, onlar yıkılacak hatta ve hatta planladığından daha erken dönecektir. Ama bu durum için bahanesi de hazırdır: “Ah... Bekâr olacaksın ki...” Oysa bekârların işi de o kadar kolay değildir. Hiç hem de...Onlar da aralarında ikiye ayrılır bu tatil konusunda. “Hangisiyle gideceğim? Ötekini nasıl atlatacağım?” cılar ve “Tek başına tatil mi olur, birini bulamadım hâlâ”cılar.Peki burada ilginç olan nedir?Bütün adamlar birbirine özenir. Çok sevgilisi olanlar tek sevgilisi olanlara, tek olanlar çoklulara, evliler bekârlara, bekârlar evlilere... Yani bir şey yapacaklar da, sanki tesis yok!Bunların kafaları kıstırılmış, ben ne yapayım?Kadınlara yer kalmadı.Sonra artık...

Devamını Oku

Aşka kıran girmiş...

23 Mayıs 2007

Bunlar beni de aştı. Diyorlar ki: “Giydiğiniz kıyafetlerden, cep telefonunuzun rengine kadar seçtiğiniz tüm renkler, aşk hayatınızı ele veriyor.” Nasıl yani? İçimize mi, dışımıza mı giydiğimiz?Ona göre yani...Ayrıca bulduk da, geriye rengini mi seçmek kaldı?Bunlar böyle renklerden falan bahsediyorlar ama...Millet öyle değil. Aşka kıran girmiş...“Bulalım da, geriye ele vermek kalsın. İtin olur” durumu var yani...Yine de bakalım, hangi renk, ne demekmiş?Sarı: Biraz kompleksli ve duruma göre adapte edilebilirsiniz. Öyle derin tutkularınız yok ama doğru bildiğinizden de taviz vermiyorsunuz.Yani şimdi bu sarı giyinenin bir aşk hayatı olabilir mi? Aşk hayatı olsa bile seks hayatı olamaz bunun. Yeşil: Yeşil seçenler ferah ve saftırlar. Nazik olmalarına rağmen tutkulu değildirler.Bir de “rağmen” diyor. Zaten nazik insan tutkulu olur mu? Ya da tam tersi; tutkulu insan nazik olur mu?“Affedersiniz, biraz canınızı yakabilirim ama sizi... Yani nasıl söylesem, sizinle tutkulu sevişmek istiyordum da...” diye...“Şu saç diplerinizden çekebilir miyim? Azıcık!” “Size de çok yük oldum ama...” Yok canım, olacak iş değil!Siyah: Aşk hayatınızda derin tutkularınız var ve vazgeçmeyi hiç sevmiyorsunuz. Buna rağmen her zaman terk edilen siz oluyorsunuz.“Buna rağmen” değil, “bu yüzden” diyeceksin. Belli ki aklı fikri orada... Vazgeçmeyi de sevmiyormuş! Biz çok seviyorduk çünkü... Bayılırız vazgeçmeye... Vardır ya böyleleri; “Ben yalancıları hiç sevmem” der mesela... Deme... Oysa biz çok severiz! “Biri gelse de yalan söylese” deriz hep!Kırmızı: Tutkulu âşıkların rengi. Kırmızı cesaret demektir ve eğer gerçek anlamda tutkulu bir âşık arıyorsanız, kırmızıyı ne kadar kullandığına bakın. Kıyafetlerinizde veya aksesuarlarınızda kırmızıya az da olsa yer veriyorsa, aradığınızı bulmuşsunuz demektir.“Az da olsa” diyor. Bunun niyeti bozuk. Sivilce çıksa burnunda “Aha! Kırmızı!” deyip atlayacak kızın üstüne...Hele kazara kız kırmızı bluz falan giyse demek ki, “Anladım ben seni” diye artık Allah ne verdiyse... Beyaz: Doğallık konusunda katı kuralcıdırlar, abartılardan kaçınırlar. Çok romantik oldukları söylenir. Onları sıra dışı bir şey yapmaya ikna etmek kolay değildir.“İyi kız” sendromu... İçine biraz kırmızı katmak lazım bunların. Pembeleşirler. Böylece kandırması kolay olur.Kahverengi: Doğru ilişki için bulunmaz bir hazinedirler. Duyguları çok gelgitlidir ve söyleyeceğiniz ağır bir söz, ilişkinizi bitirebilir, dikkat!E, bunun nesi hazine yahu! Bayıldık artık zaten gelgit akıllardan, alınganlardan. Neyse ki bir ağır sözlük canı varmış. Söylersin, gider. Boş bunlar, boş...Birini bulsa...Rengine mengine bakmayacak kimse...

Devamını Oku

Hangi adam, nasıl kahve içer?

22 Mayıs 2007

Sıra geldi kahveye... Ama ondan önce açıklamam gereken bir iki nokta var. Dün yazmıştım ya; ilk yemekte ‘gevez’, ‘hibeş’ falan istemeyin diye...O anda “bitersiniz” demiştim.“Fırında parmesan peynirli enginar” türü bir şeyler isteyin diye de uyarmıştım. İşte o konuda birkaç soru var da... Mesela biri diyor ki, “Sadece zeytinyağlı enginar istesek...” Niye? Parmesan sana bir şey mi yaptı? Yani istersin istemesine de bu nasıl bir intiba bırakır biliyor musun? Sanki kendini aşamamışsın... Biraz da pasifsin gibi... Yeniliklere karşı duyarlı fakat ürkek bir tavrın var. Her şeyi karşındakinden bekleme oğlum!Bir de, “Gevez ne?” diyenler var. Sana ne?Hazır bilmiyorsun, öğrenme. Sakın ha! Gidip bir yerlerde, “Gevez nedir?” diye sormaya kalkma.Yanlış anlaşılırsın.“Ne olacak ki? Benimki ilk yemek falan değil” diye de düşünme. Eski köye yeni adetler akıllara başka şeyler getirir. Yeni müzik türü dinlemeye başlamak, yeni marka bir kazak giymek, alakasız bir kitabı okumaya başlamak gibi...Eski fotoğrafları deşmek de öyledir...Yani birini bulduğunu zannederler.Daha da kötüsü, bunu kıskanan bile olmaz...Bir erkeğe ya da bir kadına öğrete öğrete “Gevez” öğreten ’ötekinden’ korkulmaz çünkü.Kimden korkulur? Onu da bir gün yazarım.“LATTE” DİYENLE TEK GECE...Şimdi gelelim kahveye...Yemek bitti, “Kahve alır mısınız?” Eveet... Şöyle bir sınıflama yapalım: Cappuccino içenler, Türk kahvesi içenler, macchiato içenler, cafe latte içenler ve sütlü kahve içenler.Salak değilim, mahsus öyle yazdım; latte diyenle sütlü kahve diyen, tamam sonuçta aynı şeyi içer ama karakter olarak farklıdırlar.Sütlü kahve içenle yatmayacaksın. Latte diyenle tek gece... Cappuccino’cular aralarında üçe ayrılır. Double içenler, normal içenler... Sırf cappuccino olsun diye içenler. Double’cıların geceleri uzundur. Anlayın artık!Normal içenlerin akılları çapkındır. Yapar yapmaz, bilemem. Türk kahveciler ya çok özgüvenlidirler veya kirli(!) işlerden ellerini ayaklarını artık çekmişlerdir. Macchiato’cular biraz çocuk ruhludur ya da çocuktur. Çıtır sevenlere... Ha, bütün bunlar bir kadın ya da bir erkek için katı prensipler midir?Olmazsa olmazları mıdır? Hayır. Şöyle anlatayım: Hani adamla kadın birlikte yaşamaya karar vermiş. Daha ilk akşam kadın demiş ki:“Bak hayatım, madem artık birlikte yaşayacağız, bilmen gereken şeyler var.” “Nasıl?” demiş adam.“Ben prensipleri olan bir kadınım ve bunlara uyulmasını isterim.” Yine “Nasıl?” demiş adam. “Mesela saçımı sağdan ayırdıysam o akşam bana hiç ilişme. Soldan ayırdıysam mutlaka olmalı. Ama ortadan ayırdıysam yani uğraşırsan olabilir demektir.” “Öyle mi?” demiş bizim adam. “Madem öyle, ben de sana biraz beni anlatayım. Ben her akşam içerim. Eğer bir kadeh içtiysem o akşam mutlaka olmalı. İki kadeh içtiysem bana hiiç ilişme. Amaaa iki kadehten daha fazla içtiysem saçına başına bakmam...”

Devamını Oku