Sevme sen, sevme!

9 Ekim 2007

Onu da sevme, bunu da sevme... Nereye kadar? Sevmemecileri yazmaya devam...GAZETECİ SEVMEYENLERBunlar bütün gazetecileri harcarlar. Onların gözünde bütün gazeteciler yalan haber yazar. Ya da canının istediğini yazar. Ellerinde büyük bir kudret vardır ve onu kötüye kullanırlar. Ya da istedikleri gibi kullanırlar. Hiç araştırmadan, kulaktan dolma bilgiyle haber yazarlar. Onlara göre gazeteciler budur. Anlatırsın. Gazetelerin haber merkezlerinin, istihbaratının nasıl çalıştığını anlatırsın. Rekabeti, haber atlamayı, yalan haberin sonunu falan... Öyle filmlerdeki gibi olmadığını da... O zaman susarlar. Ama yine de kendilerine yediremezler; “iyi de, herkes öyle değil” derler. Hayır kardeşim, herkes öyle!Ama bütün gazetecilerin istediği herkesi bir kalemde harcayabileceğini sandıkları için ondan nefret ederler.FAKİR SEVMEYENLERBunlar genellikle bir zamanlar fakir olanlardır. Nedense(!) hâlâ fakir olanları sevmezler. Artık onlara geçmişi hatırlattığı için mi yoksa korku bastırdığından mı bilemem. Belki de... Aralarından tanıdık çıkar diyedir...Kimbilir, fakirken çok mu kötüydüler ne?Aslında insanlar zenginleştikçe kötüleşirler ama!!!Biliyorsunuz, gurur ve kişilik fakirlere ait duygulardır. Zenginleştikçe arsızlaşılır. Aynı oranda!Bir zamanlar kendisinin yaptığını yapanları, kendisinin giydiğini giyenleri, kendisinin yediğini yiyenleri, kendisinin gittiği yerlere gidenleri şimdi sevmezler. Sevmemek bir tarafa, aşağılar, onlardan nefret ederler.Mutlaka ama mutlaka onları buluşturan bir ortak payda vardır. GEÇMİŞİNİ SEVMEYENLERAslında, fakir sevmeyenlerle çok benzerler. Aralarındaki en belirgin fark şudur; biri akrabalarına sahip çıkar. Sahip çıkmasa da kabul eder. Öteki küser. Küser kurtulur. Hayatından çıkarır, rahatlar. Onlar yokmuş ve hiç olmamışlar gibi davranır. Düğününe bile çağırmaz. Hiçbir aile cenazesine de gitmez. ÜNLÜ SEVMEYENLERBunlar bütün ünlüleri küçümserler. Hele bir yerde karşılaşırlarsa onlara küs gibi davranırlar. Öyle! Tek taraflı bir küslük yaşarlar. “Sen kimsin?!” edası takınırlar. Arsızları, ünlünün duyacağı şekilde hakkında kötü cümleler kurar. Moral bozmak ister. Niye mi? Ne bileyim ben... Öyledirler işte! Aptalca tabii...PATRONUNU SEVMEYENLER“Bunda ne var?” diyeceksiniz. “Kim patronunu sever ki?” de diyeceksiniz...Sevgi de demeyelim, mutlaka herkesin bir kızgınlığı vardır. Tamam, doğru ama bu bunu abartanlar vardır. Yani nefret edenler...Fütursuzca arkasından konuşurlar. Bağıra bağıra hem de...Kimse de çıkıp, “Kardeşim, madem bu adam bu kadar kötü, çek git o zaman” demez.O zaman yalaka durumuna düşecektir. Bu da çok saçma ve aptalca ama böyle...BAŞARI SEVMEYENLERBaşarılı insanları sevmezler. Aslında işe önce başarılı insanın aslında başarısız olduğunu anlatarak başlarlar. Hele aynı iş yerinde ve aynı iş kolundaysalar... Üff....Hele hele bir zamanlar ondan daha üst durumdaysa...Başlar artık; “bir zamanlar benim kapımı vurmadan içeri giremezdi” lere...Başarılı olması onun suçuymuş gibi!Ya da mutlaka b.k atacak en az üç şey bulurlar. Oysa bu sevmemelere verdiği emeği sevmelere verseler...Ama...Ellerinde değil işte...Yazık!

Devamını Oku

Sevgisiz insanlar

8 Ekim 2007

Korkmayın.... Romantik bir şeyler yazmayacağım. Ama şunu da itiraf etmem lazım; “galiba” yaşlanıyorum. Zira, “insanlar sevgi dolu olsalardı...” falan diye düşünmeye başladım.“Galiba” dedim çünkü hâlâ bu sevgisizliğin tatminsizlikle ilgili, hem de direkt ilgili olduğuna inanıyorum.Öyle manevi tatminsizlik falan değil, bildiğin tatminsizlik... “O” manada...Yani hâlâ hayat(!) belirtisi var.Aslında diyeceğim şu:Sevgisizlerden bana fenalık geldi. Sanki bununla besleniyorlar.Sevmemelere doyamıyorlar...Ben de çiçek böcekçilerden değilim ama... Çok uzattım. Şimdi bunların her birinin ayrı bir takıntısı vardır. Anlatayım... GÜZEL SEVMEYENLER Genellikle kadınlar güzel kadınları, erkekler de güzel erkekleri sevmez. Bu klasiği biliyoruz.Ama...Abartılır ya...Yani mesela ünlü ve güzel bütün erkekler diğer erkeklere göre “gey”dir.“Hadi len” diye itiraz edince, sanki kendisi bizzat tanık olmuş gibi de tezlerini savunurlar...Yani mesela kız, güzellik kraliçesi olmuş, herkes başlar “Ayyy, hiç güzel değil” demeye...Veya bir artist... O gün, boylu boyunca bir fotoğrafı yayınlanmıştır; başlarlar, “Bunun nesi güzel?” Bakarsın, objektif olarak bakarsın, güzelce bir kızdır...Bizde herkes, güzelde kusur bulmaya bayılır. Bir kusuru olsa, gitti...Küçük parmağı biraz büyük olsa, iğrenç statüsüne iniverir.Kadınların şöyle bir inançları vardır: “O kadar bakım bana yapılsa ona 10 basarım...” Yaptır o zaman!Hülya Avşar konusunda mesela... Ben şuna bile rastladım, “Üff! İğrenç kadın. Çok çirkin...” E, ama... Oha yani...Sev, sevme; takdir et, etme ama güzel kadın. Ne yaparsan yap, güzel işte...Belki sen otantik tipleri daha çekici bulursun, ayrı...Ama o da güzel, bunu kabul et.Bir de kıyasçılar vardır: O mu güzel yoksa bu mu?Yahu niye biri kazansın ki? İkisi de güzel.Ne mahzuru var?İkisi de güzel olsa, birleşip seni mi... Seni mi dövecekler?ZENGİN SEVMEYENLERBunlar bütün zenginlerden nefret eder. Onların hepsinin kötü olduğunu da düşünürler.“Eşşoğlu... Her gün süt banyosu yapıyormuş.” “Eşşoğlu... Galerisi varmış, 50 arabalık.” Böyle bir sürü şey... Ne yapacaktı?Parası var, tadını çıkarıyor işte...Sana mı versin yarısını?Harcamasa bu sefer de, “O kadar parası var, dolmuşla geliyor işe” falan der.Sana ne?Belki orada buluyor kendini...Bir de şu var ya, “Benim o kadar param olacak, daha çalışacam!!!” Ondan paran yok zaten!Ya da adam sonradan zengin olmuştur, “Ben onun eski zamanlarını bilirim, otobüs kuyruğunda sıra beklerdi.” E n’apsın adam? Hâlâ o kuyruğa mı girsin? Ne diyon yani sen?Sırada, “gazeteci sevmeyenler”, “fakir sevmeyenler”, “geçmişini sevmeyenler”, “ünlü sevmeyenler”, “patronunu sevmeyenler” ve “başarılı sevmeyenler” var.Onları da yazacağım. Başka var mı?

Devamını Oku

Azgın tekeler ve kadınlar...

7 Ekim 2007

Onun başlığını kullandım.Hıncal Uluç’un.Hani epeydir yazıyordu ya, “Azgın teke olmak kötü bir şey değildir” diye...Bu da çok mu basit oldu şimdi?“20 yaşında, hem de babasının parası ile 6 günde altı sevgili değiştiren delikanlı normal. Hem de alkış, 30 yıl sonra hayatına ikinci kadın sokan, Azgın teke... Niye? Yaşı 60 diye...” “Aşkın yaşı olur mu? Aşkın ölçüsü, kuralı olur mu?” diye yazmıştı...Son olarak da: “Aşkı cinselliğe, cinselliği de iki cinsel organın birleşmesine indirgeyenler var.O senin dediğin birleşme 3 dakika sürer. Gecede 3 de 10 dakika eder. Gecede 10 dakika mıdır kadını mutlu, kadını tatmin etmek. Tak fişi bitir işi dakikada. Sonra dön arkanı sigaranı yak. Bu mu sanırsanız kadının tatmini. Cinselliği.Kadını sevmek ruh zenginliği gerektirir. Yaşla alakası yoktur.” Evet, son olarak bunları yazdı.İzindeydim ya, çatladım, yazamadım.Biraz geç oldu ama yine de iki laf etmeden geçemeyeceğim.Yoksa içimde kalacak.İlk bakışta, “Çok doğru” diyorsun. Ama...Ters bir şeyler de hissediyorsun. Ben hissettim.Sonra bunun ne olduğunu buldum. Hem de nasıl buldum, anlatayım.Empati yaptım yine... (Bu lafa da sinir oluyorum ama...)Yani kendimi benden 20 yaş küçük bir erkekle hayal ettim.Bir çocukla mı deseydim...Açık konuşacağım...O benden zevk alabilir. O benden tecrübe alabilir. Seks olarak değil, (sizin aklınız oraya gitmiştir diye söylüyorum) hayatla ilgili...Benim olgunluğum onu doyurabilir.Sakinliğim, kendime yetişim onu rahatlatabilir.Hayattan öğrendiklerim ona ilginç gelebilir, hatta bana hayran da olabilir.Yani o benden çok ama çok şey alabilir.Ya, ben çok iyi olduğumdan değil ha, kendimi övmüş gibi olmayayım, ondan daha iyi bildiğim için.Peki ya ben?Ben ondan ne alacağım?Neyi paylaşacağım?Benim esprilerimi, dalga geçişlerimi, duyarlılıklarımı o nereden bilecek?80 öncesini yaşamamış bir insanla...Belki hiç işten atılmamış, arkadaşları ölmemiş, benim kadar üzülüp, sevinmemiş bir insanla...Benim kadar kaybedip, kazanmamış...Duyguları evrime uğramamış,Yetinmeyi öğrenmemiş biriyle...Ben ne yapacağım onunla?Ben söyleyeyim size...Yapsam yapsam, mastürbasyon yaparım. Bütün bildiklerimi gösterebileceğim bir sahnede bulurum kendimi...“Ne kadar ulu bir insanım ben, bak” demiş olurum.Ha, bu insana bazen iyi gelebilir...Ama hep...Hep ver, ver, ver...Nereye kadar? (Yanlış anlayanların başına gelsin İnşallah!)Ben de sıkılırım. Ayrıca...Bütün genç erkeklerin (50’ye kadar) “Tak fişi, bitir işi” kategorisine konulmasını da garipsiyorum...Sanki onların hepsi böyle!Yok, değil, inanın.Hepsi öyle değil.Ayrıca genç kadınların bunları yaşaması gerekmiyor mu? Hiçbirini yaşamasına izin vermeden, “Bak eni iyisi bu” diye, onların yaşamaları gereken iyi- kötü bir sürü deneyimi hayatlarından almak ne kadar güzel, doğru veya iyi olabilir ki?Kimseyi eleştirmem.“Kendisinden yaşça çok büyük, çok küçük biriyle birlikte” diye... Bana ne?Hiçbir birliktelik için karışma, yorumlama hakkını kendimde bulmam. Hatta çok büyük konuşuyorum ya, yarın öbür gün benim de başıma gelebilir. (Hiç de çıtır sevmem ama...)Ama...Bunu da iyi bir şeymiş gibi de savunmam.Savunulmamalı diyorum.

Devamını Oku

“Biz de sizi görünce tahrik oluyoruz kapanın” desek...

4 Ekim 2007

Bir başka açıdan... En derininden, kimbilir belki de özünden... Türban tartışmasına başka bir yerden bakacağım.Yani ben baktım da, siz de bir oradan bakın diyeceğim...Direkt konuya giriyorum.Lafı hiç dolandırmadan...Kadınların kapanmasındaki asıl amaç nedir?İslamın veya erkeklerin bunu istemesinin...Ve hatta kadınların da...Bu kapanmanın mantığı yani, nedir?“Kadının cazip görünmemesi.” Değil mi?Yani bir adam, bir kadına baktığında aklını çelecek herhangi bir “şey” görmesin ki, tahrik olmasın.“Ha ona bakıyor, ha masaya...” gibi olsun...Doğru mu? Doğru.Var mı itirazı olan?Ha, kadınlar buna uyuyor mu? Yani gerçekten tesettüre giriyorlar mı? Hayır. Ama bunu şimdilik bir tarafa koyalım.Peki türbanı destekleyen erkekler, bu saçma sapan kıyafetlere karşı çıkıyor mu?Şimdilik “Hayır” ama onu da bir tarafa koyalım..Kadınların, altı kaval üstü şişhane kıyafetlerinden erkekler tahrik olacak bir şey bulamadıklarından mı?Onu da...Kadınlar o kısıtlı seçenekleriyle bile cazip hale gelmek, güzel görünmek için çırpınmıyorlar mı?Onu da...Bu halleriyle kimi kandırdıklarını sandıklarını...Onu da...Hepsini şimdilik bir tarafa koyalım.Amacımıza geri dönelim.Pardon amaçlarına...Kadının kapanmasının, tesettürün asıl sebebine...Niye?Erkekler tahrik olmasın diye...Geldiğimiz noktaya bakın.Bir uzuv yüzünden...Onların en kıymetli uzuvları yüzünden yer yerinden oynuyor.Anayasa değiştiriliyor, ülkenin bütün entelektüelleri, rektörleri, hukukçuları, siyasetçileri, generalleri daha kimler kimler...Tartışılan “şey”e bakın...Anayasa niye değiştiriliyor?“Şey” yüzünden...Ayıp ayıp...Şimdi bazılarınız neler diyecek biliyorum;“Konuyu nereye indirgedin?” “Ne yapıp edip konuyu oraya bağladın” “Bu kadar basit mi?” Evet.Aslında bu kadar basit.Ne yazık ki!Evet, ne yazık ki bu kadar basit aslında...Kimse erkekleri ıslah etmeyi aklına getirmiyor da...Sonra özgürlükten bahsediliyor.Özgürlük bu mu?Birinin nefsi kabarmasın diye, öteki kapansın.Biri kendine hakim olamıyor diye ötekinin hakkını yesin.İnsan gibi yaşama hakkını...Bu mu özgürlük?Hadi erkekleri geçtim, kadınların istediği özgürlük bu mu?Tanıdığı ve hatta hiç tanımadığı erkekler tahrik olmasın diye...Aynısını erkeklerden de istesek!Ne var?“Biz de sizi görünce tahrik oluyoruz. Kapanın” desek.“Kıçınızı, başınızı, kolunuzu, boynunuzu kapatın” desek... Komik mi?Komik gibi değil mi?O zaman kadınların kapanması da komik.Sırf bu yüzden...Sırf tahrik olmasınlar diye...

Devamını Oku

İlk mahalle baskımı yaşadım

2 Ekim 2007

Evet, benim de artık bir “mahalle baskım” var. Daha doğrusu, bunun yani “mahalle baskısı”nın ne olabileceğini anladım.Hissettim.Baştan söyleyeyim, belki çok abarttığımı düşüneceksiniz ama...Kim bilir belki de hak verirsiniz.Geçenlerde Ankara’nın Ayrancı semtinde (Bilmeyenler için söyleyeyim; Ayrancı, Ankara’nın en modern semtlerinden biridir) arabamla dar bir sokağa girdim.Ankara’nın en dar, iki taraflı park edilen ve tek yön yapılmamış yegâne (!) sokağı...Sokağın yarısına kadar geldiğimde, şu ciplerin dev gibi olanları var ya, onlardan biri karşıdan gelmeye başladı.Baktım, sol tarafımda yer var, durdum bekledim. Oradan geçebilsin diye...Geldi geldi, yanımda durdu. Baktım, bir şey söyleyecek.Benimki de en alçak arabalardan biri, yukarı doğru bakıyorum. O da aşağıya...Yol falan soracak sandım.SİGARANI PÜFÜRTTÜRECEĞİNE...Gençten bir adam, güneş gözlüklü falan. “Elinde sigaranı püfürttüreceğine, dur da yol ver” dedi.A-aaa...Şaka gibi.Şaşkınlıkla, “E, duruyorum işte, geçin diye” dedim.“Ne durması be!” dedi, bağırarak yine.Tam, “E, görmüyor musunuz, deminden beri durup bekliyorum” derken, bunlar ağzımdan çıkarken durumu anladım.İzindeydim ya, hiç sinirim yok dikkat ederseniz.Yoksa ne “siz” falan diyeceğim, çoktan “Ne diyorsun be adam?” diye başlamıştım ama...Yani son anda durumu anladım, adam oruçtu ve sigarama takılmıştı.Evet arabada sigara içiyordum.Evet, hem de püfüttüre püfüttüre... “Haaa... Anlaşıldı oruçsunuz siizzz...” derken yanındaki kadın da çemkirmeye başladı...Dikkat ederseniz hâlâ “siz”li “biz”li konuşuyorum. O sırada medeni bir ruh halim vardı demek ki... Ya da öyle başladım ya, dönemedim herhalde...İkisi birden bana bağırmaya başladılar. “Aynı anda bağırmayın, anlayamıyorum. Aranızda anlaşın, biriniz bağırırken öteki sussun” dediğimi hatırlıyorum. (İzin işte... İnsanı nasıl yumuşatıyor) “Aaaa... Sizinle mi uğraşacağım” deyip gaza bastım.İçimden güldüm.BU NEYİN KUVVETİ?Ama sonra yavaş yavaş sinirlenmeye başladım.Hani düşündükçe sinirlenirsin ya... Sonradan anlarsın durumu...Öyle oldu.Ve birden bir şimşek çaktı. “İşte” dedim. “Al sana mahalle baskısı.” Yani ben de Ramazan günü Kızılay’ın ortasında lahmacun yemedim ya... Ayrıca oruç tutanlara, “Allah kabul etsin” demesini de bilirim.Bu konuda, mümkün olduğunca duyarlı olduğumda da iddialıyım.Ama arabamın içinde, bir yere giderken sigara içmişim diye...Koskoca cipin içindeki güneş gözlüklü adamla kadın bana bağırdı.Avaz avaz...Bu büyük cip kullanmanın kuvveti miydi? Yoksa...Yoksa yüzde 47’nin mi?İşte o zaman mahalle baskısının ne olabileceğini anladım.Hissettim.Yarın, öbür gün ya daha farklılarını yaşarsam?Ya karşılaştığım üç arabadan ikisi bana bağırırsa...Sigarayı geçtim, ya bir gün “Başın niye açık?” derlerse...Belki abarttım ama... Ne bileyim, korkmuşum demek ki...

Devamını Oku

Bu işin istatistiği tutulur mu?

20 Eylül 2007

Tutmuşlar...Kesinlikle ben uydurmuyorum.Bilim adamları araştırmış, oturup yazmış.Hatta ortaya bir istatistik çıkarmışlar. Ben ne yapayım? Onlar araştırınca, ki bu sonuçları ortaya çıkarıncaya kadar kimbilir neler yapıyorlar, adı bilim oluyor, ben yorumlayınca ayıp mı oluyor? Olmuyor, olmuyor...Bakın şimdi sonuçlara...Her yıl 11 bin seks kazası oluyor. Hani bir şehir efsanesi vardır ya; “öyle” kalmışlar, hastaneye “öyle” gitmişler diye...Onun gibi herhalde...Efsane de değil, bu aynı zamanda herkesin gizli kâbusudur da... Evet mutlaka herkes en az bir kere bu korkuyu duymuştur.Hele ki gizli kapaklı bir işteyse!Gerçekten olur mu ki? Her gün dünyada en az 200 milyon cinsel birleşme yaşanıyor. Siz de hâlâ sizinkini özel zannedin!“Bizimki bir başka” falan deyin. Siz bunu söylerken dünyanın çeşitli yerlerinde sizden gayri 199 milyon kişinin daha aynı şeyleri yaptığını unutmayın ama...Aynı şeyleri...Ne var? Aynı değil mi?Kötü ya da iyi ama aynı...Yani siz şimdi şu anda, bu yazıyı okurken el âlem... Kadınların yüzde 30’u dolunay zamanında seks yaparken daha aktif oluyor.E, ayda bir kere yeter. Sperm 10 santimetre mesafedeki dölleyeceği yumurtaya 2.5 saniyede ulaşıyor.Ne var? Bir erkek de, bir kadına mesafe olarak 10 santimetreye kadar yaklaşınca veya yaklaşabilirse aynı hızla sonuca gidiyor zaten.İş, mesafeyi 10 santime kadar indirebilmekte... Erkeklerin dörtte üçü cinsel birleşmeden 2 dakika sonra orgazm oluyor. Brüt mü, net mi acaba?Yani 2 dakikaya ayakkabıları falan çıkarmak dahil mi?Dörtte üçü diyor yaa... Demek ki dünyada kadınların da dörtte üçü yataktan tatminsiz kalkıyor.Bu, küresel ısınmanın bile sebebi olabilir. Hadım erkekler, cinsel yaşamı sınırsızca yaşayanlara kıyasla 13 yıl daha fazla yaşıyor.Tabii buna yaşamak denirse!Yani, bunlara “Ömrüne 13 yıl mı istersin yoksa sınırsız bir cinsel yaşam mı?” diye sorsanız...Hadi sorun bakalım... Biliyorum ben bunların nasıl hesap yapacaklarını...Şimdi bunların kafaları nasıl çalışır biliyor musunuz?85 yaşına kadar yaşayacaklarını hesaplayın son 13 yılı düşüverirler...Akıllılar ya, “Zaten son 13 yıl bir şey olmaz” diye de yorum yaparlar...Kadınların yüzde 12’sinin sperme karşı alerjisi bulunuyor. Geri kalanının da direkt erkeklere... Amerikan Koku ve Tat Alma Derneği’ne göre kadınlar en çok kabak, muz kabuğu ve salatalık kokusunda baştan çıkıyor. Ben buna yorum yapmama hakkımı kullanıyorum.Her yıl 250-1000 kişi (kadın-erkek) mastürbasyon yaparken ölüyor. A-ha!Eskiden sadece kör olma ihtimalini göze alıyorlardı... Şimdi çıtaları yükseldi. Düşünün artık, neleri göze alarak hem de hayatları pahasına...O derece yani... Neyse ki yılda 250-1000 zaiyat çok değil.Hele bizim için az bile...

Devamını Oku

Kadınlar neden “hayır” der?

19 Eylül 2007

Bir kadının kalbini kazanmak çok basittir” dediysem o kadar da değil. Ufacık jestlerle, hemen oracıkta, üç saniyede etkileyebilirsin onu.Ama bazen de...Tuttu mu tutar...Ağzınla kuş tutsan yaranamazsın. “Ağzınla kuş tutana kadar, iki işin ucundan tut da bir işe yara...” deyiverir.Der. Hele 40 civarındaysa hiç utanmaz, der. Onu demezse, “hadi canım, boşuna uğraşma” der.İkincisi daha iyi galiba...Yani bir kadın, aslında dedim ya, ilk üç saniye içinde kararını verir. Bir erkeğe kalbini verip vermeme kararını...Ve o karardan kolay kolay vazgeçmez. Hatta hiç vazgeçmez.Nedir kararı? Onunla birlikte olmak mı? Ne yapar eder, olur. Tek gecelik bile olsa...Yok, birlikte olmamak mı? O zaman, işte o zaman öyle çok bahane bulur ki...Siz bile, terslenmeye hazır siz bile, şaşırırsınız.Bugün konumuz, kadınların kalplerini vermemek için buldukları bahaneler...Böylece kalp alma-verme konusunu kapatacağız umarım.Niye mi?Bahane çook...Kadınlar bu bahaneleri bazen size bazen de sadece kendilerine söylerler. Şimdi ben yine “kalbini vermez” demeyeyim de yerine (...) koyayım.Saf bi adam olduğunu anlarlarsa, namusluyum ayağına süründürür...Arkadaş ayağına yatar (...).Kankinle birlikte olmuştur, (...).Paran yoktur (...).İşin yoktur (...).İşin çoktur, ilgilenmezsin (...).İyi davranırsın (...).Fazla üstüne düşersin (...).İçirmezsen (...).Fazla içirirsin gene (...).Eski erkek arkadaşını hatırlar, esir alır (...).İstemezse (...).Hastadır (...).Ustadır (...).İlk gün (...).Ev kalabalıksa (...) -öyle arka odada falan kasar-Bodrum’dayız (...).Ayaküstü (...).Yağmur yağar, (...).Sular akmaz, hiç (...).Deprem olur, korkar, (...).“Annemler gelcek” der, (...).“Annenler gelcek” der, (...).“Göbeğin var” der, (...), eritsen de (...).“O buna verdi; ben bu salağa vermem ” der, (...).Ailecek tanışıyorsunuzdur, (...).İçine abuk bi çamaşır giymiştir, rezil olacağım diye (...).Burcunu beğenmez, (...).Kendini sever, (...).Kaşardır, (...).Köy kızıdır, (...).Özel olmazsa (...).Aramazsın, aramazsın, icap edince ararsın: Anlarsa hayatta (...).“Arkadaşıma yazılıyorsun.” der, (...).“Niye aramadın?” der, (...).Güldürmezsen (...).Güldürürsün “yavşak” der, (...).HHHArtık bu bahanelere ister inan, ister inanma...Bana sorarsan, “İnanma” derim.Hem inanma hem de ısrar etme. Sana kalbini vermemeye karar vermiş bir kadını kandıramazsın.İkna da edemezsin.Tek çaren var, yani çok istiyorsan.Bekleyeceksin.Neyi?Zayıf anını...Yani...Söyler miyim yahu?Beni hiç tanımamışsınız...

Devamını Oku

Bir kadın, bir adamla neden birlikte olur

18 Eylül 2007

Bunun birçok nedeni olabilir.Çok büyük veya küçük bir nedeni de olabilir...Dün de yazmıştım ya, onların dışında binlercesi daha var.Bu binlerce sebebe rağmen hâlâ birlikte olacak birini bulamıyorsanız...Bu da sizin ayıbınız.Ama ona da çare var.Onu da yazacağım. Şimdi sıra, “Ne yaparsanız yani erkekler ne yaparlarsa kadınlar onlara... pardon onlarla birlikte olur”da... (Bunlar da bir okuyucudan. Ve ben yine ‘versin’ yerine (...) koyacağım.)***Güldür, (...).Jack Daniel’s iç, (...).Az konuş, mesafeli dur, derin bak, (...).Açık saçık konuş, (...).Ukala ol, (...).Efemine davran, (...).Çok ısrar et, (...).Tanışır tanışmaz parfümünü tanı, (...).Çirkinsen, duyarlı ol, (...).Sevgilinden ayrıl, (...).Karın olduğunu söyle, (...).İste, (...).Yasa dışı işler yap, (...).Yapıştır tokadı, (...).İyi kahkaha at, (...).Boğuk ve derinden konuş, (...).Acayip bir spor yap, (...) (Mesela mağaracılık, bungee jumping, dağcılık.)Kadın dergileri oku, (...).Yemek yap, (...).Ben kadında kişilik ararım de, dakkasında (...).Annenle tanıştır, (...).Şaşırt, (...).Şaşır, (...).Onunla sevişirken neler yapacağını söyle, (...).Eski sevgilinle Mauritius’a gittiğini söyle, (...).İktidarsız olduğunu söyle, (...).Bir “ver şiiri” oku, (...).İngilizce şiir oku, yarısına gelmeden (...).Allem et, (...).Kallem et, gene (...)...***Gördüğünüz gibi, çok da zor değil...Bir kadının size kalbini vermesi yani... Ama bazen kadınlar erkeklerin anlamadıkları bir sebepten de onlarla birlikte olabilirler.Hani erkeğin kendi kendine hatta bazen kadına da sorduğu bir soru vardır.Anlayamaz bir türlü...Bir kendine bakar, bir kadına...Düşünür düşünür, cevabını bulamaz.Ve o soruyu sorar: “Neden ben?” İşte bu sorunun da bir sürü yanıtı olabilir:Adama acıdığından.Bu da işin bir parçası olduğu için.Adam ünlü olduğu için.Öç almak istediğinden.Adamın üzerindeki sevimli çekingenlik yüzünden.Kendi özgürlüğünün bilincinde olduğu için.Adam onu altı kez yemeğe davet ettiği için.Adam başkasıyla yatmasın diye.Ortada sadece tek bir yatak olduğu için.Adam kendisinin firijit olduğunu düşünmesin diye.Son tramvayı kaçırdığı için.Adam onu terk etmesin diye.Adamdan korktuğundan.Paraya ihtiyacı olduğundan.Adam kendisini artık rahat bıraksın diye.Bir kız arkadaşı o adamın iyi seviştiğini söylediği için.Adamın sohbeti çekilmez olduğu için.Adam kendisinin iyi bir sevgili olduğunu sansın diye.Adamın homoseksüel olup olmadığını anlamak için.Aklına buna itiraz edecek bir sebep gelmediği için...***Yani arkadaşlar...Gördüğünüz gibi, kadın-erkek ilişkileri aslında o kadar da karmaşık değil. Çok basit, çook...

Devamını Oku