Biri ona g-string gerçeğini anlatmalı

12 Ağustos 2007

Biri anlatmalı... Evet. Şu, Renkli Dergisi yazarı İlhami Atmaca’nın g-string üzerine yazdığı “Denemeler”inden bahsediyorum.“G-string giyen, her ortamda seks düşünür” “Bu model, haz noktalarına baskı uygulayarak uyarır” “G-string’in amacı kadına her an cinselliği düşündürmektir” demelerinden söz ediyorum.“İlhami Bey’e...” diyorum, “Biri g-string gerçeklerini anlatmalı” diyorum. Ama öyle gabala gubala, ıkına sıkına değil; “Bak kardeşim, işin aslı şu...” diyebilecek birini... Sağıma, soluma bakıyorum... Kimseyi bulamıyorum.Solumdakiler anlaşılmaz bir dille tartışmayı dallandırıp budaklandırıyorlar. Sağımdakiler, “Sen nereden biliyorsunkineee?” türünden yeni polemik yaratarak yıprandırma çalışmalarına girişiyorlar.Son zamanlarda don üzerine çeşitlemeler yazdığıma göre, bu görev bana düşer.Öyle düşündüm yani... Yine durumdan vazife çıkardım.O halde başlayayım.“Bak kardeşim!” “Bu model, haz noktalarına baskı uygulayarak uyarır” diyorsun ya...Öyle değil. Kadınlar kıçından uyarılmaz. “G-string’in amacı kadına her an cinselliği düşündürmektir.” Öyle de değil.Erkekler her ortamda seks düşünür. Onların seks düşünmek için g-string’e de ihtiyaçları yoktur da, tuzu biberi olur.“G-string giyen, her ortamda seks düşünür” Öyle hiç değil. Kadın, istediği zaman aklına seks gelir. Erkekler gibi, önce seks isteyip sonra arayışa girmezler. Yani g-string kadınları değil, aslında erkekleri uyarır.Şimdi ben size g-string’in altında yatan en seksi gerçeği açık açık anlatayım:Önceleri pantolon içinden don izi görünmesin de, akla seksi getirmesin diye giyilen g-string (ne tezat, değil mi?) sonradan erkeklerin çok hoşuna gitmiştir.Ve; Şimdilerde, “Bu giyilsin, adam tahrik olsun, kadını da tahrik etsin, her şey çok güzel olsun” amaçlı da kullanılır oldu. Bu kadar basit. Yani İlhami Bey; Bu işler öyle internetten, filmlerden gördüğüne benzemez. Gerçek hayat o beyaz camın içindeki gibi değildir yani... Hayatla arana peçe koyarsan da göremezsin. Ha, “Size lafım yok, zaten yoldan çıkmışsınız, ben bizimkilere söylüyorum” demek istiyorsan...Ki, “G-string giymiş tesettürlü genç kızlar, artık dini bütün Müslüman genç kızlar ve kadınlar olmaktan başka bir şeydir” demişsin... (Dediğin gibi olsa bile, tesettürlülerin seks düşünmemesi mi lazım? Durup dururken bana onları bile savundurtacaksınız...)Donlarına gelene kadar, önce kıyafetlerini eleştirmeni isterdim...*****Yine gafil aldandım!Hani Hande Ataizi, ayrılık nedeni olarak “Fazıl Say, her gece Cemal Süreya şiiri okuyordu” deyince, ben de onu savunmuştum ya...“Her gece şiir mi okunur?” diye. Meğer Hande Hanım, öyle birşey dememiş.Ahmet Hakan da, “Söyle bakalım Alicaan...” tadında, “Bakalım Dilek Önder buna ne diyecek?” diye soruyor.Desenize yapayalnız kaldım!Ahmet Hakan’ın bu tondaki sorusuna ise ancak “Üçüncü yeni” şiir icat ederek cevap verebilirim: “Senden bunu beklemezdimBu kadar mıydın?Sana başka bir akılBir başka nükte yakıştırmıştımYine gafil aldandımKodumu da oturturmuşum” “Atışma” gibi görünmesin, “üçünçü yeni”nin şifresi son dizede...

Devamını Oku

‘Cemal Süreya müdafaasının’ müdafaası...

9 Ağustos 2007

Bu şiir meselesi uzayacak gibi... Hande Ataizi, Fazıl Say’la ayrılık nedeni için, “Her akşam Cemal Süreya şiirleri okuyordu” dedi ya...Bunun üzerine Ahmet Hakan dün, “Cemal Süreya müdafaası” yaptı.“Hey gidi koca Cemal Süreya hey!” diye başlayan.Sonra da, “İşte ‘ilginç bir çağ’ geldi ve sürdüğü tek boyutlu hayattan keyif çıkardığını sanan aldanmış ve gafil bir hatun, sana ‘Sıkıcı’ dedi” diye süren...Şimdii...Bu “müdafaayı” ben de üzerime alındım.Daha önce bu konuda Hande Ataizi’yi savunduğum için. Her akşam şiir okuyan adamları, “Ayrınılası erkekler” listesinin başına koyduğum için.Yani Hande Hanım’ı bilemem, tanımam da...Ama Cemal Süreya’yı iyi bilirim. Çok da severim. Hatta biterim.Ama...Ahmet Hakan’ın yanılgısı burada işte:Adam George Clooney bile olsa, her akşam Cemal Süreya’dan dahi olsa, şiir okursa...(Şimdi o George Clooney’e takarsanız diye, başka örnek de vereyim; Blair veya Beckett bile olsa.)Bir şey söyleyeyim mi? Cemal Süreya bile sevdiği kadınlara her akşam şiir okumamıştır. Ya acaba, Ahmet Hakan da mı, okuyor ne?Aaaa... Bu durumda ben de o tarife dahil olurum: “aldanmış ve gafil bir hatun” tarifine...Ya öyleyse... Ya o da şiirle kız tavlayanlardansa, gafil avlandım demektir. Aldanmış da olurum. Gafil aldanmış bir hatun!Zira Ahmet Hakan’ın şiirle kız tavlayacağını hiç sanmazdım. Yani nasıl tavladığı üzerine düşünmüş değilim ama...Ne bileyim?Ama öyleyse...Bence o, Cemal Süreya’yı değil, Ece Ayhan’ı kullanır. Pardon, seçmiştir.“Mor Külhani” falan...Bir zamanlar, “Hangi kadın, hangi şiire gelir?” diye bir yazı yazmıştım. “Ben demiştim!” durumu yani...Şimdi hatırlatayım dedim.Şiirle kız tavlamak isteyenlere aynen aktarıyorum... Kadın klâsik ve Kemalistse, Attila İlhan’dan vazgeçmeyin. Baktınız ki, kadının başında görünmeyen bir kalpak, bir Nenehatun havası ve 30-35 yaşlarında... Çakın bir Attila İlhan. “Ben Sana Mecburum” falan...İşi biraz daha sağlama almak istiyorsanız, Türkiye’nin ortak bileşkesi, “Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular”ı seçin. Hâlâ komünist kalabilenler için tabii ki, Nazım Hikmet.Bir yerlerden onun “Pazar” şiirini tedarik edin.“Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar” derken siz de birlikte yatağa çıkıyor olursunuz...Makul çoğunluğun şiiri, “İkinci yeni”dir.Konjonktür olarak da uygun. E, en azından iki kadından biri düşer. Turgut Uyar’ın “Dünyanın En Güzel Arabistan’ı”ndan bahsediyorum. Baktınız ki, arkadaş Kürt veya fahri Kürt; Ahmed Arif’den “Şu Munzur Dağları”nı okuyacaksınız.Daha yarısına gelmeden...İsmet Özel ve Sezai Karakoç’a gelenler bellidir: Türbanlı veya türban savunucusu kadınlar...Bu şair 2. Cumhuriyetçiler üzerinde de denenebilir.Yok, kadın şımarık bir şehirli kızsa..Orhan Veli’den şaşmayacaksınız.“Bir kadının suya değiyor ayakları...” derken...O sırada ayaklarını...Artık sonrasını da siz halledin. Ama yine de her akşam okumamanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku

Ayrılınası erkekler çoğaldı

8 Ağustos 2007

Hani dün “Ayrılınası erkekler”i yazmıştım ya, gelen maillerden aralarında unuttuklarım olduğunu gördüm. Bir de bazı itirazlar var. Konu eksik kalmasın, tamamlayayım.“Sapık erkekleri unutmuşsunuz belki onları yazmamak en güzelidir de :))” Unutmuşum gerçekten de... (Hayret!) Ama gerçek şu ki, bana sorarsınız yani, hepsi sapık bunların. Var mı itirazı olan? “Yatak, yatak ve yatak... İşi çözmüşsünüz işte. Felsefiymiş, sporcuymuş, geçin hepsini! Ayrılamama sebebi bu kadar açık. Ne diyim? Sonra da erkekler için “akılları hep yatakta” derler. Allah bizi kadınlardan korusun! Amin!”Bak öyle deme. Bir de tutarsa... Gerçekten korursa görürsün. Pardon göremezsin sonra.“Felsefiklere belki şu eklenebilir: Yatakta o kadar iyidir ki vazgeçemezsiniz. Ayrılamamanın tek sebebi budur. Kaprisli erkek mi? Tanrım! Bende var bir tane! Başından beri ayrılınasıydı ama işte dedim ya :) Yemin ederim ezberimi dağıttı!!! :)))” Nasıl ya... O kadar yani... Abartmıyorsun değil mi?“Olmazların ardından artık işte tam şöyle bir erkek doğrudur diyeceğin günü bekliyorum :))” Ben de! Herhangi bir yerde, bir tane görsem; hepinizden özür dileyeceğim. Söz. “Bir de hiçbir özel yönü olmayan ama kendini en zeki, en seksi, en çekici sanan tipler vardır. Bu mahluklar o özgüveni nerelerinden alırlar merak ediyorum ama merak ediyorum diye de çekemicemmm valla.” Gerçekten, onlardan da var. O özgüveni nereden alırlar biliyor musun? Bir kadın onu elinde tutmak için, “Harikasın” falan demiştir. O da buna inanmıştır. Ama kendini çok beğenen erkeklerin performanslarının düşük olduğuna yemin dahi edebilirim. Yani biraz da kamufulaj malzemesi olarak da kullanırlar bunu. “Bir de kendini hâlâ lise/üniversite ortamında sanan, içip dağıtmayı marifet bilen tipler var :)” Evet yaaa... Kazık kadar olmuştur hâlâ ne kadar içtiğiyle falan övünür. Ehliyeti kaptırmıştır ama kaçak araba kullanır, onunla da övünür değil mi? Bunlar ya problemlidir, çocukluktan yani, ya da cahildir. Arkana bakmadan kaçacaksın. “Artık birilerinin hanımefendiye toplumu kadın erkek diye bölmenin, sağcı solcu, alevi sünni, laik antilaik gibi suni, daha saçma ve gerçeği çarpıtıcı olduğunu anlatması lazım.” Bana diyor galiba... Ben ne diye ayırayım? Allah yaratırken yeterli bir ayırım koymuş zaten. Öteki ayırımlara gelince; siyaset yazmaya başlarsam, görürsünüz o zaman!“Kadınların bana verdiği zevkler için ne kadar perişan olduğumu ancak anlıyorum. Sizin hemcinslerinizi korumak adına yazdıklarınızı takdir ediyorum. Ancak erkekleri sınıflarken kadınları bir bütün olarak ele almanız bence yargısız infaz.” Öyle deme! Bak, üzülürüm. Peki, madem kadınları anlıyorsun artık; “Sen hariç” diyeyim. “Neredeyse tüm erkek tiplerini tanımlamışsın. Herkese ayrılık mı öneriyorsun yani?”Hayır yaa... Her şey çok güzel olsun istiyorum. (Ne güzel söyledim, değil mi?)Bir daha söyleyeyim mi?“Her şey çok güzel olsun.”

Devamını Oku

Ayrılınalısı erkekler...

7 Ağustos 2007

Yani ayrılsan da olur, ayrılmasan da... Yok, tam öyle de değil. Belki bir süre katlanılabilir ama sonra... Kısa bir süre sonra çekilmeyenler.Ayrılınılması kaçınılmaz erkekler...Dedim ya, bir süre katlanılır, geçer sanırsın ama...Geçmeyince, ki geçmez, sonları bellidir; kategorileri de:Ayrınılası erkekler...Hani Hande Ataizi, Fazıl Say’dan ayrılma nedenini açıklamış ya; her akşam şiir okuyordu diye, oradan aklıma geldi. Hande haklı diyenler?BEENNN!Fazıl Bey her akşam Cemal Süreyya şiirleri okuyormuş. Yine iyi...Hiç olmazsa Cemal Süreyya... Allah muhafaza ya kendi yazdıkları falan olsaydı... Yani onun kötü yazacağını sandığımdan değil de, genel olarak herhangi bir erkeğin her akşam şiir okumasından bahsediyorum.Hadi bir akşam duygusaldı, okudu. İkincisinde de senin hoşlandığını sandı, okudu. Üçüncü, dördüncü gün nasıl bir sebeple okur ki? Tek sebebi olabilir...“Ben senin istediğin türde bir erkek olamıyorum” diyemediği için...Kadın onu bıraksın diye... Yani ben buradan yola çıkarak ayrılınılası erkekleri düşündüm...Başka ne yapanlardan ayrılınır? Şiir okuyanları duygusal erkekten sayarsak, onlar birinci sıradalar...Başka...Mesela;Küresel Isınmacılar: İşte bunlar, aynı zamanda öğle yemeğinde salata yiyenlere denk düşer. Mekanik akıllıdırlar. Kafaları emir-komuta zinciriyle çalışır. Yani su tasarrufu yapacağız ya, bunlar hiç söylenmeden yaparlar. Biz de tasarruf yaparız ama diş fırçalarken musluğu kapatma konusunun ucu nasıl oluyorsa, taa Menderes zamanına kadar gider. Titiz erkekler: Evlerinde sigara içirmezler. “Dünyanın en seksi kadını gelecek, seni uçuracak” desen “Ama sigara içecek”... Gözünü bile kırpmadan “Hayır” der. Evleri rahatsız edecek kadar temizdir. Mesela tuvalete gittiğinde çişini yapmaya korkarsın. Elini yıkarken yere su damlasa hemen silersin falan... O temiz de, sen pismişsin hissini uyandırır. Kendi kasına düşkün olanlar: Bunlar aynanın karşısına geçer, bakar bakar, orada birşey görür. Memnun olur. Kendine güveni gelir. Çünkü bir kasını görmüştür. O kasın yerini de bir tek o bilir, o görür. Bazen sevişirken bile onu ararlar. Aklı oradadır.Felsefikler: Kazık kadar olmuş hala hayatın anlamını çıkaramamış olanlar... Asıl vahim tarafı, hala arıyor olmalarıdır. Bayarlar. Ergenlik semptomları gösterirler. Senin bin yıl önce lisede falan tartışıp işin içinden ta o zamanlar çıktığın bir konuya o daha yeni gelmiştir. Ezberini dağıtır. Sporcular: Mesela tatile gitmişsiniz; adam erkenden kalkar. Sen uyanıncaya kadar o, koşmuş, yüzmüş, ağırlık kaldırımşıtır bile... Sen böyle uyku sersemi kahve ve sigaranla kendine gelmeye çalışırken o gelir uzaktan. Derin nefis alıp vererek. Saymakla bitmez bunlar...Zaten biz bittik, bunlar bitemediler...

Devamını Oku

Erkeklerin gizli gerçekleri

6 Ağustos 2007

Gerçekten gizliymiş. Dalga geçmiyorum. Geçenlerde bu başlıkla bir haber okudum; madde madde sıralamışlar. Erkeklerin gizli gerçeklerini...Bazılarını biliyoruz da, aralarında gerçekten çok şaşırdıklarım oldu. “Erkeklerin yüzde 70’i öpüşürken gözlerini açıyor.” (muş)Buna şaşırmadım. Çünkü bunlar öpüşmek için değil, başka iki nedenden gözlerini kapatmazlar. Birincisi, ne yaptığını görmek için. “Seyrettiklerine benziyor mu?” diye... İkinicisi ise kadının ne durumda olduğunu anlamak için. Yani “ileri gitme zamanı geldi mi?” diye...Hı, bir de o sırada rahat bir koltuk, bir kanepe gözüne kestiriyordur.“Erkeklerin yüzde 67’5’u külot giyiyor, yüzde 26.1’i ise boxer giymeyi tercih ediyor. İçlerine hiçbirşey giymeyenler ise yüzde 6,4.” Hadi bakalım... Külota, boxer’a diyeceğim yok. Gerçi boxercıları daha fazla sanıyordum ama... Ama şu giymeyenler... Nasıl yaaa? Herhalde, “Biliyor musun? İçimde birşey yok” demek için değildir! E, don bulamadıklarından da olamayacağına göre... Niye ki?“Erkeklerin yüzde 83’ü kadınlarda en seksi buldukları yerin dudaklar olduğunu söylüyor.” Dudaklar... Bak buna inanamam. Anketi yapan kızdan utandılar sanırım. Tabii canım, kesin kız anketördür bu. Erkek olsa en azından gururundan dudak demez. “Erkeklerin yüzde 33’ü eğer bedava olsaydı cinsel organlarını büyütme operasyonu yaptırabileceklerini söylüyor.” Hayatta inanmam. Onlar korkmasalar, riskli görmeseler o parayı ne yapar eder denkleştirirler. Parasızlıktan değil o, korkudan... Birşey olacak diye ödleri kopar. Yani 1 milyonda 1 risk var deseler ki, nezlede bile daha düşük, yaptırmazlar.Şimdi sıkı durun!Yaşları 25 ile 45 arasında değişen erkeklerin yüzde 17’si orgazm taklidi yapıyor.(muş)Hadi canım! Nasıl yani? Biri bana bunun nasıl olabileceğini anlatır mı? (Ama terbiyeli bir şekilde) Bu taklitçiler ya salaklar ya da hiç dayak yememişler. Yani bunların karşısına “Salak mısın, ne yaptığını sanıyorsun sen?” diyen çıkmamış. Eşi de, “Tamam hayatım, çok güzel oldu” deyip yüzüne vurmuyor herhalde... Belki onun da işine geliyordur. Başka ne olacak ki? Zaten bu alıştırma dönemi herhalde. 45’ten sonra taklit maklit yapma gereği dahi duymuyorlar. Hele yeni nesil! Onlarda hiç iş yok.Çok hassaslar. Stresten kollarını kaldıramıyorlar.“Erkeklerin yüzde 42’si uzaya gitmeyi düşünüyor.” Ne iyi olur!Hatta görüşemezsek, şimdiden vedalaşalım.Al işte! Bunlar, uzaydan dünyayı bombalamayı falan da düşünür. Bunu da National Geographic’te kaplanın ceylanı parçalayışını anlatır gibi anlatırlar. Zevkle yani... Ağızları dolu dolu... Niye?Çünkü bunlar, erkek çocukları...

Devamını Oku

Ten uyumu diye bir şey var mı?

5 Ağustos 2007

“Ruh ikizi”nden sonra şimdi de ten uyumu...Son bir-iki yılın modası...Yok, hatta 3-4 yıl oldu galiba...Dikkat ederseniz aldatmaların, tek gecelik ilişkilerin patladığı dönemlere rastlıyor...Peki bu bir tesadüf mü?Yoksa ben mi yanılıyorum?Daha önce yoktu da, dünyaya sonradan geldi herhalde...Veya vardı da;Hani bilinmeyen bir hastalığın keşfi gibi... Yeni yeni öğreniyor, tanıyoruz.Öyle mi?Buna şu kadar inanmam.Tuz tanesi kadar hatırı yok bende. Niye? Akıl var, mantık var da ondan...Şimdi aranızdan, “Bu iş mantıkla falan olmaz” diyen çıkmasın. Lütfen çıkmasın.Evet, “o sırada” duygu muygu lazım, tamam da, ben “o sıra”dan bahsetmiyorum.“Ondan sonra”dan söz ediyorum... Aklın yerine gelince yani...Çok iyi geçerse veya berbat bir geceyse...(Gece dedim, anlaşılsın diye. Yoksa bu işlerin sadece gece yapıldığına bir tek anne babalar inanır)Yani bu işin günahı da sevabı da ten uyumunun... Artık yani...YATASIM GELİYOREskiden, ten uyumu falan henüz keşfedilmemişken buna, “sıkılma”, “hoşlanmama” falan denirdi. Gayet de mantıklıydı.Zaten o zamanlar insanlar, bilhassa kadınlar hoşlanmadıkları biriyle yatmazlardı. Tanışmayla sevişme arasındaki süreçte insanlar dolardı.Neyle dolduklarını az sonra anlatacağım.“Ten uyumcular”ın tezini biliyorum ben. Diyecekler ki, “Hoşlanıyorsun ama sevişmekten zevk almayabiliyorsun” Ya da tam tersi, “Hiç beğenmiyorsun ama çok iyi sevişiyorsun” Böyle diyecekler...Hatta bilimsel açıklamasını bile yapmışlar: Vücudun salgıladığı hormonlardan feromon’un kokusu...Parmak izi gibi, kimseninki kimseninkine uymuyormuş.Ne oluyor yani?Kokular havada çarpışıyor, “Aha!” diyorsun, “Buldum! Koku eşimi buldum! Yatasım geliyor bununla!” TENİNE MENİNE BAKMAZ...Şimdi ben size işin aslını anlatayım.Gerçekleri... Ten uyumu falan palavra.İçiyon, içiyon... Ne yaptığını bilmeden tanımadığın biriyle yatıyon kalkıyon...Ayılınca da, “Ana! Bununla ten uyumumuz yok lan” diyon.Dolmamış, haberi yok!Veya; Bin yıllık evli, sıkılmış artık. Cinsellik minsellik kalmamış. O saatten sonra ten uyumu arıyor... Tabii ki eşinde bulamıyor.Bunun aslı şudur; hani az önce “dolmak” dediğim...Baş edememek, kıskanmak, sahiplenememek... Bu üçünü birarada birinde yakalarsan, ten uyumuna falan bakmaz...Bu üçlüyü bulup sonra kaybedersen, bırak sevişmeyi, kolunu kaldıramazsın...Bu üçünü bulamazsan, bulmadan yaparsan ayılınca kaçarsın.Bu kadar basit. Ten uyumuymuş!Hadi canım sende!

Devamını Oku

Bu donu giyen erkeğin portresi

2 Ağustos 2007

Hani dün, erkek donunda son trentten bahsetmiştim ya, şu boxer’la slip arası olandan...“Bunun henüz bir adı yok” demiştim.Herkes bir şey yollamış.Biri, “G-Boxer” ismini öneriyor.Güzel ama özgün değil. Bizi taklit etmemeniz lazım. Ayrıca oradaki “G” yanlış anlaşılabilir, Allah korusun! “Strech-boxer” diyen var. Bu da sözlük anlamını çıkarmış gibi, yaratıcılıktan çok uzaklarda... “Wrestler” yani, “güreşçi” diyen var bir de... Telaffuzu güzel, vurgusu nedeniyle kulakta çağrışımı da... Olabilir.Öteki, “T-box” demiş. Buna yorum bile yapmıyorum, dünyadan haberi yok.Ve tabii, “Pitbull” diyenler... “Siz bi isteseniz var ya... O kaddar yani...” Ama olmaz. Riskli! Hani kızının adını “Harika, Cazibe” falan koyanlar var ya, onun gibi... Kadın geliyor 80 yaşına veya çok çirkin; “Adın ne?” “Harika...” Iıh, olmaz.“Plus don” adını vermiş biri de... Bunu öneren reklamcı falan herhalde... Reklamı kolay, logosu hazır... Tebrikler.Peki “Donsır” nasıl? Birisi de bunu yakıştırmış. Eh, fena değil. “8/12” diyen, “Patronundan önce işten çıkan” adam imajı yaratıyor. Otur, 10.“Tayt” diyeni es geçiyorum. Veee...Şimdi size gerçeği açıklıyorum.Bu donun adı, “Hipster” Bu aslında bir tarz...HİPSTER İNSANIHipster insanı diye bir şey var yani...Bu donu kullananlar, okuyun.Öyle don deyip geçmeyin. Giy, çıkar, at... Olmaz.Ne giydiğinizi bilin.“Hipster”, etimolojik olarak Afrika’da bir kabilenin dilinde “hip” ve “hep” yani “görmek” kelimesinden geliyor.Bu kelime kıta dışına yerleşen pek çok Afrikalı tarafından kendi özlerine dönmek anlamında kullanılıyor. Cazın ilk günlerinde müzisyenler “hep” kelimesini, ortaya çıkmakta olan ve çoğunlukla zenci cazın etrafında oluşan kültürleri tarif etmek için de kullanmışlar. Daha sonraları ise “Hot jazz” seven karakterler anlamında kullanılmaya başlanmış.Nereden, nereyeee, değil mi?Bitmedi...Ayrıca hipster giyenlerin bir portresi de var.İşte size Hipster insanı:Çekici, iyi giyinen, parti insanı. Güvenilir olurlar. Genellikle terk edilirler. Uzlaşmacı ama burnunun dikine giden, doğrucu, çok içen, Viagra kullanan, dikkatli, eğlenceli ve showmen’dirler. Hazır cevap, sakinleştiricidirler. Gelgitleri vardır. (Hakikaten gelirler ve giderler!)Kaliteli yaşarlar. En önemli özellikleri ise, “cool” olmaları...Bir de kahve ve müziğe olan düşkünlükleri...Onları dünyanın her yerindeki “coffee-shop”larda görebilirsiniz.Genellikle kimsenin bilmediği müzik türlerini dinlerler.Okumayı ve sanatı severler.Ama hepsinin kilit noktası şurası: “Özel ve tek” olmak isterler.İşte böyle...Don deyip geçmeyeceksin!

Devamını Oku

Erkek iç çamaşırında sessiz devrim

1 Ağustos 2007

Göbek möbek meselesini hallettik sayılır. Erkeklerin yani... Artık kendilerine bakmaları gerektiğini anladılar. En azından göbeklerinden utanıyorlar. Yani eskisi gibi “N’olucak ki... Erkeğin güzeli mi olur?” saçmalığından veya kolaycılığından mecburen de olsa vazgeçmeye başladılar.Bu yüzden, “Göbek möbek meselesini aştık sayılır” dedim.E, çorap meselesini de çözdük. Hani o, tam o anda çıkarılmaya çalışılan çorap kâbusunu...Onlar da bu işte bir terslik olduğunun farkındaydı ama almaza yatıyorlardı.Şimdi anladılar...Sıra geldi iç çamaşırlarına...Evet, şu sıralar sessiz bir devrim yaşanıyor. Ona geçmeden önce, hızlıca erkek iç çamaşırı kısa tarihini şöyle bir gözden geçirelim mi?İç çamaşırından kastım aslında don. Dondan külota, külottan slipe, slipten boxer’a geçtiler...Don dediğim, bildiğiniz beyaz klasik pamuklu olan. 20 sene kadar önceye kadar hemen herkes bunu giyiyordu.Ama gençler artık sıkılmışlardı...SLİP’İ SEVMEDİLERO sırada renkli donlar çıktı piyasaya. Don aynı don da, renkli... Ona yöneldiler. Modern erkeğin iç dünyası buydu.Dondan, külota terfi etmişlerdi...O sırada henüz boşanmalar, aldatmalar başlamamıştı.Kısa süre içinde slipler geldi. Hadii... Artık moda slipti. Don giymek out, slip in durumu. Renk renk alınıyor ama yıkandıkça da soluyorlardı.Zaten slip’i erkekler çok sevmedi. Isınamadılar...Ben biliyorum sebebini...Çok belli oluyordu da ondan galiba...Hayır, öylesi var, böylesi var!İşte tam o sıralarda “Ayrıca yabancılarınki o kadar da göründüğü gibi değil!” söylentilerini yaymaya başladılar.Derken boxer çıktı. Onunla çok rahat ettiler. Kısa sürede pazarlara kadar yayıldı. Herkes 3’ü birarada değişik renk ve desenlerde, mikili falan boxer almaya başladı.Öyle ki, o kadar çeşitlendi ki, “Bana boxer’ını söyle sana onun kim olduğunu söyleyeyim” durumu dahi oluştu.Kravat gibi...KALPLİSİ VAR, KALPSİZİ VARBelki bir gün onu da yazarım:“Erkeği donundan tanımanın 8 kısa yolu” Şimdi siz, “kısa” lafından pek hoşlanmazsınız, en iyisi “Erkeği donundan tanımanın 12 uzun yolu” diyeyim.E, pazar boxer’ı giyen de var, Calvin Klein giyen de... Mikilisi var, karelisi var...Kalplisi var, kalpsizi var...Hepsi bir mi? Hayır.Ama orada kaldılar.Boxer dönemi erkeklerin sapıttığı dönemin de temsilcisi oldu.Boşanmalar, aldatmalar patladı.Bir donun hakimiyeti çok uzun sürmüştü, şimdi de boxer’ınki...Külot ve slip modası çabuk geçti.Şimdi sessiz sedasız yeni bir akım geliyor.Hani vücuda yapışan, kısa şort gibi olanlar...Sliple, boxer karışımı bir şey.Son 1-2 yıldır piyasada...Henüz herkes giymeye cesaret edemiyor onu. Erkekler biraz tutucu bu konuda.Ama gerçek trendy’lerin çekmecelerinde boxer’ların yerini almaya başladı bile...Biraz dünyayı tanıyan ve başarılı erkeğin donu... Bakalım bu don, erkeklerin hangi dönemini başlatacak?Ona henüz bir isim koymadılar. Bazen bir markanın modelinin ismi oluyor, bazılarında da yine “boxer” diye geçiyor.Ama bence bunun bir adı olmalı..Ne olmalı ki?

Devamını Oku