Onun başlığını kullandım.
Hıncal Uluç’un.
Hani epeydir yazıyordu ya, “Azgın teke olmak kötü bir şey değildir” diye...
Bu da çok mu basit oldu şimdi?
“20 yaşında, hem de babasının parası ile 6 günde altı sevgili değiştiren delikanlı normal. Hem de alkış, 30 yıl sonra hayatına ikinci kadın sokan, Azgın teke... Niye? Yaşı 60 diye...”
“Aşkın yaşı olur mu? Aşkın ölçüsü, kuralı olur mu?” diye yazmıştı...
Son olarak da:
“Aşkı cinselliğe, cinselliği de iki cinsel organın birleşmesine indirgeyenler var.
O senin dediğin birleşme 3 dakika sürer. Gecede 3 de 10 dakika eder. Gecede 10 dakika mıdır kadını mutlu, kadını tatmin etmek.
Tak fişi bitir işi dakikada. Sonra dön arkanı sigaranı yak. Bu mu sanırsanız kadının tatmini. Cinselliği.
Kadını sevmek ruh zenginliği gerektirir. Yaşla alakası yoktur.”
Evet, son olarak bunları yazdı.
İzindeydim ya, çatladım, yazamadım.
Biraz geç oldu ama yine de iki laf etmeden geçemeyeceğim.
Yoksa içimde kalacak.
İlk bakışta, “Çok doğru” diyorsun.
Ama...
Ters bir şeyler de hissediyorsun. Ben hissettim.
Sonra bunun ne olduğunu buldum. Hem de nasıl buldum, anlatayım.
Empati yaptım yine... (Bu lafa da sinir oluyorum ama...)
Yani kendimi benden 20 yaş küçük bir erkekle hayal ettim.
Bir çocukla mı deseydim...
Açık konuşacağım...
O benden zevk alabilir. O benden tecrübe alabilir. Seks olarak değil, (sizin aklınız oraya gitmiştir diye söylüyorum) hayatla ilgili...
Benim olgunluğum onu doyurabilir.
Sakinliğim, kendime yetişim onu rahatlatabilir.
Hayattan öğrendiklerim ona ilginç gelebilir, hatta bana hayran da olabilir.
Yani o benden çok ama çok şey alabilir.
Ya, ben çok iyi olduğumdan değil ha, kendimi övmüş gibi olmayayım, ondan daha iyi bildiğim için.
Peki ya ben?
Ben ondan ne alacağım?
Neyi paylaşacağım?
Benim esprilerimi, dalga geçişlerimi, duyarlılıklarımı o nereden bilecek?
80 öncesini yaşamamış bir insanla...
Belki hiç işten atılmamış, arkadaşları ölmemiş, benim kadar üzülüp, sevinmemiş bir insanla...
Benim kadar kaybedip, kazanmamış...
Duyguları evrime uğramamış,
Yetinmeyi öğrenmemiş biriyle...
Ben ne yapacağım onunla?
Ben söyleyeyim size...
Yapsam yapsam, mastürbasyon yaparım. Bütün bildiklerimi gösterebileceğim bir sahnede bulurum kendimi...
“Ne kadar ulu bir insanım ben, bak” demiş olurum.
Ha, bu insana bazen iyi gelebilir...
Ama hep...
Hep ver, ver, ver...
Nereye kadar? (Yanlış anlayanların başına gelsin İnşallah!)
Ben de sıkılırım.
Ayrıca...
Bütün genç erkeklerin (50’ye kadar) “Tak fişi, bitir işi” kategorisine konulmasını da garipsiyorum...
Sanki onların hepsi böyle!
Yok, değil, inanın.
Hepsi öyle değil.
Ayrıca genç kadınların bunları yaşaması gerekmiyor mu?
Hiçbirini yaşamasına izin vermeden, “Bak eni iyisi bu” diye, onların yaşamaları gereken iyi- kötü bir sürü deneyimi hayatlarından almak ne kadar güzel, doğru veya iyi olabilir ki?
Kimseyi eleştirmem.
“Kendisinden yaşça çok büyük, çok küçük biriyle birlikte” diye...
Bana ne?
Hiçbir birliktelik için karışma, yorumlama hakkını kendimde bulmam. Hatta çok büyük konuşuyorum ya, yarın öbür gün benim de başıma gelebilir. (Hiç de çıtır sevmem ama...)
Ama...
Bunu da iyi bir şeymiş gibi de savunmam.
Savunulmamalı diyorum.
Azgın tekeler ve kadınlar...
Haberin Devamı

