Deniz Feneri’nde topyekûn inkâr

Haberin Devamı

AKP, Deniz Feneri olayındaki şoku atlatmaya çalışıyor. Skandalın ortaya çıktığı sırada panikleyen ve ses yükselterek hedef saptırmaya çalışan AKP şimdi Başbakan’dan da aldığı güçle “toplu inkâra” yöneldi.

Son birkaç gündür AKP’li ve AKP’ye yakın medyayı izliyorum. Haberler “Her şey yalan” diye başlıyor. Ardından olmadık komplo teorileri sıralanıyor. Kimi Deniz Feneri skandalını Ergenekon’a bağlamaya çalışarak “Alman derin devleti ile Ergenekon iş birliği yaptı” diyor.

Kimi “Türkiye’deki bir medya grubu Alman Mahkemeleri üzerine baskı kurmuş, istediklerini yaptırıyorlar” diyor.

Ne gariptir ki, bu kadar “absürd” iddialara ne yazık ki inananlar, bunlarda doğruluk payı arayanlar var.

Bu tipik bir “psikolojik propaganda” yöntemidir. Ortaya çok ciddi bir iddia atılır. Siz bu iddiadaki noktaları yok farzeder ve “topyekûn” bir yalanlama yoluna gidersiniz. Sesinizi o kadar yükseltirsiniz ki size güvenen, destek veren çevreler bundan şiddetle etkilenir ve “yalan” söylemine inanır.

Başbakan bu yöntemi çok iyi biliyor. Daha ilk günden “yalan” dedi. Oysa “yalan” dediği Deniz Feneri olayı değil, mahkeme sürerken yapılan bir maddi yanlıştı. Deniz Feneri Derneği’nin Asya’daki tsunami faciası için gönderdiği para Kızılay’a Başbakan’lık eliyle ulaştırılmıştı. Mahkemenin ilk günü bu ifade “Başbakan’a para gitti” biçiminde anlaşıldı. Erdoğan sadece bu konu üzerinde durarak herkesi “müfteri” ilan etti, muhalefet yaptığını düşündüğü medyaya savaş açtı ve gazete boykotu yapılmasını istedi.

Ama Erdoğan bunu öyle ustaca yaptı ki, kendisine körü körüne inanan insanlar tüm Deniz Feneri olayının yalan olduğunu sandı.

Şimdi skandalın kahramanları uygun iklimin oluştuğuna kanaat getirdiler ve “topyekûn” inkâr aşamasına geçtiler. İlk günlerde ne yapacağını şaşıran RTÜK Başkanı her şeyin yalan olduğunu, kendisini ilgilendiren hiçbir şey bulunmadığını söylüyor. Adalet Bakanı skandalı tamamen Almanya’ya yıkarak “Bana ne yaa” diyebiliyor. Deniz Feneri Derneği yöneticileri hiçbir şey olmamış gibi “bu yalanlar yolumuzu kesemez” diyor.

Peki bu “psikolojik propaganda” başarılı olabilir mi? Bir süre için evet. Ama Türkiye de muz cumhuriyeti değil ki. Baskı altında da olsa yargı ve hukuk çalışıyor. Eninde sonunda vicdanları da paramparça eden bu skandalın hesabı sorulacaktır.

*****


Generalin golf tatili

Hain teröristler Aktütün’de karakol basıp 17 askerimizi şehit ederken Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu Antalya’da golf oynuyormuş. General, haberi 2. delik için sıra beklerken öğrenmiş. Gerekli görüşmeleri yapıp talimatlar verdikten sonra da oyununa devam etmiş.

Şimdi dinci basın bunu diline dolamış durumda. Ama tuhaftır eleştiriler generalin “zengin sporu” sayılan golf oynaması üzerine yoğunlaşıyor. Oysa konu generalin zengin sporu yapması değil, bu kadar kritik bir günde tatiline devam etmesidir.

Babaoğlu “Aktütün’e ben mi gitseydi?” diye sorarak savunuyor kendisini. Elbette kendisi gitmeyecek, buna karşın jetler uçarken generalin sporuna devam etmesi hiç hoş olmadı.

İşte dün de yazdığım gibi bunlar sembolik nitelik taşırlar. Kamuoyu kritik durumlarda en yetkili kişileri görevlerinin başında görmek ister. Yoksa bugünün teknik olanaklarıyla general Antalya’daki golf sahasından bile operasyon yönetebilir. Keşke tatilini kesip Ankara’ya dönseydi. Yapacağı iş aynı olacaktı belki ama kamuoyu önünde itibarı zedelenmeyecekti.

*****


Bugün Cem TV’deyim

Cem TV uzun süredir yayın yapıyor. Ancak evimde uydu sistemi olmadığı için izleyemiyordum. Cem TV şimdi Digitürk’e de girmiş. 57’nci kanaldan yayın yapıyor. Artık benim de izleme olanağım oldu.

Cem TV, Dijitürk’e girişiyle birlikte yeni yayın dönemini de başlatmış. Yepyeni program ve sunucularıyla artık ekranda. Hayırlı olsun demek istiyorum.

Ben de yarın Cem TV’nin ana haber bültenine katılacağım. Ana haberleri yılların deneyimle ve çok başarılı ismi Gülgün Feyman sunuyor. Feyman her akşam saat 18.30’da başlayan haberleri 20.00’ye kadar sürdürüyor.

Yarın akşam saat 19.00 sıralarında ana haberlere konuk olarak katılarak son gelişmelerle ilgili görüşlerimi açıklayacağım. Merak edenlere duyurmak istedim.

*****


Şeffaf davranış bizimkileri çok şaşırtıyor demek

Dinci basının Almanya’daki Deniz Feneri olayı ile ilgili kopardıkları gürültü davanın savcı ve hâkimini de kapsıyor. Alman savcı ve hâkimin bir televizyon kanalına demeç vermelerini eleştiren dinci basın “İşte” diyor, “Tezgâh buradan belli oluyor. Dünyanın neresinde savcı ve hâkimler böyle röportajlar verir?”

Hukukuna ve demokrasisine güvenen ülkelerde bu tür şeffaf daranışlar çok doğaldır. Ayrıca Alman savcı ve hâkim kendi ülkelerindeki bir durumla ilgili konuşmuyorlar. Dedikleri çok basit: “Bizi ilgilendiren bölümünü hallettik, cezalarını verdik. Ama bilin ki asıl suçlular sizin ülkenizde. Eğer vicdanları alt üst eden bir yolsuzluğu artaya çıkarmak istiyorsanız bizim başladığımız yoldan siz devam edin.”

Tabii bizde şeffaflığın yerini bel altı vurmalar, gizli ilişkiler ve bilgi sızdırma alınca dinci basın şaşkına dönüyor ve ne yapacağını bilemiyor.

Almanlar bu kadar şeffaf davranırken bizimkiler ne yapıyor yandaş gazetecilere bilgi sızdırıyor, kişilerin dava ile ilgisi olmayan ve hukuka uygun kaydedilip kaydedilmediği henüz bilinmeyen telefon ya da ev-ofis konuşmalarının dökümlerini veriyor, akılları sıra insanları rezil etmeye çalışıyorlar.

Aramızdaki fark bu işte.

*****


Perinçek’in cezaevindeki durumu

Ergenekon nedeniyle tutuklu olan Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey’den bir mektup aldım dün. Özbey, Perinçek ve diğer İşçi Partili tutukluların Tekirdağ Cezaevi’nden alınarak Silivri’deki F tipi cezaevine nakledildiğini belirtiyor. Ancak avukatın iddiasına göre Perinçek diğer tüm tutuklulardan ayrılarak tek başına bir odaya konmuş. Avukat henüz herhangi bir mahkûmiyet cezası almamış olan Perinçek’in, yası dışı biçimde tek kişilik odaya konmasına karşı çıkarak “Müvekkilimin can güvenliğinden de endişe ediyorum” diyor. Avukat Özbey ayrıca Perinçek’in tecrit edilerek diğer arkadaşlarıyla birlikte savunma hazırlama olanağının da elinden alındığını savunuyor.

Şu na kadar hiçbir duruşması yapılmamış olan Ergenekon davasına sürekli gölge düşürmek hangi mantığın ürünüdür anlamak çok zor.


*****



Bir devlet adamının kalbi kafasında olmalıdır.

Napoleon

DİĞER YENİ YAZILAR