Referanduma çok az kaldı. Ancak halkın önemli bir bölümündeki endişe hâlâ giderilebilmiş değil. Çünkü büyük bir çoğunluk seçimlerde “hile yapılacağı” konusunda ciddi bir kanaat sahibi.
Zaten bunu sokaktaki vatandaşın tavrından hemen anlıyorsunuz. “Referandumda ne olur?” türü bir soru sorduğunuzda alacağınız cevap “Oyumu söylemem ama evetler kazanacak” şeklinde oluyor.
Peki “hile” konusu neden bu kadar gündemde. Çünkü özellikle kentlerde yaşayan büyük bir kesim son genel seçimlerde elektronik hile yapıldığına inanıyor.
Şu ana kadar bu kanıtlanmış değil elbete, kimsenin elinde inanılır bir belge yok, ama yaygın kanaat bu yönde.
Referandumda, partilerin sandıkları iyi koruyacakları yönünde gelişmeler var. Örneğin CHP’de bu konuda adeta sıkıyönetim ilan edilmiş durumda. Kimse sandıkları terk etmeyecek, herkes sonuç tutanağını mutlaka saklayacak. Hatta eğer gerekirse itirazlar için hazırlıkların bile yapıldığını öğrendim.
Benzer bir çalışmanın MHP’de olduğunu da haber aldım. Bu durumda eğer sandıklar ve tutanaklar iyi korunursa, elektronik yoldan hile yapmaya cesaret eden çıkmayacaktır.
Ancak bu referandumda asıl korku sonradan eklenen 7 milyon yeni seçmenle ilgili olarak yoğunlaşıyor.
Kimsenin aklı nasıl olup da 7 milyon yeni seçmen çıktığına ermiyor. Mernis yetkilileri “adres belirleme çalışmaları yapılınca bu farkın ortaya çıktığını” söylüyorlar.
Ama burada mantık dışı olan şu: Sayı az değil. Kim bilir kaç senedir adres tanımlamaları yapılmadığı için seçmen kartı alamayan 7 milyon kişi nasıl oldu da hiç itiraz etmedi ve kaderine boyun eğdi?
Bu durumda şüpheler bazı kişilerin birden fazla sandıkta yazılı olduğu üzerinde toplanıyor.
İşte bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu halkı rahatlatacak bir operasyon yapmak zorunda. YSK internet sitesine girdiğinizde, eğer TC kimlik numaranızı yazarsanız, hangi sandıkta oy kullanacağınızı hemen görüyorsunuz.
Bilgisayar teknolojisine göre YSK kendi sisteminde yer alan seçmen sandıkları ve seçmenler üzerinde “mükerrer yazılmış var mı yok mu?” denetimini bir iki saniye içinde yapabilir.
Bunun yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Yapıldıysa sonuç açıklanmalı, yapılmadıysa, denetim şeffaf biçimde yapılmalı.
Muhalefet partileri bu konuda zorlayıcı ve baskıcı olmalı.
Bir diğer konu da referandumda parmak boyası kullanılmayacak olması. Boya kullanılmaması 7 milyon mükerrer oy olduğu konusundaki kuşkuları artırıyor. Yüksek Seçim Kurulu bu kararından vazgeçilmeli ve referandumda da genel seçimlerde de parmak boyası uygulamasına mutlaka geçilmelidir.
Yapmayın Sayın Bakan
Çevre Bakanı Veysel Erdoğlu Bergama’daki Yortanlı Barajı yapıldıktan sonra sular altında kalacak Allianoi antik kentini kurtarmak için şarkı yapan ve baraj inşaatına karşı çıkan Tarkan’a garip bir tepki vermiş.
Bakan Eroğlu Tarkan’ı kastederek “Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin. Bilmediği konuya burnunu sokarsa yanlış olur” demiş.
Hiç yakışık değil bu sözler, üstelik bir bakan tarafından söylenince de insan üzülüyor, canı sıkılıyor.
İşin daha da vahim yanı, Kültür Bakanlığı internet sitesinde Anadolu’nun en önemli tarihi eserlerinden biri olarak tanıtılan Allianoi antik kentinin hiç olmadığını da iddia ediyor Sayın Bakan.
Bölgeye bir baraj yapılması çok gerekli olabilir. Tarihi kentle ilgili tüm eserler toplanmış, sergilenmek üzere çıkarılmış da olabilir.
Ama bir bakanın sanatçı duyarlılığını bu kadar hafife alması, onu gıyabında azarlaması bulunduğu makamla hiç uyuşmuyor.
“Burnunu sokma” türü, ancak otoriter rejimlerin sözcülerinin söyleyebileceği bir sözü üstelik bir sanatçı için sarfetmesi Veysel Eroğlu kimliğinde AKP’nin “demokrasiye” nasıl baktığının da bir işaretidir.
Demokrasi deyince sadece türban ve Kürt konusunu dillerine dolayan ve bunun dışında hiçbir görüş kabul etmeyen bu zihniyete tarihi değerlere karşı duyarlılığın da nasıl bir demokrasi konusu olduğunu anlatmaya kalkarsak herhalde çok yoruluruz.
Taş atan çocuklar büyükler müdahale edince yok oluyor
Taş atan çocuklar biliyorsunuz kendini demokrat zanneden bir kesimin diline çok dolanmıştı bir süre önce.
“Demokrasi” diyen ama o küçücük çocukları ateş hattına atanların üzerine gidilmesini akıllarına getirmeyenler kapı kapı gezerek “hümanizm sömürüsü” yapmışlardı.
Aynı dönemlerde, yazdığım yazılarda, küçük çocukların terör iddiasıyla yargılanmasının ve ağır hapis cezalarının verilmesinin yanlış olduğunu savunarak “Ana baba sorumluluğu getirilmesi gerek” demiştim.
Tabii bu görüş AKP yandaşı sözde demokrat-hümanist çevrelerin işine gelmediği için hiç ses çıkarmamışlardı.
Oysa küçük çocuklar üzerinde tek etkili kesim aile büyükleri, analar babalardır.
Önceki gün bir haber kanalında izledim. Yüzleri maskeli “büyükler” küçük çocukları eyleme hazırlıyorlar. Çocuklar taş topluyor, lastik getiriyor ve ateş yakıyordu.
Derken, belli ki çocuklardan birinin annesi, elinde bir kova suyla geldi ve yakılan lastiklerin üzerine boca etti. Çocuklardan biri arkadan dolanıp kadına engel olmak isteyince, kadın kalan suyu da onun üzerine döküverdi.
Çocuklar o anda çil yavrusu gibi dağıldı. Yüzü maskeli kişi de ortadan kayboldu.
Demem o ki, ana baba sorumluluğu üzerinde durulsa ne o çocuklar yüzleri maskeli hainler tarafından öne sürülebilir, ne taş atan çocuklar sorunumuz olur ne de bebe yaştaki çocuklar terör ortamında büyür.
O kendini demokrat hümanist sananların asıl bu noktaya eğilmeleri ve o çocukları ateşe süren maskelilerle, onlara sahip çıkmayan ana babalara yönelmeleri gerek.
Kaymakamdan itiraf: Ne yapayım kardeşim
İsim ve yer yazamam. Ama hem resmi belgesi elimde, hem de olayı yaşayanlar tanıklık etmeye hazır.
Türkiye’nin bir ilçesi. İktidar partisi kentin neredeyse her kavşağını ‘Evet’ afişleri ile donatmış. Oysa seçim yasaklarına aykırı bir durum bu.
Muhalefet partisi harekete geçiyor, İlçe Seçim Kurulu’na başvuruyor. Kurul yaptığı toplantı sonunda karar veriyor ve bu afişlerin sökülmesini istiyor.
Karar ilçe kaymakamlığına gidiyor. Kaymakamlık çaresiz, afişleri indirmek zorunda ama yapmıyor bunu.
Muhalefet partisi yetkilileri kaymakama gidip “Görevinizi niye yapmıyorsunuz?” diye soruyor. Kaymakam bir cevap veremiyor. Parti yöneticileri bastırınca çaresiz bir “offf” çektikten sonra şöyle diyor:
“Yahu arkadaşlar biraz anlayışlı olun, elimden ne gelir, öyle bir baskı altındayım ki, bizzat Ankara’dan arayıp o afişlere dokunmamam istendi.”
Aynen yaşanmıştır bu olay.
Bir bilgi daha vereyim. AKP İstanbul’u da ‘Evet’ pankartlarıyla donattı. Hepsi yasadışı ve İl Seçim Kurulu sökülmeleri için karar çıkarıyor. Kaymakamlıklar ise adet yerini bulsun diye bunlardan birinin iplerini kesiyorlar, gerisini bırakıyorlar.
İsterlerse bırakmasınlar. Anında “bertaraf” olurlar yoksa.

