Vücut istiyor, vücut...

Haberin Devamı

Havadan mıdır nedir, herkesin içinde bir sıkıntı var, demiştim. Geçmiyor... Hani geçen sefer erkeklerinkini anlatmıştım, beyefendilerin kıstırılmışlıklarını...
Sıra kadınlarda... Kadınlarınki derindir. Dolar, dolar, dolarlar; para birimi dolar değil ha, gerçi onun da payı vardır ama asıl sorun duygusaldır. Yani dolarlar ve patlayamazlar.
Patlayamadıkları için de iç çeke çeke ve asabi asabi dolaşıp dururlar.
Bazen öyle bir noktaya gelirler ki, deodorant reklamlarında bile gözleri dolar. “Sinirlerim mi bozuk ne?” deyip geçiştirirler. Ama nereye kadar? “Hatırla Sevgili”ye kadar...
Veya “Yabancı Damat”ın son bölümlerine... Bazen de her şey yolundadır, sıkılacak üzülecek önemli bir şey de yoktur ama yine de içi sıkılır. Belli periyotlardan söz etmiyorum.
Sıkılır işte...

ONLAR ÖPÜŞÜR, SEN ÜZÜLÜRSÜN

Ben bunun sebebini biliyorum... Ne biliyor musunuz?

Vücut istiyor... Evet aynen öyle. Vücut ağlamak istiyor. Belli ki sıkıntı kontenjanın öyle ya da böyle dolmuş. Bunun için ille de büyük trajediler, önemli iniş çıkışlar yaşaman gerekmez.
Aslında bunun da nedenini biliyorum ben. Sevgisizlik bu. Bu yüzden hep sarılmalı, romantik öpüşmeli sahneleri görünce üzülüyorsun. Normal insan bu sahneye üzülür mü?
Onlar öpüşüyor, sen üzülüyorsun...
Tuhaf ama öyle... Sorsalar söyleyemezsin.
Ama biliyorum, dokunsam ağlayacaksın.
O zaman ağlayacaksın. Öyle gizli saklı, iki dizi arasına sıkıştırarak değil. Doğru düzgün ağlayacaksın ki, açılasın.
İşte bunun için özel bir çaba ve mesai harcaman gerek. Tıpkı güzel bir parti hazırlığı yapar gibi... İşi ciddiye alacaksın. Yalnız olacaksın. Ya da senin gibi bir arkadaşınla... Şöyle birbirinizi doldurabileceğiniz birisiyle... Mesela o sana, “Arkadaşım sen her şeyin en iyisine layıksın” falan diyecek. Sen de ona, “Sen... Ya sen? Şimdiye kadar kim seni anlamaya çalıştı ki?” türünden bir şeyler söyleyeceksin.

AĞLAMA NOKTASI

Herkesin bir ağlama noktası vardır. Damardan bir lafı...
En etkilileri yalnızlıkla ilgili olanlarıdır. “Güçlü olmaktan bıktım artık.”
“Ben de bir zamanlar annemin
küçük kızıydım.”
“Bunaldım artık.”
“Çek, çek, çek... Bir yere kadar.”
“Ben bunları hak etmiyorum.”
“Bir insan daha fazla ne ister ki?”
“Yoruldum artık. Çok yoruldum!”
Böyle laflar işte... Ama önce ortamı hazırlayacaksın. Ne içecekseniz artık, rakı mı, şarap mı neyse içeceksiniz. Sezen Aksu’nun “Eskidendi”sini koyacaksın.
Ama replay’e ayarlayacaksın. Hep o çalacak.
O konuştuğu bölüm var ya, “Hani herkes arkadaş/ Hani oyunlar sürerken/ Kimse bize ihanet etmemiş/ Biz kimseyi aldatmamışken/ Hani biz kimseye küsmemiş/ Hani hiç kimse ölmemişken/ Eskidendi, eskidendi” diyor ya... Tam orada...
Veya Zülfü Livaneli tam, “Kırılmış direkler, yırtık yelkenlerle/ Kaç seferden yorgun döndüm” derken...
Artık kaçarınız kalmaz.
Ağlarsınız.
Ağlayın.
Açılırsınız...

DİĞER YENİ YAZILAR