Hani erkekler hep “Bizi yerin dibine batırıyorsun, yeter” falan diyor ya...“Hiç mi iyi tarafımız yok” diyenler de var.Bir de “e, o zaman iyisini yaz da görelim...”ciler...Tamam.Gün, o gün...“Hangi erkekle birlikte olunur” günü...Kadınlar aslında öyle duygusal ve saf ki...Ufak şeylerden etkilenirler... (Aklınızdan geçenleri yazmayacağım!)Evet. Etkilenirler.Hemen ‘kalplerini’ veriverirler...Kalplerini kime, niye, nasıl verirler? Şimdi onu yazacağım.Başından söyleyeyim; siberalem diye bir internet sitesinden İzmirli hemcinsimin tespitlerini aynen aktaracağım.Madde madde yazmış, onu aşamam.Sadece bir farkla...Onun “ver” dediği yerlere ben (...) koyacağım. (İtici olmasın diye... Biraz da, “ayıp olur” diye...) ***Bir dediğini iki etmiyorsa, fazla nazlanma (...).“Bu ay kredi kartı ekstrem fazla geldi” demiyorsa düşünmeden (...).Çizgili pijama giyiyorsa istemesine bile fırsat verme (...).Hesap geldiğinde adisyonu çarpım tabosu ezberlermişcesine incelemiyorsa, (...)meyi bir tarafa bırak, evlenmeye çalış.Elinde çiçekle buluşmaya geliyor, karizmayı takmıyorsa, hem göster hem (...).Ağladığında “boş ver geçer güzelim” yerine “hallederiz güzelim” diyorsa, oracıkta (...).Şiir yazıyor ama okumaya utanıyor veya açılamıyorsa, sevabına (...).Deniz Akkaya’yı beğenmiyorsa, (...).Önemli bir iş toplantısını buluşmak için iptal ediyorsa, teselli için bürosunda (...).“Ben hatunu şöyle severim, bööle inletirim” demiyorsa (...).Sarhoş olup kusmuyorsa, (...).Pembe dizilere b.k atmıyorsa, kırmızı kuşakları seyrederken (...).“Dışarıda yapacak bir şey yok, hadi eve gidelim” demiyorsa, (...).Elini tuttuğunda oranı buranı mıncıklamıyorsa, hemen (...).Cem Yılmaz’ı taklit etmeyip kendi esprilerini üretiyorsa rahat rahat (...).Sabah çapaklı gözlerinle seni beğeniyorsa, gözü kapalı (...).Karizmayı çizip seni eğlendirmek uğruna maymun gibi davranıyorsa, (...).Burnu havada gönlü hovardaysa, göster göster, süründür, sonra (...).“Evlenmeyelim, dost kalalım istediğimiz zaman birlikte olalım. Böylesi daha özgür” demiyorsa istediği yerde (...).Geleceği parlak hatta sübyansa, geleceğe yatırım için (...).Tao, Kamasutra ve Zen sevişme sanatlarını biliyorsa 24 saat (...).Yemek yerken ağzını şapırdatmıyor üstüne sağa sola dökmüyorsa, tatlı niyetine (...).Tırnaklarını yemiyor kalemlerin kıçını kemirmiyorsa en ücra köşelerde (...).“Bütün kadınlar aynıdır” diye seni gaza getirmeye çalışmıyorsa inadına (...)
Aslında bunların tepesini attıracak sihirli kelimeyi biliyorum ben. Ne derseniz deyin, başına ya da sonuna o kelimeyi koyduğunuz zaman tepesi atar bunların.Kulakları dikilir.“Nasıl yani?” olurlar.İsterseniz, “Gel seninle sabaha kadar...”la başlayan bir cümle bile kurun ama o kelimeyi de cümlenin herhangi bir yerine koyun, irkilerler...Nedir o kelime?Bir dakika...Ona takıldım şimdi; kendi yazdığıma...“Gel seninle sabaha kadar...” dedim ya, ona...Bir erkek bunu duymak ister mi acaba?Fantezi olarak ister de...Gerçekten olursa...Ya gerçekten bir kadın bu sözleri ona söylerse...Ne yapar acaba? Yani korkar mı?“Ha...tir...” der mi? Kesin. Kesin der.Yoksa bodoslama veya şuursuzca, “tamam”mı der?“Sabaha kadar...” Dile kolay... Neyse biz yine konumuza dönelim. Geçenlerde bir yerde, “Erkeklere bunları sakın söylemeyin” diye bir yazı okudum.İlk tepkim şu oldu:Niye söylemeyecekmişiz?Kafadan...Evet, hem de henüz ne olduğunu, ne söylemeyeceğimizi bilmeden...Ayrıca söylesek n’olur?N’olur biliyorum ben? Tadı kaçar...Bunlar tatları kaçsın hiç istemezler. Tamam kimse istemez ama bunlarınki başka...Sonra yazıya şöyle bir göz attım. Klasik sözler vardı:“Düşünüyordum da...” “Adam ol!” “Ailem seninle tanışmak istiyor.” “Başım ağrıyor.” “Ne düşünüyorsun?” “Beni çekici buluyor musun?” “Bende farklılık görüyor musun?” “Arkadaşım hamile (ya da nişanlandı).” “Konuşmamız gerek.” “Eski sevgilim...” Bunlardan ya da bunlarla başlayan cümlelerden bahsediyordu. Dedim ya, klasik...Onları söylemeyecekmişiz. Zaten o yukarıdakileri söyleyince bunların sadece tadı kaçar, tepeleri atmaz ki...Kaçacak delik ararlar. Ama yine böyle bir giriş yapabilirsiniz. Eğlenceli olur!Sonra...Sonra öldürücü darbeyi vurursunuz. O kelimeyi söylersiniz.Artık söyleyeyim:“Oğlum!” Evet, bu kelime onları delirtir.Dedim ya, herhangi bir cümlenin başında ya da sonunda fark etmez...Mesela:“Sen bu işlerden anlamazsın oğlum!” deyin.Bir deneyin. Veya;“Sana diyorum, duyuyor musun oğlum!” deyin.Ve hatta gayet davetkâr, mesela:“Beni istiyor musun oğlum!” Bu kelime iki türlü etki gösterir.Etki-tepki meselesi...Onlarda bir “düello” duygusu yaratır. Bir meydan okuma...Yani sonuç olarak, sizinle ya kavga eder ya da sevişir.Bir şekilde ağzınızdan çıkan o kelimenin intikamını almak ister.Ha, ne zaman hangisini yapar, onu bilemem. Risk alacaksınız artık!Ne saçma değil mi?Saçma olan her şey gibi, bunun da saçma bir de nedeni var...Öyle...Öyle işte...
Bir ilişkiyi bitiren sadece bir neden vardır. Tek bir neden...Ama nedense buna inanmazsın. İnanamazsın. Kimbilir belki de inanmak istemezsin...Aklından bin türlü fikir geçer.Neden?Neden ararsın... Senin aklından geçenlerin dışında oradan buradan bir şeyler duyarsın, kendi yaşadıklarına uyarlamaya çalışırsın.Kimi tutar, kimi tutmaz.Dergilerde falan okursun. “İlişkinizi bitiren 5 küçük hata” diye mesela...Bakalım neymiş...Ama ben yine de iddia ediyorum; bir ilişkiyi bitiren tek, bir tek neden vardır.Hiç öyle sandığınız gibi, seks falan demeyeceğim...Önce şu 5 küçük hatayı gözden geçireyim; belki de onlardır...* Eski sevgilinizden bahsetmeyin: Yoksa güveni sarsılır, kıskançlık yaparmış. E, iyi ya.Birazcık kıskançlık iyidir.Zaten...“Hiç unutmam, bir akşam sabaha kadar... Yok canım, onu dizginlemek mümkün değildi. Ben ona ne derdim biliyor musun? Azgın boğa” diyecek halin yok herhalde... Aslında bütün erkeklerin merak ettiği eski sevgilinin boyutunun ne olduğudur. İlişki boyutundan bahsetmiyorum. Vardır ya öyle tipler; “felsefik”mi desem, psikolojik mi? Sorar ya: - İlişkiniz boyutu nedir?- Nasıl yani? Şey mi?- Yani hangi boyuttasınız?- Valla öyle çok boyut yok bizde... Normal yani... Kararında...Cıvıttım yine...Erkeklerin eski sevgilinizin “özellikleriyle” ilgili sorusuna ne cevap verirseniz verin, ki hiçbir akıllı kadın gerçeği söylemez, inanmazlar.İnandıramazsınız.Hep içlerinde bir kuşku kalır.Kalsın.* Eskilere yenileri anlatmayın: Yoksa yeni sevgilini kırarmışsın.Bugün kötülüğüm üzerimde...Eskisine de gidip, “Meğer seninle ne masum bir ilişkimiz varmış!” diyeceksin mesela...Bir de, “Ama yine de iyi ki varsın. Çok şirinsiiin...” Şirin derken de parmağınızın ucunu göstereceksin...* Eski sevgilinizin telefon numarasını saklamayın: Yoksa şüphelenirmiş.Farkında mısınız? Öneriler eski sevgili üzerine kurulmuş. Ne bu be!“Eski ilişkinizi sürdürmenin 5 küçük yolu” gibi bir şey bu...Çok meraklıysan şirin mirin, geri dön ona olsun bitsin. Bizi de yorma!Son maddeyi yazmayacağım bile...Ne şüpheler ne kıskançlık ne küçümseme ne de bunaltmalar...Bunların hiçbiri ama hiçbiri bir ilişkiyi bitirmez.Hatta âşık olan biri için bunlar sevimli veya körükleyicidir.Hiçbiri güzel bir ilişkiyi biterecek kadar kuvvetli değildir.Hatta başka şeyler de ekleseniz; aldatmalar, yalanlar da katsanız, ilişki güzelse bitmez.Şimdi ben size gerçeği açıklayayım mı?Bir ilişkiyi bitiren o tek nedeni...Biri...Kadın ya da erkek...İkisinden biri...Sıkılır.Bu kadar.Ve bunun bir iki ya da üç nedeni yoktur. Hatta bazen hiç nedeni yoktur.Sıkılır. Öteki de bir sebep arayıp, durur...
Bunları çok yazdım da... Atladıklarım var, kıyamadım. Cimrileri, motorları, kıçı başı ayrı oynayanları falan...Biraz daha detaya girebiliriz artık diye düşünüyorum.***Şirin erkek: Bunlar tıpkı şirin kadınlar gibidir. Kazık kadar olmuş, hâlâ şirinlik peşindedirler. Oysa hiçbir mecburiyetleri yoktur.Hani kadınlar vardır ya, bebek gibi konuşurlar...Bebekçe...Ne demekse? Kazık kadar olmuş, yemediği halt kalmamış, dudağını büke büke, “Bana ne yaa... İştemiyoyuuum...” falan derler.Bir de şirin olduğundan o kadar emindir ki, insanın gözünün içine içine de bakar.Ona, “Ay ne kadar tatlısın” muamelesi yapılsın diye...“Ne o? Şuurunu mu kaybettin?” diyeceksin aslında...İşte bu kadınların erkek versiyonu vardır.Ne yazık ki!Komik demiyorum dikkat edin, şirin diyorum.Aralarındaki en büyük fark şudur; şirinler, komik ve sevimli olduklarını zanneder.İkisi de değildir oysa...Zayıf olurlar. Minyon da...Zaten iri yarı adamın şirinini düşünebiliyor musunuz?Bunlar şirin kadınlar gibi bebekçe konuşmaz.Ama küserler mesela...Hem de oto b.ka, öyle şeylere küserler. Onun gönlünü saçma sapan konuşarak alabilirsiniz.Çok konuşurlar. Cana yakın olduklarını sanırlar.Hiçbir kadının onlarla sevişesi gelmez.İçinden gelmez yani... Kimse sevişmez de zaten.Bu yüzden kırılgan olurlar. Kimbilir belki de kimse sevişmediği için şirin olmuşlardır...Gereksiz erkek tipi yani...***Baron erkek: Baron dediysem iyi bir şeymiş gibi algılamayın.Bunlar kendi kendilerine baron muamelesi yapar.Ama başka hiç kimse onlara öyle davranmaz.Herkes onda bir tuhaflık sezinler ama ne olduğunu bir türlü bulamaz.Ukala desen değil ama kibirli, bencil, aynı zamanda kibar, çok bilgili desen değil, az biligili de değil...Böyle tuhaf tiplerdir.Hani, “Çağla Şikel” deyince, “Kim o? Hiç duymadım” diyenlerden...Evet, hâlâ onlardan var.“Ben sizden değilim ama işte katlanıyorum. Siz de benim değerimi bilin” havasında yaşarlar.Kendi beğendikleri, daha doğrusu hayran oldukları kişilerin özelliklerini taklit ederler.Kiminin duruşunu, kiminin gömleğini, kiminin bakışını, kiminin de purosunu...Espri yapmazlar. Veya yaparlar da, biz farkında olmayız. Öyle her espriye de gülmezler.Şirin erkeklerle ortak yanları, onlarla da hiçbir kadının sevişesinin gelmemesidir.Sevişmezler de...Ama bütün kadınlar ona hayran da, o istemiyor havası vardır tabii ki...Üfff... Yazarken bile sıkıldım. Bunlar da gereksiz, istenmeyen erkeklerdendir...Ne yapmak lazım?İstenmeyen erkeklerden kurtulmak lazım.
“Geyiğin manalısı mı olur?” diyeceksiniz... Yani ben olsam derdim... Olur tabii... Niye olmasın?Vardır da... Onun sonu kötüdür.Yani geyiğin konusu manalıysa...Daha açık konuşayım; sevgilinizle manalı konuşmaya başladıysanız yolun sonu gözüktü demektir.Artık saçmalamıyorsanız, olmayacak şeylere de artık alınganlık yapmıyorsunuz demektir. Zira alınganlıkla, saçmalamak aynı zamana denk gelir.Biraz daha ileri gideyim; hatta aynı anlama bile gelir.Geyiğin konusu önemlidir. Konu siyasete, ekonomiye falan geldiyse eli kulağında, ha ayrıldınız ha ayrılacaksınız demektir... Zira ikinizden biri, başkasıyla manasız geyiklere çoktan başlamıştır bile...Ama ben bugün sevgili geyiklerinden bahsetmeyeceğim. Günlük hayatta herkesin aynı olayda, aynı anda yaptığı geyiklerden söz edeceğim... Hani şey gibi; televizyonda biri sigara yakınca onu seyreden bilmem kaç kişi de aynı anda sigara yakarmış ya, onun gibi... Mesela: Haberleri seyrederken “İsviçre’de 3 saniye içinde olay yerine gelen ambulans”la başlayan cümleden sonra...Hadi bakalım...Aranızdan bu haberi seyreden kaç kişi bunu söylemez?“Bizde olsa adam çoktan ölürdü.” Arkasından da geyiği başlar:“Ambulans da kaza yapardı...” “Ambulans gelse ne olacak? Hastane adamı almazdı...” falan filan...Bu arada aynı İsviçre’de dakikada bilmem kaç kişi niye intihar ediyor sorusu kimsenin aklına gelmez ama...Pekiii...Elektrikler kesilmiş. Kesildiği an kaç evden aynı nida yükselir?“Haydaaa...” Bitmedi...Mumları yaktınız, beklediniz beklediniz, gelmiyor. Tam o sırada iki saniyeliğine ışıklar yanıp söner...“Hııı... Uğraşıyorlar.” Anladı zeki insan!Elektrik İdaresi de bunu bilir mi ne? Hep böyle yapar. “Kızmayın, arayıp durmayın da, uğraşıyoz işte!” demek isterler. Hâlâ elektrik idaresini arayan var mı acaba?Umarım vardır. Ya da...Yanınızdaki biri ayağını, kolunu işte bir yerini çaptı. Çok acıyor.Geçmiyor acısı...Bir süre sonra dönüp size diyor ki:“Kırıldı mı acaba?” Kaçınız aynı cevabı veriyor?“Kırılsa yerinde duramazsın!” Yahu nereden biliyorsun onun canının ne kadar acıdığını da bu lafı ediyorsun. Belki ağrı eşiği yüksek. Belki... Ne bileyim bir sürü “belki” var işin içinde. Sana ne? Niye aşağılıyorsun?Hadi onu da geçtim; bir yeri telefonla arıyorsun. Niye yanındakine bakıp, “Çalıyor” diyorsun?Eline ne geçiyor?Lafa bak; “Çalıyor...” Bir tane daha yazayım mı?Hani temmuz ya da ağustos ayında güneyde bir yere tatile gidersin. (Bunu da hiç anlamış değilim ya...)Ve orada şu dersin:“Aslında buraya eylülde geleceksin” E, eylülde gel o zaman...
Kime diyorum? Ben konuşurken yüzüme bak!Erkekler diyorum, komiktirler aslında...Yani bugün iyi günümdeyim de, “iğrenç” diyeceğime, pardon “ilkel” diyeceğime...Yok, “bencil” diyeceğime, “komik” dedim. Aslında moralle ilgili galiba... Veya nasıl ifade ettiğinle...Yani mesela:“Bütün erkekler kirpik kıvırma aletinden ürküyor, yastığın yanına koysanız tabanca zannediyorlar.” Böyle bir ifade onları komikleştirebiliyor. (Hemen şımarmayın...)O halde devam edelim.“Erkekler, üzerinde mümkün olduğu kadar çok düğme bulunan telefonları severler. Çok düğme olunca kendilerini büyük adam zannediyorlar.” Telefonlara bir de fermuar taksalar...Takmasalar mı? Bunların ne yapacağı belli olmaz!“Erkeklere iş yaptırmak için işin içine ‘tehlike unsuru’ katmak gerekir.” Şuna açık açık, tehdit desek!Bir işin hemen yapılmasını istiyorsanız, evet onu tehdit etmelisiniz veya bağırmalısınız. “Lütfen”den falan anlamaz bunlar. Bütün angarya işleri korkularından yaparlar.“Erkek, televizyonda maça konsantre olduğunda takımına maçı kazandırabileceğine inanan tek canlıdır.” Bir de ne yaparlar biliyor musunuz?Mesela ilk golü attıklarında hangi pozisyonda duruyorlarsa, maç boyunca aynen öyle kalırlar.Bazıları aynı kıyafeti, aynı donu bile giyer. Kumar oynayanlarda da bu inanç vardır. Sonra da fal baktıran kadınlarla dalga geçerler. Bu arada onlara fal bakılınca her denilene inanırlar. Rüyalara da... Gerçekten komikler... “Bir adamın aynada kendisine bakışından bir başkasına ihtimam gösterme potansiyeli olup olmadığını anlarsınız.” O bakıştan daha neler anlaşılır, neler? Bunu sonra uzun uzun yazarım. Ama burada ne demek istemiş acaba?- Bence aynaya çok bakan adam, sana bakmaz.- Seninle rekabet içindedir. - Kendisi daha güzel olmak ister.- Kelleşiyordur.- HepsiHangisi acaba? “Bütün erkekler kendilerini çok sempatik zannederler, çoğu değildir.” Zaten olmasınlar da...Sempatik!Sempatik adam.Şirin gibi bir şey...Demek ki, daha iyi bir marifeti yok yani...“Kocanızı tenis maçında yenerseniz akşama sırtını dönerek uyur.” Tenis maçı, bir tartışma, tavla, hatta sessiz film bile olabilir.Yenildiniz mi? Bittiniz siz...“Sırtını dönerek uyur” diyorlar ama ben buna pek katılmıyorum. Tam tersi, maçın rövanşını almak isterler...İçlerinde şöyle bir duygu uyanır:“Sen misin lan beni yenen? Öyle yenilmez, böyle yenilir...” Ama burada asıl konu, yenmesi yenilmesi değil.Asıl soru şu: “Karı koca oyun mu oynar?” Böyle yani...Arada sırada komik olabiliyorlar.Peki ya şirin?O kadar da değil.Zaten şirin erkeği ne yapacaksın?Şişşt!Kime diyorum ben?
Yarım kalmıştı ya... Tam, “Erkekleri tanıma reçetesi”ni yazıyordum, başka bir söze takılmıştım...Ama gördüğünüz gibi unutmadım.Bakalım neler saçmalayacaklar...“Bir erkeği duygusallaştırmak istiyorsanız, doğru zamanı ve doğru yeri seçmeniz çok önemli.” Hep söylerim; “ondan” biraz önce...Başlamadan yani...O zaman da duygusallaşmazlar ama en azından duygusal taklidi yaparlar...Hem de... Düşünceli ve duygusal...Bunu da öyle acemice yaparlar ki, ilk yıllarınız değilse, bu duygusallığın nedenini hemen anlarsınız.Durup dururken telefon açıp “Akşam ne yapacağız?” diyorsa...O anda aklına düşmüştür.Ne düşecek?Herhalde, akşam yemeğinde ne yiyeceğiniz değil! Veya eve gelince, “Sana kahve yapayım mı?” diyorsa...Ayrıca bir iyidir, bir iyi...Konuşur bile...Boşuna demiyordur...Boşuna kahve yapmaz ha!Ayrıca niye onu duygusallaştırmak istiyorsunuz ki? Onlar duygusallaşmaz!Onlar ya korkarlar ya kızarlar ya da isterler...Temel duyguları bunlardır.Genellikle de, istedikleri olmayınca diğer duygular devreye girer; korkar veya kızarlar yani...“O İŞ HARİÇ!” “Birlikte bir aktivite yaptığınız zaman konuşmayı deneyin. Mesela bulaşıkları yıkarken, parkta yürürken...” Tabii...Bizde hep bu aktviteler yapılır zaten!Birlikte bulaşık yıkar, parkta el ele dolaşırız.Bunları yapsak ne konuşacağız ki zaten.Öyle olsa, konuşmaya ne gerek var. Zaten konuşacağımız konular, “birlikte bir şeyler yapmaya yönelik.” “O iş” hariç...“Konuşurken size bakmasında ısrar etmeyin. Erkeklerin çoğu gözlerinize bakmadıkları zaman daha rahat konuşurlar.” Bağırırken bakıyorlar ama...Bakmasını biliyorlar yani...Hadi canım sen de! Hoşlanmazlarmış!Yalan söylüyor da ondan...Hani bir trik vardır ya, yalan söyleyen insan, yukarı doğru ve sağ tarafa bakar diye... (Yoksa sol muydu? Öğrenip sonra yazarım.)“Kadınların sıkça düştükleri bir hata var. Sevgililerine peş peşe sorular sorarken aynı zamanda ses tonlarını ayarlamayı beceremiyorlar.” Sen şuna peş peşe sorunca anlamıyorlar desene...Veya “İşlerine gelmiyor” da diyebilirsin.Aslında onlar soru sorulmasından hoşlanmazlar. Çünkü devamlı bir suçluluk psikolojisi içindedirler...Niyeyse?Yoksa her zaman mutlaka bir suçları var mıdır?Eveet...En azından düşüncelerinde...Düşünce suçu!“Belki anlamsız gelecek ama bir erkeği konuşturmanın en iyi yolu bazen susmaktır.” Evet, gerçekten anlamsız.Bir erkeği konuşturmaya çalışmak anlamsızdır.Konuşmayınca konuşmaz.Ne yapsan olmaz.Tıpkı “onun” gibi...
Tabii, tabii...Çözmüşler işi...Sanki kendilerini anlamışlar gibi, bir de bize reçete çıkarmışlar...Yahu insan kendisini anlayamıyor!Bir öyle bir böyle oluyor...Her erkekle başka kadın...Her arkadaşla başka, her ortamda farklı insan oluyorsun.Bazıları buna karaktersizlik diyebilir. Evet. Belki de öyle...Ama doğru değil mi?Herkesle başka olmuyor muyuz?Yine de bakalım ne diyor bu reçeteciler...“Her kadın sevgilisinin aklından geçenleri bilmek ister” diye başlamış reçete yazmaya...Kafadan yanlış!Adamın aklından geçenleri öğrenip ne yapacaksın? Hayatının hatasını yaparsın!Ne düşünecekler ki...Sen şimdi, “Seni sevdiğini” falan öğrenmek istiyorsun aslında değil mi?Hıı...Bekle, söyler!Oturmuşsunuz ve mesela adamın aklından geçenleri okuyorsun:Ve o diyor ki:- Bu benimle yatacak (tabii bu kelimeleri kullanmaz o, en iyi ihtimalle “ver”le başlayanı kullanır) ama uğraştıracak...- Öteki ararsa, ayvayı yerim (ayvayı yerim yerine de burada yazamayacağımı söyler).- Bu ne lan? Çuval gibi yatıyor...- 50 YTL verip, biriyle yapaydım. Ismarladığım yemeğe yazık.- Hırsımı şundan çıkarsam, bi rahatlasam...- İyi de... Bu başıma kalır mı acaba?- Değer miydi lan? Bir şeyime sahip olamıyom...- Bitse de gitsem...Hep kötü olmaz tabii...Olmaz ama iyi şeyleri de onlar kötü ifade ederler. Duymak pek hoş olmaz yani...- Üff... İlik gibiydi...- Bu işi biliyor.- Bir daha olsa da yapsam... Olur mu ki?- Her gün iki kere yapsam haftada 14 eder. E, yeter. - Şimdiye kadar kaç kere olmuştur ki?- Tabii tatlım, seni düşünüyorum... Hem de nasıl? Yazamıyorum ki...Onların ağzından yazamıyorum.Bilmediğimden değil, argo ötesi olduğundan...Hadi şimdi de tersini düşünelim.Mesela adam senin aklından geçenleri öğrense...N’aparsın?Rezil olursun, rezil...Yalan mı?Sen, sadece aklından geçen iyi düşünceleri öğreneceğini sanıyorsun herhalde...Yok öyle...Hepsini öğrenecek!Yani diyeceğim; - “Bunun da ayakları çok çirkin ama olsun” diye düşündüğünü...- Üff... Bu da yine başlayacak! Hiç canım istemiyor.- Bi mesaj gelsin, bak ben n’apıyorum?- Bununki de biraz küçük ama olsun!- Gitse de, kızları arayıp anlatsam...- En iyisi istemiyor gibi yapayım...- Bu da deli mi ne? Kendi kendine n’apıyor böyle çırpınıp...- Tavana mı bakacağım hep yaa!- Çok uzadı artık! Sıkıldım ama... Bitse de kurtulsam...- Artık “Hayır” demesini öğrenmem lazım.- Bu aşamadan sonra da bırakıp gidilmez ki!- Bu sutyenle de gerçekten iyi görünüyorum. Farkında mı acaba? Var, var...Kızların aklından geçenler arasında yazamadıklarım var...En iyisi ne biliyor musun?Ne düşündüğüne değil ne söylediğine bakacaksın.Elindeki tek delil o çünkü...(Bu arada, “Erkekleri tanıma reçetesi”ne yer kalmadı, sonra yazarım.)