Sevgili okurlar önceki haftanın sonunda yaşadığımız acı olayın etkisi sürerken Diyabakır’da da 5 polisin şehit olduğu hain terör saldırısıyla yeniden sarsıldık. Tekrar hepimizin başısağolsun derken ateşin asıl düştüğü yere, şehitlerimizin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dilerim.Asker mücadelenin neresindeGeçen haftayı üst üste gelen terör saldırılarından sonra yoğun bir eleştiri havasında geçirdik. Özellikle Silahlı Kuvvetler’in Aktütün baskınında ihmalinin olup olmadığı üzerinde çok duruldu. Ancak bu heyecanlı tartışma ortamı içinde Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadelede nerede olduğu konusu pek gündeme gelmedi.Asker bekliyorAslına bakarsanız hepimizin yanıldığı bir nokta var. Güneydoğu’da terörle mücadele, Silahlı Kuvvetler’in ya da daha doğru deyişle Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın görev ve yetki alanında değil. Bu bölgede terörle mücadeleyi sürdüren asıl güç jandarma. Ve biliyorsunuz jandarma askeri bir kuvvet olmasına rağmen aynı zamanda İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Kara Kuvvetler’i ise sınır bekliyor.Asker operasyon yapmazİşte üzerinde pek durmadığımız ve eleştiriyi topyekûn Silahlı Kuvvetler’e yönelttiğimiz nokta bu. Şu anda Kara Kuvvetleri’ne bağlı birlikler sınırları koruyor ve ancak üzerlerine bir saldırı gerçekleştiğinde savunma amaçlı güç kullanıyor. Bunun dışında terörist izleme, operasyon yapma gibi bir yetkileri yok. Olmadığı gibi bu tür bir yetkiyi kullanmaları halinde suç işlemiş duruma da düşüyorlar. Sadece Hava Kuvvetleri sınır ötesi harekât yapıyor.Jandarma görevdeSevgili okurlar Güneydoğu bölgesinde şehit olan da operasyona katılan da Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı birliklerdir. Bu konudaki emir ve talimatlarla yetki ve sorumluluğu da İçişleri Bakanlığı’ndan almaktadır. Buna karşın herhalde hepinizin dikkatini çekmiştir, hiçbir eleştiride İçişleri Bakanlığı’nın adı geçmedi. Halbuki asıl hesap sorulması gereken makam İçişleri Bakanı.Bakan var mı?Ancak burada da şu sorun ortaya çıkıyor. Hangi önemli olay olursa olsun, konunun ilgili bakanını hiçbir zaman göremiyoruz. Nitekim bu tür kanlı terör olaylarından sonra İçişleri Bakanı da ortaya çıkmıyor. Sanıyorum çıkmadığı için de kimsenin dikkatini çekmiyor ve “Nerede bizim bakan?” diye de soran olmuyor.İstifaysa ona daBen de Silahlı Kuvvetler’in özellikle terör konusunda gösterdiği çekingenlik ve alınan başarısız sonuçlar sonunda “istifa” konusunun gündeme gelmesi gerektiğini yazdım. Ama eğer bir askerin kendini sorumlu tutarak istifasını istiyorsak konunun bir numaralı sorumlusu İçişleri Bakanı’nın da istifasını istemek zorundayız. Tabii bunca olay arasında Sayın Bakan’ı bulunduğu yerden bulup çıkarabilirsek.Askere eleştirinin dozuGeçen hafta içinde gazetelerde köşesi olan pek çok isim askere yönelik eleştiriler kaleme aldılar. Bu kimi okurlar için de çok şaşırtıcı oldu. Gelen mesajlarda “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin cumhuriyetin temel ilkeleri konusunda ayakta kalan tek kurum olduğu” özellikle vurgulanarak, “Askeri yıpratarak iktidarı niçin sevindiriyorsunuz” deniyordu. Eleştiri dozunun biraz kaçmış olduğunu elbette düşünebiliriz, ama mantığımız asla böyle olmamalı.Ne yapılacaktı yani?Demokratik bir hukuk düzeninde gerektiği durumda herkes eleştirilebilir ve eleştirilebilmelidir de. Silahlı Kuvvetler kurum olarak cumhuriyetin ayakta kalan tek savunucu diye bu kurumdan çıkan ve yaptıkları yanlışlar nedeniyle Türkiye’ye bedel ödetenler eleştirilmeyecekti de ne yapılacaktı? Bir emekli komutanın altına alınan 1 milyon liralık arabayı getirmek için özel uçak tutulması ve bir korgeneralin bu işle görevlendirilmesi yazılmıyorsa zaten medya sorumluluk görevini yerine getirmiyor demektir.En büyük eleştiriAsker eleştirisinden en büyük payı kuşkusuz Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu aldı. Babaoğlu herkesin hakkı olduğu gibi tatil yapıyor ve hoşlandığı bir sporla ilgileniyordu. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak spor yaptığı sırada 17 askerin şehit olduğunu öğrenmiyorsa ve bu konuda gereğini yerine getirmiyorsa söylenecek çok şey olur. Evet, herkesin tatil hakkıdır ama bazı makamlar da fedakârlık ister.Hükümetin çekingenliğiAnkara’da art arda yapılan terör zirvelerinden de önemli bir sonuç çıkmadı. Yazımın başında anlattığım gibi aslında Kara Kuvvetleri Komutanlığı “yasal nedenlerle” teröre karşı etkili müdahalede bulunamadığı için bazı yasaların değişmesini istiyor. Ancak bu yasaların değişmesi halinde Avrupa Birliği Uyum Yasaları da ağır hasar görecek. Oysa yasalar değişmeden de buna bir çare bulunabilir. Çünkü askerin istediği değişiklikler aslında yasalarımızda mevcut.Olağanüstü hal isteğiPeki nerede derseniz, olağanüstü hâl yasalarında. Eğer Güneydoğu’da olağanüstü hâl ilan edilirse bu yasal engeller ortadan kalkacak. İşte hükümeti tedirgin eden ve çekingenliğe iten de bu. “Asker olağanüstü hâl yetkisi alırsa acaba başımız sıkıntıya girer mi?” korkusu hükümeti kilitlemiş durumda.Bilek güreşi gibiBu durumda Ankara’da kamuoyunun pek fark edemediği bir bilek güreşinin sürdüğünü söyleyebilirim. Başbakan, askerin bu talebini kırmak amacıyla “Asker ne istediyse verdik” diyerek tabanına mesaj verirken, Devlet Bakanı Cemil Çiçek de “Hani Güneydoğu BBG evi gibiydi” diye sorarak askerin önünü kesmeye çalışıyor. Bu bilek güreşinin nasıl sonuçlanacağını yakında göreceğiz.Yolsuzluk haberlerine devamTabii üst üste gelen terör olayları kimi yolsuzluk olaylarını bir parça geriye itti. Ancak gündemin daha heyecanlı olması nedeniyle kimse de sevinmemeli. Çünkü medyanın önemli bir bölümünün yolsuzluk olayları üzerinde durmaya devam edeceği anlaşılıyor. Öncelikle Deniz Feneri olayının biraz daha aydınlanması ve Türkiye’nin de “mecbur kalarak da olsa” harekete geçmesi gerekiyor. Savcılara “Size ne yaaa” anlamına gelecek mesaj gönderen Adalet Bakanı’na rağmen, namuslu ve yürekli savcılar olduğuna kamuoyunun inancının tam olduğunu düşünüyorum.Bu hafta yoğunumSevgili okurlar siz bu satırları okurken yoğun bir programla dolu olan bir yurtdışı gezisinde olacağım. Ancak biliyorsunuz teknik olanaklar sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun gündemi anbean izleyip yazı da yazabiliyorsunuz. Yani Türkiye’de olmasam bile sizlerden ayrı kalmayacağım tabii ki.Hepinize iyi haftalar dilerim. *** Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. Konfüçyüs
Yıldırım Tuna’yı artık iyi tanıyorsunuz herhalde. Gün geçmez ki Tuna’da hiç duymadığım bir fıkra gelmesin. Ben de bunların çoğunu sizlerle paylaşırım. Ancak Ramazan ayı boyunca Bektaşi fıkraları koydum bu sayfaya. Araya bir de 10 günlük tatil girdi.Bu nedenle Yıldırım Tuna fıkralarından hiçbirini okuyamadık. Oysa o, hiç bıkmadan ve usanmadan fıkra göndermeyi sürdürdü. Bu pazar bir ay içinde gelen ama yayınlanamayan fıkralardan bir paket hazırladım. Neşeli pazarlar dilerim...Adam sabah kahvesini yudumlarken karısı yumuşak bir ses tonu ile “Aşkım...” demiş, “Geçen nisanda bir hafta sonu balığa gitmiştin ya...” “Evet...” demiş adam, okumakta olduğu gazeteyi heyecanla indirip bütün dikkatini karısına vererek, “Dün gece o balık seni aradı bitanem, hamileymiş tatlım...” ***Broker sabah müşterisini arayıp “Sizi 65 yaşında emekli eder diye aldırdığım hisse senetlerini hatırlıyor musunuz?” diye sormuş.Adam “Evet?” diye karşılık verince broker konuşmasını sürdürmüş: “İyi. Bu ABD’deki son ekonomik kriz nedeniyle emeklilik yaşınız 108 oldu.” ***Anne mutfakta iki küçük oğluna kek pişirirken ikisi de “İlk dilimi ben yiyeceğim” kavgasına başlamış. Anne, çocuklarına ders vermek için “Bakın çocuklar” deyip şöyle sürdürmüş: “Eğer burada İsa peygamberimiz olsaydı ‘Anne keki önce siz kardeşime verin, ben beklerim’ derdi.” “Hmmm...” demiş dersi alan ağabey ve kardeşine dönüp, “Tamam... Sen İsa ol!” ***Karı koca kavga ederlerken kadın “Bana aptal cadı dedin haa?” diye bağıra bağıra ağlamaya başlamış...“Tamam hayatım sözümü geri alıyorum...” diye onu yumuşatmaya çalışmış adam, “Hadi artık şu sihirli kelimeyi hatırla da kurbağaya çevirdiğin annemi eski haline getir... Tamam mı tatlım?” ***- Doktor soğuk algınlığımı önlemek için harika bir şey verdi.- Ne verdi?- Paltosunu...***İşe girmek için müracaat eden sarışına personel müdürü onun kültür seviyesini daha iyi anlayabilmek için sormuş: “Bir ünlü ile görüşme fırsatınız var, bu şahıs ölmüş veya günümüzde yaşayan biri olabilir, kim olurdu sizce?” “Bırrrr.... Canlısı tabii!” ***Adamın biri denizaşırı bir ülkeye iş seyahatine giderken en iyi arkadaşını yeni evlendiği genç karısına göz kulak olması için görevlendirmiş. “Normalin dışında bir durum olursa hemen bana haber ver” diye sıkı sıkı tembihlemiş.Aradan iki hafta geçmiş en ufak bir haber yok, ama 3’üncü hafta iş adamı tek cümlelik bir telgraf almış: “Karınla her gece kalmaya gelen o adam dün gece gelmedi..!” ***Kadın psikiyatra gidip, “Çok sıkıntıdayım doktor” demiş, “Geçen gün kızımı komşunun oğluyla birlikte çırılçıplak buldum. Birbirlerinin vücuduna bakıp bakıp kıkırdıyorlardı.” “Önemsenecek bir şey değil bu hanımefendi” demiş doktor gülümseyerek, “Hatta çok normal bir şey bu. Karşı cinsi keşfetmeye çalışıyorlar...” “Bilemiyorum doktor” demiş kadın, “Ama cidden çok endişeleniyorum. Kızımın kocası da öyle...” ***Kadın evlilik danışmanına “Kocamın beni sürekli aldatması inanın umurumda degil” demiş, “Ama sıkıntım şu ki aynı yatakta 3 kişi birden yatınca uyuyamıyorum!” ***Evin hanımı göz yaşları içinde hizmetçisine koşup, “Kocam sekreteriyle beni aldatıyor” demiş. “İnanmıyorum” diye haykırmış hizmetçi, “Sırf beni kıskandırıp sinir etmek için söylüyorsunuz.” ***Hâkim sanık sandalyesinde oturan adama “Karınızı çekiçle öldüresiye dövmekle itham ediliyorsunuz” deyince mahkeme salonunun arka taraflarından “Seni şerefsiz herif!” diye bir ses gelmiş. Hâkim sertçe arka sıralara bakıp devam etmiş: “Aynı zamanda kayınvalidenizi de çekiçle öldürdüğünüz ileri sürülüyor.” Aynı ses yine “Şerefsizz..!” diye bağırmış. Hâkim arkadan küfreden adamı tespit edip, “Bana bakın, mahkemeyi engelleme suçundan şimdi sizi içeri attıracağım” deyince, “Özür dilerim efendim” demiş arka sıradaki adam ayağa kalkarak, “Ben bu şerefsizin 10 yıllık kapı komşusuyum, ne zaman bana çekiç lazım olsa ‘Valla bizde yok’ deyip hayatta vermezdi efendim!” ***Kızın babası damat adayına, “Demek kızımla evlenmek istiyorsun” demiş, “Pekii bir aileyi geçindirebilecek maddi durumun var mı?” “Yok, yok, yok bir dakikaa...” diye ayağa fırlamış oğlan, “Ben sadece kızınızı geçindirebilirim, siz artık kendi çarenize kendiniz bakacaksınız... Olur mu ya?” ***Şehirde büyümüş delikanlı köyün birine gidip avlanmak istemiş, köylü ona tüfeğini verirken “Aman dikkat et” demiş, “Çiftlik hayvanlarına ateş etme!” Delikanlı tüfeği alıp ağaçların arasında yürürken bir keçiye rastlamış ve onu vurmuş, ancak hayvanlar hakkında herhangi bir bilgisi olmadığı için köylüye koşup vurduğu hayvanı tarif etmiş, “Kapkara bir şey” diye başlamış tarife, “Sarkık 2 memesi var, sakalı var sakalı... Leş gibi de kokuyor...” “Kahretsin!” demiş köylü, “Ulan sen bizim karıyı vurmuş olmayasın?”*** Sinir bozan espriler Giray Ertuğrul göndermiş. Ama okurken gerçekten insanın sinirleri bozuluyor. Söylemedi demeyin...- Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkûmu son isteğinde ne istemiş?Çok korkuyorum elimi tutar mısın?- Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş.İyi iyi, dinlensinler, zaten çok yorulmuşlardı.- Saatin çalışıyor mu?Evet.Benimkine de iş bulsana...- Eli olmayan babaya ne denir?No-el baba...- Bir gökdelenin üzerinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyormuş, neden?Çünkü binanın şarjı bitiyormuş...- Size bir kıllık yapayım:İçine kıllarınızı koyarsınız.- Viyana kuşatması neden bitmiş?Etrafta atacak kuş kalmadığı için.- Tem otoyoluna muz düşersen ne olur?Temmuz...- Rıdvan’ın bir büyüğü nedir?Rıdtwo...- Allah bana ‘Yürü ya kulum’ dedi.Arabayı sattım!- Sen terlemişsindir.Sana terlik getireyim...- Bir adam karısını dövüyormuş, kapı çalmış karısını dövmeyi bırakmış, neden?Eşek sudan gelmiş!- Tomi’nin annesi kimdir?Anatomi...- Bol keseden atmış,Dar keseden eşek.- Bozuk paran var mı?Var.İyi, ver de tamire götüreyim. *** Bugün Allah için ne yaptın, kendin için ne kaptın! Yeni dönem Türk atasözü
Amerikalılar diyor ki: “Bu tarihin en büyük ekonomik krizi. Öyle ki 1929 krizi bile gölgede kalacak.” İşin sahibi böyle söyleyince etkisi de daha büyük oluyor tabii. Avrupa sarsıldı. İngiltere ve Almanya bankalarını kurtarmak için büyük fonlar ayırdılar. Fransa’da bazı bankalara devlet el koyuyor. Rusya beklemediği bir yıkıma uğramak üzere. Uzak Doğu’da panik havası esiyor. Güney Kore battı gibi. Çin ne yapacağını şaşırmış halde.Biz ise “bu kriz bizi ırgalamaz” tavrından “etkisi tabii ki olacak ama bu geçici bir durum” aşamasına geldik. Ama bu yazı henüz okunmadan “yandık bittik” sesleri de yükselebilir tabii.Şimdi gelelim konunun “komplo teorisi” bölümüne. Ekonomistler gazete safyalarında ve TV ekranlarında kriz tahlilleri yapıyorlar. Kimi çok güzel anlatıyor, anlıyoruz, kimi hiç anlamadığımız teknik terimlerle kafamızı allak bullak ediyor.Ben bazılarına soruyorum, “Bu işin sonunda ne olacak, kim kârlı çıkacak?” diye. Bazı ekonomistler “Sonuçta ABD kârlı çıkar” diyor.Peki kim zarar edecek? Bazı Avrupa ülkeleri, Rusya, Hindistan, Çin ve gelişmekte olan ülkeler. Dolaylı olarak da Japonya. Böylelikle dünyada yeniden bir düzen kurulacak, ABD hami rolüyle zordaki ülkelere “yine” yardıma koşacak.İyi de ABD sonuçta kârlı çıkmak için kendi de çok büyük yıkıma gitmiyor mu? Gidiyor tabii de, etrafa öyle bir hasar veriyor ki, sonuçta sanki kendisine hiçbir şey olmamış gibi olacak.Dün değerli dostum Nurlu Esemenli ve başarılı oğlu Menend ile Levent’teki Tike’de bir öğle yemeğinde buluştuk. Konu yine krizden açılınca Menend “Ben de bu krizin bir ABD oyunu olduğuna inanıyorum artık” dedi. Sonra da bir filmden örnek vererek anlatmaya başladı.“Keanu Rivees’in oynadığı Speed filmi vardı. Bu filmin başında polislere rehine kurtarma eğitimi veriliyordu. Soru şuydu: ‘Adam rehinenin başına tabanca dayamış, bu durumda ne yaparsınız?’ Bütün cevaplar aşağı yukarı birbirine benziyordu. Sadece Keanu, ‘Ben rehineyi vururum, ama öldürmem, böylece rahine bir anda işe yaramaz hale gelir’ cevabını verdi.” Menend devam etti: “ABD’de bana göre bunu yaptı. Ekonomik kriz kaçınılmazdı. Bir şey yapılması gerekiyordu. Sanki rehine vuruldu. Adeta rehin alan zora düştü. Örneğin, Kore battı, Japonya destek olmak zorunda, bir anlamda pasifize oldu. Rusya çok kabarmıştı, şimdi kendi derdine düştü. Avrupa başına buyruk hareket etmeye çalışıyordu. Şimdi ne yapacaklarını bilemez haldeler. Sonuçta ABD dünyadan 850 milyar dolar para çekecek. Sıkıntıya düşen ülkeler kendi dertlerini düşünürken Amerika ayağa kalkacak.” Komplo momplo, mantıksız mı? Sonuçta ABD karşı çıkacak, biz dahil pek çok ülke yeniden hizaya girecekse, ne fark eder ki?*****Bir söz de Türkiye’den Bir ay kadar önce Kenya’dan dünyaya yayılmış ibret verici bir cümleyi yazmıştım sizlere. O cümle aynen şöyleydi:“Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.” AKP’nin artık niyahet konuşulmaya başlanan yolsuzluk olayları zeki buluşları olan pek çok kişiyi de harekete geçirdi.İşte Kenya deyişini hatırlatan ibretlik bir söz de bizden:“AKP geldiğinde elimizde özgürlük, laiklik, cumhuriyet vardı.Bize, kömür verdiler, aşevinde yemek verdiler, gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler.Gözümüzü açtığımızda ise, bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı.”*****Golf topları Önceki gece Kadir Çelik’in Fox TV’de sunduğu Objektif programına konuk olarak katıldım. Sevgili Kadir, yayından üç saat önce haber verince aslında iki ayağım bir pubaca girdi, ama neyse meslekteniz de halden anlıyoruz.Bizden önce Seyhan Soylu ile konuştu Kadir Çelik. Ergenekon, Cumhuriyet Kadınları, terör konuşuldu.Konuşmanın sonunda Seyhan Soylu çantasından üç tane top çıkardı. Üstlerine bazı sloganlar yazmış. Örneğin, “vatan canım sana feda” gibi. Soylu bu topları masanın üzerine koyduktan sonra Çelik’e sordu: “Bunlar ne topu?” Kadir Çelik gülerek önce cevap vermedi. Soylu ısrar edince bu kez “golf topu” demek zorunda kaldı. Ünlü menajer “Tamam, bu kadar işte” dedi.Canlı yayında masaya üç tane golf topu koyan ve inanılmaz zeki bir espri ile eleştiri yapan Seyhan Soylu’ya şapka çıkardım.*****Bozuk değil durmuş Hep yapılan bir yanlış var, her seferinde dikkatimi çekiyor sonra unutuyorum. Ama aynı yanlış çok izlenen Binbir Gece dizisinde de yapılınca bu kez unutmadım.Yanlış olan “Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir” cümlesi.Bu cümle birinin hep kötü ya da yanlış olmayacağını anlatmak için kullanılır. Yani en kötü de bile bir iki iyi tarafının da bulunabileceğini anlatır.Anlatır anlatmasına da “bozuk saat” tanımı yanlış. Doğrusu “Durmuş saat”tir. Çünkü saat kaçta durursa dursun günde iki kere o saat de olsa doğruyu gösterecektir.Oysa bozuk saatin bırakın iki kereyi bir kere bile doğruyu gösterme ihtimali sıfıra yakındır. Lütfen özellikle iddialı isimler ve dizi senaristleri bu yanlışı ikide bir tekrarlamasın.*****Perinçek hücreden alındı Perşembe günü Ergenekon tutuklusu İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in nakledildiği Silivri F tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücreye konduğunu yazmıştım. Avukatı bunun hukuk dışı olduğunu ve Perinçek’in can güvenliğinden endişe ettiklerini bildirmişti. Avukat Hasan Basri Özbey bunun yanı sıra Perinçek’in arkadaşlarıyla birlikte olamadığı için savunma hazırlamada da zorluk çektiğini belirtmişti.Dün Özbey’den bir mektup daha geldi. Adalet Bakanlığı’ndaki girişimler sonucu Perinçek tek kişilik hücreden alınarak tutuklu olan diğer İşçi Partililerin bulunduğu koğuşa nakledilmiş.*****Ne kadar yükselirsen, uçma bilmeyenlerin gözünde o kadar küçük gözükürsün.
AKP, Deniz Feneri olayındaki şoku atlatmaya çalışıyor. Skandalın ortaya çıktığı sırada panikleyen ve ses yükselterek hedef saptırmaya çalışan AKP şimdi Başbakan’dan da aldığı güçle “toplu inkâra” yöneldi.Son birkaç gündür AKP’li ve AKP’ye yakın medyayı izliyorum. Haberler “Her şey yalan” diye başlıyor. Ardından olmadık komplo teorileri sıralanıyor. Kimi Deniz Feneri skandalını Ergenekon’a bağlamaya çalışarak “Alman derin devleti ile Ergenekon iş birliği yaptı” diyor.Kimi “Türkiye’deki bir medya grubu Alman Mahkemeleri üzerine baskı kurmuş, istediklerini yaptırıyorlar” diyor.Ne gariptir ki, bu kadar “absürd” iddialara ne yazık ki inananlar, bunlarda doğruluk payı arayanlar var.Bu tipik bir “psikolojik propaganda” yöntemidir. Ortaya çok ciddi bir iddia atılır. Siz bu iddiadaki noktaları yok farzeder ve “topyekûn” bir yalanlama yoluna gidersiniz. Sesinizi o kadar yükseltirsiniz ki size güvenen, destek veren çevreler bundan şiddetle etkilenir ve “yalan” söylemine inanır.Başbakan bu yöntemi çok iyi biliyor. Daha ilk günden “yalan” dedi. Oysa “yalan” dediği Deniz Feneri olayı değil, mahkeme sürerken yapılan bir maddi yanlıştı. Deniz Feneri Derneği’nin Asya’daki tsunami faciası için gönderdiği para Kızılay’a Başbakan’lık eliyle ulaştırılmıştı. Mahkemenin ilk günü bu ifade “Başbakan’a para gitti” biçiminde anlaşıldı. Erdoğan sadece bu konu üzerinde durarak herkesi “müfteri” ilan etti, muhalefet yaptığını düşündüğü medyaya savaş açtı ve gazete boykotu yapılmasını istedi.Ama Erdoğan bunu öyle ustaca yaptı ki, kendisine körü körüne inanan insanlar tüm Deniz Feneri olayının yalan olduğunu sandı.Şimdi skandalın kahramanları uygun iklimin oluştuğuna kanaat getirdiler ve “topyekûn” inkâr aşamasına geçtiler. İlk günlerde ne yapacağını şaşıran RTÜK Başkanı her şeyin yalan olduğunu, kendisini ilgilendiren hiçbir şey bulunmadığını söylüyor. Adalet Bakanı skandalı tamamen Almanya’ya yıkarak “Bana ne yaa” diyebiliyor. Deniz Feneri Derneği yöneticileri hiçbir şey olmamış gibi “bu yalanlar yolumuzu kesemez” diyor.Peki bu “psikolojik propaganda” başarılı olabilir mi? Bir süre için evet. Ama Türkiye de muz cumhuriyeti değil ki. Baskı altında da olsa yargı ve hukuk çalışıyor. Eninde sonunda vicdanları da paramparça eden bu skandalın hesabı sorulacaktır.*****Generalin golf tatiliHain teröristler Aktütün’de karakol basıp 17 askerimizi şehit ederken Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu Antalya’da golf oynuyormuş. General, haberi 2. delik için sıra beklerken öğrenmiş. Gerekli görüşmeleri yapıp talimatlar verdikten sonra da oyununa devam etmiş.Şimdi dinci basın bunu diline dolamış durumda. Ama tuhaftır eleştiriler generalin “zengin sporu” sayılan golf oynaması üzerine yoğunlaşıyor. Oysa konu generalin zengin sporu yapması değil, bu kadar kritik bir günde tatiline devam etmesidir.Babaoğlu “Aktütün’e ben mi gitseydi?” diye sorarak savunuyor kendisini. Elbette kendisi gitmeyecek, buna karşın jetler uçarken generalin sporuna devam etmesi hiç hoş olmadı.İşte dün de yazdığım gibi bunlar sembolik nitelik taşırlar. Kamuoyu kritik durumlarda en yetkili kişileri görevlerinin başında görmek ister. Yoksa bugünün teknik olanaklarıyla general Antalya’daki golf sahasından bile operasyon yönetebilir. Keşke tatilini kesip Ankara’ya dönseydi. Yapacağı iş aynı olacaktı belki ama kamuoyu önünde itibarı zedelenmeyecekti.*****Bugün Cem TV’deyimCem TV uzun süredir yayın yapıyor. Ancak evimde uydu sistemi olmadığı için izleyemiyordum. Cem TV şimdi Digitürk’e de girmiş. 57’nci kanaldan yayın yapıyor. Artık benim de izleme olanağım oldu.Cem TV, Dijitürk’e girişiyle birlikte yeni yayın dönemini de başlatmış. Yepyeni program ve sunucularıyla artık ekranda. Hayırlı olsun demek istiyorum.Ben de yarın Cem TV’nin ana haber bültenine katılacağım. Ana haberleri yılların deneyimle ve çok başarılı ismi Gülgün Feyman sunuyor. Feyman her akşam saat 18.30’da başlayan haberleri 20.00’ye kadar sürdürüyor.Yarın akşam saat 19.00 sıralarında ana haberlere konuk olarak katılarak son gelişmelerle ilgili görüşlerimi açıklayacağım. Merak edenlere duyurmak istedim.*****Şeffaf davranış bizimkileri çok şaşırtıyor demekDinci basının Almanya’daki Deniz Feneri olayı ile ilgili kopardıkları gürültü davanın savcı ve hâkimini de kapsıyor. Alman savcı ve hâkimin bir televizyon kanalına demeç vermelerini eleştiren dinci basın “İşte” diyor, “Tezgâh buradan belli oluyor. Dünyanın neresinde savcı ve hâkimler böyle röportajlar verir?” Hukukuna ve demokrasisine güvenen ülkelerde bu tür şeffaf daranışlar çok doğaldır. Ayrıca Alman savcı ve hâkim kendi ülkelerindeki bir durumla ilgili konuşmuyorlar. Dedikleri çok basit: “Bizi ilgilendiren bölümünü hallettik, cezalarını verdik. Ama bilin ki asıl suçlular sizin ülkenizde. Eğer vicdanları alt üst eden bir yolsuzluğu artaya çıkarmak istiyorsanız bizim başladığımız yoldan siz devam edin.” Tabii bizde şeffaflığın yerini bel altı vurmalar, gizli ilişkiler ve bilgi sızdırma alınca dinci basın şaşkına dönüyor ve ne yapacağını bilemiyor.Almanlar bu kadar şeffaf davranırken bizimkiler ne yapıyor yandaş gazetecilere bilgi sızdırıyor, kişilerin dava ile ilgisi olmayan ve hukuka uygun kaydedilip kaydedilmediği henüz bilinmeyen telefon ya da ev-ofis konuşmalarının dökümlerini veriyor, akılları sıra insanları rezil etmeye çalışıyorlar.Aramızdaki fark bu işte.*****Perinçek’in cezaevindeki durumuErgenekon nedeniyle tutuklu olan Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey’den bir mektup aldım dün. Özbey, Perinçek ve diğer İşçi Partili tutukluların Tekirdağ Cezaevi’nden alınarak Silivri’deki F tipi cezaevine nakledildiğini belirtiyor. Ancak avukatın iddiasına göre Perinçek diğer tüm tutuklulardan ayrılarak tek başına bir odaya konmuş. Avukat henüz herhangi bir mahkûmiyet cezası almamış olan Perinçek’in, yası dışı biçimde tek kişilik odaya konmasına karşı çıkarak “Müvekkilimin can güvenliğinden de endişe ediyorum” diyor. Avukat Özbey ayrıca Perinçek’in tecrit edilerek diğer arkadaşlarıyla birlikte savunma hazırlama olanağının da elinden alındığını savunuyor.Şu na kadar hiçbir duruşması yapılmamış olan Ergenekon davasına sürekli gölge düşürmek hangi mantığın ürünüdür anlamak çok zor. ***** Bir devlet adamının kalbi kafasında olmalıdır. Napoleon
Güneydoğu’da gencecik evlatlarımız şehit olurken eski Genelkurmay Başkanı’nın 1 milyon liralık (bir trilyon) lüks, zırhlı, televizyonlu, dörtçeker otomobile binmesini eleştiren ve Silahlı Kuvvetler’in yönetim kadrosunun da artık istifa konusunu düşünmesi gerektiğini belirten yazılarım okurlar arasında büyük yankı yarattı.Doğal olarak farklı tepkiler geldi. Büyük çoğunluk bu yazılara destek çıkıp eski Genelkurmay Başkanı’na yapılan ayrıcalıklı uygulamayı ayıplarken, küçük bir kesim de “Bu ve benzeri olaylar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak amacıyla kullanılabilir” endişesini taşıdıklarını belirtiyordu.Bu kaygıya ben de katılıyorum. Şurası bir gerçek ki, Türkiye’yi karanlığa götürmek ve özledikleri rejimi kurmak isteyenler önlerinde kalan tek engelin Silahlı Kuvvetler olduğunu biliyor. Bu nedenle her açıdan yıpratma kampanyalarını sürdürüyorlar.Ancak, ülkenin karanlığa gitmesinin önünde kalan tek engeli “oyuna gelmeyelim” paranoyası ile eleştirmekten kaçınırsak, şu anda eleştirdiğimiz faktörler, yarın önümüze tamiri mümkün olmayacak hasarlar olarak gelebilir.Bu konuya mutlaka demokrasi ve hukuk açısından bakmamız gerek. Eğer bir tehlikeye karşı demokrasi ve hukuk kurallarını bir kenara bırakmamızın “işimize daha çok geldiğini” düşünmeye başlarsak kendi sonumuzu da hazırlarız.Silahlı Kuvvetler’in son yıllarda, büyük oranda iktidarın tavrı ve siyasi hedefi nedeniyle elleri kolları bağlanmış durumdadır. Teröre karşı mücadelede kendine düşen görevi yapmakta zorlanmakta ancak bunu açık yüreklilikle söylemeyi belki de onuruna yediremediği için ağır biçimde yıpranmayı ve halkın gözünden düşmeyi bile göze almaktadır.Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Kuzey Irak’a yapılan kara harekatını hükümetin talimatı ile durdurmasını “Biz zaten bunu planlamıştık” açıklamasıyla sineye çekme yüce gönüllülüğünü unutmamalıyız.Şurası bir gerçek ki, Türk Silahlı Kuvvetleri demokratik sisteme ve hukuka harfiyen uymaya çalışmaktadır. Karar mekanizmasının siyasi otoritede olduğunu kabullenmiş bir görev sorumluluğu ile hareket etmektedir.Ama bu gerçek Silahlı Kuvvetler’in sorumluluğunda olan alanlarda hata yapmasını da mazur gösteremez. Asker demokrasi ve hukuka bağlılığı ile inancını kaybetmeden gerçekleri de kamuoyuna açıklamak durumundadır.Aksi takdirde eleştiri okları daha sıklaşacak ve yıpranma süreci de hızlanacaktır.Türkiye’nin göz bebeği olan ordusu ile ters düşme gibi bir lüksü yoktur ve olamaz.*****Abartılan güvenlikBüyük kentlerde artık adım başında bir alışveriş merkezi var. Terör tehditine karşı bu kalabalık merkezler çok ciddi güvenlik önlemleri alıyor.Garaja giren araçlar aranıyor, kapılardan girenler x-ray cihazından geçiriliyor. Bunun da üstüne neredeyse adım başında bir güvenlik görevlisi var.Bunlar elbette halkın güvenliği açısından çok önemli. Ancak son zamanlarda dikkat ediyorum güvenlik önlemi adına işi çok abartanlar da var.Örneğin, insanlar sanki uçağa alınıyormuş gibi x-ray cihazları ile çok titiz arama yapılıyor. İyi güzel de bir alışveriş merkezine girmek için insanları bu kadar sıkıntıya sokmanın da alemi yok. Tabii güvenlik personeli de belki iyi eğitilmediği için kapılarda anlamsız tartışmalar yaşanıyor.Oysa x-ray cihazlarının ölçüleri vardır. Silahla sigara paketinin parlak kabı aynı şiddette sinyal vermez. Ama bunu ayarlamak gerekir. Belli ki bu ayarlar yapılmadığı için x-ray cihazları metal veya benzeri her şeye aynı şiddette sinyal veriyor.Oysa sinyal şiddetinin ayarları tam yapılsa cihaz olur olmaz her şeye tepki vermeyecek kapılarda “Bir daha geçin” gibi bir uyarı ya da “Cebinizdekini görmek istiyorum” gibi anlamsız sözlerle karşılaşmayacaksınız.*****TatbikatTemel ile Dursun bir gün paraşüt tatbikatına katılmışlar. Diğer paraşütçüler gibi onlarında uçaktan atlama sıraları gelmiş ve kendilerini boşluğa salıvermişler. Temel’in paraşütü açılmış ancak Dursun’un ki açılmamış.Dursun, Temel’e:- Ula Temel bu meret açılmayi da!..Temel:- Ula Tursin yardimci paraşüti aç usağum!..Dursun yardımcı paraşütü açmaya çalışmış fakat o da açılmamış veDursun, Temel’e :- Ula Temel bu meret de açılmayi...Temel:- Boş ver uşağum nasul olsa tatbikattayız da...*****Sembolik eleştiriyi ciddiye almakSabah gazeteleri karıştırıyordum. Hürriyet Gazetesi’nde Ahmet Hakan adında bir yazarın yazısına gözüm takıldı. Yazar eski Genelkurmay Başkanı’nın 1 milyon liralık arabaya binmesini eleştirenlere karşı çıkıyor ve haksızlık yapıldığını savunuyordu.Yazar, eski Genelkurmay Başkanı’nın arabadan inmesinin bir anlamı olmayacağını ileri sürerek bu arabanın satılıp da karakol yapımında kullanılmasının şehit vermeyeceğimiz anlamına gelmeyeceğini söylüyor.Elbette haklı. Ama görmediği ya da görmek istemediği bir şey var. Bu eleştiriler veya öneriler semboliktir. Durumu saptamak adına yapılır.Durum aslında şudur: Güneydoğu’da bir karakol basılıp 17 askerimiz şehit edilmiştir. Genelkurmay bu karakolun güvenli bir yer olmadığını ve daha iyi bir karakol yapılması için maddi imkan bulunamadığını açıklamıştır.Hal böyleyken bir eski Genelkurmay Başkanı’na 1 milyonluk araç almak halkın vicdanını sızlatmaktadır.Konu maddi değil vicdani ve ahlakidir. Ortadaki garipliğin mecazi anlamda dile getirilmesidir. Bu tıpkı “Param olmadığı çocuklarımı bir iş adamını okuttu” diyen Başbakan’ın 40 bin dolarlık saat takmasının eleştirilmesi gibidir.Ya da şehitlerin daha cenazesi kalkmadan erkek erkeğe göbek atan AKP’lilerin vicdanları yaralaması gibi.Çok zengin bir iş adamının parasında da kimsenin gözü yoktur ve bu bir suç da değildir. Ama toplumun gözü önünde ölçüsüz para harcadığında ayıplanır.Yoksa kimse “paşaya araba alınacağına karakol yapılsaydı” mantıksızlığını savunmuyor.*****’Para her şeyi yapar’diyen adam, para için her şeyi göze alan adamdır. Benjamin Franklin
Yöneticilik sadece yetkilerden ibaret bir kavram değildir. Yetkilerden önce yöneticinin sorumluluğu gelir. Bir iş eğer kötü gidiyorsa yönetici emrindeki kişilerden hesap sorar, ama asıl sorumluluk kendisinde olduğu için gerektiğinde en ağır bedeli de kendisi öder.Bugün bir tren kazası olduğunda eğer işletmenin bir kusuru olduğu ortaya çıkarsa ilgili bakanın istifası istenebiliyor. Böyle bir durumda bakanın “Treni ben mi kullanıyorum” deme hakkı olmaz.Bir futbol takımı sahada üst üste başarısız sonuçlar alıyorsa, bunun bedelini antrenör öder. “Topu kaleye ben mi sokamadım” deme lüksü yoktur antrenörün.Bir şirket sürekli zarar ediyorsa bunun için çalışanlar cezalandırılmaz. İşi kim sevk ve idare ediyorsa hesap da ondan sorulur.Dünyanın her yanında olduğu gibi Türkiye’de de bu böyle. Ama bir kurum var ki, ne kadar başarısızlık olursa olsun sorumluların hiçbirinden hesap sorulamıyor veya kimse bir bedel ödemiyor.Bir yıl içinde önce Dağlıca şimdi de Aktütün’de katliam niteliğinde iki terör saldırısı yaşadık. Gencecik Mehmetçiklerimiz şehit oldu. Ve çok belli ki bu iki olayda da Silahlı Kuvvetler’in komuta kademesinin ihmali var.Bu durumda tıpkı başkalarında olduğu gibi sorumlu aramak ve bu sorumlunun bedelini ödemesini istemek hakkımızdır.Aktütün Karakolu’nun güvenlik açısından sakıncalı olduğunu bilip 3 kez basılmasına göz yummak sorumsuzluk değil midir? Bu konuda zamanında karar almayan, alınsa bile bu kararları uygulamayan yöneticiler yani komutanlar sorumlu tutulmayacak mıdır?Şehit cenazelerinde saf tutmak, şehitlerin aileleriyle birlikte ağlamak, “hesabı sorulacaktır, dökülen kan yerde kalmayacaktır” diye söylevler vermek işin sorumluluğundan sıyrılmak anlamına gelmez.Elbette hepimiz Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güveniyor ve inanıyoruz. Silahlı Kuvvetler’e dil uzatmak kimsenin haddi değildir ve olamaz da. Buna karşın bu duygular içinde “kol kırılsın yen içinde kalsın” mantığını savunmak yanlıştır. Türk Silahlı Kuvetleri’ne sahip çıkmak adına yapılan yanlışları ve gencecik evlatlarımızı elimizden alan ağır ihmalleri görmezden gelemeyiz.Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanları da artık tüm şeffaflıkları ile gerektiğinde istifa müessesesini çalıştırmalıdır.O arabadan inin lütfenGenelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız basın toplantısı yapıyor. Diyor ki: “Aktütün Karakolu’nun yeri zaten güvenlik açısından sakıncalıydı, bu nedenle yerinin değişirilmesine karar vermiştik.” Vallahi bravo. 44 fidanın şehit olmasından sonra bundan âlâ karar ve açıklama olamaz herhalde.Komutan devam ediyor: “Karakol binaları yeniden inşa ediliyor. Ama maddi imkanlar yetersiz. Zaten Aktütün Karakolu jandarma komutanlığının kendi imkanlarıyla yapılıyor, ancak bu kadar.” Buna da bravo.Peki bütün bunlar olurken emeklilik ikramiyesi olarak 1 milyon liralık (eski haliyle bir trilyon) zırhlı, televizyonlu Audi dörtçeker otomobile binen eski Genelkurmay Başkanı ne diyor acaba?Aktütün Karakolu’nun daha güçlü hale getirilmesi için kaç para lazım? 50 bin lira mı, 100 bin lira mı, 200 bin lira mı? Ama asla o zırhlı televizyonlu lüks otomobile verilen bir milyon lira değildir.Bu nedenle diyorum ki: “Paşam lütfen o arabadan inin. Bu devlet sizi koruyacak, kollayacak daha ucuz ve daha kullanışlı bir otomobil tedarik edecek güçtedir. Hatta o arabanın satılmasını sağlayın, alınacak paranın da bu karakolların güçlendirilmesi için harcanmasını isteyin. Size yakışan bu olacaktır.” Son günlerde kimi gördüysem bunu dile getiriyor. Belli ki, vatandaşın öfkesi burnunda. Emekli paşayı o arabanın içinde görenlerin yüreği sızladığı gibi çok ağır sözler de söylüyorlar.Öyle sanıyorum ki, bir süre sonra paşa o arabayla halkın arasına giremeyecek. Çünkü onu o arabanın içinde görenler fevkalâde sinirleniyorlar.İşe yaramayacak denizaltılara 6.5 milyar dolar bulundu amaAktütün Karakolu’na yapılan baskından sonra Genelkurmay’ın yaptığı “kahreden açıklamalar” insana ister istemez “Bu nasıl devlet, bu nasıl ordu?” sorusunu sorduruyor.Çok değil birkaç ay önce suyun 300 metre altına dalabilen denizaltılar için sipariş verildi. Bu denizaltıların şu andaki bütçesi 6.5 milyar dolar. Uzmanların söylediğine göre bu rakam önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Çünkü bu para proje ve tasarım aşaması için. Üretim sırasında ortaya çıkacak yeni teknik gelişmelerle bu rakamın daha da yükseleceği belirtiliyor.Üstelik bu denizaltıların Türkiye için gereksiz olduğu da ileri sürülüyor. Nitekim Yunanistan’ın da aldığı bu denizaltılar yüzemediği için hâlâ tezgâhta bekletiliyor.İşte insanın yüreğini yakan bu. Gencecik evlatlarımız sarp sınır boylarında birbiri ardına şehit olurken ve onlar için saglanacak güvenlik önlemleri “maddi sıkıntılar” yüzünden alınamazken, hangi savaşta ve ne şekilde kullanılacağı bilinmeyen denizaltılara minumum 6.5 milyar dolar ayırmak en basit deyimiyle savurganlıktır.O şehitlerimizin birinin bile canı o denizaltılardan daha değersiz değildir.Doğa TutkunuEsat Edin, doğa tutkunu, devrimci ruhlu bir işadamıydı. Yıllar önce Kemer’de doğa içinde yaşanılacak bir kent kurmayı hayal ettiğinde pek çok kişi “Çöplüğün içinden mi geçip gideceğiz” oraya diyordu. Edin direndi, hayalini gerçekleştirdi. Şimdi Kemer ve çevresi İstanbul’un cennet köşelerinden biri haline geldi.Edin hakkında pek çok suçlama da yapıldı. Bir ideali gerçekleştirmek uğruna bunlara göğüs gerdi. Bir ihmali ya da suçu olduğuna hiç inanmadım, ama kim bilir belki de yasalar böyle diyordu.Eşini 6 ay önce kaybetmişti. 4 çocuğuna annelerinin yokluğunu hissettirmemeye çalışıyordu. Onları hayattan ve doğadan koparmadan yetiştirmeye özen gösteriyordu. Ne yazık ki aşığı olduğu doğanın bir cilvesiyle hepsi birden aramızdan ayrıldı.İstanbul yeri zor doldurulur bir ferdini ve evlatlarını kaybetti. Allah kimseye bu acıları yaşatmasın.Mükemmel insanların aksayan tarafları daha çok göze batar. Goethe
Sevgili okurlar uzun tatili nihayet bitirdik. Ama bayramın sonunda yaşadığımız korkunç saldırı hem ağızlarda tat bırakmadı hem de toplumsal öfkeyi doruk noktasına çıkardı. Resmi söylem ise yine aynıydı: “Kimse merak etmesin, hesap sorulacaktır.” Elbette bu kimseyi tatmin etmiyor artık.İnanç kalmıyorBu söylem kimseyi tatmin etmediği gibi herkesin yüreğinde kuşku bulutları da oluşmaya başladı. Bir taraftan her gün yapılan operasyonlar ve PKK’nın kökünün kazındığına ilişkin açıklamalar, öte taraftan neredeyse her gün askerlerimizin şehit olması. Bir de üstüne kanlı bir karakol baskını ve katliam gibi şehit haberleri. O zaman kime, nasıl inanacağız.Kararlı davranmakOysa Türkiye’nin artık hamaset edebiyatı ve millete moral verme politikasını da gözden geçirmesi gerekiyor. Silahlı Kuvvetler’in gücünü öne sürerek güven verme çabaları, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın yurt dışı gezilerini iptal etmelerinin inandırıcı tarafı kalmadı. Türk halkı iktidar sahiplerinden artık kararlı bir çıkış istiyor.Şahinlik değilElbette buradaki kararlılık şahinlik anlamına gelmiyor. Yani hemen Irak’a girelim, yerle bir edelim gibi bir macerayı kastetmiyorum. Ama Türkiye güçlü olduğunu ve gerekeni kararlılıkla yerine getireceğini göstermek zorundadır. Türkiye’nin özellikle ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra caydırıcı olma özelliğini kaybettiğini görüyoruz.Suriye örneğiSevgili okurlar hatırlayın, teröristbaşı Suriye’deydi. O zaman da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik eylemler yapıyordu PKK. Ve bir gün Orgeneral Ateş, Suriye sınırına çok yakın bir yerde “Terörü ve başını korumaktan vazgeçin yoksa Türkiye gerekeni yapacaktır” dedi. Suriye bu kez Türkiye’nin çok kararlı olduğunu gördü ve teröristbaşını ülkesinden çıkardı. Sonucu biliyorsunuz, dünya teröristbaşına dar geldi.Şimdi de yapılabilirO halde sevgili okurlar, Türkiye aynı kararlılığı neden Irak’taki aşiret liderlerine karşı gösteremiyor. Tıpkı 1999’daki gibi örneğin aşiret liderlerine dersiniz ki “Sana 72 saat izin, bu olayın sorumlularını yakalayıp, terörü bitirmek için adım attın attın, yoksa karışmam.” Ama bunu yapamıyoruz, ki mutlaka başka nedenleri var. Bunları da hafta içinde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.İşler sarpa sarıyorSevgili okurlar haftayı tatille ve sonunda çok acı bir olayla geçirince yolsuzluk haberleri de pek yer almadı medyada. Ama bu haftadan itibaren yolsuzlukların yine gündemde olduğunu göreceğiz. İktidar özellikle Güneydoğu’daki olaylar nedeniyle gündemi elinde tutmak isteyebilir. Ama işlerin sarpa sardığı kesin, bunu durdurmaya takatları yetmeyebilir.Deniz Feneri parlayacakHükümeti ciddi sıkıntıya sokan Deniz Feneri olayı Adalet Bakanı’nın, kendisine yakıştıramadığım bir üslupla “Bana ne yaaa” sözleriyle yeni bir aşamaya girdi. Sayın Bakan “Bana ne” derken lafın ucunun hâkim ve savcılara gideceğini ve asıl onlara “Size ne yaaa” dediğinin farkındadır herhalde. Gerçi Mehmet Ali Şahin daha sonra sözlerini düzeltmeye çalıştı ama, ekrandaki görüntüsü hâlâ hafızalarda.Çankaya BelediyesiBu arada sevgili okurlar, beklenmedik bir anda CHP’li belediyelerin birinde skandal patlak verdi. Ankara Çankaya Belediyesi’ndeki rüşvet iddiaları ortalığı sarınca AKP mal bulmuş gibi buna sarıldı. “Tencere dibin kara” sözünü doğrulatmak isteyen AKP’liler “Bunu da yazın” diye medyaya saldırdı. Çankaya olayı dinci olmayan medyada çok geniş yer aldı ve almaya da devam ediyor.Dünya krizdeTürkiye yolsuzlukları tartışırken dünya gelmekte olan büyük krizin dehşetini yaşıyor. Türkiye şimdilik sakin. İktidar “Bir şey olmayacak” moralini pompalayarak tevekkül içinde bekliyor. “Türkiye de büyük bir krize girer mi?” Elbette panik havası yaratılmasın ama bu krizin Türkiye’yi etkilemeyeceğini söylemek için ekonomiyi hiç bilmemek gerek. Kapitalizmin sorgulanmasıABD’deki ekonomik kriz nedeniyle kapitalizm üzerinde de şiddetli tartışmalar yaşanmaya başladı. Kapitalizmin öleceğini hiç sanmıyorum. Buna karşın belli ki ciddi bir revizyondan geçecek. Tabii kısa bir süre öncesine kadar “Serbest piyasa ekonomisini bir din gibi algılayanların” yanıldığı da ortaya çıktı. Demek ki Amerika gibi bir kapitalist dev bile gerektiğinde devletin gücünü göstermesinden yana olabiliyormuş.Yenikapı’daki kazılarSevgili okurlar cumartesi günü Yenikapı’daki Marmaray kazıları sırasında ortaya çıkarılan tarihi eserleri yazmıştım. İstanbul’un tarihini 8 bin 500 yıl önceye götüren bu buluntular Türkiye için olduğu kadar dünya için de çok önemli. Türkiye’nin bunu çok iyi değerlendirmesi ve kısa vadeli çıkarlara bu hazinenin feda edilmemesi gerekiyor. Bu konuda toplumun her kesiminin duyarlı olmasını diliyorum.Bektaşi fıkralarıRamazan ayı boyunca klasik fıkraları bir kenara bırakıp Bektaşi fıkralarını paylaşmıştım sizinle. Çünkü Bektaşi fıkraları Anadolu insanının çıkarı için dini taassubu kullananlara karşı gösterdiği çok zarif bir protestodur. Fıkralardaki Bektaşi, din ve ibadetin insana ait olduğunu, bunu gösteriş için kullananların aslında ne kadar riyakâr ve sahtekâr olduklarını gösterir.Fıkralar biriktiTabii Ramazan boyunca Bektaşi fıkralarına yer verince köşenin diğer süsü fıkralar da birikti. Özellikle bu köşeyi hiçbir zaman fıkrasız bırakmayan sevgili okurum Yıldırım Tuna’nın fıkraları dağ gibi oldu. Pazar günleri bunları toplu halde sunarım artık.Bayram tebrikleriSevgili okurlar bayram boyunca pek çoğunuzdan e-mail yoluyla kutlama mesajları aldım. Bunların yetişebildiğim kısmına cevap yazmaya çalıştım. Ama takdir edersiniz ki tüm mesajları yanıtlamak çok zor oluyor. Bu nedenle lütfen beni mazur görün. Bu vesileyle geçmiş bayramınızı tekrar kutlar, gösterdiğiniz ilgi ve sevgi için teşekkür ederim. Hepinize iyi haftalar dilerim. *** Fikirlerini ve söylediklerini asla kabul edemem. Ama onları söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum. Voltaire
Güneydoğu’da terör olaylarının tırmanmaya başladığı dönemlerde PKK’nın en önemli lojistik kaynakları bu bölgedeki küçük köyler ve mezralardı. Dünyadan habersiz, kendi küçük dünyalarında yaşayan insanlar terör örgütü militanlarının yoğun baskısı altındaydı.PKK’lı teröristler eyleme giderken ya da güvenlik güçlerinden kaçarken bu küçük köy ve mezralara saklanırdı. Yine teröristler aç kaldıklarında bu küçük köy ve mezralara baskın yaparak orada yaşayan ve çok fakir olan insanların aşlarına, ekmeklerine ortak olur, hayvanlarını ve tarla mahsüllerini alırlardı.Bu gelişmeler güvenlik güçlerinin de elini kolunu bağladı. Çünkü baskı altında teröristlere yardım etmek zorunda kalan sade vatandaşlar, sonuçta yasal olarak suçlu duruma düştükleri için çoğu kez de takibata uğrardı.Turgut Özal, Başbakanlığı sırasında askerden gelen terörle mücadele önlemlerine, bu tür köy ve mezraların boşaltılması ve yaşayanların başka bölgelere gönderilmesi talebine hiç karşı çıkmadı.Özal şunu düşünüyordu: “Bu köy ve mezralardan çıkarılacak az sayıdaki vatandaşı ülkenin başka yerlerine göndeririz. Bunlar zaman içinde gittikleri bölgeye uyum sağlarlar ve bir tür asimilasyona uğrayarak en azından milliyetçi Kürt hareketlerinden uzak kalırlar.” Mantıken doğru bir bakıştı bu belki de. Ama uygulama böyle olmadı. Yerlerinden edilen vatandaşlar ülkeye dağılmak yerine belli bölgelerde bir araya geldiler. Daha önce 20-30 kişi birlikte yaşayanlar bu kez önce 300-500 kişilik gruplar halinde yaşamaya başladılar. Giderek bu sayı arttı ve bazı büyük kentlerin çevresi Güneydoğu’dan gelen insanlar tarafından adeta işgal edildi.Adana, Antalya, Mersin, İzmir, Adapazarı, İstanbul ve turizm kentleri bu bölgeden zorunlu göç ettirilen insanlarla doldu. Daha önce PKK baskısı altında devlete karşı çıkar konuma düşen vatandaşlar kalabalıklaştıkça bu kez bir tür Güneydoğu gettoları oluşturdular. Bu tür yapılanma terör örgütünün büyük kentlerde örgütlenmesine de kolaylık sağlamaya başladı.Bunun da ötesinde Güneydoğu’dan gelen her şehit haberinden sonra kentlerin çevresinde oluşturulan gettolarda yaşayanlar husumet çeker hale geldi. Öfkeler kabardıkça bu vatandaşlara karşı ön yargılar da güçlenmeye başladı.İşte son örneğini Balıkesir’in Altınoluk kasabasında yaşıyoruz.Bu gelişmeler insanı ürkütüyor. *****Şahinlere dikkatHain saldırı sonucu 15 askerimizin şehit olması üzerine dün özellikle haber kanalları gün boyu bu olayla ilgili özel yayınlar yaptı. Bu yayınlara telefonla veya stüdyolara giderek katılan pek çok kişi görüşlerini açıkladı.Doğal olarak herkes öfkeliydi, herkes heyecanının esiri olmak durumunda kalıyordu.Yüreğinde genç evlatlarımızın acısını taşımanın da etkisiyle konuşanların bazıları çok sert cevap verilmesi gerektiği üzerinde durdular. Bu konuşmacılar Silahlı Kuvvetler’in hemen harekete geçmesini, terör kamplarını yerle bir etmesini istediler.Ancak soğukkanlı olmak zorundayız, bunu asla unutmamamız gerek. Çünkü uluslararası terörün asıl amacı da bu. Terör örgütleri sınırımızın hemen dibinde kamplar kuruyorlar. Ama bu kamplarda teröristten çok sivil halk yaşıyor.İşte güvenlik kuvvetlerinin elini kolunu bağlayan da bu. Güç kullandığınız an sivil halkın bundan etkilenmemesi mümkün değil.Ve Türkiye terörle mücadele adı atında ister Türkiye topraklarında ister dışarıda bir sivilin bile zarar görmesine neden olursa bu altından kalkamayacağımız sorunları da beraberinde getirir.Bu nedenle Türkiye hiç zaman yitirmeden “Şehit kanı yerde kalmaz” gibi hamaset edebiyatı ya da “en etkin önlemler alınacaktır” gibi ucu belirsiz söylemler yerine, onurlu bir karar almalı ve bunu ciddiyetle yerine getirmelidir.Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu konuda güvenmek ve destek olmak zorundayız. Tahrik etmek egoları tatmin edebilir ama sonucunu da düşünmek hepimizin görevidir. *****ZamanlamaABD, tarihinin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıya. Her ne kadar Temsilciler Meclisi kurtarma paketini kabul etse de, ekonomistler 1929 krizinden bile ağır bir krizin geleceğini ısrarla söylüyorlar.Ekonomik kriz tsunami gibi gelirken, ABD, 30 gün sonra yeni başkanını seçmek üzere sandık başına gidecek.Kısacası Amerika’nın gözü şu anda dünyayı görecek durumda değil.Ve tam bu aşamada, üstelik Türkiye de bu ekonomik kriz dalgasının kendisini nasıl etkileyeceğini hesaplayamazken Irak sınırından hain bir saldırı gerçekleşiyor.İster istemez insanın aklına “Türkiye böyle bir kargaşa ortamında bir yere mi sürüklenmek isteniyor?” sorusu geliyor.*****ABD istihbaratı ne oldu?Türk Silahlı Kuvvetleri bir süredir ABD’nin istihbarat paylaşımı sayesinde terör örgütüne karşı etkili operasyonlar yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ da basın toplantısında Amerika ile “fevkalade” bir uyum içinde çalıştıklarını açıklamıştı.Ancak dün yaşadığımız acı olay bu istihbarat paylaşımının “duruma” ve “isteğe” göre yapıldığı izlenimi veriyor.Genelkurmay açıklamasına göre PKK’lı teröristler Irak tarafından ve ağır silahlar kullanarak gerçekleştirdi bu saldırıyı. Gerilla taktiği ile sızma harekâtlarını anında saptamak ve bildirmek teknik olarak belki zaman alabilir. Ama ağır silahlar kullanılıyorsa bunları anında saptamak bugünkü teknolojide çocuk oyuncağı.Bu konuda fazla bilgimiz yok ama, belli ki ABD bölgedeki bu hareketlenmeyi ve koordinatları Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ya vermedi ya da geç verdi.Askeri olarak doğal koşullar nedeniyle bölgeye anında ulaşmak zor olsa da, ağır silahların yerinin saptanması ve hemen imha edilmesi o kadar da zor olmasa gerek.İktidar bölgedeki tüm kontrolü ABD’ye bırakmış durumda. Siyasi olarak da Kürt yönetiminin başındaki iki aşiret reisini muhatap alıyor. Artık bu politikanın gözden geçirilmesi gerek herhalde.*****Şehitlerimizin anısınaSevgili okurlar bu köşeyi sürekli izleyenler Pazar günleri diğer günlerden farklı olarak hafif, neşeli, esprili yazılara yer verdiğimi biliyorlar. Bunun amacı haftanın bir günü bile olsa tüm dertlerden ve sıkıntılardan uzaklaşarak keyif almaktır. Bugün yine sizler için çok hoş ve esprili yazılar hazırlamıştım. Ancak dün sabah Şemdinli’nin Aktütün karakoluna yapılan alçak saldırıyı haber aldık. Bu terör saldırısında ne acıdır ki 15 fidanımız şehit düştü. Hain saldırının acısıyla bu pazar alıştığınız yazılara yer vermek açıkçası içimden gelmedi. ***** Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller La Rochefoucauld