Seksi olmak kolay mı?

31 Temmuz 2007

“Zor mu yoksa kolay mı” ya sonra geliriz ama önce başka bir sorunun cevabını arayalım:“Seksi görünmek iyi bir şey mi?” Bunu çözelim ki, sıra ötekine gelsin. Reçetesi hazır nasıl olsa...Bunun bir sürü cevabı olabilir.*Yerine göre iyi bir şey...*Ülkenin konjöktürüne göre değişir.*Bu dünyanın her yerinde kadını suiistimale girer.Hangi cevabı beğendiniz?Ben hiçbirini beğenmedim.Çünkü her zamanki gibi taraf olmak istemiyorum. Ona kapılıp ötekilere fikrimi kapatmak içimden gelmiyor.Bir karar verip, onu bir köşeye sıkıştırmayı da gerçek olamayacak kadar kolay buluyorum. Eğer dünyayı peşinden koşturan böyle bir kavram varsa... “Bir düşünelim” diyorum.Var çünkü...En totaliterinden, en bağnazına veya en popülistine kadar hem de... Kimbilir, belki de ortak nokta...AÇARSIN ORANI BURANIHa, yemeyip içmeyip onu düşünüyor değilim ama...“Bu budur” deyip de geçmek yakışmıyor... Yani iyi bir şey de olsa, kötü bir şey de; bu var.Var ve üstelik de önemli...O halde şimdi bu işin kolay mı yoksa zor mu olduğuna bakalım.Şöyle bir batıl inanç vardır ya; “açarsın oramı buranı, dudağını aralarsın, baygın baygın bakarsın... Al sana seksi kadın.” Ha, bir de saçlarını ellerinle toplayıp şöyle bi yukarı kaldıracaksın...Oldu mu yani?Seksi mi oldu?Hayır.Zaten buysa seksilik, bu kadarsa...Peki ne oldu?Seks çağrıştırdı.Ne yani? O halde seks çağrıştıran her şey seksi mi? Bu kadar kolay mı?Yok canım, olmamalı... PEKİ SEKS, SEKSİ MİDİR?Dün bir haber okudum; “Seksi görünmek zor değil” diye... Şöyle bir baktım, saçmaydı.“Geğirme, burnunu karıştırma, ter kokma, tırnaklarını yeme, doğru düzgün yemek ye, hep kendinden bahsetme” gibi maddeler vardı.Yani seksi olmanın değil de, insan olmanın gereklerini sayıyor gibiydi.Madem o anlatmıyor, ben düşüneyim dedim.Seksi olmak başka bir şey...En azından şu yukardaki tarif değil; hani oranı buranı açmakla ilgili olan.Hatta hatta çok da fiziki hatları bile yok. Yani dolgun göğüsler, dudak ıslatmalar, dekoltelerle falan alakası yok.Onlar seks.Seksi olmak; biraz akıl, biraz espri, kendine güven, cesaret ve en önemlisi biraz mesafe ister. Mesafe...Peki seks, seksi midir?İşte bunun cevabını biliyorum.Erkeklere göre evet, kadınlara göre hayır.

Devamını Oku

Ekoseksüel “er”ler şevişir mi?

30 Temmuz 2007

Bu ekoseksüel erkekler sevişirler mi? Acaba yani... Şöyle bir baktım da, çok seksi görünüyorlar: George Clooney, Robert Redford, Leonardo Di Caprio, Edward Norton...Türklerden Mehmet Ali Alabora, Akın Öngör, Nasuh Mahruki falan...Hepsi yakışıklı... Hoş... Ama ekoseksüellermiş. “Şimdi ekoseksüellikle onun ne alakası var?” demeyin.Alakayı anlatacağım...Bunlar çevreye duyarlı ya...O bakımdan...Sırayla gidelim...Sorun önce sevişecek kadın bulmakla başlıyor. Önce onu bulacaklar yani... Ne var ki, zaten yakışıklılar diyeceksiniz.Canım, yukarıda ismi geçenleri mi söylüyom ben? Öyle olsa açar telefonu sorardım. (Hangisine soracaksam? Ayrıca ne soracaksam? “İyi günler. Ben Vatan Gazetesi’nden Dilek. Bir şey soracaktım... Siz sevişir misiniz?” Çevreciler kibar da olurlar ya, yani heralde, ne derler acaba? En iyisi ben yazayım.)BEYAZ PAMUKLU DONBir kere kadınların makyajlısını sevmezler herhalde... Sevmemeleri gerekiyor. Eee?Makyajsız beğenebilecekleri kadın sayısı kaçtır? Diyelim ki makyajsız, ama elinde çalılarla falan bir de böceğin hayatını kurtardı, adamın gözüne girdi.Şöyle mesela:Adamın önünden geçerken düşeceksin. “O... O karıncaya basamazdım” falan diyeceksin. Adam şöyle bir bakacak. İşte o sırada elindeki çiçekleri yüzüne götüreceksin ki, makyajsız halinle yüzünü tam olarak görmesin.Hadi öyle ya da böyle, bir şekilde yatağa kadar gittiniz...Şimdi ne olacak?Yok öyle fuşya g-stringler falan...Bildiğin don giymen lazım.Beyaz, pamuklu.ARAP KADRİ GİBİ...At artık sen Victoria’s Secret’larını... Ya da atma da, neme lazım, sakla.Hangi kadın onun içinde kendini seksi hissedebilir ki?Öyle parfüm falan da sürmeyeceksin. Hadi o bir derece... Ama donla...O bir de lastiği falan olmaz iki giyişte gevşer, Arap Kadri’nin donu gibi...Neyse...Biraz da ekolojik adamlara bakalım. Organikler ya, herhalde Viagra neyin almazlar. Erkekler çoğunlukla belli bir yaştan sonra ekolojik oluyorlar ya... O bakımdan...Ama “Onun yerine arı sütü falan içiyoruz” diyebilirler, bilemem.Orgazm sigarası falan, onu da unutun. Belki kandırır, calumet falan içersiniz. Şu Kızılderililerin barış çubuğundan. Yok canım, olmayacak bu iş. İçim daraldı... Adam mı kalmadı!Düşündüm de eni iyisi soruyu değiştirmek... Hani “Ekoseksüel erkekler sevişir mi?” diye sormuştum ya, onu...Değiştiriyorum: “Ekoseksüel erkekle sevişilir mi?”

Devamını Oku

Korkaksınız siz, korkak!

29 Temmuz 2007

Son birkaç yılın modası, “ayrı evlerde evliliği savunanlar” var ya... Onlardan bahsediyorum.Şimdi siz, aslında benim bu dâhiyane fikri savunacağımı falan sanıyordunuz değil mi? Hayır.Tam tersine, saçma ve korkakça buluyorum.Aynen öyle...Bunlar, evlenince olmadı, sevgililerle de duramadılar... Şimdi arasını bulalım diyorlar.Bu hiç kimseyle “tutunamayan” kitle, düşündü taşındı ve fikirleri geldi!Sokağa fırladılar,“Aaaa! Evlensek ama ayrı evlerde otursak. Hem öyle fazla yüz göz de olmayız” diye...Evliliğe yeni model arıyorlar.Tıpkı ılımlı İslam gibi...Tıpkı türbanı yumuşatmaları, ortaya saçma bir şey çıkarmaları gibi...Hani ne anafikrine hizmet ediyor ne topluma...ADAM MI KANDIRIYORSUN?Ne olmuş oluyor yani...Hiiç... Sadece arasını bulduklarını sanıp ikisinin de özüne ihanet ediyorlar; başka ne?“Ayrı evlerde evlilik.” Bu ne demek?..Şimdiii...Aynanın karışına geçelim. Kendi kendimize...Ve düşünelim. Kimse yok. Sadece sen ve suretin.“Sen” ve karşıdaki yüzün.Aynadakiyle konuşalım.Ve bir daha soralım:Bu ne demek?Yani, “Hem bana ilişme hem de benim ol.” “Sen”, suretine birkaç soru sorar. Aklı varsa tabii... Der ki:“Adam mı kandırıyorsun?” “Herkesi salak mı sanıyorsun?” “Yoksa sen mi salaksın?” İşte o sırada kendine gelip, ortada bir yanlışlık olduğunu hissedersen...“Zaten bu işte bir tuhaflık vardı” diye düşünmeye başlarsan...Aklına bu sefer şunlar gelir: “Yahu, ben bu durumu bir yerden biliyorum. Yani hiç yabancı değil...” Yoksa bu, sevgililik olmasın.Eveeet! Bu o. Sevgililik bu zaten...GİT, YİYORSA EVLENEee? Ne oldu?Sevgililiğin suyu mu çıktı?Şimdi açık açık konuşalım... Ayrı evlerde oturacaksan, niye evleneceksin? Bu bir.Her şeyini paylaşmayacaksan, niye evleneceksin? Bu iki.O zaten evlilik olmaz ki, bu da üç.Evliliğe karşı ol, tamam.Sevgililiği savun, ona da tamam.Ama bu ne yahu?“Döner istiyorum ama dönmesin istiyorum” gibi bir şey.Biliyorsunuz bu, bir psikopat tiplemesinin lafı.Psikopat.Zaten olmaz. Taraflardan biri bunu kabul etmez. Bu fikir aslında evlilerin fantezisidir. Sıkılmıştır. Boşanacağı da yoktur, böyle fikirler saçar. Şimdi gelelim korkaklığa...Çünkü bunlar evlilikten korkar. Ya aşkın gideceğinden veya bencilliklerinden. Oysa aşk iki türlü de zaten biter.Çünkü bunlar sevgililikten de korkarlar. Sadece sevgili olurlarsa ötekinin kaçacağını sanarlar. Oysa öteki iki türlü de zaten kaçar... Çünkü bunlar evlenmeden biriyle olmaktan da kokarlar. Laf yemek istemezler. Oysa ne yaparlarsa yapsınlar bir laf zaten çıkar.Şimdi bunlar akılları sıra bir taşla üç kuş vuracak. Hem aşk sürecek, hem kuş kaçmayacak hem de laf çıkmayacak.O taşla üç kuşu da yaralayacaklar, haberleri yok. Ya git, yiyorsa evlen.Ya da yiyorsa, evlenme...Hangisini seçtiysen onu hakkıyla yaşa.İkisinin de b.kunu çıkarma yani. Görünüşü kurtaracağım diye içini çürütme.

Devamını Oku

Amma çok giden varmış!

27 Temmuz 2007

Geçen gün “Bırakacaksın, o bi gitsin” diye bir yazım vardı ya... Aaaa... Bir baktım da, ne çok giden, gitmek isteyen varmış meğer...Biraz itiraf.com gibi oldu ama... * “Yarın sabah gazete almak için çıktığımda ’Hayatım ben bi çıkıyorum, gelicem’ diyeceğim. Dilek Önder’den aldım bu fikri, her hakkı apaçık ortada olsun tepe tepe kullanalım...” * Haydaaa... Sen de gitmeye bahane arıyormuşsun. Bari beni söyleme. **** “Olmamış. Nasıl olur da erkek olmadan bi erkeğin gözüyle görebilirsin. Biraz saçma.” * Erkeğin gözüyle görsem var ya... Ben bile utancımdan yazamam...**** “Yazınız bana 18 yıl önceki anımı hatırlattı. Bir akşam eşim, ben ve çocukla otururken eşim, ‘Ben çok sıkıldım bir hava alıp geleyim’ dedi. Aradan bunca yıl geçti hâlâ dönmedi. Sonradan biriyle yaşadığını ve ondan iki çocuğu olduğunu öğrendik.” * A-aaa... E, daha iyi bir yere gitmemiş yani. İki çocuk ve bir vicdan azabıyla uğraşıp duruyordur. Boş ver.**** “Pozitif ol biraz... Tamam dediğin durumlar olur, yaşanır ama insanları gitmeye yöneltmek yerine biraz kafa yorup da çıkış yolları arasan diyorum. Hem belki bir faydan da olmuş olur...” * Peki, bir fikrim var: Erkeklerin sabahları 3 kere üst üste orgazm olup öyle evden dışarı çıkmaları lazım. Dünya barışı için. (Ciddiyim ha!)**** “Erkekler bir de giderken vicdan azabı bırakmayı severler. Hani ‘Aslında ben seni seviyorum ama sen hep arıza çıkartıyorsun, yürümüyor’ diye. O yüzden kadınlara kötü davranıp kötü hayat yaşatırlar ki, kadın sürekli sinir harbi yaşasın, ayrılığın suçlusu olsun diye. Ben de bunu yaşadım.” * Bir de hâlâ onu sevmeni de isterler. Böyle de arsızdırlar.**** “Yazdıklarının aynısını yaşadım o gitmedi tabii... Ama bana da çok kötü hayat yaşattı. Dayandım çok.. Ama terk ettim, ben onu bıraktım. Tam 4 sene neden onu bıraktığımı anlamadı. Anlayınca ‘Bana tekrar gel’ dedi” * Eee? Gittin mi, merak ettim?**** “Benim uzun bi süredir ruh halim aynen böyle. Tıpkısının aynısı. Yav gece yatarken düşündüklerim bile aynı:)) Umarım sonu sizin dilediğiniz gibi biter. Çekip gider yani... Ama hiç ümidim yok. Galiba ben gidicem... Sizin tahmininiz ne?” * Tahmini mi kalmış? Gidecek gibisin ama yine de şüphe uyandırıyorsun. Gitmeyebilirsin yani... **** “Onu bıraktım, gitmesine izin verdim. Tam da dün.. Bizim ilişkimiz, biraz sıkıldım nefes alayım olayı değildi.. Öncelikler mevzusu gibi bir şey.. Ama yine de gitmesi gerekiyordu. O da benim gitmeme izin verdi aslında. Karşılıklı yolun açık olsun öyleyseler hikâyesi..Bugün canım yanıyor. Dün de yanıyordu. Yarın da yanacak. Geçecek diye teselli ediyorum kendimi.Şimdi tek korkum; onsuzluğa alışırken gelmesi ya da daha da kötüsü ben alışamadan onun alışması... Ama gitmeden bilinemez değil mi?” * Bilsem...

Devamını Oku

Flörtün yeri, zamanı olmaz...

25 Temmuz 2007

Masum bir oyundan bahsedeceğim bügün. Trafikte flörtten... Bazen 10 dakikalık mesafede, bazen 1 saatlik...Bazen işe giderken, bazen dönerken...Bazen de hiç ummadığınız bir anda...Ama trafikte...Ve özellikle kırmızı ışıkta...O arada derede, evet, flört edilir.Bir şey olacağından mı? Yooo... O öyle küçük, tatlı bir oyundur.Onun da kuralları vardır...Bir adabı ve üslubu da...Ayrıca kimin flörtöz (bu da fritöz gibi...) olup olmadığını da şıp diye anlarsınız.Kadınlar seçicidir.Öyle herkesle flört etmezler. Kriterleri vardır.1- Arabada yalnız olacak. Adam da, kendisi de...2- Adam ya yakışıklı olacak ya da arabası fiyakalı...3- Kadın o gün bakımlı gününde olacak.Trafikte flörte hazır olan kadın direksiyonu iki eliyle ve dirseklerini kırmadan tutar.Niye? Bilmiyorum. Ama öyle tutar. Kendine güvenin işareti midir, neyse artık...Arabasında yemek yiyen, makyaj yapan kadın flörtözdür ama o sırada değil. Nefes alsın yeterErkekler için fark etmez. Seçmezler yani... Yanında duran, yanından geçen arabadaki bütün yalnız kadınlar potansiyel flörtözdür.Bir bakışı bekler. Hele kadını beğendiyse o adamlardan oluverirler; hani ne zaman baksan sana bakan adamlardan.Bundan sonrası şöyle gelişir:Mesela adam kadına yol verir. Evet, hâlâ var bu adamlardan... Zaten ben yol vermeyen adamların testosteronlarının düşük, hatta eksilerde olduğuna inanırım. Acırım.Ya da ilk karşılaşmanız kırmızı ışığa rastlar. Durunca şöyle bir yanındaki arabanın içine bakar ya insan.İşte o anda...Eğer tuttuysa bir şeyler, oyun başlar.Çaktırmadan bakışlar atılır önce. Dikiz aynasından, arada bir yan aynadan... Ama çaktırmadan...Yani hem çaktırırsın hem de çaktırmazsın.Radyo frekansını değiştirirsin hemen. Çünkü muhtemelen yalnızken abuk sabuk birşey dinliyorsundur. Oysa o sırada referans bir müzik çalması gerekmektedir. Erkekler nedense müziğin sesini açar.Böylece daha özgür olduklarını zannederler. Niye? Bunu da bilmiyorum.Yollarınızın ayrıldığı yere kadar, bu oyun devam eder. Birbirini geçmeler, yol vermeler, bakışlar...Hatta bir ara, “Takip mi ediyor?” diye korkuyla karışık bir sevinç içine dahi düşersiniz. Ya da dönünce “Peşimden gelecek mi?” diye merak edersiniz.Ama gelmez.Ufak mufak, idare eder...Dünyanın en kısa süren en tatlı flörtünü yaşarsınız.Yüzünüze, komik bir mail okurken olduğu gibi bir gülümseme yerleşir.O kadarcık heyecan, o kadarcık beğenilme, sizi mutlu eder.Küçük bir mutluluk ama...Ufak mufak, idare eder...Ertesi gün ya da akşam yine direksiyonu iki elinizle ve dirseklerinizi kırmadan tutarsınız...Ya da bir kadına yol verirsiniz...Ne biliyor musunuz? Sonu olsun olmasın, saçma-maçma... Ama flört eden insan hâlâ yaşıyor demektir.Not: Beni flört manyağı sananlara...Almanya’da bir araştırma yapılmış: Kadın sürücülerin yüzde 71’i, trafikte erkek sürücülerle flört ediyormuş. Her 2 kadından biri (yüzde 53) kırmızı ışıkta ya da duran trafikte erkeklerle ’yoğun göz teması’na giriyormuş. İki kadından biri...(Hangisi AKP’ye oy verdi ki?)

Devamını Oku

Bırakacaksın,o bi gitsin...

24 Temmuz 2007

Adam bazen sıkılır.Kadın da bazen sıkılır.Basar böyle...İçi sıkılır insanın.Hani onu uzaklara bakarken görürsün de o meşhur soruyu sorarsın ya, “Ne düşünüyorsun?” diye...İşte o zamanlar...O da otomatikman “seni” veya “hiiç” der ya...Doğrudur.Seni düşünüyordur. Yani seninle ilgilidir düşündüğü; “sensizlik...” Bakar, bakar, bakar... Bir sana bakar, bir uzaklara dalar...O sırada sensiz hayatın ne kadar güzel olabileceğini hayal eder. Tamam, her şey güzeldir, düzenlidir, sen de iyisindir ama...Bir şey söyleyeyim mi, hatta belki sana hâlâ âşıktır bile ama...Ama daralmıştır.Bir nefes almak ister. “Dur bir dakika” demek ister. “Bittim mi ben?”, “Bu kadar mı?”, “Buraya kadar mı?”, “Artık hayat böyle mi geçecek?” Aklıdan böyle şeyler geçer.Öyle de arsızdır ki, asıl istedikleri şudur: “Ben bi gitsem, sen beklesen, ben sonra gelsem.” Oldu.“TIK” YOKTUR...İşte o zaman...O zaman bırakacaksın gidecek.O bi gitsin...Gitmeli...Ya da o seni bi bırakacak, gideceksin.Yoksa o andan itibaren, aklına bu fikir düştüğü andan itibaren, eğer gidemezse...Ya aldatır. Ya da sana kötü davranmaya başlar.“Ya aldatır” kısmını biliyoruz. ‘Öğ geldi’ artık bu hikâyelerden.“Kötü davranma” kısmı ise...Yani döver falan demiyorum ama mesela; hani bir kere anlatmıştım ya, iş senin ölmeni hayal etmeye kadar gider. Yanında mışıl mışıl uyuduğunu zannederken, o gözleri kapalı, “sen ölmüşşün de o ne kadar üzülüyormuş”u düşünüyordur. Gerçekten de üzülüyordur ha!O dönemlerde, yani gidesi geldiğinde ondan bir hayır da gelmez. Tık yoktur yani...Kayıtsızlık çöker üzerine... Bir ağırlık gelir. Zorla iş yaptırırsın. Perde asma krizleri falan o sıralarda ortaya çıkar. Ya da bulaşık makinesi boşaltma, anne ziyareti falan...Öyle sinirdir ki, neredeyse “aldatsa” dedirtir.Aldatırsa iyi davranır, aldatmazsa kötü...Ölümlerden ölüm beğen yani...FANFİNFON OLMASIN O?Hangisi daha iyi?Yani aslında her durumda gider o.Bari sen bırak.Bırak bi gitsin.Bi havalansın.Merve İldeniz’ler gibi...Ama Mehmet Yılmaz’ın bu konudaki yorumu gibi, adamın kadını ya da kadının adamı her gün yeniden tavlaması gibi bir şeyse...“Fanfan” adlı filmi hatırlatarak konuyu bağlamış. Filmde flörtü ölene dek sürdürmenin yollarını arıyorlar da, sonunda buluyorlar. Onların bulduğu yöntemi bize soruyor:“Ya siz?” diyor. “Bunu yapabilir misiniz?” Neyi?“Onu her sabah terk etmeye ve akşama kadar geri dönüşünü beklemeye cesaretiniz var mı?” diye soruyor.Ben, bizim erkekler adına cevap vermek istiyorum.Cevap veriyorum: Yanıt yok.Tamam tamam; şimdi ciddi cevabımı veriyorum.Hırs var, takat yoktur bunlarda. Yapmazlar. Yani bizim adamlar kendileri gitsin isterler de...Kadın, “Ben bi gideyim” deyince ortalığı ayağa kaldırırlar.“Fanfan filmiymiş! Ne lan o? Açık konuşsana, fanfinfon olmasın?” diye...Yalan mı?

Devamını Oku

Merkez kriterleri...

23 Temmuz 2007

AKP’nin merkez parti olup olmadığı tartışılıyor ya... Ben de kendime göre birkaç kriter belirledim...Belirlemekle kalmayacağım; and içtim, takip edeceğim.Edeceksin de ne olacak diyorsanız... “Hiiç... Ne olacak?” Ama olsun, ben belirledim.Ben hâlâ yazabiliyorsam: Benim sayfayı açın. Eğer “Yuvayı dişi kuş yapar” başlıklı bir yazı yazmışsam... Ya da “Saadet dolu bir izdivaç için hanımların yapması icap eden şeyler” diye... İşte o zaman bilin ki, merkez falan hayal...Aldatmalar azalmamışsa... Azalmaz da, bu durum, aldatma durumu yani artık “aldatma” sayılmıyorsa... Daha da vahimi, sadece kadınlarınki aldatma statüsüne giriyorsa...Hâlâ bazı kadınlar dayağı hak etmiyor, bazıları ediyorsa...Yani resmi nikâhsız kadınlar ve hatta bütün kadınlar da “aile içi şiddete karşı koruma kanunu kapsamına” alınmışsa... Reina ve Sortie’de hâlâ içki içilebiliyorsa...Armutlu votka yerine hoşaf önerilmiyorsa... Ya da bordo kadife perdeleri hiç açılmıyorsa...Sunset aile çay bahçesine dönüştürülmemişse...Bar kısmı bekârlara, diğer yerler aileye... Nobu menüsünde saşimi yerine mantı çeşitleri konmamışsa...Yok, ille de çiğ yiyeceğiz diye tutturanlara da çiğ köfte tavsiye edilmiyorsa...Televizyonlarda “18+” işareti azalmamışsa...Hayır, meraklısı olduğumdan değil, sırf eğitici bir yanı da olduğundan... Vatandaşlık sorumluluğu da diyebilirsiniz buna... Kadınlar Nimet Çubukçu gibi göbek atmaya zorlanmıyorsa...Sevinince falan... Zorlanmıyorsa bile, eğer rol model oluşturmuyorsa... Boğaz Köprüsü’ne naylon palmiyeler yerleştirilmemişse...Bu fikri ortaya atıp bir de üzerine, “İyi ya... Bu su sıkıntısında en iyi çözüm budur. Ne yapsak yaranamıyoruz” denmiyorsa...Köşkün bahçesine fıskiyeli havuz yapılmamışsa...Şelale de olabilir. İkisinden biri yapılmamış ve yanar döner ışıklandırılmamışsa...Digiturk’te gay’li diziler kaldırılmamışsa...Aslında kapatılmamışsa demek daha doğru herhalde... National Geographic kanalı şifreli olmamışsa... Dövme yaptıran ortada bir yere bırakılmayacaksa...İlle de fetva vereceklerse bari bu ayrıcalıklarını piercing yaptıranlar için kullanıyorlarsa... Özellikle göz kapağına uygulananlar için. Bir de mesela Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmamışsa...İşte o zaman var ya... “Ne diyeceğiz?” hiç bilmiyorum. Biliyorum da yazamıyorum. Bakalım...Göreceğiz hayırlısıyla...

Devamını Oku

Bunlar sadece filmlerde mi olur?

12 Temmuz 2007

Baydın artık” diyebilirsiniz... Ama baksanıza, çok güzel mail’ler geldi. (Tamam, bu son asansör muhabbeti olacak.)***“Asansör yazınızı okumaya başlayınca sonunu çok merak ettim ama umduğum gibi bitmedi. Neyse, sormak istediğim bir şey var; ‘Böyle bir durumda bir bayan olarak sizin tercihiniz ne olurdu?’ Bir de, bu seçeneklerden çapkın olan arkadaş, asansörden inmeden veya indikten sonra muradına erebilir mi? Bir bayan olarak cevaplamanızı rica ederim... Saygılarımla.” Dilekçeyle başvurmuşsun Filiz. Sonu nasıl bitseydi yani... En fazla 1 dakikalık yolculukta... Bir sona ulaşmak için bizimkiler için bile kısa bir süre. Ama hatırın kalmasın birkaç “son” yazayım, sen seç. 1- Adam stop düğmesine basar ve kadını öpmeye başlar...2- Kadın stop düğmesine basar ve tek hamlede bluzunu çıkarır.3- Bunlar sadece filmlerde olur. Saçma sapan düşünme...Hadi seç bi tanesini... Bana sorduklarının cevabı 3. şıkta...***“Ben asansörde kalsam, karşımda bir bayan olsa benim felsefem şu; ‘Kadın isterse...’ Dizi ismi gibi oldu ama gerçek bu. Bir de insanda çirkin şansı olacak...” Cengiiz... O kadar yakışıklısın yani... Her şey tamam bi şanşın yok! Bir de öyle kadın. Ama olsun, sen bekle! O da hayat belirtisi...***“Erkekler şunu düşünür, bunu düşünür ama kadının aklından hiç bunlar geçmez demişsiniz... İyi de... Valla bundan sonra eğer asansörde bir erkekle yanlız kalacak olursam kesin benim aklıma da gelecek tüm bunlar :)))) Belki de erkeği sıkıntıdan kurtarırım beğenirsem tabii :)))))” Ayşeciğim, kadının aklından geçmez demedim. Der miyim? Öyle bir intiba bıraktımsa özür dilerim! :)))***“Neden erkekleri küçümseyici yazılar yazdığın, hemen hemen her yazında sırıtıyor zaten... Eğer asansöre bindiğimizde, karşımıza çıkan o güzel hatunlardan biri olsaydın, sadece ‘bizi’ yaşar ve böyle bize ‘teğet’ geçen yazılar yazmazdın... Seyretmezdin; yaşardın... Sen, ‘seyredenler’in kinini yazmakla ‘Hayalimdeki değil müstahak olduğum erkeklerle yaşıyorum... lanet olsun’ tarzındaki duygularını kusuyorsun. Ama elden de bir şey gelmez ki; hayatın gerçekleri...” Atakan’cığım, sen herhalde her gün bunları yaşıyorsun. E, sen de olmasan ben ne yazacağım? Sıktıysam senden de özür dilerim. ***“Ne uzatıyorsun kız! Erkekse hemen icraata geçer dudaktan başlar asansörü yukarı aşağı... Süreyi uzatır, işi bitirir)))))))))” Uçtun Selman. Hem de nasıl uçtun. Sen o utananlardan değilsen, neyim? ***“Siz hiç böyle bir şeyle karşılaştınız mı acaba? Sadece bir merak(?)” Fon’cuğum ne kadar kibarsın. Ne diyeyim ki sana?Sen hangisini tercih ederdin?

Devamını Oku