“Nihal Bengisu Karaca, tesettürlü bir kadın olarak yaz tatillerinde yaşadıklarını Radikal için kaleme aldı.”
Cumartesi günü bu yazıyı okuduğumda, nereye takıldım biliyor musunuz?
Önce cümle içindeki şu tanımlamaya:
“Tesettürlü bir kadın olarak...”
Fotoğrafına baktım, bir daha okudum:
“Tesettürlü bir kadın olarak...”
Nihal Hanım’ın ne olduğunu anlayamadım...
Tesettürlü mü o şimdi?
Acı kahve, kar deseni işlenmiş ve fırfırlı eteği diz altında. Krem bluzu ve yine acı kahve hırkası ve başında o türbanımsı örtü...
Ve ayakkabıları...
Mavi ayakkabıları...
Ucu açık, bilekten bağlı ve fiyonklu.
Tam anlaşılmıyor ama sanırım ten rengi çorap giymiş. En azından giymiş olmalı diye düşünüyorum.
Fotoğrafına şöyle uzaktan baktığınızda gözünüz hemen ayaklarına kayıyor. Dikkatleri orada toplamış yani...
Sonra tekrar aynı soru aklıma geliyor:
“Ne yani? O şimdi tesettürlü mü?”
“Evet” diyemiyorum. Nasıl diyeyim?
En azından gerçek tesettürlülere haksızlık yapmış olurum.
“Hayır” da diyemiyorum. Nasıl diyeyim?
Modern bir Türk kadını görünümü mü bu?
E, o halde...
Ne bu?
Hatta özellikle, tesettürlülerin donundan anlayan ve eleştiren Renkli Dergisi yazarı İlhami Atmaca’ya soruyorum:
“Sayın Atmaca bu nedir?”
Bu kıyafet kime hizmet ediyor?
Neyi simgeliyor?
İslamı mı?
İslam, “kadın kafasını kapasın da, gerisini ne yaparsa yapsın” mı diyor?
Erkekler sadece kadının saçından etkilenir mi diyor?
Biri bana bunu anlatır mı?
Hadi görünüşünü geçelim.
DENİZE GİREN ASTRONOTLAR
Şimdi söylediklerine bir bakalım...
Haşemayla denize girişini anlatıyor. Daha doğrusu çeşitli biçimlerde denize girme girişimleri anlatıyor.
Hem de gayet kendisiyle barışık, biraz da nükteli bir dille anlatıyor.
Haşemayla düştüğü komik durumları, tepkileri...
Küçük bir çocuğun, “Baba, teyze niye böyle giyinmiş” deyişini. (Benim yeğenim de onlara, “Astronotlar denize giriyor” diyor.)
O, kadınlar plajındayken “Bey”inin Solar Beach’de takılışını falan...
Ama ben bunlara gülemiyorum.
Onun bu barışıklığı beni rahatlatmıyor.
Çünkü hiçbir şey anlamıyorum.
Ne anlatıyor?
Yaşadığı zorlukları mı? Kendisini tesettürlüden saydığına göre, ne güçlüklerle bu hallere katlandığını mı?
Yoksa bütün bunların ne kadar saçma olduğunu mu anlatıyor?
Tesettürlü hayatla dalga mı geçiyor? Eleştiriyor mu?
Ne diyor?
Sonra denizden vazgeçişini şu cümleyle dile getiriyor:
“Anladım ki, ben olmadığımda sular daha berrak, ayrıldım denizden.”
Açık konuşayım, bu cümle beni kötü çarpıyor.
“Ben olmadığımda sular daha berrak” diyor ya...
Birçok şeyden vazgeçtiği gibi, o berrak sulardan vazgeçmesini...
İşte onu da anlamıyorum...
Ben bu işten bir şey anlamadım!
Haberin Devamı

