ANALİZ
Şunun şurasında 20 günden bile az zaman kaldı referanduma. İki hafta sonraki pazar günü sandık başında olacağız. Gerçeği göreceğiz.
Son günlerde biraz da üst üste gelen işlerim gereği çok yere girip çıktım. Doğal olarak tanıyanların en büyük merakı “Ne olur bu referandumda?” sorusunu bana sormak.
Hiç tereddütsüz “Bana göre hayır çıkacak” diyorum. Bu cevabıma çok sevinenler var ama inandıklarını pek söyleyemem.
Çünkü, medyanın olağanüstü baskısı, AKP’nin tüm devlet olanaklarını ve parti kaynaklarını kullanarak yaptığı propagandalar, yardıma muhtaç hale getirilip her gün iktidarın gıda kutularını kapışanların görüntüleri “hayır” diyecek olanlar üzerinde müthiş bir kötümser hava yaratmış.
Soruyorum, “Ben hayır vereceğim ama evet kazanır” diyor herkes. Açık söyleyeyim kendimden başka bir de Bahattin Yücel’i gördüm “Hayır çıkar” diyen. Pek çok kişinin gönlünden geçen bu da, bir türlü inanamıyorlar.
Aslına bakarsanız, halkın üzerindeki kötümser hava, iktidarın adeta beyin yıkar gibi yürüttüğü propaganda çalışmaları ve “korkutmaya” yönelik eylemleri. Koca Başbakan “Bitaraf olan bertaraf olur” diyor. Bunun tercümesi “Hayır demeyin, yok olursunuz” halkın dilinde.
Ben 12 Eylül dönemini de üstelik gazeteci olarak yaşamış biriyim. Açık söyleyeyim, bugünkü baskıyı 12 Eylül’de bu kadar hissetmiyorduk. Üstelik askeri yönetim anayasa referandumu öncesinde “hayır” kampanyasını yasaklamıştı. “Evet” propagandası serbestti.
Bugün ise görünürde bir yasak yok. Ama etrafınızda hiç “hayır” görüyor musunuz? Sanki sadece “evet kampanyası yapılabilirmiş” gibi bir hava var.
Dikkatinizi çekmiştir mutlaka, dün Vatan ve Milliyet hariç, irili ufaklı bütün gazetelerin arka sayfalarında AKP’nin verdiği “evet” ilanları vardı. Belki bugün de devam ediyordur. Başbakan ısrarla “Bu değişiklikler AKP projesi değildir, milletimiz böyle istedi biz de yaptık” diyor ama evet çıkarmak için de büyük paralar harcıyor.
Üstelik bir taraftan “Yüzde 60’ı geçeriz” diye böbürleniyorlar. Madem evet bu kadar garanti, bu çırpınmanın anlamı var mı?
Başlıkta “12 Eylül dönemi bile daha iyiydi” diyorum ya, küçük bir örnekle anlatayım. Geçen hafta Güngör Mengi ile sohbet ediyorduk. 12 Eylül referandumunda hayır oyları mavi, evet oyları beyaz pusulaydı. Tercih ettiğimiz pusulayı zarfa koyup sandığa atıyorduk. Zarflar o kadar inceydi ki, içindeki pusulanın rengi dışarıdan görünüyordu. Bu büyük baskıydı tabii.
O tarihte İzmir’in en büyük gazetesi Yeni Asır yeni bir baskı tekniğine geçmişti. Gazetenin logosu teknik olarak mavi basılmak durumundaydı. Ama tam referanduma giderken Yeni Asır’ın mavi logoyla çıkması askerleri kızdırmıştı tabii. Güngör abiye o günlerde neler yaşadıklarını sordum. “Yok, o kadar da öfke yapmamıştı Kenan Evren” dedi, devam etti: “Ben konuştum. Gülerek bu mavinin neden tercih edildiğini sordu. Ben de mavinin içinden beyazın çıktığını söyledim esprili olarak. Kenan Paşa buna daha da güldü, hepsi bu.”
Yani darbe komutanı bile o en güçlü zamanında Güngör Mengi’ye “Bertaraf olursunuz haaa” diye gözdağı vermemiş.
YENİ ÖĞRENDİM
Kılıçdaroğlu fotoğraflı afişlere soruşturma
CHP’nin en genç Parti Meclisi üyesi Korkmaz Karaca aradı. İstanbul’un yeni ilçesi Sancaktepe’de Kaymakam’ın emriyle açılan bir soruşturmayı haber verdi. Sonra da telefonu CHP Sancaktepe İlçe Başkanı Musa Sağdıç’a aktararak olayı bizzat ondan dinlememi istedi.
Sağdıç’ın anlattığına göre 31 Temmuz günü ilçe binasında CHP’ye katılım töreni yapılmış. Tören birden büyümüş ve binanın önünde 7-8 bin kişi toplanmış. Sağdıç “Bu kalabalık belli ki iktidarı çok ürküttü. İki gün sonra gece 02.00’de telefon çaldı. Arayan İlçe Emniyet Müdürü Adem Öztürk’tü. Müdür sabah emniyete gelmemi, bir soruşturma olduğunu söyledi” dedi.
Meğer ilçe Kaymakamı Necmettin Kalkan, CHP’ye katılım töreni nedeniyle çeşitli yerlere asılan ve üzerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının bulunduğu afişlerin suç olduğuna karar vermiş. Sonuçta CHP’li İlçe Başkanı ile 15 arkadaşı önceki gün savcılığa gidip ifadelerini vermişler.
CHP İlçe Başkanı Sağdıç “Kaymakam AKP ilçe başkanı gibi davranıyor. Soruşturma açtırmasının yanı sıra astığımız CHP bayrakları için de suç olduğu gerekçesiyle soruşturma açtırmış. Bu nedenle de bazı arkadaşlarımız ifade verdiler” dedi.
Referanduma böyle gidiyoruz işte.
BUNU YAZMAK GEREK
Benimki zaten tatil değildi
Aslında tatil falan yapmıyorum, yapamıyorum. Çünkü haftanın üç günü televizyonlarda programım var. Salı ve perşembe günleri Habertürk’te, cuma günü de Beyaz TV’deyim. Ama arada “hiç olmazsa yazı stresini biraz atayım üzerimden” diye düşündüm, yazılarıma kısa bir süre ara vereceğimi söyledim.
Kararımı beğenmediniz. “Referanduma gidilirken nereden çıktı bu izin meselesi” diye sitem etti pek çok okur.
Eh, dediğim gibi zaten tatil yapamıyorum, o halde yazıya ara vermenin de âlemi yok. İşte yine sizlerle birlikteyim. Tabii şaşırmayın yarın “normal” izin günüm. Sonra yine devam.

