ANALİZ
Başbakan Erdoğan çok sinirli. Başbakan Erdoğan çok gergin. Başbakan Erdoğan panik içinde. Başbakan Erdoğan demokrasi kavramını altüst ediyor.
Ve ne gariptir ki kendilerini “demokrasi havarisi” gibi görenler Başbakan’ın “inanılmaz” sözlerine karşı hiçbir tepki vermiyor, veremiyor.
Yandaşlığın ve biat etmişliğin temel özelliği tabii ki bu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “genel aftan” söz etti. Erdoğan öyle bir öfkelendi ki bu öneriye, aklına geleni anında söyleyiverdi. Sanıyorum kendisinin “genel afla ilgili bir hazırlığı” vardı ve Kılıçdaroğlu’nun “rol kapması” sonucu telaşlandı.
Başbakan diyor ki “Sen bu yetkiyi kimden aldın?”
Demokraside yetkiyi veren halktır. CHP Genel Başkanı da halktan bu yetkiyi talep ediyor. Eğer halk bu yetkiyi verirse, Kılıçdaroğlu da planlarını eyleme geçirebilir.
Ama Başbakan sadece bununla kalmıyor, diyor ki “O Meclis’in yüzde 65’i bende, nasıl geçireceksin bu kanunu. Sana su bile içirmem.”
Demokrasimizin geldiği noktayı görüyor musunuz?
Başbakan “sayısal üstünlüğüne” güvenerek, bunu bir sopa gibi kullanmaktan çekinmiyor.
Oysa demokrasi bir uzlaşma rejimidir. Fikirler “sayısal üstünlüğün” gücüyle değil, uzlaşmayla, müzakereyle, iknayla hayata geçirilir.
“Benim sayım fazla, o halde dilediğimi yaparım” anlayışının demokraside yeri yoktur, olamaz da. O daha önce de yazdığım gibi “feodal demokrasiden” başka bir şey değildir
Ancak Başbakan, iktidarda kalabilmek adına “her yolu mübah gördüğünden” rakiplerini sayısal üstünlükle sindirip “size su bile içirmem” diyebilecek cesareti bulmaktadır.
Tabii dikkatlerden kaçan bir nokta daha var. Başbakan 8 yıllık iktidarı boyunca ilk kez Meclis’teki sayısal üstünlüğünün oranını da telaffuz etti. Hem de birkaç kez.
Dedi ki “Meclis’in yüzde 65’i bende.” Hatta bir keresinde düzeltti, “63 falan da olabilir” diye.
Bunun Türkçesi şudur: “Ey hayır verecek olanlar. Referandum seçim değil. Meclis aritmetiği değişmeyecek. Hayır çıksa da güç benim elimde ona göre.”
Başbakan “Hayır vereni bertaraf ederim” anlamına sözler söyledi ya, Meclis’teki üstünlüğünü hatırlatarak,
konuyu tekrar “bilgilere” sunuyor.
YENİ ÖĞRENDİM
Gel de hayır oyu ver
Balıkesir CHP Milletvekili Ergün Aydoğan aradı geçen gün. Balıkesir’in ilçelerinde gece gündüz demeden nasıl çalıştıklarını anlattı.
Ama iktidarın “evet çıkmasını sağlamak için” yaptıkları gerçekten inanılmaz.
Örneğin Aydoğan “Balıkesir Atatürkçü Düşünce Derneği referandumda hayır oyu vereceğini açıklayan bir bildiri yayınladı. Savcılık hemen soruşturma açtı” dedi.
Hani Başbakan “Ne oyu verecekseniz verin ama açıklayın” diyor ya, eğer açıklama “hayır” ise savcılar devrede demektir.
Aydoğan “Manyas’taydım. Gece yarısından sonra kömür dağıtılıyor, gıda yardımları ise koli koli taşınıyor” dedi.
Bunun da ötesinde AKP teşkilatları esnafa dükkânlarına asması için “Evet” afişleri dağıtmış. Esnaf şaşkın ve tedirginmiş.
CHP’li milletvekili “En kötü baskıyı da yoksullar üzerine yapıyorlar. Referandumda hayır çıkması halinde yeşil kart dağıtımının yeniden yapılacağı, bazı sosyal yardımların kesileceği yayılıyor etrafa. Yoksul halkın umudu ile oynanıyor yani” dedi.
İktidar yetkililerinin köy muhtarları ile toplantılar yaptıklarını da söyleyen Aydoğan “Örneğin köyün yolu mu yok, (evet çıksın yapalım) deniyor” diye konuştu.
Bütün bunlara rağmen hayır çıkarsa ki çıkacak, kimbilir neler yaşayacağız.
GİTTİM GÖRDÜM
Marmaris de katlediliyor
Yaz başlarında, bir tören için Bodrum’a gittiğimde, yapılan yollar nedeniyle tatil mevsiminde insanların çok sıkıntı çekeceğini yazmıştım. Yaz bitiyor neredeyse, Bodrum’daki keşmekeş hâlâ bitmedi.
Benzer bir durum da Türkiye’nin en gözde turizm merkezi Marmaris’te yaşanıyor. Üstelik Bodrum’da hiç olmazsa doğa katledilmiyor, Marmaris’in güzelim ormanları yok ediliyor.
Marmaris’e tatil amaçlı iki yıl önce gitmiştim, bir iki günlüğüne. Gökova-Marmaris arasında duble yol yapılmasına o zaman başlanmıştı ve ben yine “yazık değil mi bu ağaçlara” diye yazmıştım.
Önceki hafta yine sadece iki günlüğüne Marmaris’e gittim. Gördüm ki, iki yıl önce yapılan yol aynen devam ediyor. Tabii bölge koşulları ve ormanlar çalışmaları yavaşlatıyor.
Ancak akıl almaz durum şu: Marmaris’le Gökova’yı bağlayan yol, her koşulda yeterli. Dik yerlerde tırmanma şeritleri var, çok yoğun günlerde trafik biraz yavaş aksa da buraya yeni yol yapmanın âlemi yok.
Ama deniyor ki Marmaris Limanı’nın sahibi AKP iş adamı, limanı yaz kış çalıştırmak ve kamyon geçişini sağlamak için bu yolun yapılmasını istiyor. İktidar da yapıyor.
Bu yolun yapımı için binlerce ağaç kesiliyor, milyonlarca ton hafriyat yapılıyor. Doğa katlediliyor.
Bu ülkenin kaynaklarına yazıktır, günahtır. Fransa’nın turizm merkezi güneyde yollar daracıktır, virajlıdır ama ne yerel yönetimin ne de merkezi otoritenin aklına ağaçları keserek yolları genişletmek gelir. Hatta bir belediye başkanı yol isteyenlere “vakti olmayanlar helikopterle gezsinler” diyecek kadar kararlılık göstermişti zamanında. Bizde ise “kes ağacı, yap yolu, sonra da bununla övün” zihniyeti egemen.
ÖNERİ
Kültür Bakanı da emekli maaşı almasın
Üzerinden biraz geçti ama notumu almıştım, size de yazmak istedim. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay bazı sanatçıları “bankamatik” olarak nitelemişti. Özellikle opera ve bale çalışanlarının hiç iş yapmadıkları halde her ay gidip maaşlarını bankamatiklerden aldığını belirterek “bunlar için bir düzenleme düşünüyoruz” demişti.
Tabii o sanatçılar görev verildiği halde işten kaçıyor değil. Siz sanatçıya sahneye çıkacağı alan bırakmazsanız o ne yapsın?
Tabii Kültür Bakanı konuyu popülist yaklaşımla ele alıp, iş yapmadan maaş alan sanatçılara ödenen paranın “ziyan” olduğunu söylüyor.
Konunun diğer yönlerini tartışmayı başka zamana bırakıp bir öneri getirmek istiyorum. Kültür Bakanı sanatçıya ödenen parayı ziyan olarak görüyorsa, örneğin, milletvekilliği bittikten sonra ölünceye kadar alacak olduğu emekli maaşını da almasın. Biliyorsunuz iki yıl milletvekilliği yapan bir kişi, ömür boyu (şu anda yaklaşık 7 bin lira) emekli aylığına hak kazanıyor. Ayrıca kendisinin ve ailesinin tüm sağlık harcamaları da bedava.
Yetimin hakkının çalışmayan sanatçıya gittiğini düşünen kültür bakanı, vatandaşın da “ömür boyu ödenen” milletvekili emekli maaşlarına “ziyan” gözüyle baktığının farkında mı?
Başbakan, “İktidarımızda yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk kalkacak dedik ve kalktı” demiş. Dogru, kalktı ama ayağa kalktı! (Gani Yıldız)

