Geçen akşam, DENİZTEMİZ/TURMEPA sivil toplum örgütünün 10'uncu kuruluş yılını kutlama törenindeydim. Rahmi M. Koç Müzesi'nin, asfaltlısı dolmuş olduğundan yedek toprak otoparkına bırakmak zorunda kaldığım arabamdan iner inmez etrafımı muhteşem bir çimen kokusu sardı. Yağmur da hafif çiselediğinden olmalı, Haliç'in tam dibinde, yıllardır burun direğimizi kıran pis kokunun yerini, harikulade bir çimen kokusu almıştı. Bunun için başta Sayın Bedrettin Dalan olmak üzere, emeği geçen her yetkiliye teşekkürü borç biliyorum.TURMEPA, Hopa'dan İskenderun'a kadar uzanan, 8.400 kilometrelik kıyılanınızda, 51 noktadaki bölge koordinatörleriyle denizleri temiz tutma çabasını sürdüren bir dernek.Yeni neslin bu bilinçle yetişmesi gayesiyle ilköğretim okullan ve liselerde çeşitli konferanslar düzenleyip, gençlerimize konuya ilişkin duyarlılık kazandırmaya çalışıyorlar. Çok da iyi yapıyorlar. Bu etkinliğe ilaveten, marinalarımızda tekne kaptanları, gemici ve marina personeline de deniz kirliliğinin önlenmesi konusunda seminerler düzenliyorlar. TURMEPA'nın deniz süpürgesi diye tanınan 5 adet teknesi var. Gönüllülerin desteklediği bu faaliyet de kıyılarıımızın devamlı temiz tutulması için çaba içinde. Bu faaliyet neticesinde 10 yıl içerisinde 15.000 ton katı atık ve 250 ton petrol atağı toplanmış.Acil Mavi adıyla başlatılmış, mavi denizleri koruma ve kurtarma amacıyla çalışan ÜCRETSİZ telefon hattı da(0-800 261 18 38) vatandaşların şikâyetlerini bildirmeleri için kullanılıyormuş. Bugüne kadar 1.300 şikâyet alıp gereğini yapmışlar. Ayrıca internette deniz ve kirlilik konularında, halkımıza hizmet sağlayan (www.turmcpa.org.tr) bir Bilgi Hizmet Hattı açmışlar.Uluslararası kurumlarla da işbirliği içinde olan TURMEPA, özellikle komşumuz Yunanistan ile yakın çalışmalara imza atmış. Böylelikle derneğin faaliyetleri uluslararası boyut kazanmış. Onar kişilik çok zarif süslenmiş masalara yerleşen davetliler arasında kimler yoktu ki? Cem Boyner, Canan ve Mehmet Barlas, Oya Başar ve Levent Kırca, Betigül ve Asaf Güneri, Güneri Civaoğlu, Nuri Çolakoğlu, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır ve eşleri gibi İstanbul'un en ileri gelen tabakası, gecede hazır bulunmuş ve Başkan Rahmi Koç Bey'in öz ve kısa konuşmasını, Deniz Ticaret Odası' ndan Sayın Cerrahoğlu'nun anlatımlarını, Karamanlis hükümetinin Ege Denizi'nden Sorumlu Bakanı Aristotelis Pavlidis'i ve Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldınm'ı dikkatle dinlemiş ve alkışlamışlardır.Harikulade bir müzik eşliğinde Divan'in hazırladığı leziz yemekleri yerken kağıt peçete kullanmak ihtiyacını duydum. Beyaz kolalı peçetelere dudak rujumun silinmesinden hiç hoşlanmam. Garsona bu ricamı belirtince, sonradan adının Mehmet olduğunu öğrendiğim Erzurumlu genç, "Şimdi getiririm Ayşe Abla. Şarkı mı isteyeceksin?" diye sordu. "Hayır, yemekte kullanacağım. Neden öyle dedin?" diye sorduğumda, "Ayşe Abla, bizim meslekte kağıt peçete isteyenler muhakkak üzerine, orkestranın çalmasını istediği parçanın ismini yazıp bize verirler de ondan. Afedersiniz" diye cevap verdi. Gülben Ergen'in gecenin sanatçısı olarak sazıyla çıkması tüm davetlileri çok sevindirdi. Söylediği her parçaya herkesin bire bir eşlik ettiğini hayretle izledim. Gülben ve müziği, davetlileri coşturdu.Rahmi Koç Bey'in masasında, Aristotelis Pavlidis ve Binali Yıldırım'a ilaveten bir de İstanbul Fener Rum Patriği Barthelomous olunca, oradaki 10 kişi ellerini çırpıp, tempo tutamadı. Pek çok sarışın bayan, Rahmi Bey'in yakınına gelerek kendilerini bizzat kutladı. Haklıydılar çünkü bence TURMEPA, çok önemli işlere imza atmaya devam edecektir. 10'uncu yıllarını kutluyor, nice on yıllara diyorum.Otomobilime döndüğümde aynı çimen kokusu yine mis gibi etrafımı sardı. Derin bir nefes aldım ve Haliç'in karşı yakasında inci gibi dizilmiş ışıklara baktım. Yabancıların hayran olduğu "Golden Horn" yani "Altın Boynuz", hakettiği güzelliğe ve kokuya kavuşmuştu.Bu gelişmede TURMEPA'nın da katkısı olduğuna eminim. Bir de Tuna gibi Karadeniz'e akan sanayi atıklanyla dolu su temizlenebilse, çok iyi olur düşüncesindeyim. Artık TURMEPA'nın istikameti bu yaman engeldir ve aşılması şarttır. Allah yardımcıları olsun!
Bugün, okulu ve adı bende saklı bir öğrenciden aldığım mektuptan alıntılar yapmak istiyorum. Bu konuda her öğrencinin bana yazmasını, dertlerini ve şikâyetlerini bildirmesini rica ediyorum."Ben bir üniversite öğrencisiyim. Geçtiğimiz günlerde sizin köşenizde Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde bir hocanın öğrencilerine karşı söylediği aşağılayıcı sözleri okudum. Hiç şaşırmadım. Bakın benim üniversitemde neler oluyor:1- Hocalarımız arasında öğrencisiyle yaşayanlar var.2- Birçok hoca, 'Bu sene arabamı değiştirmem lâzım, o yüzden yaz okulu açacağım. Siz de artık yaz okuluna geçersiniz' diyebiliyor.3- Bir kız arkadaşım, hocaya dersinden geçtiğini söyleyince o hoca, 'Gel öp bakayım' deme cüretini gösteriyor.4- Odasına notumu sormaya gittiğimde, 's.....git! Asınca öğrenirsin' diyebiliyor.5- Derslerde küfürler ediliyor.Burada kime sorsanız bunları söylerler ama dışarıya anlatmaktan korkarlar. Herkes köprüyü geçene kadar ayıya dayı demeye alışmış."Bu mesaja çok teşekkür ediyorum. İlkokul birinci sınıftan, üniversite son sınıfa kadar öğretmenlik yapan her kişinin, öğrencilerimize çok daha saygılı olması beklenmektedir.Eminim pek çoğu da böyledir. Ama bir tek kişinin bile sınıfta küfür eder biçimde, öğrencileri suiistimal eder şekilde, cinsel ilişkiyi anıştıran yaklaşımlarda bulunması, maalesef hiç bu yollara sapmayan, saygıyla öğrencisine yaklaşan birçok öğretmeni de rahatsız eder.Öğrencilerin okul zamanları, tüm öğretmenlerinin bildiği ama bazılarının sürekli biçimde unuttuğu gibi onların formasyonlarının tamamlandığı yıllardır. Her öğretmen, örnek alınacak nitelikte hareket etmek zorundadır. Yukarıda sıraladığım bazı örneklerden anlıyorum ki, en azından bu üniversitede, hem laubalilik, hem suiistimal, hem de olmaması gereken ilişkiler yaşanmaktatır. Öğrencilerimiz çok uyanık, zeki ve akıllı olduklarından, gözlerinden hiçbir şey kaçmamakta ancak şikâyet ederlerse, notlarına yansıyacağı endişesinden korkmaktadırlar.Bu yazım sadece ve sadece öğrencilerine saygı duymayan öğretmenleredir. Sizden sevgi bekleyen yoktur. Ama saygı?İşte ona mecbursunuz! Her öğrencinize saygıyla yaklaşmak zorundasınız. Sınıfta, odanızda, kampusta kızıp hiçbir öğrenciye küfür edemezsiniz. Öğrencilerimiz bu ülke için çok önemlidir. Bu konularda üzülmüş, gururu kırılmış öğrenciler varsa bunu bana bir mesajla iletebilirler.Dikkat... Dikkat...Ölen yavrulara içim yanıyorTrenlerin sadece kent içinden geçtiği noktalarda değil, kent yakınından bile geçtiği kavşaklara kırmızı ve yeşil ışıklı işaretlerle inip kalkan kırmızı / beyaz çizgili bariyerler koymazsanız, bir dikkatsiz şoförün 08.30 ziline yetişeceğim telaşıyla atladığı raylardaçoluk çocuğunuzu kaybedebilirsiniz. O kadar üzgünüm, o kadar üzgünüm ki! Polatlı'da meydana gelen tren-minibüs kazasında yavrusunu kaybeden ailelere içim yanıyor. Hepsine başsağlığı diliyorum. Yaralı yavrulara da Allah acil şifalar versin diyorum. A. Ö.Dikkat...Kitap yardımı için bir çağrıAdıyaman'ın Besni ilçesindeki Anadolu Kız Meslek Lisesi'nin kitap ihtiyacı var. Bu lisedeki çocuklarımıza yardım elinizi uzatınız. Müdire Meral Umut'a (0415) 318 10 53 numaralı telefon / fakstan ulaşabilirsiniz.
Koskocaman Güney Amerika kıtasında sadece Brezilya'da Portekizce konuşulup, diğer ülkelerde İspanyolca konuşulduğunu biliyorsunuz. Aslında bu konu ilginç geliyor bana. Neden? Çünkü Güney Amerika'nın en büyük ülkesi de Brezilya! Bu kadar büyük bir toprak bütünlüğü yüzyıllardır çatlamamış, lisan birliği yerleşmiş, ülke gelişmeye doğru emin adımlarla ilerlese bile fukara halk ile ülkeye yüzyıllar önce Afrika'dan getirilmiş köleler bu konumlarından kurtulmuş olsalar da zor şartlarda yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Brezilya'da siyah ırkın gittikçe bilinçlendiği, sesini yükselttiği bir döneme giriliyor. Sao Paulo'yu ele alalım. Bu kentin devlet üniversitesi her yıl çok zor bir imtihanla 9 bin öğrenci kabul edebiliyor. Müracaat edenlerin sayısı ise 140 bin! Devlet üniversitesi olduğu için ücretsiz eğitim gören öğrencilerin yüzde 100'ü beyaz."Giriş imtihanlarını tabii ki beyaz öğrenciler kazanır. Onlar zengin. Özel okullardan, güzel eğitimlerden, kurslardan geçtikten sonra bu imtihana giriyor ve kazanıyorlar. Bizlerin böyle bir şansı yok! Üstün körü bir ilköğretim gördükten sonra ücretli olduğu için ek ders alamadığımızdan dolayı imtihanda başarı elde edemiyoruz. Bu eşitsizliktir. Bu insafsızlıktır. Protesto ediyoruz" diye konuşan bir öğrenciyi dinliyorum. Eskiden köle kabul edilmiş bir halk, bugün özgürlüğünü elde etmiş bir konumda durumunu sorguluyor. Brezilya tarihiyle yüzleşiyor.Eskiden görülmemiş sahneler yaşanıyor Sao Paulo'da! Örneğin yürüyüşler, gösteriler yapılıyor. Bir taraftan çeşitli boylarda davullar çalınır ve siyah gençler dans ederken diğer taraftan mikrofonda, bugüne kadar verilmemiş haklar bir bir sayılıp isteniyor. "Bizler de iyi eğitim almak istiyoruz. Bizler de devlet üniversitelerine girmek istiyoruz. Bu imkânı sağlamak adına üniversite yönetimi bizler için kota koymalıdır" diyen bir gence kulak veriyorum."Benim için diploma önemlidir. Hem de herhangi bir diploma değil, iyi eğitim veren üniversitelerden diploma almak zorundayım. Başka türlü iyi iş bulamam, hem kendimin hem de ailemin karnını doyuramam. Özel bir kursa gidip diploma alacak olabilsem bile bu Brezilya'nın bugünkü iş hayatında yeterli değil. İşyerleri tek diplomayla bile yetinmez oldu. Herkes koşturuyor. Arkada kalmışlık duygusu içindeyiz. Biz de iyi bir eğitim almak istiyoruz. Bunu gerçekleştirmek için bizim gibi gençlerin aynı üniversitede eğitim görmesi, yönetimin kota ayırmasına bağlı..."Brezilya tarihiyle hesaplaşıyor. Masadaki sorunlar yavaş yavaş ama hallediliyor.Dikkat... Dikkat...Kredi kartı kullananlara küçük bir uyarı!* Kredi kart kullanımında dikkatli misiniz? Bütçesinin üzerinde masraflar yapmaya devam edenler var mı? Sonradan üzülmeyesiniz diye sizleri şimdiden uyarıyorum. Ödeyebileceğiniz kadar masraf yapın. İnanın bana şu veya bu şekilde ödemelerinizde birkaç ay geciktiğinizde, ödemeniz gerekecek miktarın çok yükseklere tırmanacağını biliniz. "Ahhhh! Şimdi ne yapacağım ben?" diye ağlamanız hiçbir işe yaramayacaktır. Bunun örneklerini gördük. Haciz işlemleri kapınızı çok çabuk çalacaktır. Bir de böyle dertlerle uğraşmamanız için lütfen cebinizdeki sağlam paraya göre masraflarınızı yapınız! A. Ö.
Milli Eğitim Bakanımız olarak bir konuya eğilmenizi ve mümkünse uygulamaya geçirmenizi rica ediyorum. Ben lise diplomamı Türkiye'de alamadan iş hayatına atılmak zorunda kaldığım için ABD'ye gittiğimde imtihanlara girerek orada almıştım.Tam, her imtihandan geçtiğimi ve mezuniyet belgemi almaya hazır olduğumu sandığım anda yetkililer, "İlk Yardım Kursu"ndan geçmediğimi belirterek en yakın sağlık kurumunda haftada iki gün verilen bu kursa gitmemin şart olduğunu belirttiler.Bu kursta gösterilenleri yazılı olarak da bir kitapçıkta toplamışlardı. Bu kitapçığı çalışmam şarttı. Kalp krizi geçiren bir insana nasıl müdahale edileceği, herhangi bir yeri kesilen kişiye nasıl yardım edileceği, kırık bir kolun tıbbi malzeme yokluğunda nasıl emniyete alınacağı gibi daha birçok konuda yapılması gerekli uygulamaları öğrendim ve liseden mezun oldum. Bu çalışmayı son derece faydalı buldum ve birkaç kez zor durumda kalan kişilere yardım bile ettim. İyi ki öğrenmişim. İyi ki ABD lise müfredatı bu çalışmayı tüm öğrencilerine şart koşmuş.Bildiğiniz gibi ben ve arkadaşlarım yıllardır televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, sivil toplum kuruluşlarında hanımlara yönelik programlar, çalışmalar ve araştırmalar hazırlamaktayız. Türk kadınının, içinde bulunduğu zor şartlardan kurtulması için eğitimini tam olarak almasını, iş hayatına atılmasını, kişiliğini bularak doğru kararlar vermesini teşvik etmekteyiz. Töre ve geleneklerin yüzyıllardır yer ettiği bölgelerde yanlış düşünce ve değerlendirmeleri değiştirmenin, Ağrı Dağı'nı yerinden oynatmak kadar zor olduğunun farkındayız.Ekranlardan, sinema perdelerinden, yazılı basından yıllardır ne kadar bağırırsak bağıralım bugün hâlâ doğu ve güneydoğu bölgelerimizde günde ortalama 3-4 kızımız töre cinayetlerine kurban gitmektedir. İnanır mısınız gerekçeler arasında, "Radyo programına telefon edip şarkı istemek" bile var."Kadın Hakları"Bir kere Türk halkı olarak, "Biz AB'ye girmek istiyoruz" diye arzularımızı durmadan dile getirirken, başını kuma gömen kuşlar gibi gerçeklerden ne kadar uzakta olduğumuzun farkında olmalıyız. Daha dün TRT'de yaptığım "Kardelen" programına katılan bir seyircim, canlı yayında telefonla bizi arayarak Güldünya'nın ölmesinin şart olduğunu açık bir biçimde belirtti. Bu bey ve eşi, önümüzdeki perşembe günü benim programıma gelip görüşlerini belirteceğini de açıkladı. Çok memnun oldum. Çünkü bu beyefendinin görüşleriyle benim görüşlerim arasında Dicle Nehri uzunluğunda farklar var ve birbirimize birbirimizi anlatarak anlamaya çalışacağız.Ben bu programlarımı 10 yıldır yaparım. Meslektaş arkadaşlarım da aynı konuları işleyip dururlar. İlerleme, zihniyet değişikliklerini gerçekleştirme zorluklan hergün başımıza balyoz gibi inmektedir. Benim size ve yetkililerinize önerim şöyledir:Lise müfredatımıza, "Kadın Hakları" diye bir ders koyulsun. Bu çalışmada, kadınlara karşı işlenen hangi suçlara hangi cezaların verileceği belirtilsin. Örneğin öldürmenin cezası, yaralamanın cezası, dövmenin cezası, sözle tacizin cezası kaç yıldır, kaç paradır, mekân mahallinden kaç metre uzaklaştırmaktır vs? Bütün bu hareketlerin insan haklarına aykırılığı nereden ileri gelmektedir? Hukukçularımızın, sosyal bilimcilerimizin ve ruh bilimcilerimizin birleşerek böyle pratik bir kitapçık hazırlayabileceklerine inanıyorum. Liselerden mezun olacak erkek veya kız, her çocuk bir sömestrlik eğitimden geçtikten sonra diplomalarını alabilmelidirler.Öğretmenin işinin kolay olmayacağını, çocukların gerçek yaşamları hakkında sorular soracaklarını tahmin edebiliyorum. Ancak bu gelişmeyi elde edemezsek ülkemizin, yabancı ülke topluluklarına dahil edilmeyeceği endişesini taşıyorum. Aynı şekilde trafik eğitimi ve trafik cezaları da her lise öğrencisine öğretilmelidir. Uyuşturucu ve alkol konusunda da benzer çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Eminim daha birçok konuda öneriler gelebilir. Çok da faydalı olur. Gelenek ve törelerin değişmesi, ülkemizin yüzde 50'sini teşkil eden kadınların öneminin anlaşılması, cinayet, zulüm ve eziyete son verilmesi için yardımınıza ihtiyacımız olduğunu belirtirim.
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen demişler ki: "Güney Kıbrıs halkı referanduma 'hayır' derse iki toplumu birbirinden ayıran yeşil hat, AB sınırı haline dönüşecek ve bölünme kalıcı olacaktır." Bu yetmemiş, Kuzey'e yönelik ekonomik ambargonun kaldırılacağının işaretini de vermiş! 30 yıldır üzerimize bağlanmış bulutların dağıldığı, güneşin pırıl pırıl parladığı noktadayız.Burası, 'sıfır'ın aşıldığı, artının yükseldiği noktadadır. Burası, gerçeklerin ortaya çıktığı, dünya kamuoyunun bilip de sanki bilmezden geldiği ama artık cascavlak bildiğini itiraf ettiği, adada birbirini tahakküm altına alamayacak iki toplumun bulunduğu ve bir diğerinin öbürü üzerinde üstünlük taslamasının çok yanlış ve insan haklarına aykırı olduğunu kabul ettiği ve bunun için çaba verdiği noktadır. Geçen gece Powell'ı dinliyorum: "There is no 'B' Plan for Cyprus! Those who say 'no must think again." (Kıbrıs için 'B' planı yok. 'Hayır' diyecekler bir kere daha düşünmeliler.) New York'ta başlayan görüşmelerin, takip etmesi muhtemel istikametlerinden birisinin bu olacağını düşünmüş ve yıllardır Rum tarafının dünya kamuoyu önünde yalan ve uyduruk senaryolarla oynadığı, "En büyük biziz, başka büyük yok. Kıbrıs'ı ancak biz temsil ederiz" martavallı oyununun sona ereceğini belirtmiştik. Kıbrıs ziyaretlerimizin birinde Haluk ile bir taksi tutup Kuzey Kıbrıs'ın güney şeridine inipdolaştığımızı hatırlıyorum. Bakımsız bir limana gelip, kır lokantasında harikulade bir Akdeniz balığı yemiştik. Tadı hâlâ damağımdadır. Sonra şoför bey, bizi olağanüstü portakal bahçelerine götürmüş ve dallar üzerinde çürümeye yüz tutmuş ve yerlere düşüp çimenleri süslemiş turuncu topların heba olduğu sahneleri göstermişti.Portakalın değerini bilmiyor, ticari getirişini hesaplayamıyor muydu Kuzey Kıbrıs halkı? Hayır! Peki bu milli servet nasıl heba oluyordu? Şoför bey izah etti: "Efendim, ambargodan dolayı bizler bu meyveleri pazarlayıp satamıyoruz. Bizi bir tek Türkiye tanıdığı için anavatana satmak istedik. Bu sefer Mersin ve Antalya portakal üreticileri devreye girdi ve hükümete baskı yaptı. Şimdi Türkiye'ye de satamıyoruz. Her mevsim mahsul çürüyüp gidiyor işte."Diğer taraftan düşünüyorum. Japonya, portakal suyu ithal etmek için dev tankerler inşa etmiş ve ticaretini bunlarla yapıyor. Ne kadar hazin! Kuzey Kıbrıs halkı, 30 yıldır bu üzüntü ve dertlerle cebelleşti. Türkiye'den başka hiç kimse elini uzatmadı. Türkiyeli iş adamları da akıbeti belli olmadığı için yöreye yatırım yapmadı.Referandumda Kuzey'in "Evet", Güney'in ise "Evet" veya "Oxi" (hayır) demesi halinde tüm bu hazin gelişmeler son bulacak. Sanki kurumuş bir çiçeğe su verilecek, çiçek canlanıp serpilecek, insanlığa rengârenk güzellikler sunacak.Neden? Çünkü yıllar boyunca Türk halkını küçük gören, görmezden gelen, buranın hakimi "biziz" diye dünya kamuoyu önünde çeşitli senaryolar sahneleyen Kıbrıs Rum yönetimlerinin maskesi New York'ta düşmüştür! Oyun içinde oynanan oyunlar meydana çıkmıştır. Zaten bu nedenle Çölaşan'ın sorusuna değindiğim yazıda, "...artık başlarını yastıklarına koymakta zorlanacaklar" demiştim. Yapılan araştırmalarda Kuzey'de "Evet" sonucu çıkacağı belli oluyor. Çok güzel!!!Güney'de Rum halkı şaşkın. Kilise bir taraftan, siyasiler diğer taraftan "Oxi" diye bastırıp duruyorlar. Bu daha da güzel. Neden? Çünkü "Game over!" Oyun bitti! Hele "OXI" derlerse daha da güzel bir sonuç olacak. Hani "Happy end" (Mutlu son) derler ya? Oyun da bitti, parti de bitti! Açın pencereleri, 25 Nisan'da yepyeni bir gün pırıl pırıl bir güneş doğuyor!
Buyrun Ayşe Hanım! Nereye efendim?" "TRT'ye gidiyoruz, Ulus'a. Nasılsınız şoför bey?""Allah'a çok şükür Ayşe Hanım. Gelecek hafta emekli oluyorum.""Ne mutlu size, ne kadar güzel. Memleket neresi?""Memleket Aksaray. Babamlar 1960 yılının başlarında yerleşmişler İstanbul'a.""Çoluk çocuk?""İki oğlum var. Büyüdüler Allah'a çok şükür.""Hiç memlekete dönmeyi düşünür müsünüz?""İmkânı yok düşünmem. Orada durum hep aynı.""Nasıl yani?""Ayşe abla, bizim köyde insan hasta olsa doktor yok, hastane yok, okul yok. Yok oğlu yok. Size bir şey söyleyeyim mi? Almanya olmasa biz perişandık vallahi. Babamla annem oralara gidip çalıştılar da bizler geçinebildik. Ölmedik yani!""Memlekette geçim oldukça zordu herhalde?""Zor da laf mı Ayşe abla, zor da laf mı? İnan bana meyve diye karpuzun kabuğunu yerdik. Babam kışın bir tane portakal getirirdi eve. Kardeşlerimle bir hafta top diye oynardık o portakalla. Ahhh biz neler çektik, neler! Almanya sağolsun. Onlar kazandılar, yemediler içmediler bize gönderdiler. Bizler de bunun farkındaydık haaa! Ancak bizler de çok çalıştık burada. Allah'a şükürler olsun." "Eviniz var mı?""Var Ayşe abla. Yaptık onu da. Bu arada bir de yazlık aldım. Ayvalık'ta, tam denizin kenarında. İnanamazsın öyle güzel ki!""Kutlarım sizi. Düşeş desenize!""Hem de nasıl düşeş! 350 metrekare toprağım var. Geçen yıl da üç katlı bir tripleks yaptım. Kendi ellerimle haaa! Üstte 6 yatak odası yer alıyor. Ev küçük ama bir terasım var! Görmen gerek. Deniz de ha şuracıkta! Allah sanki, Al oğlum bu da senin olsun' dedi. Bunu hayal bile edemezdim. Cumartesi günü taşınıyoruz hanımla. Toprakla uğraşacağım. Almanya'dan gelirler, hazırlanacağız.""Allah mutluluğunuzu daim etsin. Ben giriş kapasında ineyim lütfen. Belki yazın yolum düşerse sizin eve uğrarım.""Ahhh o kadar iyi olur ki Ayşe abla. Beklerim vallahi. Sen Çanakkale'desin zaten biliyorum. Muhakkak gel. Muhakkak!"Okuyucu mektubuTeknolojiyi eğitime nasıl yansıtabiliriz?■ Üniversitedekiİ bir pro fesörümüzün sınıfta söylediklerini size aktarmak istiyorum: "Ben, İstanbul'daki öğrencilerime bir konuyu anlattığımda hemen anlıyorlar ama burada (Karadeniz Teknik Üniversitesi) sizlere aynı konuyu anlattığımda çabuk anlamıyorsunuz. Çünkü İstanbul üniversitelerini kazanan öğrenciler ÖSS'de sizlerden çok daha yüksek puan alıyorlar." (Adı bende saklı bir okurum)* Aman aman! Nasıl doğru adrestesin biliyor musun? ABD'de benim profesörüm şöyle demişti: "Benim size ders anlatmam artık şart değil. Kocaman insanlar oldunuz. Burası lise değil. Lütfen kitaplarınızdan, belirteceğim bölümlerdeki konuları okuyun, kütüphanelerde, internette araştırmalar yapın. Ben istersem sınıfta günlük gazete okuyabilirim, şiir yazabilirim, hayale bile dalabilirim. Hatta sınıfa bile gelmeme gerek yok. İnternetten bana ulaşıp, imtihan sorularınızı alabilir, cevaplarınızı da e-posta ile gönderebilirsiniz." Bu da şaşırtıcı değil mi? Ama benim verdiğim örnek teknolojinin gelişmesini ve eğitime yansımasını anlatırken sizin profesör, ağzından çıkan kelimeyi hiç düşünmeden konuşmuş. Çok üzüldüm.
Geçen akşam CNN International'da, 11 Eylül komisyon sorgulamasında Ashcroft'u dinliyoruz ki, birden gözüm alttaki kırmızı bantta geçen mesaja takıldı. "Türk" kelimesini gördüm. Endişelendim. Beklemeye başladım. Çünkü aynı haber bantları tekrar ediliyordu.Biraz sonra Türk Milli Takımı Teknik Direktörlüğüne Ersun Yanal'ın getirildiği haberi geçti. Allah Allah! Bugüne kadar CNN International, bizim milli takım antrenör tayinleriyle ilgilenmiş miydi? Dikkat etmemiştim. Hemen bu haberin ardından gene "Türk" kelimesi geçti. Bir haber bandı daha geçiyordu. Hemen not ettim:"Turkish General Hilmi Özkök says United Nations Plan to reunite Cyprus falls short of Turkey's military demands."Tercümesi: "Türk General Hilmi Özkök, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs'ı birleştirme planı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin beklentilerinin altında kaldı dedi."Şaşırdım tabii. Benim dinlediğim konuşmada böyle bir ifadeye rastlamamıştım. Konuşmayı ya ben yanlış algılamıştım ya da haberi Türkiye'den CNN'e geçen muhabir.Haksız saldırılarSayın Özkök, açık ve seçik biçimde, "Doğru karan TBMM ve Kıbrıs halkı verir" demişti.Evet, planın olumlu ve olumsuz yönleri var denmiş, yeni uyarlamalar ve ilave sorumluluklar olduğu da belirtilmişti. Bunların olması da belki doğaldı. Böyle durumlarda hiçbir tarafın, yüzde yüz istediğini elde edemeyeceğini de birçok yorumcu bildirmişti.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, bir bakıma bu görüşleri doğruluyordu.Sayın Özkök bir şey daha söylüyordu: "TSK'ya haksız saldırılar var. TSK, değişimin önünde en büyük engel gösterilmektedir."İşte bu ifadesi, yukarıda CNN International'da okuduğum ifadeye uyuyordu. Çünkü konuşmada, "Efendim, Türk Silahlı Kuvvetleri Annan Planı'ndan şunları, bunları bekliyordu ama baktık ki bizim istediklerimiz yok. Dolayısıyla Annan Planı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin beklentilerinin çok altında çıkmıştır."Böyle bir ifade yok ama mesajda "var" gibi.Oysa yok!Gerçekten yorum konusunda tüm dünya çok dikkatli olmalıdır düşüncesindeyim. Aramızda çıkan gerginliklerin pek çoğunun yanlış yorumlamalardan kaynaklandığına inanıyorum.Okuyucu mektubuBu sese kulak verelim lütfen!Yalnız başıma iki oğlumu okutmaya onları hayata hazırlamaya çalışıyorum. Birisi uzak bir ilde üniversitede, diğeri ise lisede eğitimlerine devam ediyorlar. Gelirimiz gerçekten çok kısıtlı. Ben de evde çalışarak para kazanmak ve çocuklarımı okutmak istiyorum. Mesela börek, poğaça, kek gibi şeyler yapabilirim. Acaba böyle işler var mı? Ayşe Hanım, adım ve telefonum lütfen sizde saklı kalsın. İstanbul'da Kadıköy tarafında oturuyorum. Belki sesime, bu tür şeylere ihtiyacı olan bir restoran veya bir pastane sahibi kulak verir diye düşünüyorum ve umutla bekliyorum. Teşekkürler.Dikkat... Dikkat...Arabasını satanlara bir uyarıOtomobilinizi sattığınızda, paranızı aldıktan sonra evraklan ve ruhsatı yeni sahibinin üzerine geçirmezseniz ileride hiç beklemediğiniz durumlarla karşılaşır ve çok üzülürsünüz. Bana gelen mesajlar nedeniyle bu konuya değindim.
"Haluk, uyan lütfen! Lütfen uyan!!!""Hayrola Ayşe ne oldu? Eve hırsız mı girdi?""Yok Haluk ama garip bir rüya gördüm. Çok garip bir rüya!""Haydi kalk o zaman. Ben de hemen geliyorum."Derhal iki çay hazırladım (bu poşet çayı keşfedene şükürler olsun). Malûm koltuğa kurulduk!Mehtap tabak gibi bize bakıyor!"Ne rüyası? Anlat bakalım!""Hani yeni seçilen Belediye Başkanımız var ya?""Kadir Topbaş mı?""Aynen. Evde yalnızım. Kapı çalıyor. Açıp bakıyorum ki Kadir Topbaş ve eşi kapımızdalar!""Yapma yahu?""Korktun değil mi? Aynı ben de öyle! Şaşırmışım tabii. Buyrun, muyrun diyorum.""Bizim eve mi aldın?""Canım girmediler. Yalnız Başkan dedi ki: Ayşe Hanım. Eşimle ön tarafa park ettiğiniz arabanızı gördük. Sol aynanız neyle tutturulmuş öyle?' Haluk, bir anda yüzüm kıpkırmızı oldu. Ne diyeceğimi bilemedim.""Ona ne bizim arabamızın sol aynasından yahu?""Canım, hani sol aynamı selobantla tutturdun ya?""Ne var bunda? Ne olmuş yani?""Halukcuğum. Yeni Belediye Başkanımızla bütün İstanbul, büyük bir temizlik kampanyası içine girmiş durumda.""Girmişse ne olmuş yani?""Yahu kentin her yeri tertemizmiş de bir tek bizim arabanın sol aynası göze batıyormuş.""Deli misin Ayşe? Ne biçim rüyalar bunlar? Yatarken ne yedin sen, söyler misin bana?""Hiçbir şey yemedim. Ama o ayna yaptınlacak Haluk Bey! Daha fazla rezil olamam ben.""Cumadan önce yaptıramam. Yarın bir yara bandıyla tuttururum. Ama cuma gününe söz!"Hemen, "Haluk" diye itiraz edecek oldum..."Haydi gel, ben yatıyorum. Yarın da ben sana rüyamı anlatayım da gör bakalım, rüya nasıl görülürmüş?""Şimdi anlat!""Olmaz. Belki devamı gelir diye acele edip uyumam lâzım."Ben de bu rüyayı öğrenip sizlere anlatmazsam sevgili okuyucular!Okuyucu mektubuBu çirkin yapılaşmaya artık son verin■ Bebek Camii'nin ön cephe duvarında bir umumi tuvalet ve onun üzerinde de su deposu var. Bunların yanında ise "kuş yemi bulunur" levhası olan bir kulübe yer alıyor. Dünyanın neresinde tarihi bir yapının ve kutsal mekânın çevresinde böyle çirkin ve estetikten yoksun bir yapılaşmaya izin verilir? Ayrıca caminin önündeki otopark, yayıldıkça yayılıyor. Bebek otobüs durağı arkasında bulunan büfenin çevresindeki görüntü kirliliğine de dikkat çekmek istiyoruz. Deniz otobüsü durağının Bebek park dokusuna hiç uymadığını, doğal çevreye aykırı bir görüntü sergilediğini düşünüyoruz. Boğaz'ın güzel manzarası da kapanmaktadır. Bebek dernek üyelerinin harekete geçmelerini bekliyoruz. Bebekli olmanın gereğinin yapılmasını rica ediyoruz. (Adları bende bir grup okurum) * Sizlere katılıyorum. İspanya, Fransa ve İtalya sahillerini gezseniz böyle manzaralara rastlamazsınız. Maddi imkânsızlıklar mı çevreyi bu hale getiriyor? Sanmam! Kişide biraz zevk, biraz merak, biraz titizlik olsa çok temiz durumlar yaratabilir ve yaratmalıdır.