Sevgili okurlar önceki haftanın sonunda yaşadığımız acı olayın etkisi sürerken Diyabakır’da da 5 polisin şehit olduğu hain terör saldırısıyla yeniden sarsıldık. Tekrar hepimizin başısağolsun derken ateşin asıl düştüğü yere, şehitlerimizin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dilerim.
Asker mücadelenin neresinde
Geçen haftayı üst üste gelen terör saldırılarından sonra yoğun bir eleştiri havasında geçirdik. Özellikle Silahlı Kuvvetler’in Aktütün baskınında ihmalinin olup olmadığı üzerinde çok duruldu. Ancak bu heyecanlı tartışma ortamı içinde Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadelede nerede olduğu konusu pek gündeme gelmedi.
Asker bekliyor
Aslına bakarsanız hepimizin yanıldığı bir nokta var. Güneydoğu’da terörle mücadele, Silahlı Kuvvetler’in ya da daha doğru deyişle Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın görev ve yetki alanında değil. Bu bölgede terörle mücadeleyi sürdüren asıl güç jandarma. Ve biliyorsunuz jandarma askeri bir kuvvet olmasına rağmen aynı zamanda İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Kara Kuvvetler’i ise sınır bekliyor.
Asker operasyon yapmaz
İşte üzerinde pek durmadığımız ve eleştiriyi topyekûn Silahlı Kuvvetler’e yönelttiğimiz nokta bu. Şu anda Kara Kuvvetleri’ne bağlı birlikler sınırları koruyor ve ancak üzerlerine bir saldırı gerçekleştiğinde savunma amaçlı güç kullanıyor. Bunun dışında terörist izleme, operasyon yapma gibi bir yetkileri yok. Olmadığı gibi bu tür bir yetkiyi kullanmaları halinde suç işlemiş duruma da düşüyorlar. Sadece Hava Kuvvetleri sınır ötesi harekât yapıyor.
Jandarma görevde
Sevgili okurlar Güneydoğu bölgesinde şehit olan da operasyona katılan da Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı birliklerdir. Bu konudaki emir ve talimatlarla yetki ve sorumluluğu da İçişleri Bakanlığı’ndan almaktadır. Buna karşın herhalde hepinizin dikkatini çekmiştir, hiçbir eleştiride İçişleri Bakanlığı’nın adı geçmedi. Halbuki asıl hesap sorulması gereken makam İçişleri Bakanı.
Bakan var mı?
Ancak burada da şu sorun ortaya çıkıyor. Hangi önemli olay olursa olsun, konunun ilgili bakanını hiçbir zaman göremiyoruz. Nitekim bu tür kanlı terör olaylarından sonra İçişleri Bakanı da ortaya çıkmıyor. Sanıyorum çıkmadığı için de kimsenin dikkatini çekmiyor ve “Nerede bizim bakan?” diye de soran olmuyor.
İstifaysa ona da
Ben de Silahlı Kuvvetler’in özellikle terör konusunda gösterdiği çekingenlik ve alınan başarısız sonuçlar sonunda “istifa” konusunun gündeme gelmesi gerektiğini yazdım. Ama eğer bir askerin kendini sorumlu tutarak istifasını istiyorsak konunun bir numaralı sorumlusu İçişleri Bakanı’nın da istifasını istemek zorundayız. Tabii bunca olay arasında Sayın Bakan’ı bulunduğu yerden bulup çıkarabilirsek.
Askere eleştirinin dozu
Geçen hafta içinde gazetelerde köşesi olan pek çok isim askere yönelik eleştiriler kaleme aldılar. Bu kimi okurlar için de çok şaşırtıcı oldu. Gelen mesajlarda “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin cumhuriyetin temel ilkeleri konusunda ayakta kalan tek kurum olduğu” özellikle vurgulanarak, “Askeri yıpratarak iktidarı niçin sevindiriyorsunuz” deniyordu. Eleştiri dozunun biraz kaçmış olduğunu elbette düşünebiliriz, ama mantığımız asla böyle olmamalı.
Ne yapılacaktı yani?
Demokratik bir hukuk düzeninde gerektiği durumda herkes eleştirilebilir ve eleştirilebilmelidir de. Silahlı Kuvvetler kurum olarak cumhuriyetin ayakta kalan tek savunucu diye bu kurumdan çıkan ve yaptıkları yanlışlar nedeniyle Türkiye’ye bedel ödetenler eleştirilmeyecekti de ne yapılacaktı? Bir emekli komutanın altına alınan 1 milyon liralık arabayı getirmek için özel uçak tutulması ve bir korgeneralin bu işle görevlendirilmesi yazılmıyorsa zaten medya sorumluluk görevini yerine getirmiyor demektir.
En büyük eleştiri
Asker eleştirisinden en büyük payı kuşkusuz Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu aldı. Babaoğlu herkesin hakkı olduğu gibi tatil yapıyor ve hoşlandığı bir sporla ilgileniyordu. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak spor yaptığı sırada 17 askerin şehit olduğunu öğrenmiyorsa ve bu konuda gereğini yerine getirmiyorsa söylenecek çok şey olur. Evet, herkesin tatil hakkıdır ama bazı makamlar da fedakârlık ister.
Hükümetin çekingenliği
Ankara’da art arda yapılan terör zirvelerinden de önemli bir sonuç çıkmadı. Yazımın başında anlattığım gibi aslında Kara Kuvvetleri Komutanlığı “yasal nedenlerle” teröre karşı etkili müdahalede bulunamadığı için bazı yasaların değişmesini istiyor. Ancak bu yasaların değişmesi halinde Avrupa Birliği Uyum Yasaları da ağır hasar görecek. Oysa yasalar değişmeden de buna bir çare bulunabilir. Çünkü askerin istediği değişiklikler aslında yasalarımızda mevcut.
Olağanüstü hal isteği
Peki nerede derseniz, olağanüstü hâl yasalarında. Eğer Güneydoğu’da olağanüstü hâl ilan edilirse bu yasal engeller ortadan kalkacak. İşte hükümeti tedirgin eden ve çekingenliğe iten de bu. “Asker olağanüstü hâl yetkisi alırsa acaba başımız sıkıntıya girer mi?” korkusu hükümeti kilitlemiş durumda.
Bilek güreşi gibi
Bu durumda Ankara’da kamuoyunun pek fark edemediği bir bilek güreşinin sürdüğünü söyleyebilirim. Başbakan, askerin bu talebini kırmak amacıyla “Asker ne istediyse verdik” diyerek tabanına mesaj verirken, Devlet Bakanı Cemil Çiçek de “Hani Güneydoğu BBG evi gibiydi” diye sorarak askerin önünü kesmeye çalışıyor. Bu bilek güreşinin nasıl sonuçlanacağını yakında göreceğiz.
Yolsuzluk haberlerine devam
Tabii üst üste gelen terör olayları kimi yolsuzluk olaylarını bir parça geriye itti. Ancak gündemin daha heyecanlı olması nedeniyle kimse de sevinmemeli. Çünkü medyanın önemli bir bölümünün yolsuzluk olayları üzerinde durmaya devam edeceği anlaşılıyor. Öncelikle Deniz Feneri olayının biraz daha aydınlanması ve Türkiye’nin de “mecbur kalarak da olsa” harekete geçmesi gerekiyor. Savcılara “Size ne yaaa” anlamına gelecek mesaj gönderen Adalet Bakanı’na rağmen, namuslu ve yürekli savcılar olduğuna kamuoyunun inancının tam olduğunu düşünüyorum.
Bu hafta yoğunum
Sevgili okurlar siz bu satırları okurken yoğun bir programla dolu olan bir yurtdışı gezisinde olacağım. Ancak biliyorsunuz teknik olanaklar sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun gündemi anbean izleyip yazı da yazabiliyorsunuz. Yani Türkiye’de olmasam bile sizlerden ayrı kalmayacağım tabii ki.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.
Konfüçyüs

