Bi fotoğraf çekinebilir miyiz?

23 Ağustos 2007

Geçenlerde...Geçenlerde dediğim, kış aylarıydı herhalde, bir haber okumuştum. Başlığı şuydu:“Her kadın çıplak fotoğraf çektirmek ister.” Ne yalan söyleyeyim, haberin aslı neydi, kim demiş, niye demiş, bilmiyorum. Okumadım.Sadece içimden o başlığa bir cevap vermiştim:“Sen öyle san!” “Niye istesin ki?” Sonra yine kendi kendime, “sadece güzel olanlar fotoğraf çektirmeyi sever” diye yorumumu yapıp, konuyu bağlamıştım. Pardon, şunu da söylemiştim (kendime), “Daha da kötüsü var, kendisini güzel zannedenler...” Ama bu fotoğraf meselesinin böyle, bu kadar kolay kapanmayacağını da bilerek... Kapanmadı da...Yine karşıma çıktı. Nasıl çıktığı sizi ilgilendirmez!Ama çıktı işte...Şimdi bana yardımcı olmanız lazım. Şu soruların cevabını verebilir misiniz? Salonuna fotoğrafını koyanlar: Ben bunlara hep takmışımdır. Yanlış anlaşılmasın! Kafama takarım yani...En güzel fotoğrafını seçer, çerçeveye koyar, salonuna kondurur. Niye?Veya evlilik fotoğraflarını koyarlar. Niye?Veya çocuklarınınkini...Niye? Gidip gelip kendi fotoğrafına mı bakar insan?Arada çocuğunu unutup da fotoğrafından mı çıkarmaya çalışır?Keza evlendiğini o fotoğrafa bakıp mı hatırlar?Yoksa misafirler görsün diye mi konur?Yahu sen zaten orada değil misin? Bu makul çoğunluğun amacı nedir? Kimdir bunlar? Salonuna eski fotoğraf koyanlar: Sararmış, siyah-beyaz, dedesinin, anneannesinin fotoğrafını falan koyar ya...Özlüyor da mı koyuyor? Yoo... Tanımamıştır bile...Çok mu ayrıcalıklıdır o? Bir başka mıdır?Nedir? Fotoğraftaki kendini, aslından daha çok sevenler: Çirkin çıktıkları fotoğrafları acımadan yırtarlar ya. Çirkin haline tahammül edemez. Aslında çok güzeldir de, orada mı kötü çıkmıştır?Peki, hep güzel olmak zorunda mıdır?Fotoğraflarına bakmayanlar: Onlarınki naylon torbalar içinde evin bir dolabına tıkılmıştır. Çocukluk ve iş yeri fotoğrafları birbirine karışmıştır. Onları toparlamayı neden hep ertelerler?Fotoğraf sapıkları: Öylesine ortaya bırakırlar. Üst üste bir kenarda... Yani, “oraya atmışım, kalmış. Aaa... tesadüfe bak, sen gördün işte” havasında... Salaktım çünkü ben!Cüzdanına fotoğraf koyanlar: (Anneler hariç) “N’aber?” dersin; “İyilik işte...” derken bir taraftan cüzdanını açmaya başlar; çocuğunun ya da birinin fotoğrafını gösterecektir. (Cep telefonundan da tabii...)Bunlar sıkıcı değil midir?Onlara, “Bana ne ya?” ya da “Kocan da pek çikinmiş!” “Bu çocuklar gerçekten sevimsiz mi yoksa burada böyle çıkmışlar?” denmez mi? Denmeli mi?Cep telefonundaki duvar kağıdı olmuş sevgili fotoğraflarına ne demeli?En fazla iki ayda bir değişen fotoğraflara...Dikkat ederseniz “albümcülere” hiç girmiyorum bile...Ne derseniz deyin, fotoğraf önemlidir.Güzel çıkan fotoğraf daha da önemlidir.Ama kimini yorar, kiminin egosuna ego katar. Manasız değil mi?

Devamını Oku

Dalga mı geçiyorum? “Evet”

22 Ağustos 2007

Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” diye soranlar var.“Ne hakla?” diyen de var.Türbanımsı giyinenlerle ilgili yazılarım yüzünden...Önce açıkça söyleyeyim: Evet, dalga geçiyorum. Nedenini de yazacağım.Bir okuyucu, beni olumsuz eleştirenlerin yönelttiği tüm soruları alt alta yazıp yollamış.Başlayalım...***“İnsanların inançlarına saygınız var mı?” Evet var. “Bu saygınız size insanların ne giydiğini eleştirme-dalga geçme hakkı veriyor mu?” Evet. Üstelik de gerçek inançlılar adına... Ne olduğu bilinmeyen uyduruk kıyafetler giyenlerin, inançları doğrultusunda yaşamadıklarını görüyorum. “Bu saygı(?) sırf inançları yüzünden (kişilerin) okullara alınmaması ve özgürlüklerinin kısıtlanması ile aynı tabanda mı? Bunu dile getirebilecek yüreğiniz var mı?” Kimsenin inançları yüzünden özgürlüğü kısıtlanmıyor. Kıyafeti yüzünden? Evet. Benim lafım da o kıyafete zaten. “Bu kininiz nedendir başı kapalı veya dinini kendi doğrularına göre yaşamaya çalışan insanlara?” Kin duymuyorum, yanlış buluyorum. Din, herkesin kendi doğrusuna göre yaşayacağı bir olgu değildir. Yani herkes kendi kurallarını koyamaz. “Bence iyi ve doğru olan bu” diye bir adam öldüremezsiniz. “Bence saçımı böyle kapatabilirim” de diyemezsiniz. Dinin felsefesini kendi kafanıza göre değiştiremezsiniz.“Korkunuz sizin yaptığınızın, siz ve sizin gibi düşünenlerin başına gelmesi midir?” Böyle bir korkum yok. “Yani başları kapalı diye hakları yenilen insanların gün olup başa geldiklerinde size de aynı zorlukları yaşatmasından mı korkunuz?” Dedim ya, korkmuyorum ama üzülüyorum. İnsanların kandırıldıklarını düşünüyorum. Tesettürün anlamının bu giyim tarzı olmadığını anlatmaya çalışıyorum. “Eğer öyle ise baştan söyleyeyim, bu ülke topraklarında yüzyıllarca dinler kardeş kardeş yaşamıştır. Kilise çan sesleri ile ezan sesleri bir arada gökyüzünde yankılanmıştır.” İşte burada hemfikiriz.“Ama kimse bir diğerine SAYGISIZLIK yapmamıştır. Kimse kimsenin inançları ile, giydikleri ile ALAY ETMEMİŞTİR.” İnancını gerektiği gibi yansıtanlara hiçbir saygısızlığımız olmadı. Hiçbir zaman. Zaten dikkat edin şimdiye kadar da böyle bir meselemiz olmamıştı. Ama...***Ama şimdi de siz söyleyin, en azından kendinize:Bu türbanımsı giyim tarzını, süslerini, makyajlarını hatta seksapellerini siz içinize sindiriyor musunuz? Bunu inancınızdan sayıyor musunuz?Bu tesettür mü?Son olarak size tesettürlü bir okuyucunun mail’ini aktaracağım. (Tesettürümsü giyinen gazeteci Nihal Bengisu. Kıyafeti ve söyledikleri üzerine.)“Aslında NİHAL HANIM’ı tanırım, bana her zaman akıllı, dindar genç bir bayan imajı vermiştir. Ben de tesettürlüyüm. Onun yazdıklarına katılmıyorum ama sizinkilere çoook katılıyorum. Elinize sağlık ne güzel tanımlamışsınız moda ve tesettür meselesini.”

Devamını Oku

Fikrim geldi! Türbana çözüm buldum!

21 Ağustos 2007

Atıl Kurt!Ne zaman Atıl Kutoğlu ismini bir yerde görsem hemen aklıma, “Atıl Kurt!” repliği geliyor.İster istemez...Biri söyleyince veya bir yerde okuyunca içimden de olsa her seferinde “Atıl Kurt!” deyiveriyorum.Yok canım, bu da normal değil.E, onun modern türban arayışları normal mi?Modern türban!Ne demekse?Olabilir de olmayabilir de...O ayrı konu.Peki ya Sophia Loren meselesi...O normal mi?Ben size söyleyeyim, bu mesele Sophia Loren formülüyle çözülemez.Hatta daha da karışır.Zira adı üzerinde; bahsettiğiniz kadın Sophia Loren...Şimdi, Hayrünnisa Hanım’la onun ne alakası var?Şimdi, onun eşarbının türbanla ne ilgisi var?Türbanın modernizmle ne ilişkisi var?Yine aklım karıştı. İşin içinden çıkamadım...Sofiyanımın eşarbını, Hayrünnisanımın başına adapte edeyim desen, ki diyorlar, bir sürü sorun çıkacak.Yok boynu gözükecek, yok saçının önü nasıl kapanacak, yok altına ne giyecek... Eşarbı biraz değiştir, Sophia’yı değiştir, biraz da milleti değiştir. Onu değiştir, bunu değiştir,Olmaz.Ayrıca niye bu kadar uğraşacağız ki?Bir sürü şeyi değiştirene kadar Hanımefendi’yi değiştirsek...Daha kolay olur.Bir tek değişiklikle her şey hallolacak ama...Atıl Kurt!KİMİ KANDIRIYORSAK?Ayrıca ortada büyük bir haksızlık var. Rekabet ettiği ya da haksızlık etmeyelim, benzemeye çalıştığı kadın, Sophia Loren olacak.O kadarla kalsa iyi!Diğer türbanımsılar da onu örnek alacak. Etrafımız Sophia Loren’lerle dolacak. Yani ona benzediğini sananlarla... Hiçbir kadın bu sorumluluğu kaldıramaz. Bu yükü taşıyamaz.Düşünsenize her daim onunla kıyaslanacak!Yazıktır, günahtır! Bir fikrim daha geldi!Türban meselesi için yani...Bu işe hiiç Sophia Loren’i karıştırmayalım.Atıl Bey, şeffaf türban yapsın.Atıl Kurt!Tülden mülden... Şifon mifon... Neyse, o daha iyi bilir.Zaten açılmalarına ramak kaldı...Tek hareket.Ama açılmayacaklarına göre, bu formül fena değil.Şeffaf türban...Kapatıyor mu, kapatıyor?Saçı gözüküyor mu? Hayır. Hayır tabii...O görünen saçının başka boyuttaki hali...Tıpkı çorap giyiyorlar ya, naylon çorap! İçinden bilekleri, ayakları görünüyor. Ama eti görünmüyor ya...Onun gibi...O saç da, gerçek saçı olmayacak!Ama başını bağladın mı? Bağladın. Ne var?Madem kandırıkçılık yapıyoruz... Kimi kandırıyorsak? Yani kandırıyorlarsa...Bu da olur yani...Yani makyajlar, bele oturan kıyafetler, naylon çoraplar, bilekten bağlı ayakkabılar oluyor da şeffaf türban niye olmasın?Atıl Kurt!Belki öyle güzel olur ki bakarsınız Sophia Loren onu taklit eder.

Devamını Oku

Ben bu işten bir şey anlamadım!

20 Ağustos 2007

“Nihal Bengisu Karaca, tesettürlü bir kadın olarak yaz tatillerinde yaşadıklarını Radikal için kaleme aldı.” Cumartesi günü bu yazıyı okuduğumda, nereye takıldım biliyor musunuz?Önce cümle içindeki şu tanımlamaya: “Tesettürlü bir kadın olarak...” Fotoğrafına baktım, bir daha okudum: “Tesettürlü bir kadın olarak...” Nihal Hanım’ın ne olduğunu anlayamadım...Tesettürlü mü o şimdi?Acı kahve, kar deseni işlenmiş ve fırfırlı eteği diz altında. Krem bluzu ve yine acı kahve hırkası ve başında o türbanımsı örtü...Ve ayakkabıları...Mavi ayakkabıları...Ucu açık, bilekten bağlı ve fiyonklu.Tam anlaşılmıyor ama sanırım ten rengi çorap giymiş. En azından giymiş olmalı diye düşünüyorum. Fotoğrafına şöyle uzaktan baktığınızda gözünüz hemen ayaklarına kayıyor. Dikkatleri orada toplamış yani...Sonra tekrar aynı soru aklıma geliyor: “Ne yani? O şimdi tesettürlü mü?” “Evet” diyemiyorum. Nasıl diyeyim?En azından gerçek tesettürlülere haksızlık yapmış olurum. “Hayır” da diyemiyorum. Nasıl diyeyim? Modern bir Türk kadını görünümü mü bu?E, o halde...Ne bu?Hatta özellikle, tesettürlülerin donundan anlayan ve eleştiren Renkli Dergisi yazarı İlhami Atmaca’ya soruyorum: “Sayın Atmaca bu nedir?” Bu kıyafet kime hizmet ediyor?Neyi simgeliyor?İslamı mı?İslam, “kadın kafasını kapasın da, gerisini ne yaparsa yapsın” mı diyor?Erkekler sadece kadının saçından etkilenir mi diyor?Biri bana bunu anlatır mı?Hadi görünüşünü geçelim.DENİZE GİREN ASTRONOTLARŞimdi söylediklerine bir bakalım...Haşemayla denize girişini anlatıyor. Daha doğrusu çeşitli biçimlerde denize girme girişimleri anlatıyor.Hem de gayet kendisiyle barışık, biraz da nükteli bir dille anlatıyor.Haşemayla düştüğü komik durumları, tepkileri...Küçük bir çocuğun, “Baba, teyze niye böyle giyinmiş” deyişini. (Benim yeğenim de onlara, “Astronotlar denize giriyor” diyor.) O, kadınlar plajındayken “Bey”inin Solar Beach’de takılışını falan...Ama ben bunlara gülemiyorum.Onun bu barışıklığı beni rahatlatmıyor.Çünkü hiçbir şey anlamıyorum.Ne anlatıyor?Yaşadığı zorlukları mı? Kendisini tesettürlüden saydığına göre, ne güçlüklerle bu hallere katlandığını mı?Yoksa bütün bunların ne kadar saçma olduğunu mu anlatıyor? Tesettürlü hayatla dalga mı geçiyor? Eleştiriyor mu? Ne diyor? Sonra denizden vazgeçişini şu cümleyle dile getiriyor: “Anladım ki, ben olmadığımda sular daha berrak, ayrıldım denizden.” Açık konuşayım, bu cümle beni kötü çarpıyor.“Ben olmadığımda sular daha berrak” diyor ya...Birçok şeyden vazgeçtiği gibi, o berrak sulardan vazgeçmesini...İşte onu da anlamıyorum...

Devamını Oku

Soyunurken..

16 Ağustos 2007

Ne hoş bir kelime değil mi? Soyunurken... Başını sonunu istediğin gibi doldur. Dilediğin gibi hayal kur. İster cümlenin başına koy, ister sonuna... İstersen hayalinin ortasına... Ama ben bunlardan hiçbirini yapmayacağım.“Soyunma tarzınız karakterinizi ele veriyor” diye bir şey okudum, onu yazacağım.Zaten yapmadıkları bir, “Partnerinizin bkuna bakın, sizi seviyor mu, anlayın” kaldı!Onu da yaparlar.Şimdilik “soyunmak”ta kaldılar.Aşağıda onların ve benim yorumlarımı okuyacaksınız.***Gelişigüzel soyunanlar: “Rastgele evin herhangi bir tarafına fırlatanlardansanız, arkadaş canlısısınız.” *Ne arkadaşı! Belli ki, henüz evlenmemişsiniz veya embesil bir karınız var. Veya tabii ki, boşandığınız ilk yıllar... Böylece özgür olduğunu falan zannedersin. Titiz soyunanlar: “Çıkardıklarınızı düzgün bir yere katlayıp koyuyorsanız, sakin ve ciddi birisiniz.” *Öyle de kalırsınız! Sinir. Düşünsene, katlıyor! Her gün! Bir gün de at kardeşim. Atıver. Bak hayatın da değişir belki. Her gün katlanır mı, sinir hastası mısın sen?İlk ayakkabı ve çorapları çıkaranlar: “Mükemmeliyetçi ve utangaç olurlar.” *Onu bilemem ama baştan kaybedecekleri belli. 1-0 yenik başlıyorlar demektir. Çorap meselesi önemli biliyorsunuz! Yavaş soyunanlar: “Tişörtünüzü çıkardıktan sonra pantolon için 10 dakika bekliyorsanız, kendine güvenen, entelektüel birisiniz.” *Ne yani? Tişörtle pantolon arasında bile düşündüklerini mi yazıyorlar? “Postmodern Sofistlerin Retoriği” başlıklı yazılar falan o arada mı çıkıyor? Hızlı soyunanlar: “Başkalarına önem veren, aile düşkünü insanlar.” *Hıı... “Sen de soyun, bir aile olmanın ilk adımlarını atalım” manasında... Ondan önce soyunup beklemek ne fenadır! Kendini sapık gibi hissedersin. Ya da hevesli gibi... Yok canım, aynı anda soyunmak lazım. İlk mücevher çıkıyorsa: “Sıcak, düşünceli, duygusal olurlar.” *Alyans, saat falan... “ Ayyy... Çok duygusalsııınnnn...” Ne alakası var be! Soyunurken iyi de bir de giyinirken bakmak lazım. Alyansı, saati takıyor mu, takmıyor mu? Sen asıl ona bak! Sıcakmış! Her seferinde farklı ise: “Şüpheci ve ilginç birisiniz.” *Sensin şüpheci!Her seferinde farklı olmak tek şeyin işaretidir: Normalliğin...Duruma göre soyunursun. Bazen hızlı, bazen yavaş, bazen odanın her tarafına fırlatarak... Hatta bazen de...Soyunmazsın.

Devamını Oku

Maymun musunuz siz?

15 Ağustos 2007

Akın vardı ya Akın... Hani “Ne yapsam yaranamıyorum bu kadınlara. Bıktım artık, PES!” diyen Akın...“Uzuunca bir süre göbeğimi salıp ortalığa, alkole verip kendimi, kendi kendime takılacağım” diyen Akın.Birlikte yardımcı olalım demiştik ya...Gelen mail’lere baktım, açık söyleyeyim; “Akın, arkadaşım, şunu yap, bunu yap” diyen yok.Herkes kendi derdinde...“Akın haklı,” “yok, haksız,” “kadınlar salak” diyenden beni erkek düşmanı ilan edenlere kadar... Konuyu, “Zaten siz araba da kullanmayın”a bağlayan bile var. Ama bu arada; “Kendini bir erkeğe beğendirmek için kadınların sadece fizikleri ile oynamaları yetiyor. Erkekler resmen maymun bu konuda. Komik seviyorsan komik oluyorlar, şiir seviyorsan şair. Kendin ol desen kütük! Ne olduğunu bilmiyor bence bu erkek milleti. Önce bir kendilerini bulsunlar” diyeni kutluyorum.İş yine bana düştü.Bunların genel laflardan anlamadıklarını bildiğimden, açık açık, örneklerle anlatayım... Bak Akın:“Şiir okusak bir süre sonra sıkılıyorsunuz, kibar olsak fazla geliyor. Naturel davranalım, her şeyimiz net olarak çıksın ortaya desek; bir süre sonra AYI olarak nitelendiriliriz” diyorsun ya...Şimdi sen, senede bir iki gün şiir oku. Daha fazla değil. Kibar olacağım diye, “Seni öpebilir miyim?” gibi sorular sorma. Öpeceğin zamanı anla ve öp. Nasıl mı anlayacaksın? Bak sen istediğin zaman genellikle erkendir. Ondan biraz daha sonrası iyidir. Bir de naturel olacağım diye kadının üzerine ayı gibi atlama. “Hadi yatacaksak yatalım”ı andıran sözler söyleme. Saygılı ol yani...* “Vücudumuz düzgün olsun; eşim, partnerim, kız arkadaşım beğensin diyenler de pislik adam olurlar, kendini beğenmiş megaloman olurlar.” E, sen de ikide bir aynanın karşısında kimsenin asla bulamayacağı kasları arayıp durma. Bulunca da kendini dayanılmaz erkek sanma!* “Bıraksak şöööle göbeği ortaya doğru, Bohem yaşayalım, alkole verelim kendimizi, boş verelim kalorileri falan desek; yağ tulumu, bakımsız adam oluruz. Temiz olanlarımız fazla temiz, dağınık olanlar da sorumsuz olurlar.” Arasını bul kardeşim. İlle de bir uç mu olacaksın? Ya pis ya titiz mi olacaksın? Çok mu zor yani?Attırıyo bu da tepemi ha...* “Ben her AYI(!) erkek gibi, dürüstlük isteyen, seksi pozlar veren kadınlara dürüstçe kendisiyle ne tür bir arkadaşlık istediğimi söylüyorum. Tabii ben ne oluyorum? HAYVAN... :)))” Dürüstlük, seks istediğini açık açık söylemek demek değildir Akın. Çok daha geniş bir anlamı vardır.* “Bu hatunlardan birisine yalan söyleyip onun saçma sohbetini ağzımın suyu akarak ve başka şeyler düşünerek dinlemek zorunda kalıyorum. Ne oluyorum ben? SAF DÜRÜST ADAM..:))))” Hayır, aklı ondan başka bir yerde olmayan adam oluyorsun. Bu anlaşılmıyor mu sanıyorsun?* “Ciddi ciddi kitaplardan, müzikten, sinemadan konuşacak oluyorum. SIKICI ADAM oluyorum.” Ciddi kitaptan kastın, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” mi? Sinema da, “Rambo”lar falan olmasın!Akın...Sen var ya, iç kardeşim, iç. Bir dibe vurman lazım senin.

Devamını Oku

Ayrılık acısını geçirmenin 1001 kısa yolu!

14 Ağustos 2007

Geçenlerde öğrendim; ağrıların en kötüsü kemik ağrısıymış. Onun manevi karşılığı da ayrılık acısı herhalde...Gerçi onun da bk’u çıktı ya...E, öyle tabii...Bir ay çıkıyorlar, ayrılınca ayrılık acısı çekiyorlar. Hem de nasıl. Dinlesen 12 yıllık mutlu beraberlikleri kötü bir şans eseri yıkıldı sanki!O derece üzülüyorlar...Bir soruyorsun, “Öyle demeee... 1 ay sürdü ama çok sevmiştiiiimmm....” Yok yaa...Neyini sevdin 1 ayda?Salak mısın nesin?1, 2, 3 hatta 12 ayda nasıl tanıdın, ne paylaştın da sevdin sen bunu?Ama galiba kısa ya da uzun ilişki fark etmez, ayrılık acısı da ruhun kemik ağrısı gibi bir şey. Hızlı da çarpsan hafif de, ağrıyor işte!Bir de ne laf dinliyor, ne azardan ne de iyilikten anlıyor.Acıyıp duruyor...Geçenlerde Kelebek’te okudum; “Erkeklerin yöntemiyle ayrılık acısını unutun” diye bir yazı...E, güzel!Onlar yani erkekler, ayrılık acısını kadınlar kadar ve kadınlar gibi çekmediklerine göre, mantıklı bir yaklaşım.İtiraz istemiyorum: Evet siz ayrılık acısı falan çekmezsiniz.Siz durumu kabul edersiniz.Şu önerilere bakalım... *“Onu hatırlatacak hiçbir şey bırakmayın. Telefon defterinizden silin, mail listenizden çıkarın. Fotoğraflarına bakmayın. Aramalarını yanıtlamayın.” Tabii biz aptal olduğumuz için; telefonu, mail adresi falan aklımızda yok zaten! Tuşa bas, sil. Hıı... Oldu canım. Başka önerin var mı, başka?*“Umut kırıntılarına son! Aranızda umut kırıntısı bırakmayın.” Nasıl yani? Umudu mu kalmış? Ayrıldık diyoruz, anlamıyon mu?Başka, başka?*“Onunla iletişim kurmayın. Yalvarmayın, ağlamayın, alkol komalarına girmeyin. Ona hediyeler göndermeyin. Telefon açıp ona şarkı dinletmeyin, ki bu çok kötü bir romantizm anlayışı...” Bu romantizm anlayışı değil, düpedüz ergenlik! Zekâ yani... Henüz oturmamış... Biraz ilkel... Salağımsı...Ayrıca ne hediyesi be! Başka, başka?*“İyi-kötü listesi yapın. Onunla birlikte yapmayı sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri listeleyin. İnanın kötü maddeler daha çok çıkacaktır.” Sorun da orada ya zaten! O sırada, o kötü şeyleri bile seversin. Hatta özlersin. Yok sen bizi anlamıyorsun!Başka?*“Arkadaşlarıyla görüşmeyin, gittiği yerlere gitmeyin. Bu zayıflık işaretidir.” Yok canıımm... Biz şey sanmıştık; yani o kadar unuttuk ki oraya geldiğini, gidivermişiz... Üf yaa...Ben bunların önerilerinden sıkıldım. Benimkiler daha iyi.*“Ondan kalan her türlü objeyi bir kutuya koyup kaldırın. Yoksa bakıp acı çekersiniz.” O güzelim tabloyu da mı? Hayatta kaldırmam. O gider ama bu tablo, buradan adımını a-ta-maz. Giden adam çok ama bu tabloyu bir daha nereden bulacaksın?*“Ondaki eşyalarınızı geri almaya çalışmayın, yoksa karizmanızı çizdirirsiniz.” Karar verin; karizmanız mı Victoria’s Secret’lar mı?Karar verirken sapıtıp güzelim G’leri onun evinde bırakmayın. Sizden sonraki görmesin diye zaten atacaktır. Siz tam tersi, hepsini alın. Hem de, “Bunlar bana lazım!” diyerek... Belki, hatıra olarak birini ona bırakabilirsiniz. Kırmızı olandan! Hatta bir ceketinin cebine koyun da sürpriz olsun!Not: Akın’ı buruşuk bir mendil gibi atmadım. Ona yardımcı olacağız.

Devamını Oku

Arkadaşlar! Akın’a yardımcı olalım...

13 Ağustos 2007

Birlikte... Hep beraber... Akın’a yardımcı olmamız lazım.Akın kim?Tanımıyorum.Ama öyle güzel yazmış ki?Hem güldüm hem de “Ya, onun da (biraz da olsa) haklı olduğu taraflar var mı acaba?” dedim. “Haklı” demeyelim de buna, “Anlamadığı yerler var” diyelim.Ama düşündüm de, ben tek başıma bununla başa çıkamayacağım.Yazının başlığı, “Biz zavallılar ne yapalım?” O derece yani...Okuyun, anlayacaksınız...“Merhaba,Kadın-erkek ilişkileri hakkındaki taraf olarak bakış açılarınız çok güzel. Neredeyse tüm yazılarınızın bence ortak paydası; biz erkeklerin zavallı oluşu...Peki biz zavallılar ne yapalım?Şiir okusak bir süre sonra sıkılıyorsunuz, kibar olsak fazla geliyor. Naturel davranalım, herşeyimiz net olarak çıksın ortaya desek; bir süre sonra AYI olarak nitelendiriliriz.Vücudumuz düzgün olsun eşim, partnerim, kız arkadaşım beğensin diyenler de pislik adam olurlar, kendini beğenmiş megoloman olur.Bıraksak şöööle göbeği ortaya doğru, Bohem yaşayalım, alkole verelim kendimizi, boşverelim kalorileri falan desek; yağ tulumu, bakımsız adam oluruz.Temiz olanlarımız fazla temiz, dağınık olanlar da sorumsuz olurlar.Daha binlerce örnek yazabilirim. Birlikte olmayı deneyip en sonunda pes eder iki taraf da...Bunun sonu yok herhalde. Neden bu arkadaşlık sitelerinde milyonlarca üye var?Yahu rüyamda görsem inanmam, bu internetten tanışıp da evlenen 5 arkadaşım oldu. Hiç beceremedim, daha doğrusu bana hep yavan geldi ööle msn’den falan birilerini tesadüfen(!) bulup da, aylarca konuşup da “E hadi görüşelim, evlenelim” olayını...Ne yalan söyleyeyim dürüstlük palavrasına tutulmuş hatun milletinin, en şuh ve seksi fotoğraflarını profiline koyup, altına da; AMAN DÜRÜST OLUN, SAF SAMİMİ ARKAŞLIKLAR İSTİYORUM yazılarını hiç de inanası bulmuyorum doğrusu. Ben her AYI(!) erkek gibi, arkadaşları bilmem ne sitesinden tanıştığı hatunla konuşmalarını anlatınca, bu sitelere tek amaçla giriyorum ve dürüstlük isteyen, seksi pozlar veren kadınlara ben de dürüstçe kendisiyle ne tür bir arkadaşlık istediğimi söylüyorum. Tabii ben ne oluyorum? HAYVAN... :)))Daha sonra bu hatunlardan birisine yalan söyleyip onun saçma sohbetini ağzımın suyu akarak ve başka şeyler düşünerek dinlemek zorunda kalıyorum. Ne oluyorum ben? SAF DÜRÜST ADAM..:))))Ciddi ciddi kitaplardan, müzikten, sinemadan konuşacak oluyorum. SIKICI ADAM oluyorum..Eeeee..... Biz de sıkıldık artık. PES ...Eşimden sırf bu saçmalıklar yüzünden ayrıldım. Belki de tüm bu yazdıklarım o dönemin üzerimdeki ağırlığıdır ama şunu biliyorum ki, uzuuunca bir süre göbeğimi salıp ortalığa, alkole verip kendimi, kendi kendime takılacağım... Selamlar” Hadi, arkadaşlar “Akın’a yardımcı olalım...Hayır, sonra aldığı kiloları veremeyecek!”

Devamını Oku