İktidar referandum konusunda hayli sıkıntılı. Kendine en yakın araştırma şirketlerinin yaptığı kamuoyu araştırmaları bile kimi AKP yetkililerinin ısrarla tekrarladığı “yüzde 60’lara çıkacağız” söyleminin yakınından geçmiyor.Tam tersine ‘Hayır’ın önde çıkma ihtimali daha yüksek görünüyor bu araştırmalarda. AKP ve özellikle Başbakan Erdoğan bunun “fena halde” farkında. Son günlerin hırçınlığı, gerginliği ve öfkesi de bu yüzden.Erdoğan referandumun “iktidar için bir güvenoyu olmadığını” ısrarla söylüyor ve konuyu anayasa değişikliği maddelerine getirmeye çalışıyor. Türkiye’nin her tarafı “değişiklik maddelerini içeren” sloganlarla ve “Evet” afişleriyle donatıldı.AKP’liler elbette “Evet” oyu verecek, bu sloganlarla AKP’li olmayan, fazla parti bağımlılığı da bulunmayan kitleler etkilenmeye çalışılıyor.Ancak biraz düşünen insanlar için bu sloganların içinin boş olduğunu anlamamak mümkün değil. Örneğin “Çocuk istismarının önüne geçilmesine evet” diyor bir sloganda.Peki bugüne kadar anayasa maddesi olmadığı için çocuklar rahatlıkla istismar mı ediliyordu? Eğer bu değişiklikler reddedilirse çocuklar istismar mı edilecek? Çocukları korumak için bu iktidarın elini tutan ne?Aynı şey kadın hakları, gazilere, emeklilere yönelik pozitif ayrımcılık yapılması konusunda da geçerli. Sanki bugüne kadar gazilere kötü davranılmış, kadınlar yok sayılmış gibi bir durum ortaya çıkıyor ki, gerçek olsa bile bunu değiştirmek için ille de bu anayasa değişiklikleri gerekmiyor. Kimse iktidarın elini tutmuyor ki.Bir slogan da “Fişleme”nin tarihe karışmasına evet” diyor. Bunu duyunca zannedersiniz ki eğer anayasa değişikliği olmazsa insanlar fişlenecek. İnsanların fişlenmemesi konusunda AKP’nin elini tutan var mı? Tabii sloganlar içinde en gerçek olmayanı “Darbelere karşı evet” Sanki darbeler anayasada boşluk olduğu için yapıldı bugüne kadar. Ayrıca sanki darbecilerden hesap sorulamadığı havası yayılıyor. Neredeyse genelkurmay başkanları bile hapse girmişken, “darbelere karşı” sloganı komik kalıyor.Kısacası, AKP’nin sloganları gerçekçi değil. Bu konuların hiçbirinde ellerini kollarını bağlayan bir şey yok. Ama bugüne kadar hep söylediğim ve yazdığım gibi bu maddeler aslında sos. Asıl amaç Anayasa Mahkemesi’ni tıpkı YÖK gibi kontrol altına almak, kapatma kararı çıkmasını önlemek ve hukuka aykırı yasaların iptalinin önüne geçmek.AKP kendi varlığına tehdit gördüğü yüksek yargıyı bitirmek adına, aslında pek kimsenin karşı çıkamayacağı başka maddelere sos olarak kullanıp halkı bölmekten başka bir şey yapmamış oluyor bu referandumla.*****Sarıyer’de bir “barış” gecesiRamazan boyunca “toplu iftarlara” katılmadım. Belki alınanlar da olmuştur ama taa başından söyledim ki, bu tür iftarlara karşıyım. Yapılan harcamalarla yoksul halka yemek verilebilir ya da bu para bir başka hayır işinde kullanılabilir.Çarşamba akşamı ilk kez bir iftara gittim. Ama bu farklı bir iftardı. Çünkü Sarıyer Belediyesi, Dünya Barış Günü nedeniyle bir iftar düzenlemişti. Bütün dinlerin temsilcilerinin katıldığı bu iftarda herkes “barış mesajları” verdi.Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Koç tüm kitaplı dinlerin temsilcileri ile birlikte “barış duası”na katıldı, anlamlı bir de konuşma yaptı.İftardan sonra İstiye’de kurulan Ramazan Eğlence Merkezi’ne de uğradım. Sinema Senfoni Orkestrası bir yandan klasik eserleri bir yandan da herkesin dilindeki popüler eserleri seslendirdi. Ardından Edip Akbayram güzel bir konser verdi.Eğlence Merkezi’ne gelen binlerce kişi arasında uzun süre dolaştım, insanlarla sohbetler ettim. Dikkatimi çekti, CHP’li belediyenin kontrolü altında olmasına rağmen etrafta hiç CHP bayrağı ya da Hayır afişi yoktu. Belediye halka açık eğlence yerini siyasetten arındırmayı başarmış.Bu nedenle CHP gecesi olmasına rağmen gözlediğim kadar, AKP’liler de dahil her görüşten insan bir arada keyif içindeydi.Hoş şeyler bunlar.*****KPSS iyi de tamam artıkKamu Personeli için yapılan sınavlarda soruların çalındığı, usülsüzlükler olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen Milli Eğitim Bakanlığı atama yapmaya çalıştı ama bunda başarılı olamadılar.Görüldüğü kadarıyla bu sınava giren ve yıllardır iş bekleyen on binlerce kişi mağdur durumda.Konuyla ilgili haber ve yorumlar günlerdir gazete manşetlerinde ve TV ekranlarında kamuoyu ile paylaşılıyor.Buna rağmen KPSS mağdurları biz yazarlara her gün yüzlerce mesaj yağdırmaya devam ediyor.Evet, anlıyorum, mağdurlar bu konunun sürekli gündemde tutulmasını istiyorlar. Ama aynı kalemden çıkmış yüzlerce mesajın etkisi yok artık.Çünkü konu zaten gündemde, hepimiz üzerindeyiz. Buna karşı gelen mesajla artık rahatsızlık yaratıyor. Örneğin önceki gün çok yoğun olduğum için mesaj kutumu açamadım. Kutu tamamen dolmuş. Mesajların yüzde 90’ı KPSS ile ilgili.Bu yüzden benim için gerekli çok sayıda mesajı alamadım.KPSS mağdurlarından, tüm yazarlar adına rica ediyorum. Sorunu biliyoruz ve yazıyoruz. Aynı mesajdan yüzlerce göndermenizin bir âlemi yok. Lütfen kesin artık.*****Tayin edilen banka memurları bir ilçeyi ayağa kaldırdı Referandum yaklaştıkça, özellikle küçük yerleşim birimlerdeki iktidar baskısının çok arttığı gözleniyor. Daha önce de yazmıştım; küçük ilçelerde, çiftçilerin yoğun olduğu bölgelerde kimi Ziraat Bankası müdürleri “hayır çıkması halinde kredilerin hemen geri isteneceğini” söylüyorlar.Bunlardan bir örnek Denizli’nin Çardak ilçesinde yaşandı. İlçedeki Ziraat Bankası müdürünün çiftçilere “evet oyu vermeleri” konusunda baskı yaptığı ileri sürülüyor.Müdürün “evet oyunu garantilemeden” kredi vermeye yanaşmadığı da belirtiliyor. Buna rağmen aynı bankada çalışan iki memurun herhangi bir siyasi ayrım yapmadan çiftçinin sorunlarını çözmeye çalıştığı belirtiliyor.Bu iki memur böyle davrandıkları için başka yerlere tayin edilmişler. Bunun üzerine ayağa kalkan Çardaklı çiftçiler binlerce imza toplayarak “iki memurun geri getirilmesini” istiyorlar. İmza sahibi çiftçiler “Bizim asıl sıkıntımız müdürden, ama o yerinde kalıyor, çiftçinin yanında duran iki memur sürülüyor” diye tepki gösteriyor.Bu olay, aslında iktidarın baskılarının da artık pek fayda etmediğini, çiftçinin de öfkesinin burnunda olduğunu ortaya koyuyor.*****Başbakan, “Oy pusulasındaki bembeyaz ‘Evet’i seçerek AK bir sayfa açın.” demiş. Referandumda Türkiye’nin değil, AKP’nin anayasasını oylayacağımız ancak bu kadar güzel özetlenir. (Gani Yıldız)
Referanduma çok az kaldı. Ancak halkın önemli bir bölümündeki endişe hâlâ giderilebilmiş değil. Çünkü büyük bir çoğunluk seçimlerde “hile yapılacağı” konusunda ciddi bir kanaat sahibi. Zaten bunu sokaktaki vatandaşın tavrından hemen anlıyorsunuz. “Referandumda ne olur?” türü bir soru sorduğunuzda alacağınız cevap “Oyumu söylemem ama evetler kazanacak” şeklinde oluyor. Peki “hile” konusu neden bu kadar gündemde. Çünkü özellikle kentlerde yaşayan büyük bir kesim son genel seçimlerde elektronik hile yapıldığına inanıyor. Şu ana kadar bu kanıtlanmış değil elbete, kimsenin elinde inanılır bir belge yok, ama yaygın kanaat bu yönde. Referandumda, partilerin sandıkları iyi koruyacakları yönünde gelişmeler var. Örneğin CHP’de bu konuda adeta sıkıyönetim ilan edilmiş durumda. Kimse sandıkları terk etmeyecek, herkes sonuç tutanağını mutlaka saklayacak. Hatta eğer gerekirse itirazlar için hazırlıkların bile yapıldığını öğrendim. Benzer bir çalışmanın MHP’de olduğunu da haber aldım. Bu durumda eğer sandıklar ve tutanaklar iyi korunursa, elektronik yoldan hile yapmaya cesaret eden çıkmayacaktır. Ancak bu referandumda asıl korku sonradan eklenen 7 milyon yeni seçmenle ilgili olarak yoğunlaşıyor. Kimsenin aklı nasıl olup da 7 milyon yeni seçmen çıktığına ermiyor. Mernis yetkilileri “adres belirleme çalışmaları yapılınca bu farkın ortaya çıktığını” söylüyorlar. Ama burada mantık dışı olan şu: Sayı az değil. Kim bilir kaç senedir adres tanımlamaları yapılmadığı için seçmen kartı alamayan 7 milyon kişi nasıl oldu da hiç itiraz etmedi ve kaderine boyun eğdi? Bu durumda şüpheler bazı kişilerin birden fazla sandıkta yazılı olduğu üzerinde toplanıyor. İşte bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu halkı rahatlatacak bir operasyon yapmak zorunda. YSK internet sitesine girdiğinizde, eğer TC kimlik numaranızı yazarsanız, hangi sandıkta oy kullanacağınızı hemen görüyorsunuz. Bilgisayar teknolojisine göre YSK kendi sisteminde yer alan seçmen sandıkları ve seçmenler üzerinde “mükerrer yazılmış var mı yok mu?” denetimini bir iki saniye içinde yapabilir. Bunun yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Yapıldıysa sonuç açıklanmalı, yapılmadıysa, denetim şeffaf biçimde yapılmalı. Muhalefet partileri bu konuda zorlayıcı ve baskıcı olmalı. Bir diğer konu da referandumda parmak boyası kullanılmayacak olması. Boya kullanılmaması 7 milyon mükerrer oy olduğu konusundaki kuşkuları artırıyor. Yüksek Seçim Kurulu bu kararından vazgeçilmeli ve referandumda da genel seçimlerde de parmak boyası uygulamasına mutlaka geçilmelidir. *** Yapmayın Sayın BakanÇevre Bakanı Veysel Erdoğlu Bergama’daki Yortanlı Barajı yapıldıktan sonra sular altında kalacak Allianoi antik kentini kurtarmak için şarkı yapan ve baraj inşaatına karşı çıkan Tarkan’a garip bir tepki vermiş. Bakan Eroğlu Tarkan’ı kastederek “Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin. Bilmediği konuya burnunu sokarsa yanlış olur” demiş. Hiç yakışık değil bu sözler, üstelik bir bakan tarafından söylenince de insan üzülüyor, canı sıkılıyor. İşin daha da vahim yanı, Kültür Bakanlığı internet sitesinde Anadolu’nun en önemli tarihi eserlerinden biri olarak tanıtılan Allianoi antik kentinin hiç olmadığını da iddia ediyor Sayın Bakan. Bölgeye bir baraj yapılması çok gerekli olabilir. Tarihi kentle ilgili tüm eserler toplanmış, sergilenmek üzere çıkarılmış da olabilir. Ama bir bakanın sanatçı duyarlılığını bu kadar hafife alması, onu gıyabında azarlaması bulunduğu makamla hiç uyuşmuyor. “Burnunu sokma” türü, ancak otoriter rejimlerin sözcülerinin söyleyebileceği bir sözü üstelik bir sanatçı için sarfetmesi Veysel Eroğlu kimliğinde AKP’nin “demokrasiye” nasıl baktığının da bir işaretidir. Demokrasi deyince sadece türban ve Kürt konusunu dillerine dolayan ve bunun dışında hiçbir görüş kabul etmeyen bu zihniyete tarihi değerlere karşı duyarlılığın da nasıl bir demokrasi konusu olduğunu anlatmaya kalkarsak herhalde çok yoruluruz. *** Taş atan çocuklar büyükler müdahale edince yok oluyor Taş atan çocuklar biliyorsunuz kendini demokrat zanneden bir kesimin diline çok dolanmıştı bir süre önce. “Demokrasi” diyen ama o küçücük çocukları ateş hattına atanların üzerine gidilmesini akıllarına getirmeyenler kapı kapı gezerek “hümanizm sömürüsü” yapmışlardı. Aynı dönemlerde, yazdığım yazılarda, küçük çocukların terör iddiasıyla yargılanmasının ve ağır hapis cezalarının verilmesinin yanlış olduğunu savunarak “Ana baba sorumluluğu getirilmesi gerek” demiştim. Tabii bu görüş AKP yandaşı sözde demokrat-hümanist çevrelerin işine gelmediği için hiç ses çıkarmamışlardı. Oysa küçük çocuklar üzerinde tek etkili kesim aile büyükleri, analar babalardır. Önceki gün bir haber kanalında izledim. Yüzleri maskeli “büyükler” küçük çocukları eyleme hazırlıyorlar. Çocuklar taş topluyor, lastik getiriyor ve ateş yakıyordu. Derken, belli ki çocuklardan birinin annesi, elinde bir kova suyla geldi ve yakılan lastiklerin üzerine boca etti. Çocuklardan biri arkadan dolanıp kadına engel olmak isteyince, kadın kalan suyu da onun üzerine döküverdi. Çocuklar o anda çil yavrusu gibi dağıldı. Yüzü maskeli kişi de ortadan kayboldu. Demem o ki, ana baba sorumluluğu üzerinde durulsa ne o çocuklar yüzleri maskeli hainler tarafından öne sürülebilir, ne taş atan çocuklar sorunumuz olur ne de bebe yaştaki çocuklar terör ortamında büyür. O kendini demokrat hümanist sananların asıl bu noktaya eğilmeleri ve o çocukları ateşe süren maskelilerle, onlara sahip çıkmayan ana babalara yönelmeleri gerek.***Kaymakamdan itiraf: Ne yapayım kardeşim İsim ve yer yazamam. Ama hem resmi belgesi elimde, hem de olayı yaşayanlar tanıklık etmeye hazır. Türkiye’nin bir ilçesi. İktidar partisi kentin neredeyse her kavşağını ‘Evet’ afişleri ile donatmış. Oysa seçim yasaklarına aykırı bir durum bu. Muhalefet partisi harekete geçiyor, İlçe Seçim Kurulu’na başvuruyor. Kurul yaptığı toplantı sonunda karar veriyor ve bu afişlerin sökülmesini istiyor. Karar ilçe kaymakamlığına gidiyor. Kaymakamlık çaresiz, afişleri indirmek zorunda ama yapmıyor bunu. Muhalefet partisi yetkilileri kaymakama gidip “Görevinizi niye yapmıyorsunuz?” diye soruyor. Kaymakam bir cevap veremiyor. Parti yöneticileri bastırınca çaresiz bir “offf” çektikten sonra şöyle diyor: “Yahu arkadaşlar biraz anlayışlı olun, elimden ne gelir, öyle bir baskı altındayım ki, bizzat Ankara’dan arayıp o afişlere dokunmamam istendi.” Aynen yaşanmıştır bu olay. Bir bilgi daha vereyim. AKP İstanbul’u da ‘Evet’ pankartlarıyla donattı. Hepsi yasadışı ve İl Seçim Kurulu sökülmeleri için karar çıkarıyor. Kaymakamlıklar ise adet yerini bulsun diye bunlardan birinin iplerini kesiyorlar, gerisini bırakıyorlar. İsterlerse bırakmasınlar. Anında “bertaraf” olurlar yoksa.
ANALİZBaşbakan Erdoğan çok sinirli. Başbakan Erdoğan çok gergin. Başbakan Erdoğan panik içinde. Başbakan Erdoğan demokrasi kavramını altüst ediyor.Ve ne gariptir ki kendilerini “demokrasi havarisi” gibi görenler Başbakan’ın “inanılmaz” sözlerine karşı hiçbir tepki vermiyor, veremiyor.Yandaşlığın ve biat etmişliğin temel özelliği tabii ki bu.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “genel aftan” söz etti. Erdoğan öyle bir öfkelendi ki bu öneriye, aklına geleni anında söyleyiverdi. Sanıyorum kendisinin “genel afla ilgili bir hazırlığı” vardı ve Kılıçdaroğlu’nun “rol kapması” sonucu telaşlandı.Başbakan diyor ki “Sen bu yetkiyi kimden aldın?”Demokraside yetkiyi veren halktır. CHP Genel Başkanı da halktan bu yetkiyi talep ediyor. Eğer halk bu yetkiyi verirse, Kılıçdaroğlu da planlarını eyleme geçirebilir.Ama Başbakan sadece bununla kalmıyor, diyor ki “O Meclis’in yüzde 65’i bende, nasıl geçireceksin bu kanunu. Sana su bile içirmem.”Demokrasimizin geldiği noktayı görüyor musunuz? Başbakan “sayısal üstünlüğüne” güvenerek, bunu bir sopa gibi kullanmaktan çekinmiyor.Oysa demokrasi bir uzlaşma rejimidir. Fikirler “sayısal üstünlüğün” gücüyle değil, uzlaşmayla, müzakereyle, iknayla hayata geçirilir.“Benim sayım fazla, o halde dilediğimi yaparım” anlayışının demokraside yeri yoktur, olamaz da. O daha önce de yazdığım gibi “feodal demokrasiden” başka bir şey değildirAncak Başbakan, iktidarda kalabilmek adına “her yolu mübah gördüğünden” rakiplerini sayısal üstünlükle sindirip “size su bile içirmem” diyebilecek cesareti bulmaktadır.Tabii dikkatlerden kaçan bir nokta daha var. Başbakan 8 yıllık iktidarı boyunca ilk kez Meclis’teki sayısal üstünlüğünün oranını da telaffuz etti. Hem de birkaç kez.Dedi ki “Meclis’in yüzde 65’i bende.” Hatta bir keresinde düzeltti, “63 falan da olabilir” diye.Bunun Türkçesi şudur: “Ey hayır verecek olanlar. Referandum seçim değil. Meclis aritmetiği değişmeyecek. Hayır çıksa da güç benim elimde ona göre.”Başbakan “Hayır vereni bertaraf ederim” anlamına sözler söyledi ya, Meclis’teki üstünlüğünü hatırlatarak, konuyu tekrar “bilgilere” sunuyor.*****YENİ ÖĞRENDİMGel de hayır oyu verBalıkesir CHP Milletvekili Ergün Aydoğan aradı geçen gün. Balıkesir’in ilçelerinde gece gündüz demeden nasıl çalıştıklarını anlattı.Ama iktidarın “evet çıkmasını sağlamak için” yaptıkları gerçekten inanılmaz.Örneğin Aydoğan “Balıkesir Atatürkçü Düşünce Derneği referandumda hayır oyu vereceğini açıklayan bir bildiri yayınladı. Savcılık hemen soruşturma açtı” dedi.Hani Başbakan “Ne oyu verecekseniz verin ama açıklayın” diyor ya, eğer açıklama “hayır” ise savcılar devrede demektir.Aydoğan “Manyas’taydım. Gece yarısından sonra kömür dağıtılıyor, gıda yardımları ise koli koli taşınıyor” dedi.Bunun da ötesinde AKP teşkilatları esnafa dükkânlarına asması için “Evet” afişleri dağıtmış. Esnaf şaşkın ve tedirginmiş. CHP’li milletvekili “En kötü baskıyı da yoksullar üzerine yapıyorlar. Referandumda hayır çıkması halinde yeşil kart dağıtımının yeniden yapılacağı, bazı sosyal yardımların kesileceği yayılıyor etrafa. Yoksul halkın umudu ile oynanıyor yani” dedi.İktidar yetkililerinin köy muhtarları ile toplantılar yaptıklarını da söyleyen Aydoğan “Örneğin köyün yolu mu yok, (evet çıksın yapalım) deniyor” diye konuştu.Bütün bunlara rağmen hayır çıkarsa ki çıkacak, kimbilir neler yaşayacağız.*****GİTTİM GÖRDÜMMarmaris de katlediliyorYaz başlarında, bir tören için Bodrum’a gittiğimde, yapılan yollar nedeniyle tatil mevsiminde insanların çok sıkıntı çekeceğini yazmıştım. Yaz bitiyor neredeyse, Bodrum’daki keşmekeş hâlâ bitmedi.Benzer bir durum da Türkiye’nin en gözde turizm merkezi Marmaris’te yaşanıyor. Üstelik Bodrum’da hiç olmazsa doğa katledilmiyor, Marmaris’in güzelim ormanları yok ediliyor.Marmaris’e tatil amaçlı iki yıl önce gitmiştim, bir iki günlüğüne. Gökova-Marmaris arasında duble yol yapılmasına o zaman başlanmıştı ve ben yine “yazık değil mi bu ağaçlara” diye yazmıştım.Önceki hafta yine sadece iki günlüğüne Marmaris’e gittim. Gördüm ki, iki yıl önce yapılan yol aynen devam ediyor. Tabii bölge koşulları ve ormanlar çalışmaları yavaşlatıyor.Ancak akıl almaz durum şu: Marmaris’le Gökova’yı bağlayan yol, her koşulda yeterli. Dik yerlerde tırmanma şeritleri var, çok yoğun günlerde trafik biraz yavaş aksa da buraya yeni yol yapmanın âlemi yok.Ama deniyor ki Marmaris Limanı’nın sahibi AKP iş adamı, limanı yaz kış çalıştırmak ve kamyon geçişini sağlamak için bu yolun yapılmasını istiyor. İktidar da yapıyor.Bu yolun yapımı için binlerce ağaç kesiliyor, milyonlarca ton hafriyat yapılıyor. Doğa katlediliyor.Bu ülkenin kaynaklarına yazıktır, günahtır. Fransa’nın turizm merkezi güneyde yollar daracıktır, virajlıdır ama ne yerel yönetimin ne de merkezi otoritenin aklına ağaçları keserek yolları genişletmek gelir. Hatta bir belediye başkanı yol isteyenlere “vakti olmayanlar helikopterle gezsinler” diyecek kadar kararlılık göstermişti zamanında. Bizde ise “kes ağacı, yap yolu, sonra da bununla övün” zihniyeti egemen.*****ÖNERİKültür Bakanı da emekli maaşı almasınÜzerinden biraz geçti ama notumu almıştım, size de yazmak istedim. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bazı sanatçıları “bankamatik” olarak nitelemişti. Özellikle opera ve bale çalışanlarının hiç iş yapmadıkları halde her ay gidip maaşlarını bankamatiklerden aldığını belirterek “bunlar için bir düzenleme düşünüyoruz” demişti.Tabii o sanatçılar görev verildiği halde işten kaçıyor değil. Siz sanatçıya sahneye çıkacağı alan bırakmazsanız o ne yapsın?Tabii Kültür Bakanı konuyu popülist yaklaşımla ele alıp, iş yapmadan maaş alan sanatçılara ödenen paranın “ziyan” olduğunu söylüyor.Konunun diğer yönlerini tartışmayı başka zamana bırakıp bir öneri getirmek istiyorum. Kültür Bakanı sanatçıya ödenen parayı ziyan olarak görüyorsa, örneğin, milletvekilliği bittikten sonra ölünceye kadar alacak olduğu emekli maaşını da almasın. Biliyorsunuz iki yıl milletvekilliği yapan bir kişi, ömür boyu (şu anda yaklaşık 7 bin lira) emekli aylığına hak kazanıyor. Ayrıca kendisinin ve ailesinin tüm sağlık harcamaları da bedava.Yetimin hakkının çalışmayan sanatçıya gittiğini düşünen kültür bakanı, vatandaşın da “ömür boyu ödenen” milletvekili emekli maaşlarına “ziyan” gözüyle baktığının farkında mı?*****Başbakan, “İktidarımızda yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk kalkacak dedik ve kalktı” demiş. Dogru, kalktı ama ayağa kalktı! (Gani Yıldız)
Cumartesi günü, Ankara’dan dönmüş gazeteye gelmiştim. Yazılarımı yazarken, epey bir süredir konuşmadığım, çok sevdiğim, kardeşim saydığım, siyasetle de yakından ilgilenen, akedemisyen bir dostum aradı.Hoşbeşten sonra referandumla ilgili tahminimin ne olduğunu sordu. Hatta “Üç haftadır ailecek tatil yapıyorum, açıkçası biraz uzak kaldım” dedikten sonra “Ne olur?” dedi.Karşılık olarak “Bence hayır çıkacak” deyince “Tahmin mi, temenni mi?” sorusu geldi bu kez. “Birincisi ağır basıyor ama ikisi de” dedim.O andan sonra, bir sohbet başladı aramızda. Akademisyen kardeşim “Maddelere bakıyorum da” diye söze girince hemen kestim “maddeler dersen yanlış olur, bu referandumun temeli maddeler değil” dedim.O “Dur bir dakika, lafımı bitireyim” dedikçe ben üsteliyorum, “Öyle olmaz, iki kere iki beş eder diye başlıyorsun, yanlış lafın tamamını niye dinleyeyim, önce lafı düzeltelim.”Sonunda akademisyen kardeşim “Abi sen çok sinirlisin, bir laf bile ettirmiyorsun” dedi. Bunun üzerine “Öyle değil, bak anlatayım” diyerek lafı tekrar aldım; “Bu iktidar tek başına dayatma ile halkın önüne anayasa değişiklikleri getirdi. Her türlü popülizmi kullanarak propaganda yapıyor. Niyeti çok açık. Ama senin gibi hem siyasetçi, hem de akademisyen olanlar bile bu tuzağa düşüp, lafa maddelerin içeriğini konuşarak başlayınca gerçekten içim kabarıyor.”Sevgili dostum “Ama” dedi “maddeler de önemli değil mi?” Ben de “Tabii ki önemli ama artık bu referandum o maddeleri tartışma aşamasını geçti. Burada iktidar oylanacak. Eğer evet demeyi düşünüyorsan AKP’ye hizmet etmiş olacaksın, bunu fark edemiyor musun?” karşılığını verdim.Sonunda “Abi, bundan sonra senle siyaset konuşmayacağım, telefon açıp ne var ne yok, evdekiler ne âlemde diyeceğim, o kadar” dedi. Sonra telefonu kapattık.Tatsız sohbetimizi bir daha düşündüm ve üzüldüm, aslında hiç yoktan çok sevdiğim birini kırdığımı hissettim.Ancak benim de haklı olduğum bir taraf var. Akıllı, zeki, duyarlı, siyasetle ve bilimle ilgili kişilerin, AKP ve yandaşlarının ülke çarklarının tamamını ele geçirmek için giriştikleri operasyonu görmezden gelmeleri beni öfkelendiriyor.Oyunu AKP’ye verecek olanları anlıyorum elbette ve saygı duyuyorum. Buna karşı “Oyumu asla AKP’ye vermem ama anayasaya evet diyeceğim” diyenleri anlayamıyorum.Sevgili kardeşimi bundan ayrı tutuyorum; o, beni tam bu görüşlerimi yazarken aramasının kurbanı oldu.*****Bakanlıkta soygunFıkra Yıldırım Tuna’dan; geri kalmış ülkelerden birinde bir vatandaş, İçişleri Bakanlığı’nın önünden geçerken panik yaşanmakta olduğunu fark etmiş. Görevliler telaş içerisinde bir yandan sağa sola koşuşturup dururlarken bir yandan da cep telefonları ile bağıra çağıra konuşuyorlarmış. Vatandaş bir görevliye sormuş: “Ne oluyor efendim? Sorun mu var?” Görevli, “Sormayın beyefendi” demiş, “Hapı yuttuk! Bakanlıkta soygun oldu!” Vatandaş sormuş: “Ne çaldılar?” Görevli cevap vermiş: “Yapılacak olan referandumun sonuçlarını çaldılar!”*****Hep mi provokatör?İktidar temsilcileri artık bir yere rahat ve huzur içinde gidemiyor. İftar sofralarından bile protesto sesleri yükseliyor. Bu durum iktidarın ateşini yükseltiyor, moralini bozuyor, hatta bazılarının ağzını da bozuyor.Elbette güç ve makam sahibiyken protestolara uğramak hiç de hoş değildir. Bir sözünüzle Türkiye’yi titretirken, gariban bir vatandaşın çıkıp sizi herkesin önünde eleştirmesi insanı çok zora sokar.Ancak siyasetçinin, hele iktidardaki bir siyasetçinin protesto edilmesi, bazen küçük bile düşürülmesi çok yadırganacak olay değil. Batı’da her gün bir örneği sergilenebiliyor.Gerçek bir siyasetçi bu tür protestolara karşı öfke gösterisinde bulunmaz. Ya da her protestonun arkasında bir şey aramaya kalkmaz.Oysa bizde tam tersi oluyor. Bir kere AKP’lilerin eleştiriye tahammülleri zaten hiç olmadığı için protestolardan da hem nefret ediyorlar hem de çok korkuyorlar.Öfke emirlerindeki polis ekipleri tarafından itilip kakılma ve dövülme biçiminde gideriliyor. Korku bölümü ise her seferinde “bunlar provokatör” söylemiyle küçültülmek isteniyor. Yani aslında herkes halinden memnun, bir avuç muhalefet iktidarı sıkıştırmak için provokatörler tutup ortaya salıyor.Oysa AKP’li siyasetçiler provokatör deyip geçiştiriceklerine, protestolara ve kimlerin yaptığına kulak vermeli buna göre davranmalı.Çünkü “provokasyon” dedikleri tepki çığ gibi büyüyor, bu çığ da kendini görmeyenleri altına alıverir.*****RüşvetKemal Kılıçdaroğlu genel aftan söz edince Başbakan çok öfkelendi. Genel af önermenin rüşvetle aynı şey olduğunu söyleyen Başbakan iyi konuşuyor hoş konuşuyor da, nedense “evet çıkması için” kendi yaptıklarına dönüp bakmıyor.Gece yarıları dağıtılan kömür torbaları, yoksullara yardım adı altında dağıtılan erzak kutuları, banka müdürlerinin çiftçiye “hayır çıkarsa kredileri geri ödersisin” demeleri, yol bekleyen köylere “önce eveti görelim” uyarısında bulunulmasını acaba hangi şekilde niteleyebiliriz?Ya da örneğin memur maaşlarındaki artışı önce 2 artı 2 olarak açıklayıp, sonra sanki çetin pazarlık yapıyormuş gibi davranıp 3 artı 3’e çıkarmak, ardından da “sahur” gibi dini bir kavramı kullanıp bunu 4 artı 4 yapmak rüşvet sayılmıyor mu? Devlet madem zam teklifini tam iki katına çıkarabiliyordu, o zaman günlerce niye direndi?Siyasette olmayacak vaatler rüşvet olarak nitelenebilir tabii. Ama hiç olmazsa bunu söyleyen, bugüne kadar bu yola hiç sapmamış bir siyasetçi olmalı.*****Dinleme var, dinlenen yokŞu Ergenekon olayı ortaya çıktığından bu yana ısrarla sorduğum bir soru var. Diyorum ki; “Ergenekon üyesi denilen kişiler herkesi fişlemiş, dinlemiş, izlemiş, raporlar tutmuş. Ama bunların hiçbiri ortada yok. Sadece Ergenekoncu denilen kişilerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların kayıtları yayınlanıyor. Peki bunların kimleri dinledikleri ve bu dinlemelerde tutulan kayıtlar nerede?”Bugüne kadar bu konuda tek satır bilgi bile alamadık.Bir gazete dün PKK’yi dinlemek için alınan cihazlarla “bazı kişilerin” dinlendiğini iddia etti yine.Ama haberi okuduğunuzda, yine kimlerin dinlendiği bilgisi yok. Ayrıca bunların kayıtları da ortada yok. Buna karşı, söz konusu haber gerek diğer gazetelerin internet sayfalarında gerekse haber portallarında anında yer buldu.Yani “Asker herkesi izlemiş, fişlemiş, dinlemiş” haberleri yine manşette ama dinlenenlerin listesi ve kayıtları yine “unutulmuş!”Herkesin sersem yerine konulmasından artık sıkılmadınız mı?
Cumhuriyetin temelini atan 30 Ağustos zaferi hepimize kutlu olsunOKURLARLA SOHBETLERSevgili okurlar; iki hafta sonra bugün artık referandumu geride bırakmış, çıkan sonucu tartışmaya geçmiş olacağız. Şunu çok iyi biliyorum ki sonuç ne olursa olsun, bunun tartışması hayli uzun sürecektir. Hayır çıkarsa evetçiler, evet çıkarsa hayırcılar sonucu kendi açılarından alabildiğine sömürecektir. Buna hazırlıklı olmak gerek.Neyi oyluyoruzSon 15 güne girmemize rağmen, sokaklarda hâlâ “neye oy vereceğini bilmediğini” söyleyen milyonlarca kişi var. Gerçi dağ taş “evet” sloganıyla doldu ama “neden evet” diye sorarsanız pek çok kişi size cevap veremeyecektir. Aynı şekilde “hayır” diyenlerin de bir bölümü “neye ve neden” hayır dediklerini kolay kolay anlatamıyor.İlk kez referandumUnutmayalım ki, 12 Eylül’den bu yana gerçek anlamda ilk kez “anayasa değişiklikleri” konusunda referandum yapılıyor. Bundan önce siyasi “yasakların kalkması ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi” konularında referandum yapılmıştı ama, ama bunlar tek maddelik oylamalar olduğundan bugünkünden farklıydı.Değişiklik ilk mi?Bu referandumu farklı kılan temel özellik, ilk kez geniş anlamda bir anayasa değişikliği paketinin halkın oylarına sunulması. 12 Eylül Anasayası’nın 85 Madde’si daha önce değiştirildi zaten, buna karşılık o değişikliklerin hepsi Meclis’te halledildiği için halka yansıyan bir şey olmadı.Meclis yapmadıOysa bu kez değişiklikler Meclis’te yapılamadı. Anayasa değişikliği için gerekli olan nitelikli yani üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için anayasa değişiklikleri yine anayasa gereği referanduma götürüldü. Sanıyorum, anayasa değişiklikleri konusunda halkın kafasını karıştıran temel nokta bu.Algılama farkıBugüne kadar anayasa defalarca değiştiği halde bu kez zorunlu olarak referanduma başvurulması, geniş kitlelerde sanki ilk kez anayasa değişikliği yapılıyormuş algılaması yarattı. İktidar ve yandaşları da bu durumu kullanarak “asker anayasasına nihayet dokunduk, yeterli değil ama yolu açtık” propagandasını yapabiliyorlar.İktidar dayatmasıPeki bundan önce 85 madde Meclis’te değiştirildi de şimdi neden referanduma gidiliyor? İşin püf noktası bu zaten. İktidar, bugüne kadar hiçbir iktidarın başvurmadığı bir yöntem uyguladı da ondan. Bugünkü iktidar, eskiden olduğu gibi bir uzlaşma aramadan, tamamen kendi işine gelen biçimde anayasaya değişikliği yaptı.Hedef üç maddeydiAKP anayasa değişikliğine karar verdiğinde, aslında hedefinde üç madde vardı. Biri parti kapatmayla ilgili, diğeri Anayasa Mahkemesi’nin yapısıyla ilgili diğeri de HSYK’nın yapısıyla ilgili maddelerdi. AKP parti kapatmayı kendi adına beceremedi ve madde daha Meclis’teyken düştü. Diğer iki madde ise geçti.AKP’yi kurtarmaParti kapatmayı bir kenara bırakalım, diğer iki madde, demokrasi ve hukukla hiç ilgisi olmayan bir yöntemle, tamamen iktidarın yüksek yargıyı kontrol altına alabileceği biçimde dizayn edildi. Ancak iktidar sadece bu maddelerle yapılacak bir değişikliğin tepki yaratabileceğini göz önüne alarak karşı çıkılması zor bazı maddeleri de pakete kattı.Neye karşısınız ki?İşte bu nedenle iktidar sözcüleri ve yandaşları, kritik iki maddeyi pek konuşmadan diğer maddeler üzerinden propaganda yaparak “Çocukların korunmasına neden karşısınız?” ya da “kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasına hayır denir mi?” türü popülist sorularla asıl amacı gizlemeye çalışıyor. Ne yazık ki halkın bir bölümü bu söyleme inanıyor.Toplumsal uzlaşmaAnayasalar aynı zamanda toplumsal uzlaşma metinleridir. Geniş bir katılım olmadan hazırlanan anayasalar dayatmadır. Belki bunları geçirmek mümkün olabilir ama kısa süre içinde sakıncaları ortaya çıkar ve durum eskisinden bin beter olarak tekrar toplumun önüne gelir. Buna kimsenin hakkı olamaz.İktidar oylanacakBu iktidar, anayasa değişikliklerini tamamen kendi çıkarı için ve hiçbir uzlaşma sağlamaya yanaşmadan sadece kendi oylarıyla Meclis’ten geçirdi. Bu durumda yapılacak referandum da artık anayasa maddelerinin oylanması değil, bizzat iktidarın oylanması anlamına gelir. Ancak bu durum iktidarı çok ciddi bir sıkıntıya sokmaktadır.Kendimizi kandırmayalımReferandum öncesi, değişiklik maddelerini tek tek incelemek, bunlara katılıp katılmamak ve kararını buna göre vermek doğrultusunda yapılan tüm telkinler bir oyundan başka bir şey değildir. Kimse kendini kandırmaya kalkmasın, sorun değişiklik maddelerinin iyi olup olmaması değil, bu iktidarın iyi olup olmamasıdır.Evet AKP demektirBelki bana kızanlar çok oluyor ama bu gerçeği söylemekten beni alıkoyamaz. “Ben maddelere bakıyorum, oyum AKP’ye değil ama referandumda evet diyeceğim” mantığı aldatmacadan öte bir şey değildir. Siz ne derseniz deyin “evet” oyu vermek demek “AKP’ye oy vermek” demektir. Her evet AKP’nin gücünü biraz daha artıracaktır.‘Genel seçim başka’Bu söylemime karşı çıkanlar “tamam da biz genel seçimde oyumuzu AKP’ye vermeyeceğiz ki” diyorlar. Teknik olarak haklılar. Ancak bu referandumun “psikolojik” sonuçlarını da herkes hesaplamak zorunda. Kendi adına “akılla- mantıkla” karar vererek “evet” diyenler bilerek bilmeyerek bu konularda pek duyarlı olmayan geniş kitleleri etkileyecektir.Güce yönelme eğilimiSadece bizim ülkemizde değil, en gelişmiş ülkelerde bile “güçlü olana eğilim duygusu” inkâr edilemez bir gerçektir. Referandumdan yüksek oranda evet çıkması, iktidar partisini olduğundan da güçlü gösterecektir ki bunun seçimlerde AKP’yi daha yukarı çekeceğini kimse inkâr edemez. Zaten iktidar da bunu bilerek evet konusunda çok yoğun çaba harcıyor.Hayır’ın yararıİktidar, yaklaşan seçimlerden daha güçlü çıkmak adına, bugüne kadar görülmedik bir planla, anayasal kurumları kendine bağlamak, hem de tek başına iktidarı sürdürebileceği zemini hazırlamak istiyor. Demokrasinin daha özgürce yaşanması, hukuk düzeninin de daha sağlıklı olması için, hiçbir iktidara bu denli güç verilmemelidir.AKP düşmanlığı değilNe yazık ki, siyasi çekişmeler nedeniyle insanlar kamplara bölünüyor ve bu da düşmanlık gibi algılatılmak isteniyor. Her zaman söylediğim gibi, iktidarın yöntem ve hedeflerinden memnun olmayabilir ve şiddetli muhalefet yapabilirim. Ama bu bir partiye ya da kitleye olan düşmanlık anlamına gelmez.Kim olursa olsunAnayasal kurumları tamamen ele geçirme zihniyetini kim taşırsa taşısın, buna karşı çıkmayı, bir aydın, ülkesini seven bir insan olarak görev sayarım. AKP bugün bir değişiklikle yüksek yargıyı tekeline alabilir. Ama şunu biliyorum ki, bu iktidar da günün birinde gider, yerine ben gelecek olsam bile bu hâkimiyetin sahibi olmak istemem.Demokrasinin ruhuÇünkü demokrasinin ruhunda çoğulculuk yatar. Tek kişiye ya da gruba hâkimiyet sağlayan bir sistem demokraside olamaz. Olursa da onun adı demokrasi değil faşizimdir. O halde, herkesi sağduyulu olmaya, işi takım tutar gibi parti tutmak olarak görmek yerine ülke çıkarını düşünerek oy vermeye çağırmak herhalde temel görevimizdir.Lütfen iyi düşününSon olarak söylemeliyim ki, demokrasi, hukuk, özgürlükler, darbe karşıtlığı sosları ile süslenen bu anayasa değişiklikleri Türkiye’yi demokrasinin, hukuk düzeninin, özgürlüklerin dışına atacak ve bir sivil darbe ortamına sokacaktır. Bu nedenle, beyin yıkama niteliğindeki sözde demokrasi propagandalarına kanmadan iyi düşünün. Eğer oyunuzu seçimde AKP’ye vermeyecekseniz, referandumda da evet demeyin.Hepinize iyi haftalar dilerim
Önümüzdeki değil bir sonraki pazar günü bu saatlerde belki pek çoğunuz oyunuzu kullanmış olacağız. ‘Evet mi, hayır mı?’ hep birlikte göreceğiz gece vakti geldiğinde.Ancak aklıma takılan bir şey var, o da şu ki referandum günü başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, “haber değeri olan” AKP’liler biraz sıkıntı çekecekler.Çünkü bu önemli isimler sandık başına gittiklerinde etraflarında bir medya ordusu da olacak. Örneğin Başbakan ve eşi sandık kuruluna üzerinde “TC kimlik numarası da olan” hüviyetlerini verip, o kişiler olduklarını kanıtladıktan sonra girecekler. Tercihlerini belirttikten sonra zarfı kapatıp sandık başına gelecekler.Bütün kameralar, fotoğraf makineleri üzerlerinde olacak. Kameraların ses alma aygıtları da açık durumda bulunacak.Adettendir, böyle önemli kişiler oylarını sandığa “pat diye” atmazlar. Zarfın ucu sandığın biraz içinde, azıcık beklerler ki gazeteciler de görevlerini yapsınlar. Sonra “Hayırlı olsun” temennisi ile zarf bırakılır ve sandığın içine düşer.Ancak bu kez durum biraz farklı. Ne zamandır “evet de evet” diye yeri göğü inleten Başbakan ve diğer önemli AKP’liler, dilimize yapışmış bu son derece güzel temenni sözünü herhalde bu kez söylemeyeceklerdir. Düşünsenize “Evetçi” Başbakan “hayırlyı olsun” diyor. En azından komik.İşin bir de muhalefet cephesi var. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli de herhalde bir kamera ordusu önünde oy kullanacaklar. Onlar zaten hayır diyecekleri için “Hayırlı olsun” sözünü söylemelerinde sakınca yok.Ama bu defa da “seçim yasakları” çıkar mı karşılarına? Muhalefetin oy kullandığı sandığın başkanı “Efendim seçim sandığı başında propaganda yaptı” diye rapor tutmaya kalkar mı? Vallahi olur mu olur.Kendimi de düşünüyorum bu arada. Her seçimde, sandık başındayken doğal olarak tanıyanlar çıkar. Adettendir “Ne yaptınız Can bey” falan gibi sorular soran olur. Bunlara hep “Hayırlısıyla işte, bakalım” diye cevap veririm.Şimdiden korkmaya başladım, ya sandık başında selam verenlere “hayırlı olsun” falan diye ağzımdan kaçırırsam, başıma bir iş açılır mı?İyisi mi 15 gün biraz antreman yapayım ki sandık başında bir tuhaflıkla karşılaşmayayım.*****Yıldırım Tuna’dan pazar fıkralarıTatile çıktığımı düşünen ve belki kendisi de “biraz nefes alayım” diyen Yıldırım Tuna son anda yine imdada yetişti ve sizleri pazar fıkralarından mahrum bırakmadı. Hepbirlikte okuyalım ve tebessüm edelim;Unut gitsinTatil köyünde yeni tanıştığım kız çok güzel ama bir tuhaf. Manyak resmen. Gece yarısı 2 miydi? 3 müydü? Herkes uyumuş, kumsalda bizden başka kimse yok, hafif serinlemiş kumun üzerinde yan yana uzanıp kayan yıldızları seyrediyoruz, birden ellerimi tutup üzerime abandı, burnunu burnuma dayayarak “Birazdan üzerimize bir meteor düşeceğini ve ikimizin de öleceğini bilsen benden şu anda ne isterdin?” diye sordu. “Nasıl yani?” dedim, “Otelin sığınağı falan yok mu? Ajanslar böyle bir tehlikeyi daha önce haber vermemişler mi?” Kız “Uff, tamam, tamam, boş ver..” dedi, “Unut sorumu salak.”***“Ben bilirim”Hava sıcak mı sıcak, ormanda uzun süre yürüyen delikanlı ıssız bir gölün kenarına gelince dayanamayıp çırılçıplak soyunmuş ve bırakmış kendini serin sulara.. Birkaç keyifli dakika sonra iki yaşlı kadının tam yanında bittiklerini görmüş, panikleyip hemen fırlamış gölden dışarı ve oracıkta bulduğu plastik bir kovayla ‘en mahrem yerini’ kapatmış. “Bak genç adam” demiş yaşlı kadınlardan biri ona iyice sokulup önünde çömelip kovayı detaylı inceleyerek, “Bende bir yetenek var, insanların aklından o an ne geçiyor bilirim.” Delikanlı “İmkansız” diye cevap vermiş plastik kovayı vücudunda daha çok ortalamaya çalışarak, “Gerçekten bilebilir misiniz?” Yaşlı kadın “Mmmm..” demiş “İddiaya girerim şu anda tuttuğun kovanın bir altının olduğunu düşünüyorsun..!”***KutlamaBüromdaki bekar kızlardan biri pazartesi günü geldi bütün büroya mavi kurdeleli şık bir kutudan çikolata ve puro ikram etti, sıra bana gelince “ Hayrola?” dedim, “Neyi kutluyoruz?..” sol elinin parmağındaki pırlanta tek taş yüzüğü göstererek, “Bir oğlan çocuğu..” dedi “1.85 boyunda ve tam 90 kilo abisi..!”***Sağlık sırrı“Temiz ve bol oksijenli köy havası sağlığınıza iyi gelir.” diye doktor bir yaylaya gitmemi önerdi, gittim.. Köye yerleştiğim ilk gün evin terasına çıktım, yan evde oturmakta olan komşum yaşlı adama “Burası gerçekten sağlık veren bir yer mi?” diye sordum. “Evet” dedi yaşlı adam, ”Ben buraya ilk geldiğim gün bir tek kelime bile konuşamıyordum, başımda tek tel saç bile yoktu.. Yürüyemiyordum yahu.. Anla artık.” Sevinçle “Harika” dedim “Ne kadardır buradasınız?” Adam şaşkınlıkla “Nasıl yani?..” dedi “ Kardeşim ben burada doğdum..!”***Kuşak çatımasıAnne ve babamla yaptığımız son “kuşak çatışması”nda “Ben heyecan, macera, para ve güzel kadınlarla birlikte olmak istiyorum..! Arzu ettiğim şeylere bu evde kavuşmam imkansız, o nedenle evi terk ediyorum, sakın beni durdurmaya çalışmayın..!” dedim, kapıyı çarptım ve odadan çıktım. Merdivenlerden inerken iki basamak gerimde olan babam arkamdan koşmaya başladı, dönüp “Dediklerimi duymadınız mı?..” dedim, “Beni durdurmaya çalışmayın..!” Babam “Kim durdurmaya çalışıyor” dedi , “Ben de seninle geliyorum..!”***KısacıklarBirkaç tane de çok kısalardan;Erkekler.. Eşinizin yaş gününü unuttunuz.. Felaket bir olay değil mi?.. İşte sizi kurtarabilecek ‘sihirli bir cümle’. “Aşkım tanıştığımız ilk günkü gibi genç ve güzel kalıp yaşlanmazsan senin bir ‘yaş günün’ olduğunu hatırlamamı benden nasıl beklersin?” Nasıl ama?..***“Burnum gerçekten çok mu kocaman?..” diye sordum sevgilime, “Yoo..” dedi “Sadece suratın çok geriden başlıyor, o kadar..!”***Kedimizin adı “Figaro “.. Eve gece 10- 11 gibi gelip mamasını yer, eğer gecikirse ben balkon ışığını açar o eve gelene kadar onu çağırırım..Geçen gün oğlum kız arkadaşına bizim evi tarif etmeye çalışıyordu, arkadaşı “ Haaa, geceleri çubuklu pijamayla balkona çıkıp opera söylemeye çalışan bir manyak var.. Orası mı?..” dedi..***Adam divanda sırt üstü yatarken karısı üzerine eğilip gözlüklerini çıkarttıktan sonra “Biliyor musun hayatım gözlüksüz halinle o evlendiğim yakışıklı adamın aynısı oluyorsun.” Adam “Mmmm..” demiş mutlulukla, “Aşkım gözlüğüm olmayınca sen de harika görünüyorsun..!”*****KPSS sorularının, sınav öncesinde bazı adayların eline geçtiği iddiaları doğruysa sınavın ismi, Kamu Personeli Seçme Skandalı olarak değiştirilmeli! (Gani Yıldız)***KPSS sorularının, sınav öncesinde bazı adayların eline geçtiği iddiaları doğruysa sınavın ismi, Kamu Personeli Seçme Skandalı olarak değiştirilmeli! (Gani Yıldız)
Yeni bir kavramımımız daha oldu. “Teröristle pazarlık.” Meğer yıllardır İmralı’daki terörist ile devletimiz pazarlık edermiş da haberimiz yokmuş.Şimdi Başbakan’dan öğrendik. Pazarlık ortaya çıktı ya Başbakan hemen topu yine eskiye attı “Bize kadar yapılan pazarlıklar için bir şey demiyorsunuz ama..”Hani “madem ben yakalandım, ötekileri de söyleyeyim” örneği.Eğer bir ülkede 20 yılı aşkın süren terör eylemleri varsa bunun bitirilmesi için devlet elbette bazı temaslar yapacaktır. Bu çok normal.Normal olmayan bunun sürekli “inkâr” edilmesidir.Peki devleti yönetenler bu tür temasları neden inkâr yoluna sapar? Çünkü bu konuda kendine güveni yoktur. Teröristle pazarlık eder ama bunun kamuoyu tarafından bilinmesinin yaratacağı tepkilerden de korkar.Böyle olunca da her şey gizli yürütülür. Gizlilik devlet işlerinde normaldir, buna karşı istismara da açıktır. Tıpkı şimdiki gibi.İktidar hiçbir hazırlık yapmadan, bir Kürt açılımına soyundu, yüzüne gözüne bulaştırdı. Şimdi işin içinden nasıl çıkacağını bilemediğinden “Ben kararlı biçimde yoluma devam ediyorum” diye efeleniyor ama, belli ki kamuoyunun desteği de giderek azalıyor.Üstelik bunun tam da referandum aşamasına gelmesi tedirginliği daha da artırıyor iktidar kanadında. O halde yapılması gereken, kafaları karıştırmak ve eskiyi suçlayarak yine üste çıkmak.Başbakan ne diyor “Siyasi iktidar teröristle pazarlık masasına oturmamıştır. Bunu söyleyen şerefsizdir.”Çok iddialı bir çıkış. Ama Başbakan hemen ekliyor: “Devletin bazı organları bunu yapabilir.” Şu şeref meselesini bir kenara bırakalım, “iktidar görüşmüyor devlet görüşüyor” ne anlama gelir? Başbakan’ın saydığı “birimler” siyasi iktidarın emir ve komutasında değil mi? MİT her gün Başbakan’ın masasına bir istihbarat raporu bırakır, bunun dışında müsteşar her hafta bizzat gelip bilgilendirir.Aynı şekilde Genelkurmay da Başbakan’ı bilgilendirir. Bir de üstüne Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapılır ki, her şey ve her bilgi burada konuşulur, kimse bir şey saklayamaz.Demek ki, iktidar teröristle pazarlığa oturmuştur. “Oturmuştur” denildiğinde, bu masaya ille de Başbakan ya da bir bakanın oturduğu anlamına gelmez. Başbakan’ın sözleri kafa karıştırmaya yöneliktir ve toplumdan gelebilecek tepkilere karşı bir önlemdir.Bu konuda daha da önemli olan, teröristle pazarlıkların yıllardır yapıldığının da artık aleniyet kazanmasıdır.Ve işin “en hoş tarafı” iktidarın bu noktada puan kaybetmesine gönlü razı olmayan yandaşların bir anda kendilerini ortaya atıp “teröristle masaya oturmanın ne kadar iyi bir şey olduğunu” anlatmaya başlamalarıdır.Garipler yıllardır bunu desteklerlermiş de yazamamışlar. Ne diyelim, “hayırlı” olsun.*****Ayşe ArmanSevgili Ayşe Arman; bugüne kadar hiç tanışmadık, birkaç kez Betül Mardin aracılığı ile birbirimize sempati mesajları gönderdik o kadar. Ama Türkiye’ye gelip medyaya girdiğin günden beri büyük bir hayranlıkla izlediğimi söylemeliyim.Özellikle Hürriyet’teki röportajlarını okumak ve daha sonra bu röportajla ilgili diğer yayın organlarında çıkan yazıları izlemek benim için büyük bir keyif.Son günlerde Başbakan’la bir geziye katılmak ve özel röportaj yapmak istediğini anlatan yazılarını okuyorum. Bu yazılarını okuyunca eğer yapabilirsen Başbakan’la röportajının muhteşem olacağını düşünmüştüm. Çünkü kendini hiçbir baskı altında hissetmeden en can alıcı soruları soracağından ve Erdoğan’a bugüne kadar söylemediği sözleri söyleteceğinden emindim.Ancak, “Ben yaptığım her röportajı, yayınlanmadan insanlara yolluyorum” diye yazınca hem hayal kırıklığı yaşadım hem de çok şaşırdım. Bir gazetecinin yaptığı röportajı muhatabına göndermesi olmaz. Ancak zaten insanları yüceltmeyi amaçlayan magazin dergilerinde ya da kimi sektör yayınlarında bu yola gidilebilir.Ancak diyelim ki Başbakan’a böyle bir ayrıcalık yaptın. İşte o zaman o röportajın hiçbir tadı kalmaz. Nedeni basit; öncelikle Başbakan istemediği soruları zaten cevaplamaz, üstelik seni bir güzel azarlar. Başbakan’ın beğendiği soruları ve cevapları daha sonra kendisine gönderirsen, inan ki onların içinde de “işine gelmeyen” bölümler bulup onların da üzerini çizer. Umarım Erdoğan röportaj verir. Ama göreceksin ki çok şaşıracaksın. Çünkü seni iyi izleyen bir okurun olarak neler sorabileceğini tahmin ediyorum. Ve bunları sorduğun an Başbakan’ın yüzü değişecek, sözleri sertleşecek. Cevap vermek yerine seni azarlayacak. Sonuçta ortaya çıkacak röportaj seni de okuru da tatmin etmeyebilir ona göre.*****Bir okuraHer gün özellikle elektronik posta yoluyla, gazetenin santralinden gelen telefonlarla ve bir şekilde cep telefonumu bulan okurlarla buluşuyoruz. Gelen elektronik postalara “içinde küfür ve hakaret olsa bile” mutlaka cevap yazmaya çalışıyorum. Hakarete hakaretle karşılık vermemeye özellikle özen gösteriyorum. Çok tatsız olan mesajlara ise en fazla “sululuk yapma” diye cevap veriyorum.Bir de, internet sayfasındaki yazımın altına gelen yorumlar var. Bu yorumları elbette dikkatle okuyorum, ama bunlara cevap yazma olanağım yok.Geçen hafta bir okurum “iyi tatiller” diledikten sonra “Aşkolsun Can Bey, o kadar yorum yazdım köşenize, bir kere bile cevap yazmadınız” demiş.Böyle bir olanak olmadığı için cevaplayamıyorum. Okurumun alınmaması ve durumu öğrenmesi için bunu yazmayı bir görev bildim.*****Kılıçdaroğlu gitti işteBaşbakan Erdoğan’ın muhalefeti eleştirmek için son birkaç yıldır ağzından düşürmediği bir cümle var: “Bunlar Sivas’ın doğusuna gidemez.” İlk söylendiği günlerde çok da yanlış değildi, ama teknik olarak. Yoksa bu söylem çok tehlikeli ve kışkırtıcı. Evet muhalefet, Doğu’ya gitmiyordu, muhtemelen de gidemiyordu. Bunu Başbakan’ın içine biraz da alay katarak, ama aslında bir tehdit gibi söylemesi, en azından devlet adamlığı kimliğine pek yakışmıyordu.Oysa şimdi durum farklı. CHP Genel Başkanı’nı değiştirdi, Kılıçdaroğlu hiç çekinmeden Doğu’ya gidiyor. Belki şu anda fazla izleyici bulamıyor alanlarda ama gidiyor, konuşuyor, Kürt açılımını nasıl yapacaklarını açık açık anlatıyor.Bunu demokratik siyasi hayatımız için bir kazanç olarak düşünmeliyiz.
ANALİZŞunun şurasında 20 günden bile az zaman kaldı referanduma. İki hafta sonraki pazar günü sandık başında olacağız. Gerçeği göreceğiz.Son günlerde biraz da üst üste gelen işlerim gereği çok yere girip çıktım. Doğal olarak tanıyanların en büyük merakı “Ne olur bu referandumda?” sorusunu bana sormak.Hiç tereddütsüz “Bana göre hayır çıkacak” diyorum. Bu cevabıma çok sevinenler var ama inandıklarını pek söyleyemem.Çünkü, medyanın olağanüstü baskısı, AKP’nin tüm devlet olanaklarını ve parti kaynaklarını kullanarak yaptığı propagandalar, yardıma muhtaç hale getirilip her gün iktidarın gıda kutularını kapışanların görüntüleri “hayır” diyecek olanlar üzerinde müthiş bir kötümser hava yaratmış.Soruyorum, “Ben hayır vereceğim ama evet kazanır” diyor herkes. Açık söyleyeyim kendimden başka bir de Bahattin Yücel’i gördüm “Hayır çıkar” diyen. Pek çok kişinin gönlünden geçen bu da, bir türlü inanamıyorlar.Aslına bakarsanız, halkın üzerindeki kötümser hava, iktidarın adeta beyin yıkar gibi yürüttüğü propaganda çalışmaları ve “korkutmaya” yönelik eylemleri. Koca Başbakan “Bitaraf olan bertaraf olur” diyor. Bunun tercümesi “Hayır demeyin, yok olursunuz” halkın dilinde.Ben 12 Eylül dönemini de üstelik gazeteci olarak yaşamış biriyim. Açık söyleyeyim, bugünkü baskıyı 12 Eylül’de bu kadar hissetmiyorduk. Üstelik askeri yönetim anayasa referandumu öncesinde “hayır” kampanyasını yasaklamıştı. “Evet” propagandası serbestti.Bugün ise görünürde bir yasak yok. Ama etrafınızda hiç “hayır” görüyor musunuz? Sanki sadece “evet kampanyası yapılabilirmiş” gibi bir hava var.Dikkatinizi çekmiştir mutlaka, dün Vatan ve Milliyet hariç, irili ufaklı bütün gazetelerin arka sayfalarında AKP’nin verdiği “evet” ilanları vardı. Belki bugün de devam ediyordur. Başbakan ısrarla “Bu değişiklikler AKP projesi değildir, milletimiz böyle istedi biz de yaptık” diyor ama evet çıkarmak için de büyük paralar harcıyor.Üstelik bir taraftan “Yüzde 60’ı geçeriz” diye böbürleniyorlar. Madem evet bu kadar garanti, bu çırpınmanın anlamı var mı? Başlıkta “12 Eylül dönemi bile daha iyiydi” diyorum ya, küçük bir örnekle anlatayım. Geçen hafta Güngör Mengi ile sohbet ediyorduk. 12 Eylül referandumunda hayır oyları mavi, evet oyları beyaz pusulaydı. Tercih ettiğimiz pusulayı zarfa koyup sandığa atıyorduk. Zarflar o kadar inceydi ki, içindeki pusulanın rengi dışarıdan görünüyordu. Bu büyük baskıydı tabii.O tarihte İzmir’in en büyük gazetesi Yeni Asır yeni bir baskı tekniğine geçmişti. Gazetenin logosu teknik olarak mavi basılmak durumundaydı. Ama tam referanduma giderken Yeni Asır’ın mavi logoyla çıkması askerleri kızdırmıştı tabii. Güngör abiye o günlerde neler yaşadıklarını sordum. “Yok, o kadar da öfke yapmamıştı Kenan Evren” dedi, devam etti: “Ben konuştum. Gülerek bu mavinin neden tercih edildiğini sordu. Ben de mavinin içinden beyazın çıktığını söyledim esprili olarak. Kenan Paşa buna daha da güldü, hepsi bu.”Yani darbe komutanı bile o en güçlü zamanında Güngör Mengi’ye “Bertaraf olursunuz haaa” diye gözdağı vermemiş.*****YENİ ÖĞRENDİMKılıçdaroğlu fotoğraflı afişlere soruşturmaCHP’nin en genç Parti Meclisi üyesi Korkmaz Karaca aradı. İstanbul’un yeni ilçesi Sancaktepe’de Kaymakam’ın emriyle açılan bir soruşturmayı haber verdi. Sonra da telefonu CHP Sancaktepe İlçe Başkanı Musa Sağdıç’a aktararak olayı bizzat ondan dinlememi istedi.Sağdıç’ın anlattığına göre 31 Temmuz günü ilçe binasında CHP’ye katılım töreni yapılmış. Tören birden büyümüş ve binanın önünde 7-8 bin kişi toplanmış. Sağdıç “Bu kalabalık belli ki iktidarı çok ürküttü. İki gün sonra gece 02.00’de telefon çaldı. Arayan İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk’tü. Müdür sabah emniyete gelmemi, bir soruşturma olduğunu söyledi” dedi.Meğer ilçe Kaymakamı Necmettin Kalkan, CHP’ye katılım töreni nedeniyle çeşitli yerlere asılan ve üzerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının bulunduğu afişlerin suç olduğuna karar vermiş. Sonuçta CHP’li İlçe Başkanı ile 15 arkadaşı önceki gün savcılığa gidip ifadelerini vermişler.CHP İlçe Başkanı Sağdıç “Kaymakam AKP ilçe başkanı gibi davranıyor. Soruşturma açtırmasının yanı sıra astığımız CHP bayrakları için de suç olduğu gerekçesiyle soruşturma açtırmış. Bu nedenle de bazı arkadaşlarımız ifade verdiler” dedi.Referanduma böyle gidiyoruz işte.*****BUNU YAZMAK GEREKBenimki zaten tatil değildiAslında tatil falan yapmıyorum, yapamıyorum. Çünkü haftanın üç günü televizyonlarda programım var. Salı ve perşembe günleri Habertürk’te, cuma günü de Beyaz TV’deyim. Ama arada “hiç olmazsa yazı stresini biraz atayım üzerimden” diye düşündüm, yazılarıma kısa bir süre ara vereceğimi söyledim.Kararımı beğenmediniz. “Referanduma gidilirken nereden çıktı bu izin meselesi” diye sitem etti pek çok okur.Eh, dediğim gibi zaten tatil yapamıyorum, o halde yazıya ara vermenin de âlemi yok. İşte yine sizlerle birlikteyim. Tabii şaşırmayın yarın “normal” izin günüm. Sonra yine devam.