Askeri ancak kendisi yıpratır

Haberin Devamı

Güneydoğu’da gencecik evlatlarımız şehit olurken eski Genelkurmay Başkanı’nın 1 milyon liralık (bir trilyon) lüks, zırhlı, televizyonlu, dörtçeker otomobile binmesini eleştiren ve Silahlı Kuvvetler’in yönetim kadrosunun da artık istifa konusunu düşünmesi gerektiğini belirten yazılarım okurlar arasında büyük yankı yarattı.

Doğal olarak farklı tepkiler geldi. Büyük çoğunluk bu yazılara destek çıkıp eski Genelkurmay Başkanı’na yapılan ayrıcalıklı uygulamayı ayıplarken, küçük bir kesim de “Bu ve benzeri olaylar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak amacıyla kullanılabilir” endişesini taşıdıklarını belirtiyordu.

Bu kaygıya ben de katılıyorum. Şurası bir gerçek ki, Türkiye’yi karanlığa götürmek ve özledikleri rejimi kurmak isteyenler önlerinde kalan tek engelin Silahlı Kuvvetler olduğunu biliyor. Bu nedenle her açıdan yıpratma kampanyalarını sürdürüyorlar.

Ancak, ülkenin karanlığa gitmesinin önünde kalan tek engeli “oyuna gelmeyelim” paranoyası ile eleştirmekten kaçınırsak, şu anda eleştirdiğimiz faktörler, yarın önümüze tamiri mümkün olmayacak hasarlar olarak gelebilir.

Bu konuya mutlaka demokrasi ve hukuk açısından bakmamız gerek. Eğer bir tehlikeye karşı demokrasi ve hukuk kurallarını bir kenara bırakmamızın “işimize daha çok geldiğini” düşünmeye başlarsak kendi sonumuzu da hazırlarız.

Silahlı Kuvvetler’in son yıllarda, büyük oranda iktidarın tavrı ve siyasi hedefi nedeniyle elleri kolları bağlanmış durumdadır. Teröre karşı mücadelede kendine düşen görevi yapmakta zorlanmakta ancak bunu açık yüreklilikle söylemeyi belki de onuruna yediremediği için ağır biçimde yıpranmayı ve halkın gözünden düşmeyi bile göze almaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Kuzey Irak’a yapılan kara harekatını hükümetin talimatı ile durdurmasını “Biz zaten bunu planlamıştık” açıklamasıyla sineye çekme yüce gönüllülüğünü unutmamalıyız.

Şurası bir gerçek ki, Türk Silahlı Kuvvetleri demokratik sisteme ve hukuka harfiyen uymaya çalışmaktadır. Karar mekanizmasının siyasi otoritede olduğunu kabullenmiş bir görev sorumluluğu ile hareket etmektedir.

Ama bu gerçek Silahlı Kuvvetler’in sorumluluğunda olan alanlarda hata yapmasını da mazur gösteremez. Asker demokrasi ve hukuka bağlılığı ile inancını kaybetmeden gerçekleri de kamuoyuna açıklamak durumundadır.

Aksi takdirde eleştiri okları daha sıklaşacak ve yıpranma süreci de hızlanacaktır.

Türkiye’nin göz bebeği olan ordusu ile ters düşme gibi bir lüksü yoktur ve olamaz.

*****


Abartılan güvenlik

Büyük kentlerde artık adım başında bir alışveriş merkezi var. Terör tehditine karşı bu kalabalık merkezler çok ciddi güvenlik önlemleri alıyor.

Garaja giren araçlar aranıyor, kapılardan girenler x-ray cihazından geçiriliyor. Bunun da üstüne neredeyse adım başında bir güvenlik görevlisi var.

Bunlar elbette halkın güvenliği açısından çok önemli. Ancak son zamanlarda dikkat ediyorum güvenlik önlemi adına işi çok abartanlar da var.

Örneğin, insanlar sanki uçağa alınıyormuş gibi x-ray cihazları ile çok titiz arama yapılıyor. İyi güzel de bir alışveriş merkezine girmek için insanları bu kadar sıkıntıya sokmanın da alemi yok. Tabii güvenlik personeli de belki iyi eğitilmediği için kapılarda anlamsız tartışmalar yaşanıyor.

Oysa x-ray cihazlarının ölçüleri vardır. Silahla sigara paketinin parlak kabı aynı şiddette sinyal vermez. Ama bunu ayarlamak gerekir. Belli ki bu ayarlar yapılmadığı için x-ray cihazları metal veya benzeri her şeye aynı şiddette sinyal veriyor.

Oysa sinyal şiddetinin ayarları tam yapılsa cihaz olur olmaz her şeye tepki vermeyecek kapılarda “Bir daha geçin” gibi bir uyarı ya da “Cebinizdekini görmek istiyorum” gibi anlamsız sözlerle karşılaşmayacaksınız.

*****


Tatbikat

Temel ile Dursun bir gün paraşüt tatbikatına katılmışlar. Diğer paraşütçüler gibi onlarında uçaktan atlama sıraları gelmiş ve kendilerini boşluğa salıvermişler. Temel’in paraşütü açılmış ancak Dursun’un ki açılmamış.

Dursun, Temel’e:

- Ula Temel bu meret açılmayi da!..

Temel:

- Ula Tursin yardimci paraşüti aç usağum!..

Dursun yardımcı paraşütü açmaya çalışmış fakat o da açılmamış ve

Dursun, Temel’e :

- Ula Temel bu meret de açılmayi...

Temel:

- Boş ver uşağum nasul olsa tatbikattayız da...

*****


Sembolik eleştiriyi ciddiye almak

Sabah gazeteleri karıştırıyordum. Hürriyet Gazetesi’nde Ahmet Hakan adında bir yazarın yazısına gözüm takıldı. Yazar eski Genelkurmay Başkanı’nın 1 milyon liralık arabaya binmesini eleştirenlere karşı çıkıyor ve haksızlık yapıldığını savunuyordu.

Yazar, eski Genelkurmay Başkanı’nın arabadan inmesinin bir anlamı olmayacağını ileri sürerek bu arabanın satılıp da karakol yapımında kullanılmasının şehit vermeyeceğimiz anlamına gelmeyeceğini söylüyor.

Elbette haklı. Ama görmediği ya da görmek istemediği bir şey var. Bu eleştiriler veya öneriler semboliktir. Durumu saptamak adına yapılır.

Durum aslında şudur: Güneydoğu’da bir karakol basılıp 17 askerimiz şehit edilmiştir. Genelkurmay bu karakolun güvenli bir yer olmadığını ve daha iyi bir karakol yapılması için maddi imkan bulunamadığını açıklamıştır.

Hal böyleyken bir eski Genelkurmay Başkanı’na 1 milyonluk araç almak halkın vicdanını sızlatmaktadır.

Konu maddi değil vicdani ve ahlakidir. Ortadaki garipliğin mecazi anlamda dile getirilmesidir.

Bu tıpkı “Param olmadığı çocuklarımı bir iş adamını okuttu” diyen Başbakan’ın 40 bin dolarlık saat takmasının eleştirilmesi gibidir.

Ya da şehitlerin daha cenazesi kalkmadan erkek erkeğe göbek atan AKP’lilerin vicdanları yaralaması gibi.

Çok zengin bir iş adamının parasında da kimsenin gözü yoktur ve bu bir suç da değildir. Ama toplumun gözü önünde ölçüsüz para harcadığında ayıplanır.

Yoksa kimse “paşaya araba alınacağına karakol yapılsaydı” mantıksızlığını savunmuyor.

*****


’Para her şeyi yapar’diyen adam, para için her şeyi göze alan adamdır. Benjamin Franklin


DİĞER YENİ YAZILAR